13. Lem'a/3, Sh 73 |4.İşaret | Ekseriyet-i mutlaka ile yokluk şerr-i mahz, varlık hayr-ı mahzdır episode artwork

EPISODE · Dec 12, 2024 · 50 MIN

13. Lem'a/3, Sh 73 |4.İşaret | Ekseriyet-i mutlaka ile yokluk şerr-i mahz, varlık hayr-ı mahzdır

from Lem'alar Mecmuası · host Av. Ali Kurt

Dördüncü İşaret: Adem, şerr-i mahz; ve vücûd, hayr-ı mahz olduğuna, ehl-i tahkîk ve ashâb-ı keşif ittifâk etmişler. Evet ekseriyet-i mutlaka ile hayır ve mehâsin ve kemâlât, vücûda istinâd eder ve ona râci‘ olur. Sûreten menfî SAYFA 74 ve ademî de olsa, esası sübûtîdir ve vücûdîdir. Dalâlet ve şerler ve musibetler ve ma‘siyetler ve belâlar gibi bütün çirkinliklerin esası ve mayası; ademdir, nefiydir. Onlardaki fenâlık ve çirkinlik, ademden geliyor. Çendân sûret-i zâhiriyede müsbet ve vücûdî de görünseler, esasları ademdir, nefiydir. Hem bilmüşâhede sâbittir ki, bina gibi bir şeyin vücûdu, bütün eczâsının mevcûdiyetiyle takarrur eder. Halbuki onun harâbiyeti ve ademi ve inhidâmı, bir rüknün ademiyle hâsıl olur. Hem vücûd, herhalde mevcûd bir illet ister. Muhakkak bir sebebe istinâd eder. Adem ise, ademî şeylere istinâd edebilir. Ademî bir şey, ma‘dûm bir şeye illet olur. İşte bu iki kaideye binâendir ki, şeytân-ı cin ve insin kâinâttaki müdhiş âsâr-ı tahrîbkârâneleri ve envâ‘-ı küfür ve dalâleti ve şürûr ve mehâliki yaptıkları halde, zerre mikdar îcâda ve hilkate müdâhaleleri olmadığı gibi, mülk-ü İlâhîde bir hisse-i iştirâkleri olamıyor. Ve bir iktidar ve bir kudretle o işleri yapmıyorlar, belki çok işlerinde iktidar ve fiil değil, belki terk ve atâlettir. Hayrı yaptırmamakla, şerleri yapıyorlar. Yani şerler oluyorlar. Çünkü mehâlik ve şürûr, tahrîbât nev‘inden olduğu için, illetleri, mevcûd bir iktidar ve fâil bir îcâd olmak lâzım değildir. Belki bir emr-i ademîyle ve bir şartın bozulmasıyla, koca tahrîbât olur. İşte bu sır, Mecûsîlerde inkişâf etmediği içindir ki; kâinâtta “Yezdân” nâmıyla bir hâlik-ı hayır, diğeri “Ehrimân” nâmıyla bir hâlik-ı şer i‘tikād etmişlerdir. Halbuki onların “Ehrimân” dedikleri mevhûm ilâh-ı şer, bir cüz’-i ihtiyârîyle ve îcâdsız bir kesble şerlere sebebiyet veren ma‘lûm şeytandır. İşte ey ehl-i îmân! Şeytanların bu müdhiş tahrîbâtına karşı, sizin en mühim kuvvetli silâhlarınız ve cihâzât-ı ta‘mîriyeniz, istiğfârdır ve اَعُوذُ بِاللّٰهِ demekle Cenâb-ı Hakk’a ilticâdır. Ve kal‘anız, sünnet-i seniyedir. Beşinci İşaret: Cenâb-ı Hak kütüb-ü semâviyede, beşere karşı cennet gibi azîm mükâfâtı ve cehennem gibi dehşetli mücâzâtı göstermekle beraber, beşeri pek çok irşâd ve îkāz, ihtâr ve tehdîd ve teşvîk ettiği halde, ehl-i îmânın, bu kadar esbâb-ı hidâyet ve istikamet varken, hizbüşşeytanın mükâfâtsız, çirkin desîselerine karşı mağlûb olmaları, bir zaman beni çok düşündürüyordu. Acaba îmân varken, Cenâb-ı Hakk’ın o kadar şiddetli tehdîdâtına ehemmiyet vermemek nasıl oluyor? Nasıl îmân gitmiyor? Nasıl اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَع۪يفًا sırrıyla şeytanın gāyet zayıf desîselerine kapılıp, Allah’a isyan ediyor? Hatta benim arkadaşlarımdan bazıları, yüz hakîkat SAYFA 75 dersini benden işittiği ve kalben tasdîkle beraber, bana karşı da fazla hüsn-ü zannı ve irtibâtı varken, kalbsiz ve bozuk bir adamın ehemmiyetsiz ve riyâkârâne iltifâtına kapıldı. Onun lehinde, benim aleyhimde bir vaz‘iyete geldi. “Fesübhânallâh!” dedim. “İnsanda bu derece sukūt olabilir mi? Ne kadar hakîkatsiz bir insan idi” diye o bîçâreyi gıybet ettim, günaha girdim. Sonra sâbık işaretlerdeki hakîkat inkişâf etti, karanlıklı çok noktalar aydınlandı. O nûr ile lillâhilhamd, hem Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın azîm tergîbât ve teşvîkātı tam yerinde olduğunu, hem ehl-i îmânın desâis-i şeytâniyeye kapılmaları, îmânsızlıktan ve îmânın zayıflığından olmadığını, hem günâh-ı kebâiri işlemekle küfre girmediklerini, hem Mu‘tezile mezhebi ve bir kısım Hâriciye mezhebi, “Günâh-ı kebâiri irtikâb eden kâfir olur veya îmân ve küfür ortasında kalır” diye hükümlerinde hatâ ettiklerini, hem benim o bîçâre arkadaşımın yüz ders-i hakîkati, bir herifin iltifâtına fedâ etmesi, düşündüğüm gibi çok sukūt ve dehşetli alçaklık olmadığını anladım. Cenâb-ı Hakk’a şükrettim ve o vartadan kurtuldum. Çünkü sâbıkan dediğimiz gibi, şeytan cüz’î bir emr-i ademî ile, insanı mühim tehlikelere atar. Hem insandaki nefis ise, şeytanı her vakit dinler.

Dördüncü İşaret: Adem, şerr-i mahz; ve vücûd, hayr-ı mahz olduğuna, ehl-i tahkîk ve ashâb-ı keşif ittifâk etmişler. Evet ekseriyet-i mutlaka ile hayır ve mehâsin ve kemâlât, vücûda istinâd eder ve ona râci‘ olur. Sûreten menfî SAYFA 74 ve ademî de olsa, esası sübûtîdir ve vücûdîdir. Dalâlet ve şerler ve musibetler ve ma‘siyetler ve belâlar gibi bütün çirkinliklerin esası ve mayası; ademdir, nefiydir. Onlardaki fenâlık ve çirkinlik, ademden geliyor. Çendân sûret-i zâhiriyede müsbet ve vücûdî de görünseler, esasları ademdir, nefiydir. Hem bilmüşâhede sâbittir ki, bina gibi bir şeyin vücûdu, bütün eczâsının mevcûdiyetiyle takarrur eder. Halbuki onun harâbiyeti ve ademi ve inhidâmı, bir rüknün ademiyle hâsıl olur. Hem vücûd, herhalde mevcûd bir illet ister. Muhakkak bir sebebe istinâd eder. Adem ise, ademî şeylere istinâd edebilir. Ademî bir şey, ma‘dûm bir şeye illet olur. İşte bu iki kaideye binâendir ki, şeytân-ı cin ve insin kâinâttaki müdhiş âsâr-ı tahrîbkârâneleri ve envâ‘-ı küfür ve dalâleti ve şürûr ve mehâliki yaptıkları halde, zerre mikdar îcâda ve hilkate müdâhaleleri olmadığı gibi, mülk-ü İlâhîde bir hisse-i iştirâkleri olamıyor. Ve bir iktidar ve bir kudretle o işleri yapmıyorlar, belki çok işlerinde iktidar ve fiil değil, belki terk ve atâlettir. Hayrı yaptırmamakla, şerleri yapıyorlar. Yani şerler oluyorlar. Çünkü mehâlik ve şürûr, tahrîbât nev‘inden olduğu için, illetleri, mevcûd bir iktidar ve fâil bir îcâd olmak lâzım değildir. Belki bir emr-i ademîyle ve bir şartın bozulmasıyla, koca tahrîbât olur. İşte bu sır, Mecûsîlerde inkişâf etmediği içindir ki; kâinâtta “Yezdân” nâmıyla bir hâlik-ı hayır, diğeri “Ehrimân” nâmıyla bir hâlik-ı şer i‘tikād etmişlerdir. Halbuki onların “Ehrimân” dedikleri mevhûm ilâh-ı şer, bir cüz’-i ihtiyârîyle ve îcâdsız bir kesble şerlere sebebiyet veren ma‘lûm şeytandır. İşte ey ehl-i îmân! Şeytanların bu müdhiş tahrîbâtına karşı, sizin en mühim kuvvetli silâhlarınız ve cihâzât-ı ta‘mîriyeniz, istiğfârdır ve اَعُوذُ بِاللّٰهِ demekle Cenâb-ı Hakk’a ilticâdır. Ve kal‘anız, sünnet-i seniyedir. Beşinci İşaret: Cenâb-ı Hak kütüb-ü semâviyede, beşere karşı cennet gibi azîm mükâfâtı ve cehennem gibi dehşetli mücâzâtı göstermekle beraber, beşeri pek çok irşâd ve îkāz, ihtâr ve tehdîd ve teşvîk ettiği halde, ehl-i îmânın, bu kadar esbâb-ı hidâyet ve istikamet varken, hizbüşşeytanın mükâfâtsız, çirkin desîselerine karşı mağlûb olmaları, bir zaman beni çok düşündürüyordu. Acaba îmân varken, Cenâb-ı Hakk’ın o kadar şiddetli tehdîdâtına ehemmiyet vermemek nasıl oluyor? Nasıl îmân gitmiyor? Nasıl اِنَّ كَيْدَ الشَّيْطَانِ كَانَ ضَع۪يفًا sırrıyla şeytanın gāyet zayıf desîselerine kapılıp, Allah’a isyan ediyor? Hatta benim arkadaşlarımdan bazıları, yüz hakîkat SAYFA 75 dersini benden işittiği ve kalben tasdîkle beraber, bana karşı da fazla hüsn-ü zannı ve irtibâtı varken, kalbsiz ve bozuk bir adamın ehemmiyetsiz ve riyâkârâne iltifâtına kapıldı. Onun lehinde, benim aleyhimde bir vaz‘iyete geldi. “Fesübhânallâh!” dedim. “İnsanda bu derece sukūt olabilir mi? Ne kadar hakîkatsiz bir insan idi” diye o bîçâreyi gıybet ettim, günaha girdim. Sonra sâbık işaretlerdeki hakîkat inkişâf etti, karanlıklı çok noktalar aydınlandı. O nûr ile lillâhilhamd, hem Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın azîm tergîbât ve teşvîkātı tam yerinde olduğunu, hem ehl-i îmânın desâis-i şeytâniyeye kapılmaları, îmânsızlıktan ve îmânın zayıflığından olmadığını, hem günâh-ı kebâiri işlemekle küfre girmediklerini, hem Mu‘tezile mezhebi ve bir kısım Hâriciye mezhebi, “Günâh-ı kebâiri irtikâb eden kâfir olur veya îmân ve küfür ortasında kalır” diye hükümlerinde hatâ ettiklerini, hem benim o bîçâre arkadaşımın yüz ders-i hakîkati, bir herifin iltifâtına fedâ etmesi, düşündüğüm gibi çok sukūt ve dehşetli alçaklık olmadığını anladım. Cenâb-ı Hakk’a şükrettim ve o vartadan kurtuldum. Çünkü sâbıkan dediğimiz gibi, şeytan cüz’î bir emr-i ademî ile, insanı mühim tehlikelere atar. Hem insandaki nefis ise, şeytanı her vakit dinler.

NOW PLAYING

13. Lem'a/3, Sh 73 |4.İşaret | Ekseriyet-i mutlaka ile yokluk şerr-i mahz, varlık hayr-ı mahzdır

0:00 50:59

No transcript for this episode yet

We transcribe on demand. Request one and we'll notify you when it's ready — usually under 10 minutes.

Explaining the Faith with Fr. Chris Alar The Marian Fathers Each week, Very Rev. Chris Alar, MIC, director of the Association of Marian Helpers, examines in-depth an essential element of faith and morals that Catholics are called to proclaim, live, and celebrate. With wisdom, wit, and infectious enthusiasm, Fr. Chris digs deep into the richness, beauty, and truth of the faith that continues to transform hearts and lead people to God. May this podcast encourage your love of our Lord and love of your neighbor, especially of your brethren in the Church. Living Divine Mercy EWTN Fr. Chris Alar, M.I.C. helps viewers get a better understanding of the Divine Mercy message, and shares powerful, real life examples of people who live Divine Mercy in their every day lives. Homilies from the National Shrine The Marian Fathers These difficult times demand that we turn back to the beautiful mystery of who God is and what it means to be His cherished children. Listen in to the daily homilies from the Marian Fathers at the National Shrine of The Divine Mercy, including Fr. Chris Alar, Fr. Kaz Chwalek, and many more. May they help you to live by God’s will that you may play an active and effective role in a world whose wellbeing requires authentic Christian witness! Ciberíada de Lem en Lab 137 =^__^= [Audiolibro Ciencia Ficción] Mesh_mescalito En su momento, agadecido com estaba a tda la ente que había subido audios y que gracas a ellos me acompañaban decidí contribuir kármicamente de alguna manerra. Siempre me fasción el libr Ciberíada del escritor polaco Stanislaw Lem, su propio Bores, un tipo genial que tuvo u montón de etapas diferentespero una de ellas ciertamente es, para mí, muy muy cómica (y hay que agradecer a los traductores que estuvieron tan bien) y ilos´focia. Pero sobretodo muy graciosa, en su apariencia puerril de cuentos de princesas y robots. Lo grabé muy cutremente con el móvil allí donde podía.

Frequently Asked Questions

How long is this episode of Lem'alar Mecmuası?

This episode is 50 minutes long.

When was this Lem'alar Mecmuası episode published?

This episode was published on December 12, 2024.

What is this episode about?

Dördüncü İşaret: Adem, şerr-i mahz; ve vücûd, hayr-ı mahz olduğuna, ehl-i tahkîk ve ashâb-ı keşif ittifâk etmişler. Evet ekseriyet-i mutlaka ile hayır ve mehâsin ve kemâlât, vücûda istinâd eder ve ona râci‘ olur. Sûreten menfî SAYFA 74 ve ademî de...

Can I download this Lem'alar Mecmuası episode?

Yes, you can download this episode by clicking the download button on the episode player, or subscribe to the podcast in your preferred podcast app for automatic downloads.
URL copied to clipboard!