Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER podcast artwork

PODCAST · news

Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER

Sömürü düzeninin gerçeklerini tüm çıplaklığıyla açıklayan, işçileri birlik olmaya ve hakları için mücadele etmeye çağıran işçi sınıfı basınının rolü çok önemlidir. İşçilerin mücadele örgütü UİD-DER, web sitesi ve İşçi Dayanışması gazetesi aracılığıyla işçi sınıfına gerçekleri sunuyor. Gelişmeleri işçi sınıfının çıkarları ve sınıf bakışı açısından ele alıyor.Birçok yazımız, seslendirilmiş olarak bu sayfada yer alıyor. Böylece yazılarımızı okumaya fırsat bulamayan okuyucularımız; işe giderken, dönerken ve birçok durumda, seslendirilmiş yazılarımızı dinleme imkânına kavuşmuş olacaklar.

  1. 341

    Dünya Gözlerimizin Önünde Değişirken: Umut Örgütlü Mücadelede

    Her insan kendisini, sevdiklerini nasıl bir geleceğin beklediğini merak eder. Oysa gelecek, açılmamış bir hediye kutusu gibi bekleyen bir şey değildir. Erişeceğimiz sabit bir nokta da değildir. İster farkında olalım ister olmayalım insan kitleleri olarak, toplum olarak kendi ellerimizle hazırladığımız bir şeydir. Geçmişin bugünümüzü şekillendirmesi gibi gelecek de bugünün gelişmelerinin, çabalarının, hatalarının, başarılarının bir sonucudur. Değişim, doğanın ve yaşamın kaçınılmaz bir yasasıdır. Doğada ve yaşamda hiçbir şey aynı kalmaz. Zaman, yeni durumlar ve farklı olasılıklar ortaya çıkararak geleceğin yönünü etkiler. Ancak gelecek tamamen belirsiz, insan da değişimin pasif bir tutsağı değildir. İnsanlar toplumsal gelişmeleri anlayabilir, değişimin yönünü saptayabilir ve ona müdahale edebilir. Bunun içinse yaşadığı topluma, tarihe, siyasal gelişmelere ilişkin doğru fikirlerinin olması gerekir. 

  2. 340

    Savrulduğumuz Yerden Ayağa Kalkmak İçin Hatırlamak

    Geçtiğimiz Nisan ayında 110 maden işçisi Eskişehir’denAnkara’ya yürüyüşe geçti. Kilometrelerce yol yürüyen madenciler, günler sonra Ankara’yavardıklarında devletin hiçbir kurumu onları dinlemedi. Polis şiddetine maruzkaldılar, gözaltına alındılar. Bir parkta yarı çıplak halde 9 gün boyunca açlıkgrevi yaptılar. Milyonlar Doruk Madencilik işçilerinin sesini duydu, sınıfdayanışması büyüdü ve 17 günlük çetin mücadelenin sonunda işçiler taleplerinikabul ettirdi. Vicdanı olan herkes maden işçilerinin kazanımını sevinçlekarşıladı. Madencilerin direngenliği pek çok işçiye umut ve cesaret verdi. Pekineydi madencileri böyle bir mücadeleye iten sorunları ve talepleri? Aylardırgasp edilen maaşlarının, yıllardır ödenmeyen TİS haklarının ve tazminatlarınınödenmesi!

  3. 339

    Nasıl Bir Mücadele Vermeli?

    İşçiler olarak her birimiz hayat gailesi denilen birmücadelenin içindeyiz. Yaşamımızı sürdürebilmek için her gün didinip duruyor,türlü sorunlarla boğuşuyoruz. İşsizlik, geçinememe, uzun iş saatleri, ağırçalışma şartları, çocukların ihtiyaçları, ev kirası, faturalar… Aynıtekdüzelikte birbirini kovalayan telaşlı, kaygılı, yorucu günler, haftalar, aylar,yıllar… Bu girdaptan kurtulmak için çıkış yolları arıyoruz. Fiziksel gücümüzünötesinde fazla mesai yapıyor, daha çok çalışıyor, hatta iş arkadaşlarımızlarekabet ediyoruz. Ücretimizin bir nebze olsun artacağı, çalışma koşullarımızındaha düzgün olacağı işler arıyoruz. Elimize geçen ücretle geçinebilmek içinihtiyaçlarımızı kısıyor, borçlanıyoruz. Hakkımız yendiğinde patronla, müdürlekavga ediyor ya da istifa ediyoruz belki. Ama bunların hiçbiri sorunlarımızıgerçek anlamda çözmüyor.

  4. 338

    Sel Gider Kum Kalır Mücadele Büyür

    John Steinbeck, Gazap Üzümleri romanında, 1929 krizidöneminde çiftliklerini ipotekle bankaya kaptıran, yaşamlarına devam edebilmekiçin mevsimlik işçi olmak üzere göç eden Joad ailesinin hikâyesini anlatır. Aileüyelerinden Tom, şeftali toplamak için gittiği bahçede çalışan işçilerin grevdeolduğunu öğrenir ama greve destek vermez. Ücretlerin artırılması için greveçıkan işçilerden Casy ise Tom’dan greve destek olmasını ve diğer işçileri degrevi desteklemeleri için ikna etmesini ister. Tom ise işçilerin çoğunluğunungünü kurtarma derdinde olduğunu, onları ikna edemeyeceğini, bir şeyindeğişmeyeceğini söyler. Bunun üzerine Casy, sendikalı bir işçinin kendisinesöylediği sözü hatırlatır: “İnsan elindengeleni yapmalı. Ve ne zaman bir adım ileri atsan, sonradan biraz gerilersin,ama büsbütün geriye gitmezsin... Boş gibi görülse bile hiçbir eylem boşdeğildir.”

  5. 337

    “Modern Zamanlar”da İlkel Koşullar

    Charlie Chaplin’in1936 yılında gösterime giren Modern Zamanlar filmi, işçilerin her dakikasına elkoymak isteyen açgözlü patronları teşhir eder. Seri üretim yapan fabrikada dahafazla kâr için işçinin üzerindeki zaman baskısının nasıl arttığı mizahi birbiçimde gösterilir. Örneğin; filmin bir sahnesinde, tuvalete giden işçi, üretimalanını kamerayla izleyen patron tarafından yakalanır, sertçe uyarılarak işininbaşına gönderilir. Başka bir sahnede ise işçinin yemek molasında geçirdiğizamanı çalmak isteyen patronun, işçi üzerinde otomatik yemek yedirme makinesinidenediğini görürüz. Makine bir yandan kolları bağlı işçinin ağzına yemekleritıkıştırırken diğer yandan bir aparatla ağzını siler. İzlerken bize komik gelenbu sahne aslında sermaye sınıfının hayatımızı nasıl çaldığınıgösteriyor.

  6. 336

    Dünya Meydanları Gençliğe Ne Söylüyor?

    “Görmek isteyenler içinyeterince ışık, istemeyenler için yeterince karanlık vardır” diyor ünlü biliminsanı Pascal… Gerçekten de dünyamız bugünkü suretinde; gerek aydınlığı,gerekse de karanlığı aynı anda barındırıyor. Bir yanda bitimsiz acılaryaşanıyor, sorunlar ağırlaşıyor, karanlık yayılıyor. Emperyalist savaşlar,büyüyen yoksulluk, iklim krizi, baskıcı ve faşist yönetimlerin iş başınagelmesi, hak ve özgürlüklerin teker teker tırpanlanması… Sanki distopik birfilmin içinde yaşıyoruz. Dünya suretinin yalnızca bu yönüne odaklanan insaniçin bu hal ve gidişat, bu karanlık; maalesef insanın iç dünyasında da yansımasınıbuluyor. Mutsuzluk, umutsuzluk, kaygı, tükenmişlik ve çıkışsızlık… Bütün bu yıkıcıduygular büyük gölgeler olup kimi insanların kalplerini karartıyor. Peki, yaaydınlık? Ya umut? Pascal’ın dediği gibi gerçekten “görmek isteyenler içinyeterince ışık var” mı?

  7. 335

    Çocuklarımız İçin Güvenli Liman Neresidir?

    Leylek yavrularını beslemek için gökyüzüne çıkar veyeryüzünde av arar. Mesela bir yılanı bulduğunda onu yakalar ve tekrar havalanır.Yılanı öldürmek için, çok yüksekten aşağıya, kayalara atar. Ama yanlışyükseklikten yanlış zemine atarsa, yani hesabı yanlış yaparsa yılan ölmez, sadecebayılır. Yılanın bayıldığını fark etmeyen leylek, sevinçle onu yuvasına taşırve yavrularının önüne koyar. Tekrar avlanmak üzere yuvadan, yavrularının yanındanayrılır. Geri döndüğünde yavrularını yerinde bulamaz. Çünkü yılan ayılmıştır.Yavrularını beslemek isteyen leylek, yılanı yavrularıyla beslemiştir. Öylebir düzende yaşıyoruz ki biz insanlar da evlatlarımız için tehlikeleri bertarafedemiyor, hatta bu tehlikeleri evimize, yavrularımıza taşıyabiliyoruz.

  8. 334

    Yıkımdan Beslenen “Savaş Lordları”

    Savaş Lordu filminin açılış sahnesi sarsıcıdır: Pirinç kovanlar dökülür, makineler tıkır tıkır çalışır, çarklar döner. Üretilen sanki barkodlanacak, raflara dizilecek sıradan bir tüketim malıdır. Oysa bantlarda masum hayatların sonunu getirecek soğuk bir nesne ilerler: mermi! Mermiler sayılır, dizilir, sandıklara konulur. Kamyonlara yüklenir, limanlara ulaşır, gemilerle okyanusları aşar. Her durakta birileri hesap yapar, ellerini ovuşturur, kârı cebine indirir. Sınırları aşarak yolculuğunu sürdüren mermi, bir askerin silahına yerleşir ve yolculuğu, bir çocuğun alnında son bulur. Bu sahne, savaşın birileri için ölüm ve onulmaz acılar demek olduğunu, birileri içinse muazzam kâr anlamına geldiğini çarpıcı biçimde anlatır.

  9. 333

    Vakti Gelmiş Fikirlerin Gücü

    1800’lü yıllarda yaşamış büyük Fransız romancı Victor Hugo,“hiçbir ordu vakti gelmiş bir fikirkadar güçlü değildir” demişti. Hugo, bu söz ile toplumun bağrında mayalanandeğişimin önüne geçecek bir güç olamayacağını anlatıyordu. Bu değişimlerinsonuçlarının muhakkak ortaya çıkacağını hatırlatıyordu. Mesela Fransa’da toplumunbağrında burjuvazi denilen yeni bir sınıf ortaya çıkmış ve Hugo’nun doğumundankısa süre evvel bir devrimle iktidara gelmişti. Burjuvazi sefalet içindeyaşayan emekçileri “eşitlik, özgürlük ve kardeşlik” diyerek arkasına almış,1789 Devrimiyle kralların, kraliçelerin iktidarına son vermişti. 1789 FransızDevriminin önünde hiçbir güç duramamıştı. Toplumsal değişimi kabul etmekistemeyen, tarihin gidişatını durdurmaya çalışan imparatorluk orduları, dönemindevrimci fikirlerine yenilmişti. 1789 Fransız Devrimiyle başlayan değişimfırtınasıyla kralların, soyluların, sultanların çağı kapandı. Babadan oğulageçen hanedanlıklar yıkıldı. Binlerce yıllık köhne düzen değişti. Zaman aktı vebugünkü kapitalist toplumlar inşa edildi. Nihayet tarih yıkılma sırasınınkapitalist düzene geldiğini gösteriyor.

  10. 332

    Emekçi Kadınlarız, Taleplerimizle 1 Mayıs’a Hazırlanıyoruz!

    Farklı kentlerde yaşayan, farklı sektörlerde çalışan kadınişçiler, emekçi kadınlar, öğrenci kadınlar UİD-DER temsilciliklerinde bir arayageliyorlar. 1 Mayıs’ın anlamı, emekçi kadınlar için önemi ve hangi taleplerlekatılacakları üzerine sohbet ediyor, UİD-DER’le 1 Mayısları yansıtan videolarizliyor, duygu ve düşüncelerini paylaşıyorlar. 1 Mayıs’a, meydanlardaseslerini, taleplerini yükseltmeye hazırlanıyorlar. Emekçi Kadın köşemiz, 1Mayıs’a hazırlanan emekçi kadınların sesine güç veriyor. 

  11. 331

    “Mutluluk” Bizimle Birlikte Yürüsün

    İçinde yaşadığımız kapitalist sistem büyük çelişkilerleyüklü. Bir tarafta muazzam zenginlik diğer tarafta milyonların sefaleti, birtarafta teknolojik atılımlar diğer tarafta doğanın yok edilişi, bir taraftainsanlık tarihinde görülmemiş bilgi birikimi diğer tarafta bu birikimin insanlardanesirgenmesi… Çelişkilerin iyice keskinleşmesi egemen sınıfın ideologlarınıharekete geçiriyor. Mesela burjuva medyada, giderek zenginleşen dünyadaözellikle gençlerde artan mutsuzluk üzerine yazılıp çiziliyor. Yazılanlaragöre; gençler tarihin en zengin ve en rahat döneminde yaşamalarına rağmenmutsuzlar.

  12. 330

    1 Mayıs Geleneğimiz Yaşıyor: “Kol Kola Düştük Yola”

    2020’de Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı’nın arşivindeNâzım Hikmet’in daha önce yayımlanmamış bir şiiri bulundu: İstanbul’da 1Mayıs. O yıl pandemi bahanesiyle 1 Mayıs meydanları işçilere yasaklanmış,milyonlarca insan evlere kapatılmıştı. Koronavirüsten korunmak için önlemaldıklarını söyleyenler, işçileri hak gasplarıyla karşı karşıya bırakmıştı. Ücretsizizinler, düşürülen ücretler, sendikal faaliyetlerin engellenmesi, sokağa çıkmayasakları…

  13. 329

    1 Mayıs’ta Birliğe, Mücadeleye, Dayanışmaya Güç Verelim!

    Havalar ısınmaya, bahar kendini hissettirmeye başladı. Doğacanlanıyor, güneşli gökyüzü pırıl pırıl parlıyor, topraktan çiçekler, yeşilfilizler fışkırıyor. Bereketin, tazeliğin, gençliğin sembolü olan ilkbaharıngelişi normal koşullarda insana ve topluma ferahlık verir, sevinçle karşılanır,neredeyse tüm toplumlarda bayramlarla, şenliklerle kutlanır. Ama öylezamanlardan geçiyoruz ki baharın gelmesi içimizi ferahlatmıyor, toplumunüzerine çöken kasvetli havayı dağıtmıyor. İşçi ve emekçiler olarak adetagiderek şiddetini arttıran bir kara kışın içindeyiz. Böyle hissediyoruz çünküher yeni gün yeni zorluklar, sıkıntılar, sorunlar, acılar getiriyor. Dünyanınüzerinde fırtına habercisi karabulutlar toplanmaya devam ediyor.

  14. 328

    Her Şey Onlar İçin…

    toprağınmemeleri        altun ışıltılı kumları kıyıların                 emeğin çiçekleri                        hep onlar için   heponlar için takvimlerin mutlu günleri içimizinkaranlığı soframızınöksüzlüğü hiçgülmemesi yüzlerimizin                       hep onlar içinİşçi sınıfının şairi Hasan Hüseyin Korkmazgil kapitalistdüzenin egemenlerini bu dizelerle anlatıyordu şiirinde. Peki ne anlatıyor budizeler bize? Nasıl oluyor da tüm zenginlik ve birikim onların, yoksulluk vekaranlık bizim oluyor?

  15. 327

    Dünyayı Kim Kurtaracak?

    Bugüne kadar evrende binlerce gezegen keşfedildi, ancakcanlılığa ilişkin kesin kanıtlar bulunamadı. Bu nedenle şu anda yaşam olduğukesin olarak bilinen tek gezegen Dünya’dır. Ne var ki milyonlarca canlı türüneev sahipliği yapan, muazzam güzelliklerle dolu biricik dünyamız, gözlerimizinönünde yok oluşa sürükleniyor. On binlerce canlı türünün nesli tehlike altında,binlerce nehir, dere, göl ya kurudu ya kirlendi. Bir o kadarı da bu risklerlekarşı karşıya. Son 10 yılda 100 milyon hektardan fazla ormanlık alan yok oldu. Dünyaüzerindeki toprakların yüzde 33’ü önemli ölçüde kirlenmiş ya da bozulmuşdurumda. Havamız ve denizlerimiz de büyük bir hızla kirleniyor, buzullareriyor.

  16. 326

    Onların Çocukları, Bizim Çocuklarımız…

    Çocuklarımızı yetiştirirken nelere dikkat etmemizgerektiğine dair öğütler veren kitaplarla, televizyon programlarıyla,uzmanlarla sık sık karşılaşırız. İlk bakışta faydalı görünen bazı bilgileriçerseler de bu yönlendirmelerin çoğunun ortak bir kusuru var: O da farklısınıfların çocuklarının farklı koşullarda yetiştiğini göz ardı etmeleri, bizievlatlarımızı işçi sınıfının evlatları olarak yetiştirmekten alıkoymayaçalışmaları. Zaten bize anlatılan fikirler, öneriler kafamıza yatsa bileçoğunlukla onları hayata geçirme imkânı bulamayız. Sonra da yapamadığımızşeyler için kendimizi sorumlu hisseder, suçlarız. Mesela çocuklarımıza zamanayırmamız, onlarla kaliteli zaman geçirmemiz önerilir. Ama ağır çalışma koşulları,bitmeyen ev işleri, ödevler derken zaman geçer gider.

  17. 325

    Çorbada Senin de Tuzun Olsun

    Bugün kime sorsak hayatının gidişatından memnun değil. İşçive emekçiler açısından dertler saymakla bitmiyor. Dünyanın ahvali için “buböyle gitmez” düşüncesinde çoğunluk hemfikir. Fakat bazen insan sadece kendidurduğu noktadan bakıyor hayata. Değişmesini istediği düzenin değişmeyeceğidüşüncesine kapılabiliyor ve içten içe “bir benim ses çıkarmamla mı çözülecek?”diyebiliyor. Geçenlerde küçük bir kardeşimizin severek okuduğunu söylediği birhikâye, böyle düşüncelere güzel bir cevap niteliğinde.

  18. 324

    Yük Ne, Yüklenen Kim?

    19. yüzyılın Japonya’sının birdağ köyünde yaşananları anlatan Narayama Ağıdı diye bir film vardır. Filmde, aşırıyoksullukla, kıtlıkla başa çıkabilmek, yeni nesillere yer açabilmek için 70yaşına gelen ihtiyarların son nefeslerini versinler diye çocukları tarafından NarayamaDağının doruğuna çıkarılıp orada ölüme terk edilmeleri anlatılır. Bugün kimseannesini sırtına alıp bir dağın zirvesine bırakmıyor belki ama yaşlıların “yük”olarak gösterilmek istendiği bir dünyada yaşamadığımızı söyleyebilir miyiz?

  19. 323

    Devlet mi Verdi?

    Avrupa’ya işçi olarak giden yakınlarımız, oradakikoşullarını anlatırken devletin verdiği haklardan, sosyal yardımlardanbahsederler. Buradaki işçiler de “orada devlet işsizlik parası veriyor, çocukparası veriyor” diye “devletin verdiği haklar”dan özenerek bahsederler.İşsizlik fonu gibi fonları devletin parası, işsizlik ödeneğini devletin yardımıolarak görürler. Oysa bu fondan yararlanan Avrupalı bir işçi olaya hiç de öylebakmaz. Bunun, kendi vergilerinin ve primlerinin kendisine geri dönmesiolduğunu düşünür. Avrupalı işçilerle, Türkiyeli işçiler arasındaki bakış açısıfarkının çok önemli nedenleri ve sonuçları var.

  20. 322

    Bu Ne Yaman Çelişki...

    İçinde yaşadığımız dünya büyük bir zıtlıklar sahnesiniandırıyor. Çelişkilerle yüklü bir düzende, kapitalizmde yaşıyoruz. Bu düzenhayatın her alanında çelişkiler üretiyor; bolluğun ortasında yoksunluk,ilerlemenin içinde gerileme, umudun yanında umutsuzluk büyüyor.Kendimize, çevremize, dünyamıza bakalım; sanki her şey elimizin altında, amabir o kadar da uzak! Sanki her şeye sahibiz, ama aslında hiçbir şeye sahipdeğiliz.

  21. 321

    Sömürüye, emperyalist savaşa, faşist rejimlere, çürümeye karşı Yaşasın İşçilerin Uluslararası Mücadele Birliği!

    İnsanlık tarihinde nüfusun en kalabalık, kentlerin ve kent nüfusunun en yoğun, teknolojik gelişmişliğin en ileri, üretimin en hızlı, ulaşımın, iletişimin, bilgiye ulaşmanın en kolay olduğu, toplumsal zenginliğin en çok biriktiği bir çağda bulunuyoruz. Ama bu durum otomatikman aramızdaki dayanışmanın güçlendiği, hayatımızın kolaylaştığı, tüm bu ilerleme ve zenginliklerden yararlanabildiğimiz anlamına gelmiyor. Çünkü toplumun sermaye sınıfı ve işçi sınıfı olarak sınıflara ayrıldığı, sermaye sınıfının işçi sınıfını sömürdüğü kapitalist düzende yaşıyoruz. Daha en temelinde büyük bir adaletsizlik olan bu düzen kendi suretinde bir dünya ve toplum yaratmış durumda. Ne yana baksak kapitalizmin yarattığı kötülükleri görüyoruz.

  22. 320

    Ölmez Otu ve İnsanlığın Umudu

    Ölmez otunu bilir misiniz? Çiçekleri güneş gibi parlayan sarırenkte olduğundan halk arasında güneş çiçeği ya da altın otu da derler. Toroslardaise köylüler ismini mantuvar diye bilir ve kısmet getirsin diye toplaşıpüzerine maniler söylermiş. Çünkü bu bitki sıcak ve kurak topraklarda hayatatutunabilen, hatta topraktan koparılsa bile çiçekleri dökülmeyen, susuzluktan kurusabile rengi solmayan bir bitki. İşte böyle direngen olduğu için de halklarkutsal kabul etmiş ve çoğunluk ölmez otu demiş adına.

  23. 319

    Gençliğimiz ya da Dalından Düşen Ham Ceviz

    Geçtiğimiz günlerde genç arkadaşlarımız trende başlarınagelen küçük bir olayı anlattılar. “Trendeyiz. Durağa yaklaşırken ayağa kalktık.Hiçbir yere tutunmadan sohbet edip şakalaşıyoruz. Trenin ani freniyle kapıyadoğru savrulduk. O sırada ihtiyar bir amca yanımıza yaklaştı. Gülümseyerek ‘bende gençken kendime güvenir, tutunmadan giderdim. Ama bak şimdi sımsıkıtutunuyorum düşmemek için. Ahh keşke, keşke gençliğime geri dönebilsem! İnsanşimdi anlıyor değerini. Size tavsiyem gençliğinizin kıymetini bilin, çabukgeçip gidiyor. Birbirinizi de sıkı tutun düşmeyin’ dedi.” Büyüklerinden “gençliğinizinkıymetini bilin” benzeri sözleri duymayan yoktur. Çoğu zaman bu sözler yüzümüzevuran hafif bir esinti gibi geçer gider. Yani bu sözleri çok da önemsemez,haliyle anlamaya çalışmayız. Doğrusu bazen sıkıcı da gelir bu nasihatler. Amabiz yine de şarkılara, şiirlere konu olan şu gençlik yıllarının kıymetineymiş diye anlamaya çalışalım.

  24. 318

    Balinalar, Algılar ve Sınıfımız

    “İnsanlar, siyasetçilerin ya da medyanın yalanlarını nasıloluyor da görmüyorlar?” Çoğu işçi kardeşimiz, buna benzer soruları aklından geçirmiş,sormuş ya da çevresinden duymuştur. Eğer bu soru sadece bir yakınma değilse,anlamlı ve cevap bulunması gereken bir sorudur. Çünkü içinde yaşadığımıztoplumun çoğunluğunun neden gerçekleri göremediğini anlamazsak hem yanlış kişilereöfkelenir hem de sorunun çözümünü bulamayız.

  25. 317

    Yaşasın İşçi Sınıfının Mücadelesi, Yaşasın 8 Mart!

    Kadın erkek işçi kardeşlerimiz, kadın erkek emekçi kardeşlerimiz, gençlerimiz8 Mart Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü’nü, hem Türkiye’nin hem de dünyanın ekonomik, siyasal ve toplumsal krizlerle sarsıldığı bir dönemde karşılıyoruz. İşçiler, emekçiler olarak sorunlarımız büyüyor, ağırlaşıyor. Sorunlarımız çözüm bekliyor. Ağır çalışma koşullarıyla, hayat pahalılığıyla, gelecek kaygısıyla boğuşuyoruz. Dünyadaki gidişat, emperyalist savaşın yakıp yıktığı kentler, dünyanın gözü önünde yapılan katliamlar, derinleşen çürüme ve şiddet de kaygılarımızı arttırıyor.

  26. 316

    Vicdanımız Yükümüz Değil, Yol Göstericimizdir

    Vicdan insani bir duygudur. Sözlü ya da fiziksel bir tepkiden önce, ahlaki bir alarm gibi çalışır.

  27. 315

    Koca Taş Nasıl Kırılır?

    Talip Apaydın "Koca Taş" adlı öyküsünde zor görünen işlerin üstesinden nasıl gelineceğini anlatır.

  28. 314

    Başka Bir Dünya Mümkün!

    Gündelik yaşamımızın hay huyunu bir kenara bırakıp dünyamıza baktığımızda ne görüyoruz? Sonsuz maviliğiyle gökyüzü, altında rüzgârların okşadığı bereketli topraklar, denizler, her yerde yaşam ve yenilenme. Sınırsız bir güzellik, bereket ve zenginliktir gözlerimizin önündeki. Peki, doğanın güzelliklerinden yararlanan, sunduğu kaynakların tümüne el koyan, yağmalayan, kurutanlar kimlerdir? Sonsuz bir devinim içindeki kentleri, fabrikaları, santralleri, yolları, köprüleri, inşaatları, limanları, tarlaları, madenleri, okulları, hastaneleri düşünelim bir de. Gözlerimizin önündeki neredeyse her şey aslında işçi sınıfının emeğinin ürünü değil midir? Peki, işçi sınıfının ürettiği bu zenginliklere el koyanlar, bu bolluk içinde işçi sınıfına yokluğu dayatanlar kimlerdir?

  29. 313

    Modern Köleliğe Karşı Mücadeleye!

    İşçi Dayanışması’nın bir önceki sayısında “Cleon’dan Spartaküs’e, Onlardan Bizlere” yazısında şöyle deni­yordu: “Bugün insanın köleleştirilmesi, zincirlenmesi düşüncesi, ahlaken kabul edilemez ve dehşet vericidir. Fakat tarihin binlerce yıllık bir bölümünde bu, toplum­ların normaliydi. 

  30. 312

    Engeller Emekle, Mücadeleyle Aşılı

    Filmlere, romanlara konu olan hayat hikâyeleri vardır. Ama bunlar genellikle bireysel başarı öyküleri olarak sunulur. Sadece kişinin hırsına, tutkusuna, kimseyi dinlemeden kendi bildiği yolda gitmesine bağlanır. O insanın hayatının kritik dönemlerinde karşısına çıkan insanların emeği, sabrı ve dayanışması çoğu zaman görünmez kılınır. Gelin emeğin, sabrın, dayanışmanın, vefanın ne harika sonuçlar yaratabileceğini görmek için Helen Keller ve öğretmeni Anne Sullivan ile tanışalım.

  31. 311

    Yoksulluk Uzaydan Bile Görünüyor

    Toplumsal eşitsizlik öyle derin ki uzaydan bakınca bile görünüyor. Abartı değil, gerçek!

  32. 310

    Sırtımızdaki Deli Gömleğini Kim Çıkaracak?

    18. yüzyılda akıl hastalarının hareket etmelerini engel­lemek, onları zapt etmek için bir gömlek icat edildi. Kalın bir kumaştan yapılmış, kolları uzun ve arkadan bağlanarak vücudu sıkan bu gömlek “deli gömleği” ola­rak bilinir. İçinde yaşadığımız kapitalist sistem bu gömleği adeta tüm insanlığa giydirmiş durumda. Bir düşünelim, hepimiz içinden çıkamadığımız bir sıkışmışlık hissi içinde değil miyiz

  33. 309

    “Bu Bir Tercih” mi Dediniz?

    Emeklilik aylığı ev kiralarını karşılamadığı için çok sayıda emekli ucuz otel odalarında yaşam savaşı veriyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, bununla ilgili “bireysel tercihler, bilinçli olarak vatandaşları yanıltmak amacıyla toplumsal kriz gibi sunulmaya çalışıldı” dedi. Banyo ve tuvaleti olmayan bir odada, duş alabilmek için ek para verilmesi gereken bir otelde yaşamayı “bireysel tercih” olarak sunmaktan utanmadı.

  34. 308

    Onlar Organize, Ya Biz?

    Okulda, hastanede, trafikte, işyerinde, evde… Toplumsal hayatın tüm alanlarında, bireysel yaşantımızda işlerimizi yürütebilmek, hayatın akışını devam ettirebilmek için organize olmak zorundayız. Organize olmak planlama ve işbölümü yapmak, hedefler belirlemek, işleri sıraya koymak, işlerin yürütülmesi için gerekli araçları oluşturmak demektir. Kısacası organize olmak örgütlenmek demektir.

  35. 307

    Çürümüş Kapitalizm Yıkılmalı!

    2025’te kamu işçilerine, kamu emekçilerine son derece düşük zamlar yapıldı. Türkiye’de Cumhuriyet tarihinde ilk kez, asgari ücret açlık sınırının altında belirlendi. Emekli aylıkları 20 bin lira ile cep harçlığı seviyesinde tutuldu. MESS grup sözleşmesi kapsamındaki metal işçilerine düşük zam dayatıldı. Sermaye sınıfına, iktidardakilere sorarsanız rekabet edebilmek için, ekonomiyi düze çıkarabilmek için ücretleri düşürmek, işçilerin haklarına saldırmak şart. Yani yıkımı yaratan onlar ama faturayı bize kesiyorlar. En mükellef sofralarda yiyip içenler onlar ama hesabı bize ödetiyorlar. Lüks ve şatafat içinde yaşayanlar onlar ama bizim kemerimizi sıkıyorlar. 

  36. 306

    “Aza Kanaat” Hep Bize mi Düşer?

    Bize aza kanaat ederek yaşamayı, bunu sineye çekmenin doğru olduğunu söyleyen, mücadeleyi, dayanışmayı kötüleyen, bizi birbirimize kırdırmaya çalışan egemenlerin yaşamlarını bir düşünelim. Onlar azla yetinmenin ne demek olduğunu biliyorlar mı? İşçileri daha fazla, daha da fazla sömürmekten vazgeçiyorlar mı?

  37. 305

    Anneyiz, Kaygılıyız, Demek ki Birlik Olmalıyız

    Hiç düşündük mü, televizyonlar, sosyal medya, iletişim araçları neden sürekli dehşet verici haberlerle korku yayıyor? Neden toplumda bize herkesten zarar gelebileceği, babamıza bile güvenmememiz gerektiği algısı pompalanıp duruyor? Daha önemlisi neden bu dehşet verici olaylar karşısında yapılması gereken tek şeyin insanlardan daha fazla uzaklaşmak, insanlara güven duymaktan tamamen vazgeçmek olduğu fikri aşılanıyor? 

  38. 304

    Cleon’dan Spartaküs’e, Onlardan Bizlere

    Tarihin derinliklerinden bize ulaşan bir ses vardır: Zincirleri parçalayanların, zulme karşı dimdik duranların, susmayanların sesi… İnsanlık tarihi, zulme ve sömürüye karşı sayısız başkaldırının tanığıdır. Bu başkaldırılar her seferinde bir yol açtı, geleceğe bir not bıraktı. O notları okuyup kendinden öncekilerin izinden yürüyenler ise geleceğe uzanan yolu temizledi, hedefi daha da belirginleştirdi. Boyun eğmeyenler, zaferleri kadar, yenilgilerinden de öğrendi. Böylece bastırılan hiçbir isyan bir son olmadı. Daha sağlam bir başlangıç noktasına, aynı gelecek özleminin daha güçlü bir çağrısına dönüştü.

  39. 303

    Yürek Deniz Dil Dalgadır

    Örgütlü mücadelenin içinde nefes alıp veren insanın ciğerleri de yüreği de zihni de büyür, ferahlar. Kapitalizmin kirlerinden inatla arınmak isteyenlerin yanında olmak, omuz başında yalnız olmadığını hissettirecek bir ses duymak güven verir insana. Doğru yol arkadaşlarıyla yürüyen insan atacağı adımdan, gideceği yoldan da korkmaz, kulaç atacağı denizden de. Kendini yeniden inşa eder. O zaman denizi de derinleşir, dalgaları da temizlenir. Kıyıya bıraktığı ise nice zorluklarla ortaya çıkan, içinde inci saklı bir istiridye gibi anlamlı olur. 

  40. 302

    Balık Baştan Kokuyorsa Ne Yapmalı?

    Yeni bir yıla girerken herkesin dileği sağlıklı, mutlu, huzurlu bir yaşamdır. Ama isteklerimizle yaşadıklarımız ne yazık ki birbiriyle uyuşmuyor. Hatta aradaki fark son yıllarda giderek açılıyor. Geldiğimiz durumu şöyle özetleyebiliriz:

  41. 301

    Dörtte Üç Hesabı ve Asgari Ücret

    İtalyan yazar Ignazio Silone, 1933’te bir roman yazarak Fontamara adlı küçük bir İtalyan köyünde şahit olduğu olayları anlatır. Roman mizahi bir dille yazılsa da esasında faşizmin kötülüklerini anlatmaktadır. Bazen kahkahalarla bazen köylülerin durumuna üzülerek okuduğumuz satırlarda anlatılanlar aslında Türkiye’de yaşadıklarımıza şaşırtıcı biçimde benzerdir. 

  42. 300

    Örgütlü Olursak Tuzakları Aşabiliriz

    Görünen köy kılavuz istemez, iktidarın ve sermaye sınıfının saldırılarının yaratacağı sonuçlar da kılavuz istemiyor. Tam da beklediğimiz gibi zorlu geçen 2025’i geride bırakmaya hazırlanıyoruz ve 2026’nın çok daha zorlu bir yıl olacağı konusunda en ufak bir şüphemiz yok.

  43. 299

    İki Ayrı Sınıf İki Ayrı Dünya Karşı Karşıya

    Dünya haritasını elimize alsak ve parmağımızı rastgele bir ülkenin üzerine koysak, o ülkede tıpkı bizim gibi gece gündüz çalışan, üreten işçilerin durumuna baksak, aynı bizim gibi nice sorunla boğuştuklarını görürüz. O ülkenin işçi sınıfı ile kâr hırsıyla yanıp tutuşan sermaye sınıfı arasında büyüyen eşitsizliği görürüz. 

  44. 298

    Kaynağını Hedef Almadan Şiddetle Başa Çıkılamaz

    Patronlar, işçileri düşük ücretler vererek en ağır koşullarda çalıştırır, insan sağlığına zarar veren ürünler ürettirir, o ürünlerin hammaddesini doğayı talan ederek elde ederler. 

  45. 297

    Yeni Bir Toplum Mücadelesinin İnsanı Olmak

    Milyonlarca genç, yaşamını anlamlı bulmuyor, kendini toplumun bir parçası olarak hissetmiyor, kim olduğunu, ne yapmak istediğini çözemediğini düşünüyor, gelecek kaygısı taşıyor.

  46. 296

    Ekim Devrimi: Cesur İlk Adımımız!

    Şöyle bir etrafımıza baksak hiçbir başarının, hiçbir anlamlı sonucun ilk denemede elde edilemeyeceğini görürüz. Çamaşır makinesinden cep telefonuna, uzaya fırlatılan roketten bindiğimiz uçağa, evimizi aydınlatan ampulden hastanedeki röntgen cihazına hangi örneği ele alsak aynı sonuca çıkarız: Hepsi ilk başta başarısız gibi görünen sayısız denemelerin sonucunda icat edilmiştir. Bu gündelik hayatta, eğitimde, işte,  sporda, sanatta yani hayatın her alanında da böyledir. İşçi sınıfının haklarını kazanmak için verdiği mücadeleler, sömürü düzeni olan kapitalizme karşı isyanları, devrimleri de bundan farklı olmamıştır.

  47. 295

    Tozpembe Tablonun Ardındaki Türkiye

    2026 yılının devlet bütçesinin görüşüldüğü şu günlerde bakanlar kürsüye çıkıp yaptıkları ve yapacaklarıyla övünüyor. Mesela Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “vergide adaleti güçlendirmek için vatandaşlarımızın vergi yükünü azalttık” diyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise “milletimizin tüm fertlerinin ihtiyaçlarının hakkaniyetli bir şekilde gözetilmesi, bu bütçede de en temel düsturumuzdur” diyor.

  48. 294

    “Ne Yapsan Boş” Deme, Değiştirmeyi Dene

    “Ne yapsan boş…” Bu cümleyi her birimiz pek çok kere duymuşuzdur. İşçi ve emekçiler olarak hemen her gün işyerinde, okulda, hastanede, markette, trafikte pek çok sorunla yüz yüze geliyoruz. Hepimiz içten içe gittikçe büyüyen bu sorunların çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ve pek çok kişi sorunlar sıralandıkça gözünde canlanan dev bir yumağın nasıl çözüleceğini bilemiyor ve kolayına kaçıp “ne yapsan boş, bir şey değişmez ki” diye serzenişte bulunuyor. 

  49. 293

    Değişim İçin Sorumluluk Almalıyız

    Dünyamızın hangi coğrafyasına gidersek gidelim büyüleyici güzelliklerle karşılaşırız. Başka bir gezegende olduğumuz hissi veren görkemli kutuplardan güneşin okşadığı sahralara, heybetli dağlardan halıyı andıran bereketli ovalara, cam gibi berrak kıyılardan yemyeşil ormanlara gezegenimiz adeta rengârenk bir cennet gibidir. Ama bu güzelim gezegenin üzerinde yaşayan milyarlarca insan için yaşam zor, kahırlı ve ağır yüklerle dolu. Yüz milyonlarca insan bu cennet üzerinde cehennemi yaşıyor. Ne yana baksak çelişki, ne yana baksak adaletsizlik, ne yana baksak zulüm var. Ne yana baksak çürüme ve yozlaşma almış başını gidiyor.

  50. 292

    Patronlar Hayırsever mi?

    yle bir çalışma ortamı düşünün ki yemekhanede tuzluk bile yok, işçiler boş ilaç şişelerinden tuzluk yapmak zorunda kalıyorlar. Çay molalarında büyük bardak kullanırlarsa azarlanıyorlar. Hastalıklara davetiye çıkaran tuvaletlerde temizlik fırçası bile bulunmuyor. İşçilere çok düşük ücret veriliyor. Bu işyeri Ankara’da bulunan Tapeten Mensucat.

Type above to search every episode's transcript for a word or phrase. Matches are scoped to this podcast.

Searching…

We're indexing this podcast's transcripts for the first time — this can take a minute or two. We'll show results as soon as they're ready.

No matches for "" in this podcast's transcripts.

Showing of matches

No topics indexed yet for this podcast.

Loading reviews...

ABOUT THIS SHOW

Sömürü düzeninin gerçeklerini tüm çıplaklığıyla açıklayan, işçileri birlik olmaya ve hakları için mücadele etmeye çağıran işçi sınıfı basınının rolü çok önemlidir. İşçilerin mücadele örgütü UİD-DER, web sitesi ve İşçi Dayanışması gazetesi aracılığıyla işçi sınıfına gerçekleri sunuyor. Gelişmeleri işçi sınıfının çıkarları ve sınıf bakışı açısından ele alıyor.Birçok yazımız, seslendirilmiş olarak bu sayfada yer alıyor. Böylece yazılarımızı okumaya fırsat bulamayan okuyucularımız; işe giderken, dönerken ve birçok durumda, seslendirilmiş yazılarımızı dinleme imkânına kavuşmuş olacaklar.

HOSTED BY

Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği UİD-DER

CATEGORIES

Frequently Asked Questions

How many episodes does Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER have?

Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER currently has 50 episodes available on PodParley. New episodes are automatically indexed when they're published to the podcast feed.

What is Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER about?

Sömürü düzeninin gerçeklerini tüm çıplaklığıyla açıklayan, işçileri birlik olmaya ve hakları için mücadele etmeye çağıran işçi sınıfı basınının rolü çok önemlidir. İşçilerin mücadele örgütü UİD-DER, web sitesi ve İşçi Dayanışması gazetesi aracılığıyla işçi sınıfına gerçekleri sunuyor. Gelişmeleri...

How often does Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER release new episodes?

Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER has 50 episodes. Check the episode list to see recent publication dates and frequency.

Where can I listen to Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER?

You can listen to Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER on PodParley by clicking any episode. We provide an embedded audio player for direct listening, and you can also subscribe via your preferred podcast app using the RSS feed.

Who hosts Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER?

Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER is created and hosted by Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği UİD-DER.
URL copied to clipboard!