Şöyle Bir Şey

PODCAST · society

Şöyle Bir Şey

Kafamın içinde beni meşgul eden şeyler neden bir podcast olmasın ki, dedim ve işte buradayım: Kendi yankılarımı dinlediğim, düşüncelerimi sesin kıvrımlı yollarında bir yolculuğa çıkardığım bu garip kaydın içinde. Bir zamanlar yalnızca zihnimin kıvrımlı sokaklarında dolaşan kelimeler, şimdi ses dalgalarına binerek başkalarının kulaklarına ulaşacak. Kendi iç sesime eşlik ederken, her cümlenin bir yankı bulmasını umarak, belki de hiç tanımadığım birinin gecesini ya da sabah kahvesini tamamlayan bir ses olurum. O zaman hazırsanız haydi başlayalım

  1. 55

    Tahammülsüzleştik Peki Neden ?

    Giderek daha az şeye katlanabiliyoruz. Trafikte, ilişkilerde, işte… En küçük aksaklık bile içimizde büyük bir gerilime dönüşüyor. Peki gerçekten daha mı tahammülsüz olduk, yoksa zaten yorulmuş bir zihnin doğal tepkilerini mi yaşıyoruz? Bu bölümde; hız çağının üzerimizde yarattığı baskıyı, sürekli maruz kaldığımız uyaranların sabrımızı nasıl tükettiğini ve duygusal olarak neden bu kadar çabuk tetiklendiğimizi konuşuyoruz. Tahammülsüzlük bir karakter meselesi mi, yoksa modern hayatın kaçınılmaz bir sonucu mu? Belki de mesele dayanmak değil, neye neden katlanamadığımızı fark etmek…

  2. 54

    Çiçek Almanın Psikolojisi

    Bazen bir çiçek, söylenemeyen her şeyin yerine konuşur; bu bölümde çiçek almanın aslında neyi temsil ettiğini, neden bu kadar derin hissettirdiğini ve birini düşünmenin nasıl somut bir hâle dönüştüğünü konuşuyoruz—çünkü bir çiçek bazen bir özür, bazen bir hatırlayış, bazen sevginin en sade hâli, bazen de insanın kendine verdiği sessiz bir değerdir; belki de mesele hiçbir zaman çiçek değildir, mesele birinin aklından geçmek, hatırlanmak ve o küçücük anda gerçekten görülmektir.

  3. 53

    Gün Tabağı: Arkadaşlık İlişkileri

    Bazen bir kahve masasında, bazen de hiç planlanmadan kurulan cümlelerde saklıdır en gerçek arkadaşlıklar…Bu bölümde, arkadaşlık ilişkilerini tüm samimiyetiyle, filtresiz ve içten bir sohbetle ele aldık. Gülüşlerin arasına karışan gerçekler, sustuğumuz yerlerde kalan duygular ve “biz” olmanın anlamı üzerine küçük ama dokunan bir yolculuk.Belki kendinizden bir parça bulursunuz. 🎙️

  4. 52

    Yanlış Anlaşılmaktan Neden Korkuyoruz?

    Yanlış anlaşılmaktan neden korkuyoruz? Belki de kendimizi doğru anlatamadığımızda, olduğumuz kişiyle görülen kişi arasındaki mesafenin büyümesinden çekiniyoruz. Bu bölümde, anlaşılma ihtiyacımızın nereden geldiğini, neden bazen susmayı seçtiğimizi ve gerçekten anlaşılmanın mümkün olup olmadığını konuşuyoruz. Çünkü bazen en çok korktuğumuz şey, yanlış anlaşılmak değil… hiç anlaşılmamaktır.

  5. 51

    Özür Dilemek Bir Erdem Midir?

    “Özür dilemek bir erdem midir?” sorusunun peşine düştüğümüz bu bölümde; özrün gerçekten ne anlama geldiğini, neden çoğu zaman zor geldiğini ve samimi bir özrün ilişkiler üzerindeki dönüştürücü etkisini konuşuyoruz. Ego, sorumluluk, empati ve affetme ekseninde ilerleyen bu sohbet, “özür dilerim”in sadece bir kelime mi yoksa gerçek bir güç mü olduğunu sorgulatıyor. Çünkü bazen bir özür, sadece geçmişi değil, geleceği de değiştirir.

  6. 50

    Bakmak ve Görmek

    Bakmak ve görmek çoğu zaman aynı şeymiş gibi kullanılır, ama aralarında derin bir fark vardır. Bakmak, gözlerin bir şeye yönelmesidir; görmek ise o şeye dikkatle, farkındalıkla ve anlam arayarak yaklaşmaktır. Günlük hayatın hızında çoğu detayı sadece “bakarak” geçeriz. Oysa görmek, yavaşlamayı, gerçekten temas kurmayı ve algıladığımızın ötesine geçmeyi gerektirir.Bu bölümde, bakmakla görmek arasındaki bu ince farkı keşfederken şu sorunun peşine düşüyoruz: Hayata gerçekten bakıyor muyuz, yoksa onu tüm derinliğiyle görebiliyor muyuz?

  7. 49

    Kırılmadan Güçlenmek Mümkün Mü?

    “Kırılmadan Güçlenmek Mümkün mü?” bölümünde, hayatın bizi gerçekten büyüten anlarının her zaman acı ve kırılmalarla mı geldiğini sorguluyoruz. Güçlenmek için illa dağılmak, yorulmak ya da dibe vurmak gerekir mi; yoksa insan farkındalık, deneyim ve bilinçli seçimlerle de kendini geliştirebilir mi? Bu bölümde kırılganlık, dayanıklılık ve içsel büyüme üzerine samimi bir sohbetle, güçlenmenin farklı yollarını birlikte keşfediyoruz. Bazen kırılmak öğretir, bazen de kırılmadan öğrenmek mümkündür.

  8. 48

    Düzeltmeye Çalışmıyorum Çünkü Ben Bozmadım

    Herkesin sustuğu yerde söylenen sözler, üzerimize bırakılan hatalar ve bize ait olmayan yükler… Bu bölüm, başkalarının kırdıklarını onarmak zorunda olmadığımızı hatırlatıyor. Bazen en doğru şey, suçu üstlenmemek ve sadece kendi gerçeğinde kalmaktır.

  9. 47

    Bir Zamanlar Çok Emin Olduğumuz Şeyler

    Bir zamanlar çok emin olduğumuz şeyler… Bu bölümde, hayatın farklı dönemlerinde sorgusuz sualsiz doğru kabul ettiğimiz düşünceleri, asla değişmez sandığımız kararları ve sonsuza kadar süreceğine inandığımız duyguları ele alıyoruz. Zamanın, deneyimlerin ve kırılmaların bizi nasıl dönüştürdüğünü; kesinlikten esnekliğe, siyah-beyazdan griye doğru nasıl evrildiğimizi konuşuyoruz. Dün “asla” dediğimiz şeylerin bugün nasıl mümkün hâle geldiğini, yanılmanın ve fikrini değiştirmenin neden bir zayıflık değil büyüme işareti olduğunu birlikte düşünüyoruz.

  10. 46

    Yavaşlamak Lüks Mü, İhtiyaç Mı?

    Koşuyoruz. Sürekli bir yerlere, bir şeylere, birilerine yetişiyoruz. Hız artık bir meziyet gibi; meşgul olmak değerli, dolu olmak başarılı sayılıyor. Takvimler doldukça kendimizi önemli hissediyoruz. Peki ya durduğumuzda? Yavaşladığımızda? İçimize çöken o tuhaf huzursuzluk neyin sesi?“Yavaşlamak lüks mü ihtiyaç mı?” bölümünde tam da bunu konuşuyoruz. Bu çağın bize öğrettiği hız algısını, yetişme kaygısını ve sürekli üretme baskısını masaya yatırıyoruz. Yavaşlamanın neden suçluluk hissettirdiğini, neden boş kalmaya tahammül edemediğimizi ve durduğumuz an neden kendi iç sesimizle karşı karşıya kaldığımızı sorguluyoruz.

  11. 45

    Açık Sözlülük ve Patavatsızlık Arasındaki İnce Çizgi

    Bu bölümde açık sözlülük ile patavatsızlık arasındaki o neredeyse görünmez çizgiyi konuşuyoruz; “Ben sadece dürüstüm” derken gerçekten şeffaf mı oluyoruz, yoksa empatiyi bir kenara bırakıp içimizden geçen her şeyi söylemenin rahatlığına mı sığınıyoruz, niyetimiz iyi olsa bile sözlerimizin neden yaralayabildiğini, doğruyu söylemenin yalnızca cesaret değil aynı zamanda zaman, ton ve incelik gerektirdiğini, bazen susmanın ya da cümleyi yumuşatmanın zayıflık değil bilgelik olabileceğini sorguluyoruz; çünkü mesele çoğu zaman ne söylediğimizden çok nasıl söylediğimiz ve karşımızdakinin kalbinde nasıl bir iz bıraktığımızdır.

  12. 44

    Hygge: Danimarkalıların Mutluluk Sırrı

    Bu bölümde Hygge’nin ne olduğunu değil, nasıl hissettirdiğini konuşuyoruz.Yavaşlamanın, sadeleşmenin ve küçük anlara tutunmanın neden bu kadar iyileştirici olduğunu… Mutluluğun bazen büyük hedeflerde değil; loş bir ışıkta, sıcak bir içecekte, sessiz bir anda saklı olabileceğini hatırlıyoruz.Hayatın hızına kısa bir mola vermek, kendine daha yumuşak davranmak isteyen herkes için.

  13. 43

    Nihilist Penguen

    Bu bölümde, sosyal medyada karşımıza çıkan penguen videosundan yola çıkarak sürüden ayrılmayı, ait olmamayı ve kendi yolunu seçmenin sessiz cesaretini konuşuyoruz. Herkesin aynı yöne yürüdüğü bir dünyada durup kalmak, yönünü kaybetmek ya da bambaşka bir yola sapmak ne anlama geliyor? Bazen hiçbir şeyin anlamı yokmuş gibi hissettiğimiz o boşluk, gerçekten bir kayıp mı, yoksa özgürlüğün başladığı yer mi?

  14. 42

    Mevsimler ve Ruh Halleri

    Bazı günler içimiz sıkılır, hiçbir sebep yokmuş gibi. Bazı sabahlar ise nedensizce daha hafif uyanırız. Peki ya bunun sebebi yalnızca ruh halimiz değil de gökyüzüyse?Bu bölümde; yağmurun neden bizi daha içine kapanık hissettirdiğini, güneşli günlerin neden umutla eşleştirildiğini, gri havaların düşüncelerimizi nasıl ağırlaştırdığını konuşuyoruz. Mevsimlerin, rüzgârın, karanlığın ve aydınlığın ruh hâlimiz üzerindeki görünmez etkilerini fark etmeye çalışıyoruz.Belki de her duygu bize ait değil; bazıları havadan ödünç alınmıştır.Birlikte gökyüzüne bakıyor, içimize dönüyor ve şunu soruyoruz:Bugün hissettiklerim gerçekten bana mı ait, yoksa havanın bir yansıması mı?

  15. 41

    Aynı Yıldızın Altında

    Bu bölümde Aynı Yıldızın Altında’nın bize fısıldadıklarını konuşuyoruz.Hayatın adil olmak zorunda olmadığını ama yine de yaşanmaya değer anlarla dolu olduğunu… Kısa bir ömrün bile birine “sonsuzluk” hissini verebileceğini. Hazel ve Gus üzerinden, sevgiyi ertelememeyi, acının içinden geçerken bile gülmenin mümkün olduğunu ve bazen iz bırakmanın büyük şeyler yapmaktan değil, birinin hayatına dokunmaktan geçtiğini hatırlıyoruz.Bu bölüm; kaybetme korkusuna rağmen sevmeyi seçenlere, “az zaman”ın aslında ne kadar çok şey anlatabildiğini düşünenlere ve aynı yıldızın altında birbirini bulan kalplere…

  16. 40

    Hayatımızdan Sessizce Çıkanlar Ve Kapıdan Tereddütle Girenler

    Bazı insanlar hayatımızdan sessizce gider. Ne büyük vedalar vardır ne de açıklamalar… Sadece bir gün, yokluklarını fark ederiz. Bu bölümde, fark ettirmeden çıkanları, içimizde kalan cümleleri ve ardından oluşan boşlukları konuşuyoruz.Ve tam o boşluklarda, kapıyı usulca açıp girenleri…Gürültüsüz ama yerini bilen, zamanlaması doğru olan insanları.Bu bölüm; her gidişin bir kayıp olmadığını, bazen sadece yer açmak olduğunu hatırlatıyor. Hayatın kapattığı kapıların ardından, yeni gelişlere alan açabilmeyi anlatıyor.

  17. 39

    Elalem Ne Der

    Bu bölümde, hayatımızın pek çok kararına sessizce yön veren o tanıdık soruyu konuşuyorum: “Elalem ne der?” Söylemekten vazgeçtiğimiz cümlelerin, ertelediğimiz hayallerin ve içimize attığımız hislerin arkasında duran görünmez kalabalığı… Bazen aile, bazen arkadaşlar, bazen de kim olduğunu bile tam bilmediğimiz “herkes” yüzünden şekillenen bir hayatı sorguluyoruz. Kendi istediğimizle başkalarının onayını ayırt etmeye çalışırken nasıl yorulduğumuzu, yargılanma korkusunun bizi nasıl sessizleştirdiğini ve bu sessizliğin zamanla kim olduğumuzdan neler eksilttiğini konuşuyoruz. Belki de bu bölüm, başkalarının ne diyeceğinden çok, biz ne hissediyoruz sorusuna biraz daha yaklaşabilmek için bir durup nefes alma alanı.*Instagram: soylebirseypodcast

  18. 38

    Bir Yıl, Bin Dönüşüm

    Bu bölümde, bir yılın benden neleri alıp götürdüğünden çok, geriye ne bıraktığına bakıyorum. Yorulduğum yerleri, sustuğum anları, büyürken fark etmeden vedalaştıklarımı… Tutamadığım sözleri, ertelediğim hayalleri ama buna rağmen hâlâ ayakta kalan yanlarımı. Belki bu yıl bana “daha fazlası”nı değil, “daha az ama gerçek” olanı öğretti. Bu bölüm; kapanan bir takvim yaprağından çok, içimizde kalan izleri konuşmak isteyen herkes için.*Instagram: soylebirseypodcast

  19. 37

    Kokina ve Hayatımıza Giren İnsanlar

    Elimizdeki kokina çiçeği aslında sadece kırmızı meyvelerden ve yeşil yapraklardan oluşan bir demet değil. Bu bölümde, yılbaşı yaklaştıkça vitrinlerde beliren kokinanın neden bu kadar tanıdık, bu kadar “umutlu” hissettirdiğini konuşuyoruz. Birlikte; beklemenin sabrını, tutunmanın inancını, “olursa” diye saklanan küçük dilekleri ve bir yıl boyunca solmadan kalabilmenin sembolünü hatırlıyoruz. Kokina üzerinden; yeni başlangıçlara, geç kalmadığımıza inanma ihtiyacına ve bazen sadece inanmanın bile insanı nasıl ayakta tuttuğuna dokunuyoruz. Belki de bu bölüm, bir köşede sessizce duran o çiçeğin bize fısıldadığı şeyi hatırlatmak için: Umut, çoğu zaman en sade hâliyle gelir.*Instagram: soylebirseypodcast

  20. 36

    Kapanan Yıl Mı Daha Gerçek, Açılan Yıl Mı?

    “Kapanan Yıl mı Daha Gerçek, açılan yıl mı?” bölümünde, takvimin son sayfalarının sessizce kapanırken içimizde bıraktığı o karmaşık duyguları yakalıyoruz; bir yanda yaşanmışlıkların ağırlığıyla geriye dönüp bakmanın gerçekliği, diğer yanda yeni yılın taze bir umutla önümüze bıraktığı olasılıkların hafifliği… Geçmişin bize kattıklarıyla geleceğin bizden istediklerini aynı anda düşünürken, aslında neye daha çok tutunduğumuzu sorguluyoruz: Yaşanmış ve artık bize ait olduğunu bildiğimiz eski yıla mı, yoksa “belki bu yıl olur” diye içimizde filizlenen yeni başlangıçlara mı? Bu bölüm, kapanan yılın sessiz ama etkili izlerini, yeni yılın heyecanla karışık umutlarını ve bu iki zaman arasında sıkışan insanın iç yolculuğunu anlatan samimi bir durak; belki de cevabımız, ikisinin de kendi yerinde bizi gerçek kıldığı gerçeğinde saklı.*Instagram: soylebirseypodcast

  21. 35

    Bizi Biz Yapan Yılbaşı Filmleri

    Dışarıda soğuk bir kış akşamı, içerideyse küçük bir ışık ve tanıdık bir sessizlik… Bu bölümde, The Holiday Movies That Made Us belgeselinden ilhamla, yılbaşı filmlerinin neden sadece film olmadığını; neden her izlediğimizde içimizi ısıtan bir hatıraya dönüştüğünü konuşuyoruz. Evde Tek Başına, Elf ve nice yılbaşı klasiğinin perde arkasındaki insan hikâyeleriyle, bu filmlerin bizde bıraktığı nostaljiyi, umut duygusunu ve içimizde hâlâ yaşayan çocuğu hatırlıyoruz. Bir fincan sıcak içecekle eşlik edebileceğin bu bölüm, yılbaşı ruhuna kısa bir mola, biraz gülümseme ve kendine sarılma daveti. 🎄✨

  22. 34

    Dünyadaki Yılbaşı Ritüelleri

    Bu bölümde dünyanın dört bir yanındaki yılbaşı ritüellerine yolculuk ediyoruz. Kimileri şans getirsin diye gece yarısı üzüm yer, kimileri kötü enerjiyi kovmak için tabak kırar, kimileri de yeni yıla umutla girmek için kapılarını ardına kadar açar. Farklı kültürlerin yeni başlangıçlara yüklediği anlamları, bu geleneklerin ardındaki küçük hikâyeleri ve yılbaşı ruhunun evrensel sıcaklığını birlikte keşfediyoruz. Belki de yeni yıl ritüelin tam da burada seni bulur. ✨🎄

  23. 33

    Tükenmişlik mi Yoksa Ben mi Abartıyorum?

    Bu bölümde, hepimizin zaman zaman içine düştüğü o belirsiz hissi konuşuyoruz: Gerçekten tükenmiş miyiz, yoksa hissettiklerimizi kendimize bile itiraf edemediğimiz için “abartıyorum herhalde” diyerek geçiştiriyor muyuz? Günlük sorumlulukların ağırlığı, bitmeyen beklentiler, sürekli güçlü görünme çabası ve yorulduğumuzu söylemekten çekindiğimiz anlar… Hepsi birleştiğinde içimizde bir çökkünlük yaratıyor ama çoğu zaman bunun adını koyamıyoruz. Bu bölümde tükenmişliğin nasıl hissettirdiğini, hangi işaretleri görmezden geldiğimizi, kendimizi suçlamadan nasıl farkındalık geliştirebileceğimizi ve gerçekten dinlenmeye ihtiyaç duyduğumuzda bunu nasıl anlayabileceğimizi konuşuyoruz. Kısacası, “sorun ne bende?” sorusunun biraz yumuşak, biraz içten ama tamamen gerçekçi bir yanıtını arıyoruz.

  24. 32

    Ertelediğimiz Kendimiz

    Bu bölümde, uzun zamandır hayatın koşturmacası içinde hep sonraya bıraktığımız “gerçek kendimiz”e dönüyoruz; başkalarının beklentilerini karşılamaya çalışırken, günlük sorumlulukların arasında sıkışıp kendi ihtiyaçlarımızı, hayallerimizi, iç sesimizi nasıl sessizce ertelediğimizi konuşuyoruz. Neden kendimizi hep listenin en sonuna yazdığımızı, hangi alışkanlıkların bizi geri tuttuğunu ve küçük ama kararlı adımlarla nasıl yeniden kendimize yaklaşabileceğimizi inceliyoruz. Çünkü bazen fark etmeden ertelediğimiz şey bir hedef, bir plan ya da bir istek değil; tam olarak biziz. Ve bu bölüm, kendine nazikçe “Artık seni ertelemiyorum” deme cesareti için küçük bir hatırlatma niteliğinde.

  25. 31

    Tut(a)madığımız Sözler

    Bu bölümde hepimizin hayatında bir yerlerde duran o tanıdık konuya dokunuyorum: Tutamadığımız sözler.Kendimize verdiğimiz ama bir türlü başlayamadığımız sözler…Başkalarına “tamam” deyip içten içe yapamayacağımızı bildiğimiz o minik sözler…Tutamadıkça üzüldüğümüz, üzüldükçe kendimize kızdığımız döngüler. Bu bölümde;neden bazı sözleri tutamadığımızı,kendimize fazla yüklenmenin nasıl fark edilmeyen bir baskı yarattığını,ve söz vermeden önce durup düşünmenin neden bu kadar önemli olduğunu konuşuyoruz.Belki de mesele söz verememek değil…Belki de mesele artık kendimizi daha iyi anlamaya başlıyor olmamızdır.Bu bölümde bunların hepsini, sakin bir sohbetin içinde birlikte keşfediyoruz.Hazırsan, başlıyoruz.

  26. 30

    Doğru İnsanı Nasıl Buluruz?

    Doğru insanı bulmak… Hepimizin bir noktada kendine sorduğu, belki de cevabını bulamadığı o sorulardan biri. Bu bölümde, “doğru insan” kavramını biraz kalpten, biraz da akıldan ele alıyoruz. Gerçekten biri “doğru” olduğu için mi doğru gelir bize, yoksa o dönem bizimle aynı yöne baktığı için mi?Bazen tanıştığımız biri bizi değiştirir, bazen de biz değiştiğimiz için artık o kişi doğru gelmez.Belki de doğru insan, hayatımıza kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için gelen kişidir.Bu bölümde, aşkı, bağı, zamanlamayı ve kendimizle olan ilişkimizi konuşuyoruz. Çünkü bazen doğru kişiyi bulmanın yolu, önce kendimize dönmekten geçiyor.

  27. 29

    Scrapbook: Anılar Sayfalara Sığmaz

    Her fotoğrafın, her küçük kesik kâğıdın, her yapıştırılmış detayın bir hikâyesi vardır. Bu bölümde, sadece bir hobi değil; geçmişle aramızda kurduğumuz sessiz köprüleri konuşuyoruz. Scrapbook hazırlarken aslında neyi saklıyoruz? Unutmak istemediğimiz şeyleri mi, yoksa kendimizin bir parçasını mı?Kimi sayfalar renkli, kimi biraz hüzünlü ama hepsi bize ait…Bu bölüm, anıların kâğıda sinmiş haline, dokunarak hatırlamanın güzelliğine dair.

  28. 28

    Bencillik: Kendini Sevmek mi Yoksa Başkalarını Kullanmak Mı?

    Bu bölümde “bencillik” kavramına biraz daha yakından bakıyoruz.Gerçekten bencil miyiz, yoksa sadece kendimizi korumayı mı öğreniyoruz?Bir başkasına “bencil” derken, aslında onun kendi sınırlarını çizmesine mi kızıyoruz?Yoksa biz kendi ihtiyaçlarımızı erteledikçe, sessiz bir bencilliğe mi dönüşüyoruz?Bu bölümde, “ben” demenin suç olmadığını, ama “sadece ben” demenin nereye kadar gidebileceğini konuşuyoruz.Kendi payımıza düşen sorumlulukları, suçluluk duygusunu ve başkalarının beklentileriyle kurduğumuz o ince dengeyi birlikte sorguluyoruz.Belki sonunda fark edeceğiz…Bencillik sandığımız şey, bazen sadece kendine biraz daha iyi davranmaktır.

  29. 27

    Hayır Diyememeyi Öğrenmek

    Bu bölümde, “hayır” demenin neden bu kadar zor olduğunu konuşuyoruz.Kırmaktan korktuğumuz insanlar, kaybetmekten çekindiğimiz ilişkiler ve içimizdeki onaylanma isteği… Bazen kendimizi “evet” derken buluyoruz, aslında “hayır” demek isterken.Peki, gerçekten neyi reddedemiyoruz? İnsanları mı, yoksa onların gözündeki halimizi mi?Bu bölümde, sınır koymanın bir bencillik değil, bir özsaygı göstergesi olduğunu hatırlıyoruz.Belki de asıl cesaret, “hayır” diyebildiğimiz anda başlıyor.

  30. 26

    Öz Şefkat

    Bazen fark ediyorum… Kendime en acımasız olduğum anlar, aslında en çok desteğe ihtiyaç duyduğum zamanlar oluyor. Başkalarına anlayışla yaklaşırken, kendime gelince hep “daha iyisini yapmalıydın” diyorum. Ama bu bölümde biraz durmak istedim.Kendime nazik davranmayı, hata yaptığımda bile “yine de denedin” diyebilmeyi hatırlamak için.Belki sen de uzun zamandır kendine karşı fazla sert davranıyorsundur.Bu bölümde, öz şefkatin ne olduğunu, neden bu kadar zorlandığımızı ve kendimize nasıl daha şefkatli davranabileceğimizi konuşacağız.Çünkü bazen iyi gelmenin en güzel yolu, kendini affetmekten geçiyor.

  31. 25

    Yas

    Kaybettiğimiz insanlar, hayaller ya da hayatın içinde veda etmek zorunda kaldığımız şeyler… Her biri bizde derin izler bırakıyor. Yas, çoğu zaman konuşulmayan, bastırılan ya da hızlıca geçmesi beklenen bir süreç gibi görülüyor. Oysa ki yas, bir bitişten çok içimizdeki duygulara alan açmanın, vedayı kabullenmenin ve yavaş yavaş yeniden hayata tutunmanın yolu.Bu bölümde, yasın evrelerinden, duygularımızla nasıl başa çıkabileceğimizden ve kaybın aslında bize neleri öğrettiğinden söz ediyoruz. Eğer sen de kayıpların ağırlığını taşıyorsan, yalnız olmadığını hatırlaman için bu bölüm sana eşlik edecek.

  32. 24

    Kendi Kendimize Söylediklerimiz

    Gün boyu hiç susmadan bizimle konuşan bir ses var: iç sesimiz.Bazen dost, bazen acımasız bir yargıç gibi davranan bu ses, fark etmesek de hayatımızın görünmez haritasını çiziyor.Bu bölümde kendi kendimize söylediğimiz cümlelerin ne kadar güçlü olduğunu, duygularımızı ve kararlarımızı nasıl şekillendirdiğini konuşuyoruz. Virginia Woolf’un satır aralarına sinen iç sesinden, psikolojideki “öz-şefkatli iç konuşma” kavramına kadar uzanan bir yolculuk…Kendi sesimizi düşman değil, dost kılabilir miyiz?Bir dahaki sefere kendimize yüklenmeden önce, “Bunu en yakın arkadaşıma söyler miydim?” diye sorabilir miyiz?Belki de en büyük dönüşüm, en çok duyduğumuz sesle başlıyor: kendi sesimizle.

  33. 23

    Küçük Şeylerin Büyük Etkisi

    Bu bölümde, hayatın en küçük anlarının bile nasıl büyük değişimlerin kapısını araladığını konuşuyoruz.Bir bakış, bir cümle, bazen de yalnızca bir kahkaha…Bunlar, fark etmeden hayatımızın yönünü değiştirebiliyor.Küçük gibi görünen seçimlerin, sıradan bir günün ya da ufak bir rastlantının bile hayatımıza nasıl izler bıraktığını; bir anda bambaşka bir yola girmemize nasıl sebep olabildiğini birlikte keşfedeceğiz.Belki de bu bölümden sonra sen de kendi hayatındaki o küçük ama dönüm noktası olan anları hatırlayacak ve onlara yeni bir gözle bakacaksın.---Instagram: soylebirseypodcast

  34. 22

    Yeni Yaşıma Merhaba

    Bazen yeni yaşımıza girerken içimizden geçenler sadece bir kutlama değil, küçük bir iç hesaplaşmadır.Bu bölümde sana yeni yaşımın eşiğinde hissettiklerimi anlatıyorum:Geride bıraktığım hayal kırıklıkları, öğrendiklerim, unuttuklarım, bir daha asla yapmam dediklerim…Ve belki de en önemlisi; umutlarım, yeni kararlarım, yeniden başlamalarım.Bu bir doğum günü kutlamasından çok, kendime yazdığım bir mektup gibi.Dinlerken belki sen de kendi yeni yaşına bir “merhaba” dersin, belki bir şeyleri bırakır, belki yeni hayaller eklersin kendine.Gel, birlikte hem geçmişe hem geleceğe bakalım; birlikte kutlayalım bu yeni sayfayı.---Instagram: soylebirseypodcast

  35. 21

    Sonbahara Hazırlık

    Yazın koşturmacası geride kalıyor… Şimdi, yavaşlamanın ve kendine dönmenin mevsimi geliyor. Peki sen sonbahara hazır mısın?Bu bölümde, sadece havanın değil; ruhumuzun da nasıl mevsim değiştirdiğini konuşuyoruz.Yaprakların sararışında gizli mesajları, evimizi ve kalbimizi yeni bir döneme hazırlamanın küçük yollarını, sonbaharın bize fısıldadığı o sakinliği birlikte keşfedeceğiz.Kendi sonbaharını nasıl karşılayacağını merak ediyorsan, bu bölüm tam sana göre.---Instagram: soylebirseypodcast

  36. 20

    Sustuğumuz Yerlerde Ne Var?

    Sustuğumuz anlarda neler gizli?Bir bakışın, yarım kalmış bir cümlenin ya da hiç açılmamış bir konunun ardında ne kadar çok şey var aslında…Kimi zaman bir kırgınlık, kimi zaman bir anlayış. Bazen söylemeye cesaret edemediklerimiz, bazen de söylenmesine gerek duymadıklarımız.Bu bölümde, sessizliklerimizin bize anlattıklarını, konuşmadan da kurduğumuz bağları ve saklı kalan duyguların hayatımıza etkilerini konuşuyoruz.

  37. 19

    Sabretmeyi Kimse Öğretmedi

    Hayatın en zor sınavlarından biri sabretmek…Ama bize sabır, çoğu zaman sadece beklemek gibi anlatıldı. Oysa sabretmek; susmak değil, içe atmak değil, kendini hiçe saymak hiç değil. Bize sabretmeyi kimse öğretmedi… Çünkü sabrın, öfkeyi dönüştürmekten, beklerken güçlenmekten, kayıpların içinden yeniden var olabilmekten geçtiğini kimse söylemedi.Bu bölümde, sabrın yanlış öğretilmiş yüzüyle yüzleşiyoruz. Çocukluğumuzdan bugüne taşıdığımız “sabırlı ol” nasihatlerinin arkasındaki eksiklikleri, hayal kırıklıklarını ve aslında sabrın gerçek anlamını konuşuyoruz. Belki de sabır, sandığımız gibi bir zorunluluk değil; özgürleşmenin, direncin ve kendine yeniden bağlanmanın en derin yolu.Dinlerken, kendi sabırsızlıklarınıza başka bir gözle bakmaya hazır olun. Çünkü bazen sabretmemek de en büyük cesarettir.

  38. 18

    Şimdiki Aklım O Zaman Olsaydı

    "Şimdiki Aklım O Zaman Olsaydı" bölümünde, geçmişe yalnızca pişmanlıkla değil, derin bir farkındalıkla bakıyoruz. Kaçan fırsatlar, cesaret edilemeyen adımlar, alternatif yollar ve hayatımıza dokunan insanlar… Hepsi, bugün olduğumuz kişiyi inşa eden parçalar. Bu bölümde, o günkü halimizle bugünkü aklımızı yan yana koyuyor; ilişkilerden alınan dersleri, ‘hayır’ demeyi öğrenmenin önemini, fırsatları ertelememenin değerini ve geçmişle barışmanın bugünü nasıl dönüştürdüğünü konuşuyoruz. Kendimize daha çok güvenmeyi, seçimlerimizi kabullenmeyi ve şimdiyi dolu dolu yaşamayı hatırlatan bir yolculuğa çıkıyoruz.

  39. 17

    Yoga’sız Olmaz mı?

    Son zamanlarda herkesin elinde bir yoga matı, sosyal medyada huzurlu pozlar, derin nefesler, meditasyon mantraları… Sanki dünya tek bir ritimde akıyor. Ama sen bu ritme ayak uyduramadığında, içten içe “Acaba bende mi bir gariplik var?” diye düşündün mü hiç? Bu bölümde, popüler akımların dışında kalmanın yarattığı o tuhaf duyguyu, uyum sağlama baskısını ve kendi ritmini bulmanın özgürlüğünü konuşuyoruz. Belki de mesele yoga değil; belki de mesele, herkesin gittiği yoldan gitmek zorunda olmadığını hatırlamak.

  40. 16

    Kendi Hayalini Başkasında Görmek

    Bir başkasının hayatına bakarken “Bu aslında benim hayalimdi” dediğin oldu mu? Bu bölümde, kendi hayallerimizi başkalarının yaşamında görmekten doğan o tuhaf, tanıdık duyguyu konuşuyoruz. Kıskanmak mı, ilham almak mı, yoksa unuttuğumuz bir hayali yeniden hatırlamak mı? Belki de bazen, başkalarının yolculuğu, kendi yolumuzu yeniden çizmemize yardımcı olur.

  41. 15

    20’li Yaşlarda Hayat

    20’li yaşlar… Hem kendimize en yakın, hem de en uzak olduğumuz zamanlar. Bu bölümde; aile baskısından yalnızlık hissine, kariyer belirsizliğinden ilişkilerdeki çelişkilere kadar bu döneme dair tüm karmaşayı birlikte konuşuyoruz. “Gerçekten ben mi seçiyorum hayatımı, yoksa başkalarının seçtiklerini mi yaşıyorum?” sorusunun izini sürüyoruz. Eğer sen de zaman zaman kendine yabancılaştığını hissediyorsan, bu bölüm belki de kendi sesini yeniden duyabilmen için bir durak olur.

  42. 14

    Zamanla Her Şey Geçer Mi?

    "Zamanla her şey geçer" cümlesini duymayan, söylemeyen ya da kendine fısıldamayan var mı? Peki gerçekten her şey geçer mi? Yoksa sadece şekil mi değiştirir, ya da biz mi alışırız? Bu bölümde, zamanın acıya, hatıraya ve insana neler yaptığı üzerine düşünüyoruz. "Geçti" demenin ne anlama geldiğini, beynimizin zamanı nasıl algıladığını, bazı duyguların neden yıllar sonra bile aynı tazelikle uyanabildiğini konuşuyoruz. Fikret’in yıllar sonra gelen gözyaşlarında olduğu gibi, bazı şeylerin aslında hiç geçmediğini ama bizim onlarla birlikte değiştiğimizi fark ediyoruz. Zaman, her şeyi silmiyor belki ama her şeyi yeniden anlamlandırmamıza alan açıyor. Belki de mesele geçip geçmemesi değil; onunla nasıl yaşamayı öğrendiğimiz. Bu bölüm, kalbin hafızasına, kabuk tutmuş duygulara ve hiç beklemediğimiz bir anda yeniden canlanan anılara dair. Dinlediğin için şimdiden teşekkür ederim.

  43. 13

    Neden Yüksek Lisans Yapmamalıyız?

    Bu bölümde yüksek lisansın etrafında dönen sorulara, beklentilere ve gerçeklere biraz yakından bakıyoruz. Başlığı ilk duyduğunuzda kulağa ironik gelebilir ama aslında bu bölüm, yüksek lisansı eleştirmekten çok, onun değerini farklı bir yerden hatırlatmayı amaçlıyor. Yüksek lisans yalnızca akademik bir adım mı, yoksa bazen kendine yaklaşmanın, durup düşünmenin, bir konuda derinleşmenin yolu mu? Bu bölümde, hızla akan bir hayatın içinde bilinçli bir yavaşlamayı, merakla yola çıkmayı, zorlanarak güçlenmeyi ve öğrenmenin bir arada olma hâlini konuşuyoruz. Belki de bu bölüm, yüksek lisans yapmayı düşünen ama karar veremeyen biri için değil; kendini, ilgisini, yolunu yeniden tanımlamak isteyen herkes için küçük bir iç ses olur.Instagram için: ⁠@soylebirseypodcast⁠

  44. 12

    Mezun Olduk da... Sonra Ne Oldu?

    Diplomayı aldık, hayaller kurduk… ama o beklenen iş bir türlü gelmedi.Neden mezun olduğumuz alanlarda iş bulamıyoruz?Sorun bizde mi, sistemde mi?Bu bölümde hayal kırıklıklarını, belirsizlikle baş etmeyi ve kendi yolunu çizenlerin hikâyelerini konuşuyoruz.Belki de iş değil, kendimize bir yer arıyoruzdur.Yalnız değilsin.Instagram için: @soylebirseypodcast

  45. 11

    Taşımayı Bıraktığında Hafifleyeceğin Şeyler

    Hayat bazen fazlalıklarımızla ağırlaşıyor. Yük olduğunu fark etmeden sırtımızda taşıdığımız kırgınlıklar, ertelenmiş duygular, başkalarının beklentileri… Bu bölümde, gerçekten bizim olmayan ağırlıklardan nasıl özgürleşebileceğimizi konuşuyoruz. Bazen bir eşyayı bırakmak kadar basit, bazen bir anıyı kabullenmek kadar zor. Ama her seferinde: hafiflik mümkün.Kendinle kalmak, kendin olmak isteyen herkese…

  46. 10

    Büyüdükçe Daha Az Ağlıyoruz Bu İyi Bir Şey Mi?

    Çocukken ağlamak doğaldı. Peki ya şimdi?Büyüdükçe gözyaşlarımız neden azalıyor? Bu bir güç göstergesi mi, yoksa bastırdığımız duyguların sessizliği mi?Bu bölümde; ağlamanın biyolojik, psikolojik ve toplumsal yönlerini konuşuyoruz.Kendimize sormadığımız o soruyu soruyoruz:"Ağlamayı ne zaman bıraktık… ve yeniden ağlayabilir miyiz?"Dinlemeye hazır mısın?Çünkü belki de bu, bir gözyaşının hikâyesi.

  47. 9

    Bir Plak Dönmeye Başladığında

    Bazı sesler sadece kulağımıza değil, kalbimize dokunur. Plaklar da öyle... Her çıtırtısında bir anı, her dönüşünde bir his saklıdır. Bu bölümde, plakların sadece müzik değil; zaman, duygu ve hatıra taşıyan nesneler olduğunu birlikte hatırlıyoruz. Eski bir şarkının kokusunu, bir albüm kapağının dokusunu, bir not kâğıdında saklı kalmış sevgiyi konuşuyoruz. Keyifli dinlemeler.

  48. 8

    Bir Başkasının Gününü Yaşamak

    Bugün gerçekten kendi gününü mü yaşıyorsun, yoksa fark etmeden bir başkasının hayatına mı uyandın? Bu bölümde, gündelik rutinlerde kaybolmuşken nasıl başkalarının hayallerini, korkularını ve alışkanlıklarını yaşadığımızı konuşuyoruz. Chet Baker’dan Frida Kahlo’ya, küçük hikâyeler ve derin duygularla; empati, yabancılaşma ve görünmeyen yorgunluklara dokunuyoruz. Keyifli dinlemeler

  49. 7

    Zor Olsa Da Bazen Bırakmak Gerek

    Bu bölümde, geçmişin güzel ama artık bizi yoran izlerinden, gitmesine izin veremediklerimizden ve bırakmanın aslında bir son değil, çoğu zaman bir başlangıç olduğundan söz ediyoruz. Çünkü bırakmak; yenilmek değil, bazen kendini seçmektir. Keyifli dinlemeler 🎧💌

  50. 6

    Geçmişteki Hatalarım Beni Kim Yaptı?

    Bu bölümde, yaptığımız hatalara takılı kalmanın bizi nasıl geride tuttuğuna ve asıl gücün bu hatalardan ders çıkarıp yola devam edebilmekte olduğuna odaklanıyoruz. Kendimizi yargılamak yerine, geçmişimizi anlamaya ve geleceğimizi daha sağlam temellerle kurmaya ne dersin?

Type above to search every episode's transcript for a word or phrase. Matches are scoped to this podcast.

Searching…

We're indexing this podcast's transcripts for the first time — this can take a minute or two. We'll show results as soon as they're ready.

No matches for "" in this podcast's transcripts.

Showing of matches

No topics indexed yet for this podcast.

Loading reviews...

ABOUT THIS SHOW

Kafamın içinde beni meşgul eden şeyler neden bir podcast olmasın ki, dedim ve işte buradayım: Kendi yankılarımı dinlediğim, düşüncelerimi sesin kıvrımlı yollarında bir yolculuğa çıkardığım bu garip kaydın içinde. Bir zamanlar yalnızca zihnimin kıvrımlı sokaklarında dolaşan kelimeler, şimdi ses dalgalarına binerek başkalarının kulaklarına ulaşacak. Kendi iç sesime eşlik ederken, her cümlenin bir yankı bulmasını umarak, belki de hiç tanımadığım birinin gecesini ya da sabah kahvesini tamamlayan bir ses olurum. O zaman hazırsanız haydi başlayalım

HOSTED BY

Esila

URL copied to clipboard!