PODCAST · education
Bilimsel Kalem
by Ahmet Yalkın
Bilimsel Kalem sayfasında; üretken beyinlerin sancıları konusunda ortak bir düşünce ağına sahip olmaya, bilimsel, felsefi, edebi ve sanatsal fikir tartışmalarına davetlisiniz. Bilimsel bilgiye, hikmet ehlinin gözüyle bakmak güzeldir. Fakat bu gerçeğe pozitif bilimle de ulaşmak gerekir. Kadim medeniyetimizi pozitif bilimle harmanlayıp geliştirmek amacıyla dünü idrak edip, bugünün şuuruna ermek ve yarını planlamak elzemdir.
-
13
Adalet: İsraf: Zaman:
Bu yazıyı okurken harcayacağınız beş dakikalık zaman dilimi içerisinde dünyada ortalama olarak; 1250 bebek doğacak ve bunların 55'i açlık sınırının altında büyüyecek. Dünyanın değişik yerlerine 1800 yıldırım çarpacak. İrili ufaklı 25 deprem olacak. 90'ı açlıktan olmak üzere 535 kişi hayatını kaybedecek. 81175 varil petrol tüketilecek. Ben bu istatistiği bir internet sayfasında gördüğüm zaman açıkçası üzerinde çokça düşünmüştüm. Dünyanın büyüklüğü ve insanın acizliği karşısında ise sarsılmıştım. Bir yanda ebeveynlerinin banka cüzdanlarında bol sıfırlarla geleceklerini garantiye almış bebekler, diğer yanda açlık ve sefalet içerisinde geçecek bir ömre kaç savaş sığacağından bile belirsiz bebekler... Aynı dünyada, aynı havayı soluyarak geçirecekleri süreli bir zaman dilimi içerisinde pek de adil olmayan bir serüvende yaşayacak ve ölecekler.
-
12
Bilim: Sanat: Toplum:
Toplumun Gelişmesinde; Bilim mi Sanat mı Daha Önemli ? Jean Jacques Rousseau tarafından 1750 yılında yazılan ''Bilimler ve Sanatlar Hakkında Nutuk/Söylev'' kitabındaki yazarın görüşü, az sonra okuyacağınız satırlardaki şahsi görüşlerime tam olarak uyuşmuyor diyebilirim. Toplumların gelişmesinde bilim ve sanat konularının rollerini eğer merak ediyorsanız hep birlikte merakımızı giderelim, ne dersiniz?
-
11
Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman / Bahaettin Karakoç
Yorum : Ahmet Yalkın
-
10
Ben Sana Mecburum / Attila İlhan
Özlemle...
-
9
Hayat
Bir tek kelimeyle yazılsa da ancak yaşayarak okuyabileceğiniz çok uzun bir cümledir 'hayat' Doğumla ölüm arasındaki süre bazen göz açıp kapayıncaya değin geçiveren bir 'an' olur, bazen de eksiği ve fazlasıyla bilemediniz yüz sene.. Kimisi anasının kucağında can verir az önce gözünü açtığı dünyada, kimisi de yatağında, mükellef bir ömrün sonunda... İşte hepimizin hikayesi bu... Adına ''hayat'' denilen hikayemiz böyle herhangi bir yerde ve zamanda başlar. Başlar başlamasına fakat, Başlar doğumla birlikte kimimizin cefası, kimimizin sefası. Bazısı doğuştan önce başlar yarışa, seçme şansı olmadığı ailesinin varlığı ve gücüyle, bazısı yüreğini ortaya koysa da bu yarışta yetişemez güçlüye. Bazısı bileğinde pranga ile dünyaya gelir, bazısı altın halka... En çok nutuk adalet üzerine çekilir burada Hal böyle olsa da terazisi şaşmış bir yerdir dünya. Güçlüler hep mi haklıydı ? Haklılar hep mi güçsüzdü ? Bilinmez... Başlar bol sıfırlı hesap cüzdanlarının ısıttığı yüreklerin, taş kesilesi hissizliği. Veyahut yoksul bir dayanışmanın sonucunda yenilen bir lokma ekmeğin huzuruyla erişilen mutluluk... Kaderinde ne varsa o başlar. Alınyazın karaysa kara, aksa ak bir hayat. Birkaç hücrenin can üflenmiş haliyiz sonuçta. Kusurluyuz. Bizden önce yaşamış bir milyon canlının atomlarıyla beraber geldik Yaşasak yaşasak yüz sene yaşarız dedik ya, sonuçta öleceğiz. Bir milyon bir cansız olarak, karışacağız toprağa. Eskiler dünya için 'geldik geçiyoruz' derler. Her biri bir diğerine benzeyen fakat, hiç bitmeyecekmiş gibi harcadığımız günler, yani dünler. Sahi kaç dün daha var hayatında, biliyor musun? Doğup büyüyoruz, çalışıp didiniyoruz. Fakat yaşamadan yaşlanan da var. Büyümeden ölen de var bu dünyada. Geldik geçiyoruz erenler. Kara ile beyaz, günah ile sevap, eksi ile artı... Her şeyin çifti ile kurgulandığı bir hayat bu. Asıl mesele hangisi olacağımız ? Arttıran mı azaltan mı, yapan mı bozan mı, güldüren mi ağlatan mı ? Hep bir tercih ve tercihlerimizin bir bedeli var. İnsan doğmanın insan kalmayı gerektiren genetik kodları var hücrelerimizde Tercihimizi insanlıktan yana kullansak ne güzel olur değil mi? Kadim ve yaşlı dünyamız güzelliklerle doluverir. Ama neden azaltan, bozan, ağlatan cazip geliyor. Beyazı, sevabı, artıyı neden seçmeye meyletmiyoruz. Neden insan kalamıyoruz? Sorusunun cevabına gelince Güneş batarken gölgesinin boyuyla kıvanç duyan insan, İnsan olarak geldiğin dünyada insan kalmak istiyorsan, Öğle vakti güneş tam tependeyken ölçmelisin gölgeni Kusurlarının ve kabiliyetlerinin idrakiyle beraber Gelip geçtiğinin bilinciyle...
-
8
Sevginin Dili
Görüntünün aksi | Sesin yankısı Billur bir gece dinginliğinde huzurlu bir kalbin atışındaki ritim gibi acelesizim. Rahvan koşan atların adımları gibi sıra dışı günlerden geçip durdum hep ömrümce. Hizmete özel yazılar gibi sadece belirli kişilerin görüp bildiği bir hayatı tercih ettim. Sessiz kalıp içime yolculuk ettiğim günlerimde bile sevgisiz kalmadım. Sevgi susuz çöllerde su gibi, aç bedenlerde ekmek gibi ihtiyaçtır. Ben sevginin kendisini seviyorum, sevginin her türüne müptelayım. Sevgi ne midir ¿ Çeşme başında ayağındaki çamurlu cizlavet ayakkabısını temizlerken kurduğu hayaldeki düğününde oynayan köylü kızın yüreğindeki gönül sızısıdır. Görmeden sevdiği bir peygamberin adı her anıldığında gözlerinin nemlenmesini gizlerken duyduğu huşudur. Ayşe teyzenin her sabah balkon saksısındaki budamaya bile kıyamadığı Atatürk çiçeğini sularken onunla konuşup dertleşmesidir. Önce fikrinde, sonra karnında büyüttüğü yavrusunu dünyaya getirip, kendi dünyasını yavrusu yapan, anne sevgisi vardır bir de... Anne sütü gibi helal fakat mayası bozuklarda pek bir iğreti duran vatan sevgisi vardır. Sevginin insanisi, imanisi, nebatisi vardır. Allah sevgisi, anne sevgisi, vatan sevgisi vardır. Sevginin bir de dili vardır. Sevgi yüklü kelamların katarında yolculuk eden, yükü sevgi olan herkesle anlaşılır. Sevginin kıtalar aşan dilinin, insan olmakla alakasını bilenler sevgi dili kullanır. Başlıkla sevginin alakasına gelince; Bir balıkçıl kuşun gözündeki deniz, nasıl ki denizin aksidir, kendi sesinin yankısıyla çağlayan şelalenin sesi de kendisidir. Görüntünün aksi görüntü, sesin yankısı ses ise, sevginin aksi de yankısı da sevgidir, sevgidendir. Vesselam. Sevgisini yansıtan sevgi görür. Sevginin aksi tesiri de sevgidir. Sevgi, yan tesiri olmayan en tesirli ilaçtır. "Sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalmaz" Sağlıcakla, hoşça kalın.
-
7
Yoksulluk Görünmezliktir
Bana fakirliğin resmini çizebilir misin? Sorusunun cevabı niteliğindeki bu düşündüren ve etkileyen çalışmayı, sokak sanatçısı Kevin Lee’nin eseriyle görüyoruz. Çalışmanın Adı, "Yoksulluğun Görünmezliği" Yoksulların görünmez tarafını resmetmiş sanatçı. Fakirin fukaranın halinden daha çok anlayıp, milletçe daha çok dayanışmamız gereken günlerden geçerken; ailemiz, komşularımız, akrabalarımız veya arkadaşlarımız içerisinde yoksulluğun bu görünmez yüzü sebebiyle mağrur fakat ihtiyaç sahibi kişilerin olabileceğini unutmamak gerekir. Parasından başka hiçbir şeyi olmayan kişinin aslında en yoksul, parası olmasa da gönlü güzel kişinin, ruh zengini kişi olduğu gerçeğini de belirtmek isterim. Zengin ile yoksula maddi değerler manzumesinde kıyas biçildiği yaşlı dünyamızın, sözüm ona dört başı mamur bir adaleti de yoktur. Dünya nüfusunun %1'lik dilimine tekabül eden en zenginlerin maddi gelirlerin %99 'una, geriye kalan % 99'un ise dünyanın bütün maddi gelirlerinden geriye kalan % 1'e sahip olduğu bir yerde, adalet vardır denilemez. Adalet tecellisinin yarına kalsa da kimsenin yanına kalmayacağı bir dünyada, yine de adalet noktasında zengin ile fakirin hukuku mühimdir. Maddi yoksulluk utanılacak bir hal midir? Kesinlikle değildir. Asıl sorun etik değer noksanlığı ve ahlaki yoksulluktur. İnsanlığın ortak etik değerlerinden uzak, inanışının gereği olan manevi değerlerden yoksun bireylerin gitgide insan vasfının dışına çıktığı ve sonunda güce tapan, güçlünün yanında / haklının karşısında duran tiplere dönüştüğü gerçeğini de unutmayalım. Gelelim "insan" özellikleri taşıyan fakat maddi ihtiyaç sahibi yoksullara. Yani garip- gurebaya... Bizim kültürümüzde yoksulların ortak özellikleri görünmez olmaktır. Görünmez bir hayat tercih ederler. Kimseler bilmesin, görmesin isterler maddi yoksunluklarını... Yoksulluğun getirdiği dramlara neticesinde gururuna yediremeyip vatanını yurdunu terk eden, hatta canına bile kıyan görülür bizde. Okula gönderdiği yavrusunun ihtiyaçlarını karşılayamayan, tenceresinde aşı kaynamayan, bacasında dumanı tütmeyen bir ailenin yoksulluklarını çevrelerinden gizlemek için görünmez bir tavır sergilemesi olağandır ve insan psikolojisi ile açıklanabilir. Bununla birlikte yiyip içtiklerini ve yaşam standartlarını türlü edepsizliklerle insanların gözüne sokarak yaşayan sözüm ona "zengin" zümrenin tavırlarının adab-ı muaşeretteki karşılığı ise görgüsüzlüktür. Bu kişiler zengin ise de, fakirdir. Hem de "ruh" fakiri. Tersine Sorular ¿ İhtiyaç duyduğu eşyayı alamayacak parası olmayan kişiye fakir diyoruz, parası olduğu halde ihtiyaç duyduğu insani his ve haysiyetleri satın alamayan kişilere ne deriz ¿ "Zengin isen ya bey derler ya paşa, fukara isen abdal derler ya cingan haşa !... " diyen bozkırın tezenesi Neşet Ertaş'ın "ayaklarınızın turabıyım" diyerek, gariplerin yoldaşı olması ne büyük bir zenginliktir ¿ Vesselam. Şimdi kimin zengin, kimin fakir olduğunu bilemediğimiz dünyamızda sofrasında bir kap bile yemeği olmayan kardeşlerini görmezden gelme. Sadece yemeğini değil, yüreğini de paylaşma vakti... Dünya hâlidir bu, göz açıp kapayıncaya değin geçiverir bütün güzellikler. Hâlâ gözün görüyorken, yoksulluk görünmezlik olmasın. Sağlıcakla, hoşça kalın.
-
6
Hissiyat | Siyaset
Kudüs'ün Türk jandarmalarına ait bir fotoğraf, 1904 yılı. Bundan tam on bir sene sonra şehrin tarihi dokusuna zarar gelmesin düşüncesiyle, kurşun bile atmadan şehri İngilizlere teslim ederek geri çekildik. Yavuz Sultan Selim'in 1516 Mısır Seferi'nde fethedip Anadolu'nun yiğit evlatlarına emanet ettiği kutsal beldede, emîn içerisinde geçilen dört yüz bir senenin ardından şanlı Türk bayrağı gönderden indirildi. “Filistin ve Suriye'yi böyle acı bir keşmekeş halinde bırakmaktan doğan hüzün ve elem tesiriyle hüngür hüngür ağlayarak 12 Aralık 1917'de İstanbul'a hareket ettim. (Cemal Paşa) Bu hazin tablonun baş mimarlarından Mekke Şerifi Hüseyin ve avaneleri sevinç çığlıkları atıyorlardı. İngilizler tarafından Şerif Hüseyin'e vadedilen Arap Krallığı'nın heyecanı ile çıktığı bir Cuma Hutbesi'nde, hezeyan içinde ağzından dökülen cümlelerin tarihe düştüğü not, vatanına ihanet eden herkes için olduğu gibi ilahi vicdanda hoş karşılanmamış olmalı ki ne kendisi ne oğlu ne de torunu olan Kral Abdullah ülkesinde bile can veremedi. Ne ibretlik bir son. "Kafir Türkleri buradan kovduk" diyebilecek kadar gözü dönmüş bu hainin, 1916'da yayınladığı ‘‘isyan’’ ve ‘‘cihad’’ bildirisini düşündüm. Surre Alayları ve Hicaz Demiryolu'nun Ecyad Kalesi ile ilgisiyle alakalı olarak ve biraz da içim burkularak bu yazıyı kaleme alma gereğini hissettim.
-
5
Dev mi? Cüce mi?
Hayata farklı anlamlar yükleyerek bak. Sesini beğenmeyen bir bülbül veya renklerini beğenmeyen bir tavus kuşu olsan mesela nasıl bilebilirdin güzelliklerin sende toplandığını, hep aynı gözlükle baksan dünyaya... Bakış açını değiştir. Başkasının, kendinin, kuşun, kelebeğin, karıncanın veya bir devin penceresinden de bak. Mesela bir kuşmuşsun da gelip dalına konmuşsun gibi bir eriğin. Ya da küçücük bir balıkmışsın da sürünü kaybetmişsin gibi bir okyanusta. Veyahut gölgelerin heyulasında kendini dev zanneden bir karıncaymışsın gibi... Hep farklı yönlerini düşün olanın bitenin. Olanda hayır olduğunu bilerek, evrendeki her şeyin kaosun bir raksı olduğunu hissederek yaşa An'ı...
-
4
Mustafa ➤ Kemal ➤ Atatürk
Bir çift mavi göz geldi dünyaya. Selanik’te dünyaya gözlerini açtığında ne o şehrin Osmanlı’nın ikinci büyük şehri olduğunu ne de yakın zamanda kaderine terk edilecek yüz binlerce kilometrekarelik vatan toprağının bir parçası olacağını biliyordu. Fethedilen topraklara yerleştirilmek üzere Anadolu’dan örnek aileler arasından seçilerek gönderilen bir Türk ailesinin altı çocuğunun ortancası olan, Mustafa...
-
3
Duvarlar Konuşur mu?
Duvarlar eskiden de konuşurdu. Şimdi de konuşur. Fakat insanlığın daha müşfik, daha munis ve daha muhlis olduğu demlerde daha iyi anlaşılırdı... Nasıl mı konuşurdu duvarlar? Üzerlerine yazılan yazılarla konuşurdu. ''Rastlamıştım duvarda bir şair arkadaşa'' diyen Faruk Nafiz'in Han Duvarları da böyle idi. Evet ne yazılırsa o lisanla konuşurdu duvarlar ve derdi olanın derdini aktarırdı okuyana.
-
2
Büyüyünce Balık Olacak Kuşlar
Eşsiz yeteneklerle donatılmış üç misafir daha birer hazine olarak gözlerini açar. Hoş geldin bebek. Sen bir hazinesin ve ruhundaki gizli kabiliyetlerle katıldın aramıza. Eşsiz yeteneklerle donatılmış bir ruhun ve ruhunu hapseden dünyalı bir tarafın, yani bir bedenin var. Ruhun ve kabiliyetlerin birer hazine, bedenin ise hazineyi içine gizleyen bir sandık… Doğumunla ölümün arasında, adına ‘yaşam’ denilen serüveninde yaşayacak ve kendi hayatının başrolünde oynayıp, öleceksin. Yaşantın boyunca ruhundaki kodların, yani eşsiz kabiliyetlerin senin gizli kalmış hazinelerin olacak. Ta ki hazine sandığının kapağı açılana kadar…
-
1
Kırmızı Başlıklı Kız ve İyi Kalpli Kurt
Bizim bildiğimiz masaldan daha farklı bir olay örgüsü ile karşılaştık bu masalda. Temel çatışma alışılandan ya da öğrenilenden farklı; iyiyi temsil den karakter kötü, kötüyü temsil eden karakter ise iyi olarak çıktı karşımıza bildiğimiz masalın aksine. Fakat her masalda, olayda, eylemde olduğu gibi alternatif sonların olabileceği gerçeğiyle bitmiş... Yukarıdaki klasik masalda geçen her kurdun kötü, her kızın iyi birer masal kahramanı olmayabileceği gerçeğinden yola çıkarak bundan sonraki diyeceklerimiz sadece bakmasını değil görmesini de bilenler içindir... Kişilere, olaylara ve fikirlere bakış açımız; hayatımızda geliştirmemiz gereken en önemli özelliklerimiz arasındadır. Çünkü bakış açımızdaki sorun, etrafımız hakkında eksik veya yanlış yorum yapmamıza; kişileri, olayları veya fikirleri yanlış değerlendirmemize neden olan yegane faktördür. Hayatı doğru okumak için; Net bir bakış açısı, Sade bir bakış açısı, Ön yargısız ve ön şartsız bir bakış açısı, lazımdır. Bakış açımızdaki netlik, sadelik, ön yargısız ve ön koşulsuz bir bakış açısı; her zaman kişi, olay ve fikir üçgeninde doğru gözlem yapmamızı sağlayacak ve değer yargılarımız doğru sonuçlar üzerinde şekillenecektir. “Penceresi kadar düşer bir eve ayın ışığı.” Bakış açımızdaki sıkıntılar penceremizi daraltırsa, hayatı doğru okuyamaz ve yanlış çıkarımlarla dolu bir hayatın kahramanı olmaktan da kurtulamayız. Ayın ışığı da ona göre aydınlatır fikir ve gönül dünyamızı. Bakış açısını değiştirip kişi, olay ve fikir örgüsünü yeniden anlamlandırmak hayatta başarılı olmanın en temel kurallarındandır. Çevresine farklı bir gözle bakarak ona göre çevresini yorumlayan bir insan, bakmakla görmek arasındaki o derin uçurumu bir nebze de olsa aşacaktır. Bulmacalardaki iki resim arasındaki yedi farkı bulun sorularını hatırlarsınız. Bakmak ile görmek arasındaki asıl mesele işte tam da budur. Bakan insan sadece gözle bakar. Görmek bir derinliği ifade eder. Akıl, kalp ve gönül işidir görmek... Bakmak bir göz hareketi ise görmek bir şuur meselesidir. Bakmak geçici bir eylemse görmek kalıcı bir sonuçtur. Bakan insan tanır ve anlatır; gören insan ise kavrar ve sorgular... Özetle burada anlatılmak istenilen; bakış açımız net, sade, ön yargısız ve ön koşulsuz olduğu zaman bakmakla kalmayıp etrafımızdaki kişi, olay ve fikirleri doğru anlamlandıracağımız ve değerlendireceğimiz gerçeğidir. Doğru anlamlandırılan olguların doğal sonucu olarak da hayatı istendik şekilde yorumlarız. Ön yargısız bir bakış açısıyla daha daha iyi tanırız çevremizi... Sade ve net bir düşünceyle dünyayı doğru okur ve anlamlandırırız. Şatafatın, hırsın, açgözlülüğün gereksizliğini idrak ederek bunların yerini belki de sadelik ve tevazuya eviririz hayatımızda... Ön şartsız severiz sevilesi her şeyi... Ön koşulsuz bir hayatta, geniş bir pencereden bakarız hayata ve gördüklerinin de ötesini görmeye çalışan gözlerle daha çok güzellik katarak dünyamıza, sevgi dolu yaşarız ... Ön yargılı olmamak lazım deyince; Belki de Pamuk Prenses de tanıdığımız gibi iyi kalpli biri değildi. Belki de yedi değil, sekiz cüce vardı masalda. Ne dersiniz?
No matches for "" in this podcast's transcripts.
No topics indexed yet for this podcast.
Loading reviews...
ABOUT THIS SHOW
Bilimsel Kalem sayfasında; üretken beyinlerin sancıları konusunda ortak bir düşünce ağına sahip olmaya, bilimsel, felsefi, edebi ve sanatsal fikir tartışmalarına davetlisiniz. Bilimsel bilgiye, hikmet ehlinin gözüyle bakmak güzeldir. Fakat bu gerçeğe pozitif bilimle de ulaşmak gerekir. Kadim medeniyetimizi pozitif bilimle harmanlayıp geliştirmek amacıyla dünü idrak edip, bugünün şuuruna ermek ve yarını planlamak elzemdir.
HOSTED BY
Ahmet Yalkın
CATEGORIES
Loading similar podcasts...