9. Lem'a/6, Sh 38 | Muhyiddîn-i Arabî (ks) hakkındaki sualin cevabına zeyildir episode artwork

EPISODE · Nov 22, 2024 · 52 MIN

9. Lem'a/6, Sh 38 | Muhyiddîn-i Arabî (ks) hakkındaki sualin cevabına zeyildir

from Lem'alar Mecmuası · host Av. Ali Kurt

Muhyiddîn-i Arabî Hakkındaki Suâlin Cevabına Zeyildir. Suâl: Muhyiddîn-i Arabî, vahdetü’l-vücûd mes’elesini en yüksek bir mertebe telakkî ettiği gibi, ehl-i aşk bir kısım evliyâ-yı azîme dahi ona ittibâ‘ etmişler. Sen bu mes’elenin en yüksek mertebe olmadığını, hem hakîkî olmadığını; belki bir derecede ehl-i sekir ve istiğrâkın ve ashâb-ı şevk ve aşkın meşrebi olduğunu söylüyorsun. Öyle ise, münhasıran sırr-ı verâset-i nübüvvetle ve Kur’ân’ın SAYFA 39 sarâhatiyle gösterilen tevhîdin yüksek mertebesi hangisidir, göster. Elcevab: Benim gibi hiç ender hiç, âciz bir bîçârenin kısa fikrimle bu yüksek mertebeleri muhâkeme etmem, yüz derece haddimin fevkındedir. Yalnız, Kur’ân-ı Hakîm’in feyzinden gelen gāyet muhtasar bir iki nükteyi söyleyeceğim; belki bu mes’elede fâidesi olur. Birinci Nükte: Vahdetü’l-vücûd meşrebine saplanmalarına çok esbâb var. Onlardan bir ikisi kısaca beyân edilecek. Birinci Sebeb: Mertebe-i rubûbiyetin hallâkıyetini a‘zamî derecede zihinlerine sığıştıramadıklarından; ve sırr-ı ehadiyet ile, her şeyi bizzât kabza-i rubûbiyetinde tuttuğunu ve her şey Hâlik’ın kudret ve ihtiyâr ve irâdesiyle vücûd bulduğunu kalblerine tam yerleştiremediklerinden, “Her şey odur” veya “Yoktur” veya “Hayâldir” veyahud “Tezâhüriyettir” veyahud “Cilveleridir” demeye kendilerini mecbûr bilmişler. İkinci Sebeb: Firâkı hiç istemeyen ve firâktan şiddetle kaçan ve ayrılıktan titreyen ve bu‘diyetten cehennem gibi korkan ve zevâlden gāyet derecede nefret eden ve visâli ruhu ve canı gibi seven ve kurbiyeti cennet gibi hadsiz bir iştiyâk ile arzulayan aşk sıfatı ile ve her şeydeki akrebiyet-i İlâhiyenin bir cilvesine yapışmak ile, firâk ve bu‘diyeti hiçe sayıp, likā ve visâli dâimî zannederek لَا مَوْجُودَ اِلَّا هُوَ diye, aşkın sekriyle ve o aşk-ı bekā ve likā ve visâlin muktezâsıyla, gāyet zevkli bir meşreb hâli vahdetü’l-vücûdda bulunduğunu tasavvur ederek, müdhiş firâklardan kurtulmak için, o vahdetü’l-vücûd mes’elesini melce’ ittihâz etmişler. Demek birinci sebebin menşei, aklın gāyet geniş ve gāyet yüksek olan bazı hakāik-i îmâniyeye yetişmediğinden ve ihâta edemediğinden ve aklın îmân noktasında tamamıyla inkişâf etmediğinden; ikinci sebebin menşei, kalbin aşk noktasında fevkalâde inkişâfından ve hârikulâde inbisâtından ve genişliğinden ileri gelmiştir. Ama sarâhat-i Kur’âniye ile verâset-i nübüvvetin evliyâ-yı azîmesi ve ehl-i sahiv olan asfiyânın gördükleri mertebe-i uzmâ-yı tevhîd ise, hem çok yüksektir, hem rubûbiyet ve hallâkıyet-i İlâhiyenin mertebe-i uzmâsını, hem bütün esmâ-yı İlâhiyenin hakîkî olduklarını ifade ediyor. Ve esâsâtı muhâfaza edip, ahkâm-ı rubûbiyetin muvâzenesini bozmuyor. Çünkü derler: “Her şey, Cenâb-ı Hakk’ın ehadiyet-i zâtiyesiyle ve mekândan münezzehiyetiyle beraber, bütün şuûnâtıyla, doğrudan doğruya ilmiyle ihâta edilmiş ve teşhîs edilmiş; ve irâdesiyle tercîh ve tahsîs edilmiş; ve kudretiyle isbat ve îcâd edilmiştir. Bütün kâinâtı, bir tek mevcûd gibi îcâd ve tedbîr ediyor. Bir çiçeği kolaylıkla halkettiği gibi, koca baharı dahi o suhûletle halk eder. SAYFA 40 Bir şey bir şeye mâni‘ olmaz. Teveccühünde tecezzî yoktur. Aynı anda, her yerde; kudret ve ilmiyle tasarruf noktasında bulunur. Tasarrufunda tevzî‘ ve inkısâm yoktur.” Onaltıncı Söz’de ve Otuzikinci Söz’ün İkinci Mevkıfı’nın İkinci Maksadı’nda bu sır tamamıyla îzâh ve isbat edilmiştir. لَا مَشَاحَةَ فِي التَّمْث۪يلِ kaidesiyle, temsîlde kusura bakılmadığından, gāyet kusurlu bir temsîl söyleyeceğim; tâ iki meşrebin bir derece farkı anlaşılsın.

Muhyiddîn-i Arabî Hakkındaki Suâlin Cevabına Zeyildir. Suâl: Muhyiddîn-i Arabî, vahdetü’l-vücûd mes’elesini en yüksek bir mertebe telakkî ettiği gibi, ehl-i aşk bir kısım evliyâ-yı azîme dahi ona ittibâ‘ etmişler. Sen bu mes’elenin en yüksek mertebe olmadığını, hem hakîkî olmadığını; belki bir derecede ehl-i sekir ve istiğrâkın ve ashâb-ı şevk ve aşkın meşrebi olduğunu söylüyorsun. Öyle ise, münhasıran sırr-ı verâset-i nübüvvetle ve Kur’ân’ın SAYFA 39 sarâhatiyle gösterilen tevhîdin yüksek mertebesi hangisidir, göster. Elcevab: Benim gibi hiç ender hiç, âciz bir bîçârenin kısa fikrimle bu yüksek mertebeleri muhâkeme etmem, yüz derece haddimin fevkındedir. Yalnız, Kur’ân-ı Hakîm’in feyzinden gelen gāyet muhtasar bir iki nükteyi söyleyeceğim; belki bu mes’elede fâidesi olur. Birinci Nükte: Vahdetü’l-vücûd meşrebine saplanmalarına çok esbâb var. Onlardan bir ikisi kısaca beyân edilecek. Birinci Sebeb: Mertebe-i rubûbiyetin hallâkıyetini a‘zamî derecede zihinlerine sığıştıramadıklarından; ve sırr-ı ehadiyet ile, her şeyi bizzât kabza-i rubûbiyetinde tuttuğunu ve her şey Hâlik’ın kudret ve ihtiyâr ve irâdesiyle vücûd bulduğunu kalblerine tam yerleştiremediklerinden, “Her şey odur” veya “Yoktur” veya “Hayâldir” veyahud “Tezâhüriyettir” veyahud “Cilveleridir” demeye kendilerini mecbûr bilmişler. İkinci Sebeb: Firâkı hiç istemeyen ve firâktan şiddetle kaçan ve ayrılıktan titreyen ve bu‘diyetten cehennem gibi korkan ve zevâlden gāyet derecede nefret eden ve visâli ruhu ve canı gibi seven ve kurbiyeti cennet gibi hadsiz bir iştiyâk ile arzulayan aşk sıfatı ile ve her şeydeki akrebiyet-i İlâhiyenin bir cilvesine yapışmak ile, firâk ve bu‘diyeti hiçe sayıp, likā ve visâli dâimî zannederek لَا مَوْجُودَ اِلَّا هُوَ diye, aşkın sekriyle ve o aşk-ı bekā ve likā ve visâlin muktezâsıyla, gāyet zevkli bir meşreb hâli vahdetü’l-vücûdda bulunduğunu tasavvur ederek, müdhiş firâklardan kurtulmak için, o vahdetü’l-vücûd mes’elesini melce’ ittihâz etmişler. Demek birinci sebebin menşei, aklın gāyet geniş ve gāyet yüksek olan bazı hakāik-i îmâniyeye yetişmediğinden ve ihâta edemediğinden ve aklın îmân noktasında tamamıyla inkişâf etmediğinden; ikinci sebebin menşei, kalbin aşk noktasında fevkalâde inkişâfından ve hârikulâde inbisâtından ve genişliğinden ileri gelmiştir. Ama sarâhat-i Kur’âniye ile verâset-i nübüvvetin evliyâ-yı azîmesi ve ehl-i sahiv olan asfiyânın gördükleri mertebe-i uzmâ-yı tevhîd ise, hem çok yüksektir, hem rubûbiyet ve hallâkıyet-i İlâhiyenin mertebe-i uzmâsını, hem bütün esmâ-yı İlâhiyenin hakîkî olduklarını ifade ediyor. Ve esâsâtı muhâfaza edip, ahkâm-ı rubûbiyetin muvâzenesini bozmuyor. Çünkü derler: “Her şey, Cenâb-ı Hakk’ın ehadiyet-i zâtiyesiyle ve mekândan münezzehiyetiyle beraber, bütün şuûnâtıyla, doğrudan doğruya ilmiyle ihâta edilmiş ve teşhîs edilmiş; ve irâdesiyle tercîh ve tahsîs edilmiş; ve kudretiyle isbat ve îcâd edilmiştir. Bütün kâinâtı, bir tek mevcûd gibi îcâd ve tedbîr ediyor. Bir çiçeği kolaylıkla halkettiği gibi, koca baharı dahi o suhûletle halk eder. SAYFA 40 Bir şey bir şeye mâni‘ olmaz. Teveccühünde tecezzî yoktur. Aynı anda, her yerde; kudret ve ilmiyle tasarruf noktasında bulunur. Tasarrufunda tevzî‘ ve inkısâm yoktur.” Onaltıncı Söz’de ve Otuzikinci Söz’ün İkinci Mevkıfı’nın İkinci Maksadı’nda bu sır tamamıyla îzâh ve isbat edilmiştir. لَا مَشَاحَةَ فِي التَّمْث۪يلِ kaidesiyle, temsîlde kusura bakılmadığından, gāyet kusurlu bir temsîl söyleyeceğim; tâ iki meşrebin bir derece farkı anlaşılsın.

NOW PLAYING

9. Lem'a/6, Sh 38 | Muhyiddîn-i Arabî (ks) hakkındaki sualin cevabına zeyildir

0:00 52:14

No transcript for this episode yet

We transcribe on demand. Request one and we'll notify you when it's ready — usually under 10 minutes.

Explaining the Faith with Fr. Chris Alar The Marian Fathers Each week, Very Rev. Chris Alar, MIC, director of the Association of Marian Helpers, examines in-depth an essential element of faith and morals that Catholics are called to proclaim, live, and celebrate. With wisdom, wit, and infectious enthusiasm, Fr. Chris digs deep into the richness, beauty, and truth of the faith that continues to transform hearts and lead people to God. May this podcast encourage your love of our Lord and love of your neighbor, especially of your brethren in the Church. Living Divine Mercy EWTN Fr. Chris Alar, M.I.C. helps viewers get a better understanding of the Divine Mercy message, and shares powerful, real life examples of people who live Divine Mercy in their every day lives. Homilies from the National Shrine The Marian Fathers These difficult times demand that we turn back to the beautiful mystery of who God is and what it means to be His cherished children. Listen in to the daily homilies from the Marian Fathers at the National Shrine of The Divine Mercy, including Fr. Chris Alar, Fr. Kaz Chwalek, and many more. May they help you to live by God’s will that you may play an active and effective role in a world whose wellbeing requires authentic Christian witness! Ciberíada de Lem en Lab 137 =^__^= [Audiolibro Ciencia Ficción] Mesh_mescalito En su momento, agadecido com estaba a tda la ente que había subido audios y que gracas a ellos me acompañaban decidí contribuir kármicamente de alguna manerra. Siempre me fasción el libr Ciberíada del escritor polaco Stanislaw Lem, su propio Bores, un tipo genial que tuvo u montón de etapas diferentespero una de ellas ciertamente es, para mí, muy muy cómica (y hay que agradecer a los traductores que estuvieron tan bien) y ilos´focia. Pero sobretodo muy graciosa, en su apariencia puerril de cuentos de princesas y robots. Lo grabé muy cutremente con el móvil allí donde podía.

Frequently Asked Questions

How long is this episode of Lem'alar Mecmuası?

This episode is 52 minutes long.

When was this Lem'alar Mecmuası episode published?

This episode was published on November 22, 2024.

What is this episode about?

Muhyiddîn-i Arabî Hakkındaki Suâlin Cevabına Zeyildir. Suâl: Muhyiddîn-i Arabî, vahdetü’l-vücûd mes’elesini en yüksek bir mertebe telakkî ettiği gibi, ehl-i aşk bir kısım evliyâ-yı azîme dahi ona ittibâ‘ etmişler. Sen bu mes’elenin en yüksek...

Can I download this Lem'alar Mecmuası episode?

Yes, you can download this episode by clicking the download button on the episode player, or subscribe to the podcast in your preferred podcast app for automatic downloads.
URL copied to clipboard!