Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER podcast artwork

PODCAST · news

Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER

Sömürü düzeninin gerçeklerini tüm çıplaklığıyla açıklayan, işçileri birlik olmaya ve hakları için mücadele etmeye çağıran işçi sınıfı basınının rolü çok önemlidir. İşçilerin mücadele örgütü UİD-DER, web sitesi ve İşçi Dayanışması gazetesi aracılığıyla işçi sınıfına gerçekleri sunuyor. Gelişmeleri işçi sınıfının çıkarları ve sınıf bakışı açısından ele alıyor.Birçok yazımız, seslendirilmiş olarak bu sayfada yer alıyor. Böylece yazılarımızı okumaya fırsat bulamayan okuyucularımız; işe giderken, dönerken ve birçok durumda, seslendirilmiş yazılarımızı dinleme imkânına kavuşmuş olacaklar.

Publisher-supplied feed metadata · PodParley refreshed Jun 12, 2026 · Source feed

  1. 341

    Çocuklarımızın Büyüyebilmesi İçin Mücadeleye!

    Tarihin sayfalarında emekçisınıfların büyük mücadeleleri, kazanımları, zaferleri var. Ama egemenlerin yaşattığıbüyük acılar da var. O acıları bir daha yaşamamak için hatırlamak, yaşananlardanders çıkarmak gerekir. Acımızı tazelemek için değil, Elif Çağlı’nın ogüzel dizelerinde dediği gibi, geleceğe umudu yitirmeden, karabulutları bereketliyağmurlara dönüştürmek için… Çocuklarımızın geleceğini çalmak isteyenlere karşıdurabilmek için…

  2. 340

    “Tabloyu” Değiştirmek Bizim Ellerimizde

    “Mutluluğa Boya Beni” adlı animasyonda, ilginç bir tablodaolup bitenler anlatılıyor. Çiçeklerle bezeli bahçesiyle görkemli bir şatonun veinsanların resmedildiği bu tabloda üç farklı grupta figürler var: Bir grupfigürün boyaması bitmiş, bunlar kusursuz görünüyorlar. Bir grup figürünçizimleri yarım kalmış. Diğerleri ise sadece taslak halindeler. Ama butablodaki her şey canlı, hareketli. “Tamamlananlar”, “yarımlar” ve “taslaklar”bambaşka hayatlar yaşıyorlar. Tabloda tamamlananların iktidarda olduğu,yarımların ve taslakların dışlandığı, kötü muamele gördüğü sınıflı bir sistemhâkim. Fakat günün birinde, yarımlar ve taslaklardan 3 kişi kendilerine çizilenbu adaletsiz resmi sorgulamaya başlar, çerçevenin dışına çıkar ve tabloyudeğiştirmesi için ressamı arayıp bulmaya karar verirler.

  3. 339

    Yoksul Olmanın Bedeli Ne?

    evdenatılan, işinden olan, sonunda kızını kaybeden bir emekçi kadın… Son Damla filminde,hayattaki tek varlığı olan hasta küçük kızını iyileştirmek için çırpınan yoksulbir Amerikalı kadının yaşadıkları anlatılır. Janiyah’ın hikâyesi sarsıcıdır. İnsan“bu kadarını” kendisinin yaşamadığını düşünebilir. Ne var ki filmde geçen şu cümleinsanı başka türlü düşünmeye sevk eder: “İnsanlar fakir olmanın ne kadarpahalı bir şey olduğunu bilmiyorlar.” Bu sözler konunun yalnızca yoksulbir kadının yaşadığı talihsizlikler olmadığını çok çarpıcı biçimde anlatır.

  4. 338

    Antibiyotik Direnci Gibi…

    Tıp biliminin açıkladığıönemli bir gerçek var: Gereksiz ve yoğun antibiyotik kullanımı, bakterilerin builaçlara karşı direnç kazanmasına yol açıyor. Zaman zaman geçirdiğimizbakteriyel olmayan enfeksiyonlarda hızlı iyileşmek için antibiyotik mi içsekdiye düşünüyoruz. Oysa doktorlar bunun faydalı olmayacağını söylüyor. Üstelikkontrolsüz kullanımın bireysel olmayan toplumsal bir etkisi de var. Herantibiyotik içtiğimizde bakteriler ilacı tanıyor, ona karşı savaş stratejilerigeliştiriyor ve zamanla ilaçları alt edecek güce ulaşıyor. Üstelik bir kişihayatı boyunca hiç antibiyotik kullanmamış olsa bile, toplumun gereksiz yerekullandığı antibiyotikler yüzünden direnç kazanıp süper bakteriye dönüşenbakteriler o kişiyi de etkiliyor. Yani tek başına özenli olmak, ilaçlarıyalnızca gerektiğinde ve dozunda kullanmak bazen kendimizi korumaya yetmiyor.

  5. 337

    Gelecek Bizim Ellerimizde!

    Doğanın ekolojik krize sürüklenmesi, geri dönülmez biçimde tahripolması; aşırı sıcaklık ve soğuğa, kuraklık ve kıtlığa, yağış, sel, heyelan,fırtına, hortum, orman yangını ve ekosistem değişikliklerine neden oluyor. Ekolojikkriz derinleşirken etkileri katlamalı olarak büyüyor. Felaketlerin sayısı,sıklığı, yıkıcılığı günden güne artıyor. “Yeni normal” denilen buanormalliklerin tümünün bedelini ödeyense işçi sınıfı ve yoksul emekçiler. Yüzmilyonlarca emekçi bu felaketlerden doğrudan etkileniyor. Yaşamını yitiren, yakınlarını,evini, geçim araçlarını kaybeden, göç etmek zorunda kalan insan sayısıkatlanarak büyüyor. Öte yandan anormalliklerin yeni normal haline geldiğitespiti, sadece coğrafi iklimi değil içinde bulunduğumuz siyasal ve toplumsaliklimi de tastamam tarif ediyor. Tüm dünya ekonomik, siyasal ve toplumsalkrizlerle, emperyalist savaşla sarsılırken geçmişin tüm dengeleri bozuluyor, tüm normalleri rafakaldırılıyor. Her yeni gün olağanüstü gelişmelere kapı aralıyor. Bedeliödemek yine işçi ve emekçilerin payına düşüyor.

  6. 336

    Dünyanın En Zenginleri ve Derinleşen Yoksulluk

    Forbes dergisinin 1 Haziranda yayımladığı verilere göredünyanın en zengin 10 kişisinin toplam serveti 2,9 trilyon dolara ulaştı. Dünya milyarderleri servetlerini katlayarak büyütürken kapitalist sistemin yapısal çelişkileri yoksulluğu derinleştirmeye devam ediyor. Bugün yaklaşık 1 milyar insan günde 3 dolardan daha az bir parayla beslenme, barınma, sağlık ve ulaşımgibi en temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalıyor.

  7. 335

    Geçmişten Geleceğe Birlikte Yürüyoruz!

    İnsanlar asırlar boyunca hep ufkun ötesinde ne olduğunu merak ettiler. Yaşama tutunmaya çalışırken daha iyisini aradılar. Adımları, arayışları onları yalnızca yeni coğrafyalara değil; yeni imkân ve çözümlere, yeni umutlara da ulaştırdı. Yürüyerek, ilerleyerek, engelleri aşarak bugüne geldi insanlık. Bu sebeple söyleyebiliriz ki insanlığın tarihsel hikâyesi biraz da attığı adımların hikâyesidir.

  8. 334

    Dünden Bugüne Sermayenin Fıtratı

    Orhan Kemal, 1947’de kaleme aldığı Grev adlı öyküsünde işçilerin greve çıkması karşısında sermaye sınıfının aldığı düşmanca tutumu anlatır. İkinci Dünya Savaşının ardından fabrikalar harıl harıl çalışmaktadır. Bir tekstil fabrikasında işçiler grev yapar. Günde 12 saat çalışan işçilerin talebi ücretleri düşürülmeden çalışma süresinin 8 saate düşürülmesidir. İşgününü 8 saatle sınırlayan kanun Türkiye’de 1936 yılında çıkmış, fakat üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen uygulanmamıştır. İşçilerin iş bırakması karşısında kibirli patron çılgına döner. Hemen valiye, polise, jandarmaya haber verir, duruma derhal el koymalarını ister. Bahanesi de hazırdır: Grev kanunsuzdur! Ama kendisinin yasaları çiğnemeye hakkı vardır. Çünkü o patrondur, kendince işçiye ekmek verendir! Valiye şöyle yakınır: “Anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan geliyor! Makine beğenmezler, iplik beğenmezler, çalışmazlar… Şimdi de bir sekiz saat meselesi tutturdular.” Patron, başkomiser, vali yardımcısı işçi karşısında birleşir. Kanuni haklarını isteyen öncü işçiler mahkemeye verilir. Başsavcının düşüncesi ise şöyledir: “Kafa kaldırmaya gelmez, derhal ezmek lâzım.”

  9. 333

    Sınıfın İçinde Bir Mücadele Örgütü: UİD-DER

    Öyle bir tarihsel dönemdeyiz ki eşit, özgür, sömürününolmadığı bir toplumsal düzen neredeyse bir adım ötemizde. Ama aynı zamanda bunaulaşmamızın önünde engel olan, bununla da kalmayıp dünyayı cehenneme çevirenbir düzen var karşımızda. Kapitalizm dediğimiz bu düzen insanlığı bir eşiğegetirmiş durumda. Ya kapitalizm yıkılacak ve sınıfsız, sömürüsüz bir dünyanınkapıları açılacak ya da bu düzen dünyamızı yok oluşa sürükleyecek.

  10. 332

    Filler Tepişiyor Ama Biz Çimen Değiliz!

    Bembeyaz kar örtüsününüzerine serpiştirilmiş rengârenk evleriyle bir kartpostalı andıran bir ülkedüşünün. Türkiye’nin yaklaşık üç katı büyüklüğündeki bu ada ülkesinde yaşayanhalk gelecekleri için her zamankinden daha endişeli. Çünkü Trump’ın ABD’sigözünü oraya dikmiş durumda! ABD, Kuzey Kutup dairesinde yüzde 80’i buzullarlakaplı Grönland’ın yer altı zenginliklerine ve bulunduğu konuma bakıp “burasıbenim hakkım” diyor! Mahalle kabadayılığını andıran bu tutum haklı olarak tepkiyaratıyor. Ama buzullar altındaki Grönland üzerine süren kapışma buzdağınıngörünen yüzünün küçücük bir parçası sadece. Yıllardır emperyalist savaşınmerkez üssü olan Ortadoğu’da yıkım, ölüm ve acı son bulmuyor. Ne yazık kiOrtadoğu’da patlayan bombalar, semalardaki roketler, füzeler, katliamlar,cenazeler, ağıtlar sıradan olaylar gibi karşılanıyor.

  11. 331

    Geçmişten Geleceğe, Kararlılık, Güven ve Cesaretle

    Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu ITUC, geçtiğimiz haftalarda bir rapor yayınladı. 2026 Küresel Haklar Endeksi adlı bu rapor tüm dünyada işçilerin çalışma ve yaşam şartlarının kötüye gittiğini gösteriyor. Sermaye sınıfının işçi sınıfına karşı en ağır saldırıları hayata geçirdiğini ortaya koyuyor. Özellikle otoriter, baskıcı, faşist rejimlerin işbaşında olduğu ülkelerde durum son derece vahim. Bu ülkelerde tüm demokratik haklar yok sayılıyor, grevler yasaklanıyor, hakları için mücadele eden işçilere şiddet uygulanıyor, mücadeleci sendikacıların hapse atıldığı, hatta kaçırıldığı, katledildiği örnekler görülüyor. Rapora göre Türkiye, işçi hakları ve sendikal haklar konusunda en kötü durumdaki 10 ülke arasında bulunuyor! Türkiye IMF’ye göre ekonomik büyüklük sıralamasında dünyada 16’ıncı, Avrupa’da 7’inci sırada bulunuyor, adeta süper ligde yer alıyor. Ama sıra işçi haklarına geldiğinde emperyalist savaşın kıskacında, iflasın eşiğinde olan ülkelerle başa baş gidiyor.

  12. 330

    Dünya Gözlerimizin Önünde Değişirken: Umut Örgütlü Mücadelede

    Her insan kendisini, sevdiklerini nasıl bir geleceğin beklediğini merak eder. Oysa gelecek, açılmamış bir hediye kutusu gibi bekleyen bir şey değildir. Erişeceğimiz sabit bir nokta da değildir. İster farkında olalım ister olmayalım insan kitleleri olarak, toplum olarak kendi ellerimizle hazırladığımız bir şeydir. Geçmişin bugünümüzü şekillendirmesi gibi gelecek de bugünün gelişmelerinin, çabalarının, hatalarının, başarılarının bir sonucudur. Değişim, doğanın ve yaşamın kaçınılmaz bir yasasıdır. Doğada ve yaşamda hiçbir şey aynı kalmaz. Zaman, yeni durumlar ve farklı olasılıklar ortaya çıkararak geleceğin yönünü etkiler. Ancak gelecek tamamen belirsiz, insan da değişimin pasif bir tutsağı değildir. İnsanlar toplumsal gelişmeleri anlayabilir, değişimin yönünü saptayabilir ve ona müdahale edebilir. Bunun içinse yaşadığı topluma, tarihe, siyasal gelişmelere ilişkin doğru fikirlerinin olması gerekir. 

  13. 329

    Savrulduğumuz Yerden Ayağa Kalkmak İçin Hatırlamak

    Geçtiğimiz Nisan ayında 110 maden işçisi Eskişehir’denAnkara’ya yürüyüşe geçti. Kilometrelerce yol yürüyen madenciler, günler sonra Ankara’yavardıklarında devletin hiçbir kurumu onları dinlemedi. Polis şiddetine maruzkaldılar, gözaltına alındılar. Bir parkta yarı çıplak halde 9 gün boyunca açlıkgrevi yaptılar. Milyonlar Doruk Madencilik işçilerinin sesini duydu, sınıfdayanışması büyüdü ve 17 günlük çetin mücadelenin sonunda işçiler taleplerinikabul ettirdi. Vicdanı olan herkes maden işçilerinin kazanımını sevinçlekarşıladı. Madencilerin direngenliği pek çok işçiye umut ve cesaret verdi. Pekineydi madencileri böyle bir mücadeleye iten sorunları ve talepleri? Aylardırgasp edilen maaşlarının, yıllardır ödenmeyen TİS haklarının ve tazminatlarınınödenmesi!

  14. 328

    Nasıl Bir Mücadele Vermeli?

    İşçiler olarak her birimiz hayat gailesi denilen birmücadelenin içindeyiz. Yaşamımızı sürdürebilmek için her gün didinip duruyor,türlü sorunlarla boğuşuyoruz. İşsizlik, geçinememe, uzun iş saatleri, ağırçalışma şartları, çocukların ihtiyaçları, ev kirası, faturalar… Aynıtekdüzelikte birbirini kovalayan telaşlı, kaygılı, yorucu günler, haftalar, aylar,yıllar… Bu girdaptan kurtulmak için çıkış yolları arıyoruz. Fiziksel gücümüzünötesinde fazla mesai yapıyor, daha çok çalışıyor, hatta iş arkadaşlarımızlarekabet ediyoruz. Ücretimizin bir nebze olsun artacağı, çalışma koşullarımızındaha düzgün olacağı işler arıyoruz. Elimize geçen ücretle geçinebilmek içinihtiyaçlarımızı kısıyor, borçlanıyoruz. Hakkımız yendiğinde patronla, müdürlekavga ediyor ya da istifa ediyoruz belki. Ama bunların hiçbiri sorunlarımızıgerçek anlamda çözmüyor.

  15. 327

    Sel Gider Kum Kalır Mücadele Büyür

    John Steinbeck, Gazap Üzümleri romanında, 1929 krizidöneminde çiftliklerini ipotekle bankaya kaptıran, yaşamlarına devam edebilmekiçin mevsimlik işçi olmak üzere göç eden Joad ailesinin hikâyesini anlatır. Aileüyelerinden Tom, şeftali toplamak için gittiği bahçede çalışan işçilerin grevdeolduğunu öğrenir ama greve destek vermez. Ücretlerin artırılması için greveçıkan işçilerden Casy ise Tom’dan greve destek olmasını ve diğer işçileri degrevi desteklemeleri için ikna etmesini ister. Tom ise işçilerin çoğunluğunungünü kurtarma derdinde olduğunu, onları ikna edemeyeceğini, bir şeyindeğişmeyeceğini söyler. Bunun üzerine Casy, sendikalı bir işçinin kendisinesöylediği sözü hatırlatır: “İnsan elindengeleni yapmalı. Ve ne zaman bir adım ileri atsan, sonradan biraz gerilersin,ama büsbütün geriye gitmezsin... Boş gibi görülse bile hiçbir eylem boşdeğildir.”

  16. 326

    “Modern Zamanlar”da İlkel Koşullar

    Charlie Chaplin’in1936 yılında gösterime giren Modern Zamanlar filmi, işçilerin her dakikasına elkoymak isteyen açgözlü patronları teşhir eder. Seri üretim yapan fabrikada dahafazla kâr için işçinin üzerindeki zaman baskısının nasıl arttığı mizahi birbiçimde gösterilir. Örneğin; filmin bir sahnesinde, tuvalete giden işçi, üretimalanını kamerayla izleyen patron tarafından yakalanır, sertçe uyarılarak işininbaşına gönderilir. Başka bir sahnede ise işçinin yemek molasında geçirdiğizamanı çalmak isteyen patronun, işçi üzerinde otomatik yemek yedirme makinesinidenediğini görürüz. Makine bir yandan kolları bağlı işçinin ağzına yemekleritıkıştırırken diğer yandan bir aparatla ağzını siler. İzlerken bize komik gelenbu sahne aslında sermaye sınıfının hayatımızı nasıl çaldığınıgösteriyor.

  17. 325

    Dünya Meydanları Gençliğe Ne Söylüyor?

    “Görmek isteyenler içinyeterince ışık, istemeyenler için yeterince karanlık vardır” diyor ünlü biliminsanı Pascal… Gerçekten de dünyamız bugünkü suretinde; gerek aydınlığı,gerekse de karanlığı aynı anda barındırıyor. Bir yanda bitimsiz acılaryaşanıyor, sorunlar ağırlaşıyor, karanlık yayılıyor. Emperyalist savaşlar,büyüyen yoksulluk, iklim krizi, baskıcı ve faşist yönetimlerin iş başınagelmesi, hak ve özgürlüklerin teker teker tırpanlanması… Sanki distopik birfilmin içinde yaşıyoruz. Dünya suretinin yalnızca bu yönüne odaklanan insaniçin bu hal ve gidişat, bu karanlık; maalesef insanın iç dünyasında da yansımasınıbuluyor. Mutsuzluk, umutsuzluk, kaygı, tükenmişlik ve çıkışsızlık… Bütün bu yıkıcıduygular büyük gölgeler olup kimi insanların kalplerini karartıyor. Peki, yaaydınlık? Ya umut? Pascal’ın dediği gibi gerçekten “görmek isteyenler içinyeterince ışık var” mı?

  18. 324

    Çocuklarımız İçin Güvenli Liman Neresidir?

    Leylek yavrularını beslemek için gökyüzüne çıkar veyeryüzünde av arar. Mesela bir yılanı bulduğunda onu yakalar ve tekrar havalanır.Yılanı öldürmek için, çok yüksekten aşağıya, kayalara atar. Ama yanlışyükseklikten yanlış zemine atarsa, yani hesabı yanlış yaparsa yılan ölmez, sadecebayılır. Yılanın bayıldığını fark etmeyen leylek, sevinçle onu yuvasına taşırve yavrularının önüne koyar. Tekrar avlanmak üzere yuvadan, yavrularının yanındanayrılır. Geri döndüğünde yavrularını yerinde bulamaz. Çünkü yılan ayılmıştır.Yavrularını beslemek isteyen leylek, yılanı yavrularıyla beslemiştir. Öylebir düzende yaşıyoruz ki biz insanlar da evlatlarımız için tehlikeleri bertarafedemiyor, hatta bu tehlikeleri evimize, yavrularımıza taşıyabiliyoruz.

  19. 323

    Yıkımdan Beslenen “Savaş Lordları”

    Savaş Lordu filminin açılış sahnesi sarsıcıdır: Pirinç kovanlar dökülür, makineler tıkır tıkır çalışır, çarklar döner. Üretilen sanki barkodlanacak, raflara dizilecek sıradan bir tüketim malıdır. Oysa bantlarda masum hayatların sonunu getirecek soğuk bir nesne ilerler: mermi! Mermiler sayılır, dizilir, sandıklara konulur. Kamyonlara yüklenir, limanlara ulaşır, gemilerle okyanusları aşar. Her durakta birileri hesap yapar, ellerini ovuşturur, kârı cebine indirir. Sınırları aşarak yolculuğunu sürdüren mermi, bir askerin silahına yerleşir ve yolculuğu, bir çocuğun alnında son bulur. Bu sahne, savaşın birileri için ölüm ve onulmaz acılar demek olduğunu, birileri içinse muazzam kâr anlamına geldiğini çarpıcı biçimde anlatır.

  20. 322

    Vakti Gelmiş Fikirlerin Gücü

    1800’lü yıllarda yaşamış büyük Fransız romancı Victor Hugo,“hiçbir ordu vakti gelmiş bir fikirkadar güçlü değildir” demişti. Hugo, bu söz ile toplumun bağrında mayalanandeğişimin önüne geçecek bir güç olamayacağını anlatıyordu. Bu değişimlerinsonuçlarının muhakkak ortaya çıkacağını hatırlatıyordu. Mesela Fransa’da toplumunbağrında burjuvazi denilen yeni bir sınıf ortaya çıkmış ve Hugo’nun doğumundankısa süre evvel bir devrimle iktidara gelmişti. Burjuvazi sefalet içindeyaşayan emekçileri “eşitlik, özgürlük ve kardeşlik” diyerek arkasına almış,1789 Devrimiyle kralların, kraliçelerin iktidarına son vermişti. 1789 FransızDevriminin önünde hiçbir güç duramamıştı. Toplumsal değişimi kabul etmekistemeyen, tarihin gidişatını durdurmaya çalışan imparatorluk orduları, dönemindevrimci fikirlerine yenilmişti. 1789 Fransız Devrimiyle başlayan değişimfırtınasıyla kralların, soyluların, sultanların çağı kapandı. Babadan oğulageçen hanedanlıklar yıkıldı. Binlerce yıllık köhne düzen değişti. Zaman aktı vebugünkü kapitalist toplumlar inşa edildi. Nihayet tarih yıkılma sırasınınkapitalist düzene geldiğini gösteriyor.

  21. 321

    Emekçi Kadınlarız, Taleplerimizle 1 Mayıs’a Hazırlanıyoruz!

    Farklı kentlerde yaşayan, farklı sektörlerde çalışan kadınişçiler, emekçi kadınlar, öğrenci kadınlar UİD-DER temsilciliklerinde bir arayageliyorlar. 1 Mayıs’ın anlamı, emekçi kadınlar için önemi ve hangi taleplerlekatılacakları üzerine sohbet ediyor, UİD-DER’le 1 Mayısları yansıtan videolarizliyor, duygu ve düşüncelerini paylaşıyorlar. 1 Mayıs’a, meydanlardaseslerini, taleplerini yükseltmeye hazırlanıyorlar. Emekçi Kadın köşemiz, 1Mayıs’a hazırlanan emekçi kadınların sesine güç veriyor. 

  22. 320

    “Mutluluk” Bizimle Birlikte Yürüsün

    İçinde yaşadığımız kapitalist sistem büyük çelişkilerleyüklü. Bir tarafta muazzam zenginlik diğer tarafta milyonların sefaleti, birtarafta teknolojik atılımlar diğer tarafta doğanın yok edilişi, bir taraftainsanlık tarihinde görülmemiş bilgi birikimi diğer tarafta bu birikimin insanlardanesirgenmesi… Çelişkilerin iyice keskinleşmesi egemen sınıfın ideologlarınıharekete geçiriyor. Mesela burjuva medyada, giderek zenginleşen dünyadaözellikle gençlerde artan mutsuzluk üzerine yazılıp çiziliyor. Yazılanlaragöre; gençler tarihin en zengin ve en rahat döneminde yaşamalarına rağmenmutsuzlar.

  23. 319

    1 Mayıs Geleneğimiz Yaşıyor: “Kol Kola Düştük Yola”

    2020’de Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı’nın arşivindeNâzım Hikmet’in daha önce yayımlanmamış bir şiiri bulundu: İstanbul’da 1Mayıs. O yıl pandemi bahanesiyle 1 Mayıs meydanları işçilere yasaklanmış,milyonlarca insan evlere kapatılmıştı. Koronavirüsten korunmak için önlemaldıklarını söyleyenler, işçileri hak gasplarıyla karşı karşıya bırakmıştı. Ücretsizizinler, düşürülen ücretler, sendikal faaliyetlerin engellenmesi, sokağa çıkmayasakları…

  24. 318

    1 Mayıs’ta Birliğe, Mücadeleye, Dayanışmaya Güç Verelim!

    Havalar ısınmaya, bahar kendini hissettirmeye başladı. Doğacanlanıyor, güneşli gökyüzü pırıl pırıl parlıyor, topraktan çiçekler, yeşilfilizler fışkırıyor. Bereketin, tazeliğin, gençliğin sembolü olan ilkbaharıngelişi normal koşullarda insana ve topluma ferahlık verir, sevinçle karşılanır,neredeyse tüm toplumlarda bayramlarla, şenliklerle kutlanır. Ama öylezamanlardan geçiyoruz ki baharın gelmesi içimizi ferahlatmıyor, toplumunüzerine çöken kasvetli havayı dağıtmıyor. İşçi ve emekçiler olarak adetagiderek şiddetini arttıran bir kara kışın içindeyiz. Böyle hissediyoruz çünküher yeni gün yeni zorluklar, sıkıntılar, sorunlar, acılar getiriyor. Dünyanınüzerinde fırtına habercisi karabulutlar toplanmaya devam ediyor.

  25. 317

    Her Şey Onlar İçin…

    toprağınmemeleri        altun ışıltılı kumları kıyıların                 emeğin çiçekleri                        hep onlar için   heponlar için takvimlerin mutlu günleri içimizinkaranlığı soframızınöksüzlüğü hiçgülmemesi yüzlerimizin                       hep onlar içinİşçi sınıfının şairi Hasan Hüseyin Korkmazgil kapitalistdüzenin egemenlerini bu dizelerle anlatıyordu şiirinde. Peki ne anlatıyor budizeler bize? Nasıl oluyor da tüm zenginlik ve birikim onların, yoksulluk vekaranlık bizim oluyor?

  26. 316

    Dünyayı Kim Kurtaracak?

    Bugüne kadar evrende binlerce gezegen keşfedildi, ancakcanlılığa ilişkin kesin kanıtlar bulunamadı. Bu nedenle şu anda yaşam olduğukesin olarak bilinen tek gezegen Dünya’dır. Ne var ki milyonlarca canlı türüneev sahipliği yapan, muazzam güzelliklerle dolu biricik dünyamız, gözlerimizinönünde yok oluşa sürükleniyor. On binlerce canlı türünün nesli tehlike altında,binlerce nehir, dere, göl ya kurudu ya kirlendi. Bir o kadarı da bu risklerlekarşı karşıya. Son 10 yılda 100 milyon hektardan fazla ormanlık alan yok oldu. Dünyaüzerindeki toprakların yüzde 33’ü önemli ölçüde kirlenmiş ya da bozulmuşdurumda. Havamız ve denizlerimiz de büyük bir hızla kirleniyor, buzullareriyor.

  27. 315

    Onların Çocukları, Bizim Çocuklarımız…

    Çocuklarımızı yetiştirirken nelere dikkat etmemizgerektiğine dair öğütler veren kitaplarla, televizyon programlarıyla,uzmanlarla sık sık karşılaşırız. İlk bakışta faydalı görünen bazı bilgileriçerseler de bu yönlendirmelerin çoğunun ortak bir kusuru var: O da farklısınıfların çocuklarının farklı koşullarda yetiştiğini göz ardı etmeleri, bizievlatlarımızı işçi sınıfının evlatları olarak yetiştirmekten alıkoymayaçalışmaları. Zaten bize anlatılan fikirler, öneriler kafamıza yatsa bileçoğunlukla onları hayata geçirme imkânı bulamayız. Sonra da yapamadığımızşeyler için kendimizi sorumlu hisseder, suçlarız. Mesela çocuklarımıza zamanayırmamız, onlarla kaliteli zaman geçirmemiz önerilir. Ama ağır çalışma koşulları,bitmeyen ev işleri, ödevler derken zaman geçer gider.

  28. 314

    Çorbada Senin de Tuzun Olsun

    Bugün kime sorsak hayatının gidişatından memnun değil. İşçive emekçiler açısından dertler saymakla bitmiyor. Dünyanın ahvali için “buböyle gitmez” düşüncesinde çoğunluk hemfikir. Fakat bazen insan sadece kendidurduğu noktadan bakıyor hayata. Değişmesini istediği düzenin değişmeyeceğidüşüncesine kapılabiliyor ve içten içe “bir benim ses çıkarmamla mı çözülecek?”diyebiliyor. Geçenlerde küçük bir kardeşimizin severek okuduğunu söylediği birhikâye, böyle düşüncelere güzel bir cevap niteliğinde.

  29. 313

    Yük Ne, Yüklenen Kim?

    19. yüzyılın Japonya’sının birdağ köyünde yaşananları anlatan Narayama Ağıdı diye bir film vardır. Filmde, aşırıyoksullukla, kıtlıkla başa çıkabilmek, yeni nesillere yer açabilmek için 70yaşına gelen ihtiyarların son nefeslerini versinler diye çocukları tarafından NarayamaDağının doruğuna çıkarılıp orada ölüme terk edilmeleri anlatılır. Bugün kimseannesini sırtına alıp bir dağın zirvesine bırakmıyor belki ama yaşlıların “yük”olarak gösterilmek istendiği bir dünyada yaşamadığımızı söyleyebilir miyiz?

  30. 312

    Devlet mi Verdi?

    Avrupa’ya işçi olarak giden yakınlarımız, oradakikoşullarını anlatırken devletin verdiği haklardan, sosyal yardımlardanbahsederler. Buradaki işçiler de “orada devlet işsizlik parası veriyor, çocukparası veriyor” diye “devletin verdiği haklar”dan özenerek bahsederler.İşsizlik fonu gibi fonları devletin parası, işsizlik ödeneğini devletin yardımıolarak görürler. Oysa bu fondan yararlanan Avrupalı bir işçi olaya hiç de öylebakmaz. Bunun, kendi vergilerinin ve primlerinin kendisine geri dönmesiolduğunu düşünür. Avrupalı işçilerle, Türkiyeli işçiler arasındaki bakış açısıfarkının çok önemli nedenleri ve sonuçları var.

  31. 311

    Bu Ne Yaman Çelişki...

    İçinde yaşadığımız dünya büyük bir zıtlıklar sahnesiniandırıyor. Çelişkilerle yüklü bir düzende, kapitalizmde yaşıyoruz. Bu düzenhayatın her alanında çelişkiler üretiyor; bolluğun ortasında yoksunluk,ilerlemenin içinde gerileme, umudun yanında umutsuzluk büyüyor.Kendimize, çevremize, dünyamıza bakalım; sanki her şey elimizin altında, amabir o kadar da uzak! Sanki her şeye sahibiz, ama aslında hiçbir şeye sahipdeğiliz.

  32. 310

    Sömürüye, emperyalist savaşa, faşist rejimlere, çürümeye karşı Yaşasın İşçilerin Uluslararası Mücadele Birliği!

    İnsanlık tarihinde nüfusun en kalabalık, kentlerin ve kent nüfusunun en yoğun, teknolojik gelişmişliğin en ileri, üretimin en hızlı, ulaşımın, iletişimin, bilgiye ulaşmanın en kolay olduğu, toplumsal zenginliğin en çok biriktiği bir çağda bulunuyoruz. Ama bu durum otomatikman aramızdaki dayanışmanın güçlendiği, hayatımızın kolaylaştığı, tüm bu ilerleme ve zenginliklerden yararlanabildiğimiz anlamına gelmiyor. Çünkü toplumun sermaye sınıfı ve işçi sınıfı olarak sınıflara ayrıldığı, sermaye sınıfının işçi sınıfını sömürdüğü kapitalist düzende yaşıyoruz. Daha en temelinde büyük bir adaletsizlik olan bu düzen kendi suretinde bir dünya ve toplum yaratmış durumda. Ne yana baksak kapitalizmin yarattığı kötülükleri görüyoruz.

  33. 309

    Ölmez Otu ve İnsanlığın Umudu

    Ölmez otunu bilir misiniz? Çiçekleri güneş gibi parlayan sarırenkte olduğundan halk arasında güneş çiçeği ya da altın otu da derler. Toroslardaise köylüler ismini mantuvar diye bilir ve kısmet getirsin diye toplaşıpüzerine maniler söylermiş. Çünkü bu bitki sıcak ve kurak topraklarda hayatatutunabilen, hatta topraktan koparılsa bile çiçekleri dökülmeyen, susuzluktan kurusabile rengi solmayan bir bitki. İşte böyle direngen olduğu için de halklarkutsal kabul etmiş ve çoğunluk ölmez otu demiş adına.

  34. 308

    Gençliğimiz ya da Dalından Düşen Ham Ceviz

    Geçtiğimiz günlerde genç arkadaşlarımız trende başlarınagelen küçük bir olayı anlattılar. “Trendeyiz. Durağa yaklaşırken ayağa kalktık.Hiçbir yere tutunmadan sohbet edip şakalaşıyoruz. Trenin ani freniyle kapıyadoğru savrulduk. O sırada ihtiyar bir amca yanımıza yaklaştı. Gülümseyerek ‘bende gençken kendime güvenir, tutunmadan giderdim. Ama bak şimdi sımsıkıtutunuyorum düşmemek için. Ahh keşke, keşke gençliğime geri dönebilsem! İnsanşimdi anlıyor değerini. Size tavsiyem gençliğinizin kıymetini bilin, çabukgeçip gidiyor. Birbirinizi de sıkı tutun düşmeyin’ dedi.” Büyüklerinden “gençliğinizinkıymetini bilin” benzeri sözleri duymayan yoktur. Çoğu zaman bu sözler yüzümüzevuran hafif bir esinti gibi geçer gider. Yani bu sözleri çok da önemsemez,haliyle anlamaya çalışmayız. Doğrusu bazen sıkıcı da gelir bu nasihatler. Amabiz yine de şarkılara, şiirlere konu olan şu gençlik yıllarının kıymetineymiş diye anlamaya çalışalım.

  35. 307

    Balinalar, Algılar ve Sınıfımız

    “İnsanlar, siyasetçilerin ya da medyanın yalanlarını nasıloluyor da görmüyorlar?” Çoğu işçi kardeşimiz, buna benzer soruları aklından geçirmiş,sormuş ya da çevresinden duymuştur. Eğer bu soru sadece bir yakınma değilse,anlamlı ve cevap bulunması gereken bir sorudur. Çünkü içinde yaşadığımıztoplumun çoğunluğunun neden gerçekleri göremediğini anlamazsak hem yanlış kişilereöfkelenir hem de sorunun çözümünü bulamayız.

  36. 306

    Yaşasın İşçi Sınıfının Mücadelesi, Yaşasın 8 Mart!

    Kadın erkek işçi kardeşlerimiz, kadın erkek emekçi kardeşlerimiz, gençlerimiz8 Mart Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü’nü, hem Türkiye’nin hem de dünyanın ekonomik, siyasal ve toplumsal krizlerle sarsıldığı bir dönemde karşılıyoruz. İşçiler, emekçiler olarak sorunlarımız büyüyor, ağırlaşıyor. Sorunlarımız çözüm bekliyor. Ağır çalışma koşullarıyla, hayat pahalılığıyla, gelecek kaygısıyla boğuşuyoruz. Dünyadaki gidişat, emperyalist savaşın yakıp yıktığı kentler, dünyanın gözü önünde yapılan katliamlar, derinleşen çürüme ve şiddet de kaygılarımızı arttırıyor.

  37. 305

    Vicdanımız Yükümüz Değil, Yol Göstericimizdir

    Vicdan insani bir duygudur. Sözlü ya da fiziksel bir tepkiden önce, ahlaki bir alarm gibi çalışır.

  38. 304

    Koca Taş Nasıl Kırılır?

    Talip Apaydın "Koca Taş" adlı öyküsünde zor görünen işlerin üstesinden nasıl gelineceğini anlatır.

  39. 303

    Başka Bir Dünya Mümkün!

    Gündelik yaşamımızın hay huyunu bir kenara bırakıp dünyamıza baktığımızda ne görüyoruz? Sonsuz maviliğiyle gökyüzü, altında rüzgârların okşadığı bereketli topraklar, denizler, her yerde yaşam ve yenilenme. Sınırsız bir güzellik, bereket ve zenginliktir gözlerimizin önündeki. Peki, doğanın güzelliklerinden yararlanan, sunduğu kaynakların tümüne el koyan, yağmalayan, kurutanlar kimlerdir? Sonsuz bir devinim içindeki kentleri, fabrikaları, santralleri, yolları, köprüleri, inşaatları, limanları, tarlaları, madenleri, okulları, hastaneleri düşünelim bir de. Gözlerimizin önündeki neredeyse her şey aslında işçi sınıfının emeğinin ürünü değil midir? Peki, işçi sınıfının ürettiği bu zenginliklere el koyanlar, bu bolluk içinde işçi sınıfına yokluğu dayatanlar kimlerdir?

  40. 302

    Modern Köleliğe Karşı Mücadeleye!

    İşçi Dayanışması’nın bir önceki sayısında “Cleon’dan Spartaküs’e, Onlardan Bizlere” yazısında şöyle deni­yordu: “Bugün insanın köleleştirilmesi, zincirlenmesi düşüncesi, ahlaken kabul edilemez ve dehşet vericidir. Fakat tarihin binlerce yıllık bir bölümünde bu, toplum­ların normaliydi. 

  41. 301

    Engeller Emekle, Mücadeleyle Aşılı

    Filmlere, romanlara konu olan hayat hikâyeleri vardır. Ama bunlar genellikle bireysel başarı öyküleri olarak sunulur. Sadece kişinin hırsına, tutkusuna, kimseyi dinlemeden kendi bildiği yolda gitmesine bağlanır. O insanın hayatının kritik dönemlerinde karşısına çıkan insanların emeği, sabrı ve dayanışması çoğu zaman görünmez kılınır. Gelin emeğin, sabrın, dayanışmanın, vefanın ne harika sonuçlar yaratabileceğini görmek için Helen Keller ve öğretmeni Anne Sullivan ile tanışalım.

  42. 300

    Yoksulluk Uzaydan Bile Görünüyor

    Toplumsal eşitsizlik öyle derin ki uzaydan bakınca bile görünüyor. Abartı değil, gerçek!

  43. 299

    Sırtımızdaki Deli Gömleğini Kim Çıkaracak?

    18. yüzyılda akıl hastalarının hareket etmelerini engel­lemek, onları zapt etmek için bir gömlek icat edildi. Kalın bir kumaştan yapılmış, kolları uzun ve arkadan bağlanarak vücudu sıkan bu gömlek “deli gömleği” ola­rak bilinir. İçinde yaşadığımız kapitalist sistem bu gömleği adeta tüm insanlığa giydirmiş durumda. Bir düşünelim, hepimiz içinden çıkamadığımız bir sıkışmışlık hissi içinde değil miyiz

  44. 298

    “Bu Bir Tercih” mi Dediniz?

    Emeklilik aylığı ev kiralarını karşılamadığı için çok sayıda emekli ucuz otel odalarında yaşam savaşı veriyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, bununla ilgili “bireysel tercihler, bilinçli olarak vatandaşları yanıltmak amacıyla toplumsal kriz gibi sunulmaya çalışıldı” dedi. Banyo ve tuvaleti olmayan bir odada, duş alabilmek için ek para verilmesi gereken bir otelde yaşamayı “bireysel tercih” olarak sunmaktan utanmadı.

  45. 297

    Onlar Organize, Ya Biz?

    Okulda, hastanede, trafikte, işyerinde, evde… Toplumsal hayatın tüm alanlarında, bireysel yaşantımızda işlerimizi yürütebilmek, hayatın akışını devam ettirebilmek için organize olmak zorundayız. Organize olmak planlama ve işbölümü yapmak, hedefler belirlemek, işleri sıraya koymak, işlerin yürütülmesi için gerekli araçları oluşturmak demektir. Kısacası organize olmak örgütlenmek demektir.

  46. 296

    Çürümüş Kapitalizm Yıkılmalı!

    2025’te kamu işçilerine, kamu emekçilerine son derece düşük zamlar yapıldı. Türkiye’de Cumhuriyet tarihinde ilk kez, asgari ücret açlık sınırının altında belirlendi. Emekli aylıkları 20 bin lira ile cep harçlığı seviyesinde tutuldu. MESS grup sözleşmesi kapsamındaki metal işçilerine düşük zam dayatıldı. Sermaye sınıfına, iktidardakilere sorarsanız rekabet edebilmek için, ekonomiyi düze çıkarabilmek için ücretleri düşürmek, işçilerin haklarına saldırmak şart. Yani yıkımı yaratan onlar ama faturayı bize kesiyorlar. En mükellef sofralarda yiyip içenler onlar ama hesabı bize ödetiyorlar. Lüks ve şatafat içinde yaşayanlar onlar ama bizim kemerimizi sıkıyorlar. 

  47. 295

    “Aza Kanaat” Hep Bize mi Düşer?

    Bize aza kanaat ederek yaşamayı, bunu sineye çekmenin doğru olduğunu söyleyen, mücadeleyi, dayanışmayı kötüleyen, bizi birbirimize kırdırmaya çalışan egemenlerin yaşamlarını bir düşünelim. Onlar azla yetinmenin ne demek olduğunu biliyorlar mı? İşçileri daha fazla, daha da fazla sömürmekten vazgeçiyorlar mı?

  48. 294

    Anneyiz, Kaygılıyız, Demek ki Birlik Olmalıyız

    Hiç düşündük mü, televizyonlar, sosyal medya, iletişim araçları neden sürekli dehşet verici haberlerle korku yayıyor? Neden toplumda bize herkesten zarar gelebileceği, babamıza bile güvenmememiz gerektiği algısı pompalanıp duruyor? Daha önemlisi neden bu dehşet verici olaylar karşısında yapılması gereken tek şeyin insanlardan daha fazla uzaklaşmak, insanlara güven duymaktan tamamen vazgeçmek olduğu fikri aşılanıyor? 

  49. 293

    Cleon’dan Spartaküs’e, Onlardan Bizlere

    Tarihin derinliklerinden bize ulaşan bir ses vardır: Zincirleri parçalayanların, zulme karşı dimdik duranların, susmayanların sesi… İnsanlık tarihi, zulme ve sömürüye karşı sayısız başkaldırının tanığıdır. Bu başkaldırılar her seferinde bir yol açtı, geleceğe bir not bıraktı. O notları okuyup kendinden öncekilerin izinden yürüyenler ise geleceğe uzanan yolu temizledi, hedefi daha da belirginleştirdi. Boyun eğmeyenler, zaferleri kadar, yenilgilerinden de öğrendi. Böylece bastırılan hiçbir isyan bir son olmadı. Daha sağlam bir başlangıç noktasına, aynı gelecek özleminin daha güçlü bir çağrısına dönüştü.

  50. 292

    Yürek Deniz Dil Dalgadır

    Örgütlü mücadelenin içinde nefes alıp veren insanın ciğerleri de yüreği de zihni de büyür, ferahlar. Kapitalizmin kirlerinden inatla arınmak isteyenlerin yanında olmak, omuz başında yalnız olmadığını hissettirecek bir ses duymak güven verir insana. Doğru yol arkadaşlarıyla yürüyen insan atacağı adımdan, gideceği yoldan da korkmaz, kulaç atacağı denizden de. Kendini yeniden inşa eder. O zaman denizi de derinleşir, dalgaları da temizlenir. Kıyıya bıraktığı ise nice zorluklarla ortaya çıkan, içinde inci saklı bir istiridye gibi anlamlı olur. 

Type above to search every episode's transcript for a word or phrase. Matches are scoped to this podcast.

Searching…

We're indexing this podcast's transcripts for the first time — this can take a minute or two. We'll show results as soon as they're ready.

No matches for "" in this podcast's transcripts.

Showing of matches

No topics indexed yet for this podcast.

Loading reviews...

ABOUT THIS SHOW

Sömürü düzeninin gerçeklerini tüm çıplaklığıyla açıklayan, işçileri birlik olmaya ve hakları için mücadele etmeye çağıran işçi sınıfı basınının rolü çok önemlidir. İşçilerin mücadele örgütü UİD-DER, web sitesi ve İşçi Dayanışması gazetesi aracılığıyla işçi sınıfına gerçekleri sunuyor. Gelişmeleri işçi sınıfının çıkarları ve sınıf bakışı açısından ele alıyor.Birçok yazımız, seslendirilmiş olarak bu sayfada yer alıyor. Böylece yazılarımızı okumaya fırsat bulamayan okuyucularımız; işe giderken, dönerken ve birçok durumda, seslendirilmiş yazılarımızı dinleme imkânına kavuşmuş olacaklar.

HOSTED BY

Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği UİD-DER

CATEGORIES

Frequently Asked Questions

How many episodes does Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER have?

Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER currently has 50 episodes available on PodParley. New episodes are automatically indexed when they're published to the podcast feed.

What is Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER about?

Sömürü düzeninin gerçeklerini tüm çıplaklığıyla açıklayan, işçileri birlik olmaya ve hakları için mücadele etmeye çağıran işçi sınıfı basınının rolü çok önemlidir. İşçilerin mücadele örgütü UİD-DER, web sitesi ve İşçi Dayanışması gazetesi aracılığıyla işçi sınıfına gerçekleri sunuyor. Gelişmeleri...

How often does Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER release new episodes?

Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER has 50 episodes. Check the episode list to see recent publication dates and frequency.

Where can I listen to Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER?

You can listen to Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER on PodParley by clicking any episode. We provide an embedded audio player for direct listening, and you can also subscribe via your preferred podcast app using the RSS feed.

Who hosts Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER?

Sesli Yorumlar - İşçi Dayanışması - UİD-DER is created and hosted by Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği UİD-DER.
URL copied to clipboard!