PODCAST · arts
Allah Kelâmı Kur'ân-ı Kerîm'in Açıklamalı Meali - Ali Ünal
by Pirlanta Dinle
Ayetlerin Kur’an’ın bütünlüğü içindeki anlamlan açık ve anlaşılır biçimde veriliyor. Özlü bir tefsir niteliğinde bir meal çalışması. Onda, bütün kapsayıcılığı içinde imanî gerçekleri, ibadet, ahlâk, ferdî ve sosyal hayatı, kısaca her boyutuyla ve her zaman ve şarta bakan özellikleriyle İslâm’ı ve bütün bir islâmî hayatı Kur’ân’ın anlam derinliği içinde takdim etme gayreti var.
-
88
88. İsimler Sözlüğü - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı
Hz. Muhammed ibn Abdullah (s.a.s.) (571 Mekke – 632 Medine): Nebîler ve rasûller silsilesinde son halka, dolayısıyla nübüvvet ve risaletin nihaî vârisi; misyonu evrensel, dolayısıyla Cenab-ı Allah’ın bütün peygamberlerle gönderdiği din olan İslâm’ı, kendisinden sonra bir daha peygamber gelmeyecek şekilde evrensel olarak hem insanlara hem de cinlere tebliğ etmiştir. Misyonuna başladığı Mekke’den Medine’ye hicret etmek zorunda kalmış ve 23 yıl içinde misyonunu neticeye erdirmiş, O’nunla vahiy ve hidayet nimeti tamamlanmıştır.
-
87
87. Bazı Esmaü’l-Hüsna - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı
Allah (c.c.), Kendisi’ne ibadet edilmeye ve hayatın gayesi yapılmaya tek hak sahibidir (Ma’bud-u bi’l-hak, Maksud-u bi’l-istihkak). O, Zâtından dolayı sevilir. Her şey Allah’a bağlıdır ve Allah ile ayakta durmaktadır. Kâinatın yüzünün nûru ve ışığı Allah kelimesidir. Her hakikat Allah’a dayanır ve Allah kelimesinin olmadığı yerde ilimler evham, hayal ve seraptan ibaret kalır. O’nun varlığı o kadar açıktır ki, bir insan, kendisinin ve kâinatın varlığından şüpheye düşebilir, fakat O’- nun varlığında asla şüphe söz konusu değildir. O, tecellilerinin şiddeti veya yoğunluğundan dolayı görülmez. Zâtıyla mevcud-u meçhuldür; eserleriyle tanınır (ma’ruf). Eserleri isimlerine, isimleri sıfatlarına, sıfatları şe’nlerine (şuûn), yani Allah oluşun O’ndan ayrılmaz hususiyetlerini ve tecellilerine, şe’nleri de Zâtına aynadır. O’nun nûru, O’na bakan gözler için bir perdedir. O, ma’bud olduğu için Allah değil, Allah olduğu için mâ’buddur. O, dertlilerin dermanı, yaralı gönüllerin şifasıdır. Kalbler, O’nu anmakla oturaklaşır. O’nu bulan her şeyi bulmuş, O’nu yitiren de her şeyi yitirmiştir demektir
-
86
86. İslam: İnsanlığın ve Kainatın ‘Din’i, Allahın Bütün Varlığı, İnsanlığı Üzerinde Yarattığı Fıtrat - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı
Allah, bütün sıfat ve isimleriyle tanınsın diye kâinatı yaratmıştır; bu tanıma da, beraberinde elbette O’na ibadeti getirecektir. Çünkü kul, kul olduğu için ibadet eder, Allah da Allah olduğu için O’na ibadet edilmelidir. Varlıklar içinde cinlerden ayrı olarak sadece insandır ki, Cenab–ı Allah’ın İrade sıfatının tecellisini, başka varlıklardan daha fazla olarak da O’nun İlim ve Kelâm sıfatlarının tecellilerini taşır. Yani insan, irade ile birlikte başka varlıklardan daha fazla bilgi ve daha gelişmiş sistemli bir konuşma mekanizması sahibi olmakla öne çıkar. Allah, insanı bu hususiyetleri sebebiyle yeryüzünde halife yapmış, yeryüzünün imar ve (Kendi kanunları istikametinde) idaresini ona bırakmıştır.
-
85
85. Allah’ın Varlığı, Birliği ve Buna İnanmak ve Bir Bal Arısının Hayatı- Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı
Tevhid inancı, insana cesaret aşılar. Kişiyi korkaklığa iten iki sebep vardır: (1) Ölüm korkusu ve emniyet ihtiyacı, (2) Allah’tan başka hayatı geri alabilecek bir başkasının bulunabileceği ve yeni gelişmelerle ölümün önüne geçilebileceği düşüncesi. Allah’tan başka ilâh bulunmadığı inancı, zihni bu düşüncelerin ikisinden de temizler. Mü’min, hayat ve serveti dahil, sahip olduğu her şeyin gerçekte Allah’a ait bulunduğunu bilir ve Allah’ın rızası için her şeyini fedaya hazırdır. Ayrıca, hiçbir silâh, araç gereç ve gücün hayatı alamayacağı, ölümün önüne geçemeyeceği ve bunun yalnızca Allah’ın gücü dahilinde bulunduğunun da şuurundadır. Bilir ki, kendisi için tayin edilmiş bir zaman vardır ve dünyanın bütün güçleri bir araya gelse, belirlenen zamandan önce kimsenin canını alamaz ve ölümü de geciktiremez. Bir Allah’a olan bu sarsılmaz iman sayesindedir ki, kimse mü’minden daha cesur değildir.
-
84
84. Allah Rasülü’nü Tanımak ve O’nun Büyüklüğü, Kur’an-ı Kerim’in Bazı Mucizevi Yanları ve Meydan Okuması, Bütün Hayırlar Allah’tan Olup, Şerri Kazanan İse İnsandır - Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
O zat, evet bir insandır ve insan olması da gerekirdi. Fakat O’na biz gibi sıradan bir insan ve beşeriyet vasıfları içinde değil, Kur’ân aynasından, ondan çıkan İslâm medeniyeti açısından, O’nun yetiştirdiği sahabe ve O’nun bahçesinde yetişmiş yüzbinlerce büyük âlim, mürşid, velî, devlet adamı ve komutan açısından bakmak gerekir. Yoksa her zaman için aldanabilir ve yaratılmış varlıkların ulaşabileceği büyüklüğün en zirve noktasındaki o zatı yanlış değerlendirerek, manevî ve Âhiret hayatımızı tehlikeye atabiliriz.
-
83
83. İslam ve Savaş, İslam' da Kadının Statüsü ve Halk Arasında Hz Muhammed Aleyhisselam - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Hz. Peygamber Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm, halkı içinde 40 yıl onlardan bir fert olarak yaşamıştı. Bu uzun dönemde ne bir devlet adamı, ne bir vaiz, ne de bir hatip olarak biliniyordu. Kimse O’nun, peygamberliğinden sonra yaptığı gibi hikmet ve bilgi şuaları neşrettiğine şahit olmamıştı. Metafizik, ahlâk, hukuk, siyaset, ekonomi ve sosyoloji konularında hiçbir söz söylememişti. Bırakın iyi bir komutan olmayı, sıradan bir asker olarak bile tanınmıyordu. Allah, melekler, kutsal kitaplar, geçmiş peygamberler ve ümmetler, Âhiret Günü, ölümden sonra hayat, Cennet ve Cehennem mevzularında söz söylediği duyulmamıştı. Şüphesiz mümtaz bir kişiliği ve çekici tavırları vardı; tam bir efendiydi, fakat kendisine büyük inkılâplar yapacak biri olarak bakılmıyordu. Halk arasında sakin, yumuşak, ahlâklı ve güvenilir bir vatandaş olarak tanınıyordu. Fakat, kendisine vahyin gelmeye başlamasıyla birlikte bütün bu mesajları veren ve sözü edilen hususiyetlere sahip biri olarak ortaya çıktı.
-
82
82. Kitab-ı Mukaddes’te Hz. Muhammed Aleyhisselam ve İslam, Savaş ve İslam’ın Ana Yayılış Dinamikleri - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Meşhur tarihçi Belâzurî’nin naklettiği şu hadise, yerli halkın Müslüman idarecilerden ne derece memnun olduğunu göstermeğe yeter:Humus’un fethinden sonra Müslüman askerler, Bizans hükümdarı Heraclius’un büyük bir orduyla üzerlerine geldiği haberini alınca şehri boşaltmaya karar verir ve, “Biz, bunu sizi koruma karşılığında almıştık.” diyerek, halktan topladıkları cizyeyi iade ederler. Halk ise, onların şehri terketmesini istemez ve “Biz sizden memnunuz. Sizinle beraber şehri müdafaa ederiz!” derler. Bütün din mensupları kendi ibadethanelerine koşar ve Müslümanların zaferi için dua ederler. Bütün şehirlerde yerli halk hep aynı şekilde davranır. Neticede Müslümanlar galip gelir ve halk, kapılarını güle oynaya Müslüman askerlere yeniden açar.
-
81
81. Alak Suresinden Nas Suresine Kadar - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Hz. Ali’nin ifadeleri içinde, “Dinin evveli, Allah bilgisidir; bu bilginin kemali, Allah’ı tasdiktir; tasdikin kemali, O’nun birliğine inanmaktır; bu inancın kemali, O’na karşı ihlâslı olmaktır; ihlâsın kemali, O’nu her türlü noksanlıktan tenzih etmektir.” O, nâmütenâhîdir, ezelî ve ebedîdir ve varlığı Kendi’ndendir. O, Allah’tır, Bir’dir, her şey O’na muhtaçken, O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şeyin nihâî sığınağı O’dur. Doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir göz ve bakış O’nu idrak edemezken, O, bütün gözleri ve bakışları idrak eder ve kuşatır. Hiçbir şey, O’nun gibi değildir. O, mutlak manâda kemaliyle duyan ve kemaliyle görendir. Yine, Hz. Ali’nin ifadeleriyle, “Kim, O’nun için ‘şuradadır’ derse, O’na yer tayin etmiş olur. Kim, “Şurada değildir veya sadece şuradadır” derse, o yeri veya başka yerleri O’ndan halî görmüş olur. O, vardır ama var olmakla değil. O, her şeyle beraberdir ama, bu fizikî bir beraberlik gibi düşünülmemelidir. O, her şeyden başkadır ve ayrıdır; yine bu, fizikî bir ayrılık değildir. O, her an bir iştedir, fakat bildiğimiz manâda hareketle değil; Bir’dir, birlikte olacağı ve yokluğunda özleyeceği bir başkası olmaması manâsında bir, yoksa sayıyla değil.
-
80
80. Duha, İnşirah ve Tin Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Gerçek insaniyete ulaşmak, bunun için gerekli terakki basamaklarını tırmanmak ve hem ferdî hem içtimaî hayatta, hem dünyada hem Âhiret’te gerçek mutlululuğu elde etmek ise, insanın kendisine verilen söz konusu kuvveleri belli ölçülere göre terbiye edip sınırlamasında ve menfî görünen duygularını ve huylarını faziletlere dönüştürmede, faziletlere kaynak yapmada yatmaktadır. Ayrıca, insan yalnızca beden, nefis ve akıldan müteşekkil bir varlık değildir; onun bir de tatmin isteyen ve başka türlü mutluluğu yakalaması asla mümkün olmayan bir ruhu vardır. Bütün bunlar ise öğrenme, iman, düzenli ibadet, iradeyi doğru yolda kullanma ve nefsin arzularını sınırlayabilme ile mümkündür. Kuvve–i şeheviyenin terbiyesiyle iffete, kuvve–i gazabiyenin terbiyesiyle hak, adalet ve doğruya teslimiyet, buna karşılık zulme, yanlışa direnme ve itaat etmeme manâsında şecaate, ulvî cesarete, kuvve–i akliyenin terbiyesiyle hikmete ulaşılır. Görünüşte menfi duygu ve huylardan meselâ inat hakta sebata, kıskançlık gıptaya, başkalarının sahip olduğu güzelliklere ulaşmaya çalışmaya, hayırlarda yarışmaya kanalize edilebilir. İşte, en aşağı derekeye düşmeme, ruhî tatmine ve sözünü ettiğimiz faziletlere ulaşmaya, böylece Cenab–ı Allah’a hakiki kul, toplumun da faydalı bir üyesi olmaya bağlıdır.
-
79
79. Mutaffifin, İnşikak, Buruc, Tarık, A’la, Ğaşiye, Fecr, Beled, Şems ve Leyl Suresi - Allah Kelamı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
İnsanla hayvanlar arasında önemli farklılıklar vardır. Temel farklılıklardan biri şudur ki: Hayvan, hayatı için gerekli bütün temel bilgi kendisine öğretilmiş olarak dünyaya gönderilir ve doğar doğmaz, en fazla bir–iki hafta içinde hayata adapte olur. Bu da gösterir ki, hayvanın vazifesi öğrenerek kemale ermek değil, vazifesiyle Allah’a ibadet görevini yerine getirmektir. Buna karşılık insan, her konuda bilgisiz olarak dünyaya gönderilir. Yürüyüp ayağa kalkması bile ortalama bir yıl, hayata adapte olması yıllar, öğrenmesi ise denebilir ki bir ömür alır. Şu halde insanın kemali ilimde ve bu ilmi Allah’a kulluk adına kullanmadadır.
-
78
78. Mürselat, Nebe’, Naziat, Abese, Tekvir ve İnfitar Suresi- Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Cehennem Ateşi’nin kıvılcımlarının saraya ve dağılıp yayılmalarının sarı renkli deve sürülerinin dağılıp yayılmasına benzetilmesinde kıvılcımların büyüklüğü kadar, Ateş’e müstehak olmada insanın dünyada onu iman ve ibadetten alıkoyan saraya, rahata, lükse, (çöl hayatında pek değerli) sarı develere ve onlara kıyasla, her dönem insanların tutkusunu çeken vasıtalara düşkünlüğüne de işaret vardır denebilir.
-
77
77. Müzzemmil, Müddessir, Kıyamet ve İnsan Suresi- Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Sabah ve gündüz namazlarında Rabbin isminin zikredilmesi, buna karşılık Akşam Namazı ve Yatsı Namazı için secdenin öne çıkarılması, Teheccüd Namazı’nda ise uzun uzun tesbihten söz edilmesinden, Sabah Namazı ile gündüz namazlarında kıraatin uzun tutulması, Akşam Namazı ile Yatsı Namazı’nda secdenin daha bir önemli olduğu, kıraatin kısa tutulacağı, Teheccüd Namazı’nda ise tesbihin, yani bir bakıma namazın bütün rükünlerinin uzun tutulması ve namaz içinde ve dışında tesbihe bilhassa önem verilmesi manâsı çıkarılabilir.
-
76
76. Mearic, Nuh ve Cin Suresi- Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Hz. Cebrail (a.s.) Allah Rasûlü’ne vahyi getirirken, yol boyunca sayısız denebilecek melek ona eşlik eder, vahye müdahale etmek isteyen şerli cinleri, şeytanları kovarlar, bazı melekler de Allah Rasûlü’nün etrafını kuşatırlardı. Allah Rasûlü (s.a.s.) vahyi tebliğ ederken de benzer bir koruma olurdu. Yani vahiy ve onunla bildirilen İlâhî–gaybî gerçekler, Allah’tan geldiği şekilde hiçbir değişikliğe, eksiltme ve artırmaya maruz kalmadan insanlara tebliğ edilmiştir. Cenab–ı Allah (c.c.), vahyin Allah Rasûlü’ne iletilmesini, O’nun tarafından insanlara tebliğ edilmesini tam bir emniyet altına almış, bu esnada olup biten her şey gibi, vahye ve onun tebliğine karşı insanların davranışlarını da aynı şekilde tesbit buyurmuştur.
-
75
75. Kalem ve Hakka Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Allah Rasûlü’nün en yüksek derecede sahip olduğu ahlâk, tarihen ve herkes nezdinde sabittir. Son asırların en garazkâr ve kasıtlı birkaç oryantalisti dışında, O’nun en amansız düşmanları bile O’nun bu eşsiz ahlâkına dil uzatmamış, uzatamamıştır. (O’nun bu ahlâkı hakkında bkn: Fethullah Gülen, Sonsuz Nur, c:2.) Hz. Ayşe (r.ah.) O’nun ahlâkı hakkında soranlara, “Siz Kur’ân okumuyor musunuz? O’nun ahlâkı Kur’ân’dı.” cevabını vermiştir Bu manâda âyet, hem O’nun ahlâkının ne kadar büyük olduğunu, hem de O’nun bu ahlâk üzerinde yol aldığını, ahlâkının, yani bir bakıma Kur’ân’ın, O’nun davranışlarının temelini oluşturduğunu, O’nun canlı Kur’ân olduğunu ifade etmektedir.
-
74
74. Tahrim ve Mülk Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Çevremizdeki varlığa ve kendi varlığımıza sathî bir bakış bile Allah’ın inkârın muhal olduğunu ortaya koymaya yeter. Mekke müşrikleri de Allah’ı inkâr edemiyorlardı ve onlar O’nu inkâr davası güden modern ateist ve materyalistlerden daha akıllıydılar. Ama insan, nefsine mağlûbiyetle hayatını tanzim etmek, dilediğince yaşamak için kendi üzerinde güç olsun istemez. Bu sebeple de, hayatına yön verme adına kendisi ve çevresi üzerindeki hakimiyette Allah’a nefsini, heveslerini, arzularını ortak koşmaya girişir. Sonra da, bu suçluluğunu paylaşmak için daha başka nesnelere de rububiyet ve ilahlık verir. İşte bundan dolayıdır ki Kur’ân, Allah’ın birliği, Tevhid üzerinde ısrarla durur.
-
73
73. Münafıkûn, Teğâbün ve Talak Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Her şeyi ve insanların davranışları dahil her hadiseyi yaratan Allah’tır. Ve O’nun yaratması kendi zâtında güzeldir. O’nun insanları yaratması da güzeldir. O, her bir insanı iman edebilme kabiliyeti, imana temayül ve iman için gerekli donanımla yaratır. Bununla birlikte, bazı insanlar bu donanımlarını istismar eder, yanlış kullanır ve küfre düşerler. İnsanları iç hallerini bilemediğimiz ve bilme gibi bir sorumluluğumuz da olmadığı için, dünyada beyanlarına ve davranışlarına göre hükmederiz ve dolayısıyla bazılarına mü’min, bazılarına ise kâfir muamelesinde bulunuruz. Bununla birlikte, Cenab–ı Allah (c.c.), herkesin her yaptığını ve niçin yaptığını kusursuz olarak bilir ve dolayısıyla O, insanlar gerçekte ne ise ona göre hükmeder. O’nun katında da bazı insanlar gerçekten mü’min, bazıları gerçekten kâfirdir. Bununla birlikte, bir de imana yol bulamayan, kendilerine tebliğ gitmemiş fetret ehli vardır ki, bunlar kavramın tam anlamıyla mü’min olmamakla birlikte, durumları Allah’a kalmıştır. Âyet, münafıklar için de ikaz ihtiva etmekte ve insanları imanda samimiyete çağırmaktadır.
-
72
72. Mümtehine, Saff ve Cuma Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Ey iman edenler! Sizi pek acı bir azaptan kurtaracak çok kârlı bir ticareti size bildireyim mi? Allah’a ve Rasûlü’ne gerektiği gibi inanır ve Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihad edersiniz. Eğer biliyorsanız, sizin için hayırlı olan budur.
-
71
71. Mücadile ve Haşr Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Cenab–ı Allah (c.c.), âyetin diliyle, O’nu unutanlara ve bu vesileyle mü’minlere şöyle sesleniyor: Siz, kendinizi de unuttunuz, kendinizin farkında değilsiniz. Başkalarını hep ölüme mahkûm gördüğünüz halde kendiniz için ölümü hiç aklınıza getirmezsiniz. İş yapma ve zorluklara katlanma vakti hep yan çizer, fakat ücret alma zamanı daima ön sırayı kollarsınız. Günlük hayatınızda asla Allah’ı ve O’nun emirlerini, yasaklarını hatırlamak istemez, keyfinize göre yaşar, böylece dünyada var oluş gayenizi hiç düşünmezsiniz. Kendinizi bundan kurtarmak, ve siz ey mü’minler, aynı duruma düşmek istemiyorsanız, ölümü akıldan çıkarmayın ve ona hazır olun, ama dünyada mükâfat beklemeyi ve almayı düşünmeyin, gaye edinmeyin. Dünyada niçin varsınız ve varlık gayeniz size neyi gerektiriyor; kimin yolunda hangi gaye için çalışmalısınız, bunu asla aklınızdan çıkarmayın. Yoksa bir gün gelecek ve size denecektir: “Siz nasıl size va’dedilen bugüne ulaşmayı unuttunuz ve hiç hesaba katmadı iseniz, bugün de (af ve mağfiret konusunda) Biz sizi unutuyoruz. Barınağınız Ateş’tir ve size yardım edecek hiç kimse yoktur.” (Câsiye Sûresi/45: 34)
-
70
70. Hadid Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Allah Rasûlü aleyhissalâtü vesselâm, “İslâm’da ruhbanlık yoktur.” buyurmuşlardır. Yine O, “Ümmetimin ruhbanlığı, Allah yolunda cihaddır.” açıklamasında bulunmuşlardır. İslâm, şahsî feyiz ve kemalât için insanlardan uzaklaşıp bir köşeye çekilmeyi tasvip etmez. Bunun yerine, insanlar içinde bulunup, pek çok çile ve ızdırabı beraberinde getirecek de olsa, onların dünya ve bilhassa Âhiret saadetleri adına çalışmayı teşvik eder. Bununla birlikte, tarihte özellikle Müslüman sufiler arasında uzlet ve inzivayı tercih edenler olmuşsa da onlar, bunu daha çok eğitim için ve bir süreliğine yapmış, genellikle irşad adına insanların içinde kalma yolunu seçmişlerdir.
-
69
69. Vakıa Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Cenab–ı Hakk’ın bize bahşettiği her şey safi nimettir. Bu bakımdan, O’na daima şükür halinde olmamız gerekmektedir. Eğer hikmeti gereği bazen bizi sıkar ve nimetini az verse bile, asla O’ndan şikâyetçi olmamalı, eğer şikâyet etmemiz gerekecekse, ancak kendimizden şikâyet etmeliyiz. Allah (c.c.), nimetin kadrini öğrenmemiz ve gereken şükrü ifa etmemiz, zaman zaman da günahlarımızdan tevbe ile kendimize gelmemiz için bazen nimetini kısar, bazen hastalık verir, bazen bizi musibetlere düçar bırakır. Bütün bunlardaki sebep ve hikmeti kavrayıp, ona göre davranmamız gerekmektedir. Dolayısıyla, bilhassa mü’min kullarına O’ndan ne gelirse gelsin şükrü gerektiren bir hayırdır.
-
68
68. Necm, Kamer ve Rahman Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
İnsanlar ölümden hoşlanmasalar da ölüm, dünyanın ızdıraplarından kurtulma ve insanlar için bu dünyadaki çalışmalarının ücretini almak üzere ebedî hayata geçmede bir kapıdır. Bunun yanısıra, Cenab–ı Allah’ın adaleti gibi merhameti de bütün sonsuzluğuyla Âhiret’te tecelli edecektir. Dolayısıyla, Kıyamet’in gelmesi bu açıdan bir nimet olduğu gibi, onun geleceğini bildirmek de bir nimettir. İnsanın, dünyada yaptıklarının tamamının karşılığını eksiksiz olarak göreceği inancı, onu kötülüklerden alıkoyan ve iyiliklere sevkeden bir faktördür.
-
67
67. Kaf, Zariyat ve Tur Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Kâinatta çokluk içinde birlik vardır. Bütün diğer varlıklar gibi insanlar da, pek çok bakımdan farklı farklıdırlar. Bununla birlikte, sonsuzca denebilecek çeşitliliğe rağmen, insanlar ve cinler dışında kalan bütün varlıklar aynı Rab, İlâh ve Melik olarak Bir Allah’a ibadet ve itaat ettikleri için, kâinatta asla bozulmaz ve sarsılmaz bir düzen ve âhenk söz konusudur. Dolayısıyla, kendilerine irade verilmiş ve bu sebeple seçim özgürlüğüne sahip bulunan insanlara ve cinlere de düşen, hem ferdî hem içtimaî hayatlarında yine Bir Allah’a ibadet ve itaat etmektir. Bu demek değildir ki, onlar daima aynı görüşte olacak ve aralarında düşünce ve davranış farklılığı bulunmayacaktır. Asla! Görüş ve düşünce ayrılığının gerekli olduğu pek çok saha vardır, fakat görüş ve düşüncelerin ittifak etmesi gereken sahalar da vardır. Meselâ, inanç esaslarında, Allah’a ibadette, haram ve helâl noktasında temel hükümlerde, temel ahlâkî düsturlarda ve hayatı tanzimde birtakım temel kaidelerde ittifak esastır. Bunların yanı sıra, zaman ve şartlara bağlı, dolayısıyla zaman ve şartların değişmesiyle değişen pek çok kaideler ve düsturlar da vardır. İnsan hayatının hem dünyada hem de Âhiret’teki saadeti ve insanın bilhassa ebedî hayatı kazanması adına bu değişmeyen ve değişen kaide ve düsturlar arasındaki denge çok iyi korunmalıdır.
-
66
66. Fetih ve Hucurat Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Eğer gerçekten iman edip, Allah’a ve Rasûlü’ne itaatte bulunursanız, Allah, böylece Müslüman olduktan sonra yaptığınız makbul amellerin mükâfatından hiçbir şey eksiltmeyecektir. Eğer, İslâm idaresine teslimiyete devam ederseniz, bu manâda Allah’a ve Rasûlü’ne itaat içinde bulunursanız, hizmetleriniz dünyada asla karşılıksız bırakılmayacaktır.
-
65
65. Ahkaf ve Muhammed Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Allah, insanın yaratılışına pek çok duygular koymuştur. Bunların bazısı görünüşte kötüdür. Ne var ki, iyi bir eğitimle onlar faziletler haline getirilebilir. Meselâ, düşmanlık duygusu insanın kendi nefsine ve şeytana düşmanlığa, haset gıptaya, yani başkalarındaki faziletlere sahip olmaya çalışma duygusuna, öfke şecaate, yani karşısında öfkelenilmesi gereken şeylere öfkelenip, onların meşru yoldan giderilmesi için gerekeni yapmaya çevrilebilir. Önemli olan, insana verilen her duyguya, her hususiyete, onun her arzusuna meşrû hedef göstermek ve onu usulünce bu hedefe yönlendirmektir. Esasen bu duygular da bir bakıma bunun için verilmiştir ve onları faziletler haline getirme insanın mânen ve ahlâken terakkisine sebep olur. Ama onlar faziletler haline getirileceğine, eğitim bu çerçevede olacağına, duygulara, arzulara, temayüllere meşrû hedef göstermeden, eğitim adına “kıskanma, düşmanlıkta bulunma, öfkelenme!” gibi sürekli ve sadece “yap–yapma!”larla insan üzerinde gereken miktarın ötesinde bir baskı uygulanacak olursa, bu defa tam tersi bir sonuç ortaya çıkabilir.
-
64
64. Duhan ve Casiye Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Âhiret’i inkâr etmek insanın ahlâkını felç eder. Zira insanı insanlık dairesinde tutan en önemli şey, yaptıklarından Âhiret’te hesap verme inancıdır. Bu inanç olmazsa insan vahşi hayvanlardan daha zalim olabilir.
-
63
63. Zuhruf Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Doğru yol, Allah’ın Kur’ân’la ortaya koyduğu yol, hidayet de bu yolda yürümek demektir. Bu bakımdan, bu yolda gitmeyen her kim olursa olsun ve kendisini ne kadar doğru yolda sanırsa sansın, dalâlette, yani doğru yolun dışındaki yollardadır. Kur’ân, dalâlette oldukları halde, bu şekilde doğru yolda olduklarını sananları, sürekli yanlış yaptıkları halde doğru yaptıklarını zannedenleri şiddetle ikaz eder: (Ey Rasûlüm, ) de ki: “Yaptıklarıyla en çok kayba uğrayanların kimler olduğunu size haber verelim mi? Onlar, (dünya hayatını yegâne hayat edinen ve) dünya hayatındaki bütün çalışmaları, (özellikle âhiretleri hesabına) boşa giden, fakat buna rağmen güzel işler yaptıklarını zannedenlerdir.” (Kehf Sûresi/ 18: 103–104.
-
62
62. Şura Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
İslâm’da meşveret veya istişare o kadar önemlidir ki, Allah, Şura 38.âyetinde Sahabe’yi överken, onların işlerini aralarında istişareye dayalı yürüttüklerini belirtmektedir. Peygamber Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm, vahiyle destekleniyordu; kendi hevasından konuşmazdı ve söylediği sözler vahye dayanıyordu. Buna rağmen O, bilhassa kamuyu ilgilendiren meseleleri meşverete havale ediyor, idarî işleri istişare ile yürütüyordu. Uhud savaşına çıkmadan önce de ashabıyla istişare bulunmuş, savaşta geçici de olsa bir mağlûbiyetin mukadder olduğunu rüyasında görmüş olmasına ve Medine içinde müdafaa savaşı verilmesini daha makûl bulmasına rağmen, Ashabın çoğunluğu şehir dışında meydan savaşı verilmesi görüşünü desteklediği için, düşmanı Uhud Dağı eteklerinde karşılamıştı. Bu savaşın ikinci döneminde yaşanan geçici mağlûbiyette, açık sahada bir meydan savaşı verilmesinin tesiri de vardı. Buna rağmen, savaşın hemen ardından gelen âyetlerde de Efendimiz’e idarî konularda istişare emrinin verilmiş olması (Âl-i İmran Sûresi/ 3: 159), vazgeçilmez bir usûl olarak istişarenin önemini ortaya koymaktadır. İstişare, hakkında kesin hüküm olmayan meselelerde hakimler tarafından da kendisine başvurulan bir metottur. Bu sebeple, kıyas ve içtihada yakın bir hususiyeti de vardır.
-
61
61. Fussilet Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Başlangıçta gökler veya güneş sistemi ile yeryüzü, yayılma ve nüfuz etme, ayrıca nasıl su yerde hayat ortamını oluşturuyorsa, en başta Allah’ın yaratmasına ortam teşkil etme açısından da suya benzeyen esir maddesinden Kudret Eli’nin yoğurduğu bir “hamur” parçası halinde idi. Arşı suyun üzerinde idi (Hûd Sûresi/ 11: 7) âyeti buna işaret etmektedir. Cenab-ı Allah (c.c.), bu esir maddesinden atom ve molekülleri yarattı ve bunların bir kısmını yoğunlaştırıp katılaştırarak yeri oluşturdu. Yer bu şekilde göklerle bir arada bulunduğu ilk yaratılış maddesinden ayrıldığı zaman, gök gazlardan müteşekkil bir bulut halinde mevcut bulunuyordu. Yani, Allah (c.c.), gök ile yeri, yaratılışın ilk maddesini ayırarak aynı anda var etti (Enbiyâ Sûresi/ 21: 30). Ardından, gaz bulutu halindeki göğü yedi gök olarak tesviye buyurdu veya şekillendirdi ve dünyaya en yakın duran göğü güneş, ay ve yıldızlarla süsledi. Sonra da yeri tamamen katılaştırıp bir kabukla sardı, gök tarafından yağmurlar indirdi, yerin üzerinde dağlar var etti, nehirler akıttı ve onu hayata hazır hale getirdi (Nâziât Sûresi/ 79: 27–30). Dolayısıyla, Fussilet 11’inci âyetin başında yer alan ve kelime olarak “sonra” manâsına gelen sümme, burada zaman itibariyle değil, derece ve önem itibariyle bir sonralık ifade etmektedir.
-
60
60. Mü'min Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Allah’ın âyetleri karşısında insanın büyüklenmeye asla hakkı yoktur. Bir defa, insan, Allah karşısında sonsuzca zayıftır ve dolayısıyla ona düşen, bu zayıflığını, aczini idrak ile Allah’ın sonsuz kudretine dayanmaktır. Gökler, insandan çok daha kuvvetli, şuurlu ruhanî varlıklarla doludur; yerde ise, insandan başka daha pek çok sayıda varlık vardır. Buna ve onca genişliklerine, büyüklüklerine rağmen gökler ve yer, Allah’a isteyerek teslim olmuştur, O’na boyun eğmiştir ve hiçbir sapma göstermeden O’nun emirleri istikametinde varlıklarını sürdürmektedir. Allah (c.c.), insanı yeryüzünde halife kılmıştır ve onu pek çok istidatlarla donatmıştır. Bu sebeple insan, büyük başarılara imza atabilir. Fakat, onun en büyük başarıları bile, Cenab-ı Allah’ın gökleri, yeri ve içindekileri yaratması karşısında sonsuzca sönük kalır. Dolayısıyla insan, asla başarılarıyla övünmemeli ve bunlara dayanarak Allah’ın âyetleri karşısında büyüklük taslamamalı, gönülden Allah’a teslim olup, hayatını O’nun koyduğu hükümlere göre düzenlemelidir.
-
59
59. Zümer Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Cenab-ı Allah’ın iki kanunu veya kanunlar mecmuası vardır. Bunlardan biri, O’nun Kudret ve İrade sıfatlarından gelen, bütün eşya ve hadiselerin yaratılışı, idaresi ve tasarrufuyla ilgili olup, müsbet (pozitif) ilimlerin konusu olan kanunlardır. Diğeri ise, Din’dir. Bu kanunlardan her ikisi de itaat ister. Din’e itaat veya itaatsızlığın karşılığı kısmen dünyada, büyük ölçüde ise Âhiret’te görülür; buna karşılık, Şeriat-ı Tekviniye veya Fıtriye denilen diğer kanunlara itaat veya itaatsızlığın karşılığı ise büyük ölçüde dünyada, dinî sorumlulukla alâkalı olduğu nisbette de Âhiret’te görülür. Meselâ, sabrın neticesi başarı, tembelliğin cezası ise mahrumiyettir. Çalışma serveti, sebat ise zaferi getirir. Dolayısıyla, gerçek bir mü’min ve müslüman olmak, bu kanunlardan her ikisine de itaatten geçer. Müslümanlar, bilhassa Din’i yaşamadaki ihmallerine de ek olarak eşya ve hadiselerle ilgili kanunların gereklerini yerine getirmedikleri zaman dünyada, bu kanunlara uyan kâfirler karşısında kaybetmişlerdir ve kaybetmeye mahkûmdurlar. Buna karşılık, Allah’ın Kitabındaki vahiylerini, âyetlerini reddeden kâfirler ise, Âhiret’te mutlaka kaybedecekleri için ebedî hüsranda olanlardır.
-
58
58. Sad Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Nimet ne kadar büyükse, imtihan ve külfet de o kadar ağır olur. İşte Hz. Süleyman da (a.s.), Allah’ın dininin korunması, en mükemmel manâda tatbiki ve tebliği, bu uğurda cihad adına misyonunun devamını arzuluyor ve bunun için de oğullar sahibi olmak istiyordu. Böylece kesintisiz sevaba da mazhar olacak ve Allah’ın dininin beşerî sahadaki hakimiyeti de kusursuz devam edecekti. Ne var ki, Allah’ın muradı başka idi. Çünkü, insanların nasıl ve kimler tarafından idare edileceği, bir bakıma onların iradesine bırakılmıştı ve onlar nasıl bir idareyi hak ederlerse, kendileri nasıl iseler, öyle idare edilirlerdi. Dolayısıyla, Hz. Süleyman’ın tahtının üzerine bırakılan cansız beden, (Allahü a’lem) O’nun oğullarından birinin, muhtemelen de vefatını müteakip yerine geçmesini istediği oğlunun cesedi idi. Cesedin tahta bırakılması, oğlunun vefatı manâsına geliyordu ve ceset, oraya bir sebeple bırakılmıştı. Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s.), Cenab-ı Allah’a (c.c.) kendisine öyle bir hakimiyet vermesi duasında bulundu ki, O’nun yolunda, eğer bütün nesli hükümdar olsa idiler ancak başarabilecekleri ve daha sonra hiçbir hükümdarın ulaşamayacağı derecede hizmet etsin. Bu, Allah’ın dinine hizmet yolunda teşvik edilen bir müsabakayı, hayırlarda yarışmayı ifade ediyordu ve Hz. Süleyman oğul isteğinde, niyetinde ve duasında samimi olduğu için bu duası kabul olundu
-
57
57. Saffat Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Hz. Âdem (a.s.) yeryüzünde eşi Hz. Havva ile birlikte ilk insan, ayrıca kendisi ilk peygamberdi. O, ilk defa olarak Allah’ın Mesajı’nı insanlara iletmiş olmakla birlikte, misyonu bir bakıma ailesiyle sınırlıydı. Fakat Hz. Nuh (a.s.) geldiğinde insanlık artık çoğalmış, kavim ve kabilelere bölünmüş bulunuyordu. Bu bakımdan Hz. Nuh, bu kavim ve kabileleri Allah’ın dini üzerinde birleştirmek için çalıştı ve başta şirk olmak üzere her türlü zulümle mücadele etti. 950 yıllık tebliğ ve mücadelesine rağmen, kendisine pek az kişi inandı ve inanmayanların tamamını Allah büyük bir tufanla helâk etti; kısaca, umumî bir dezenfekte yaşandı. Hayatta kalanlar, yeni bir hayata başladılar. Bu, Hz. Nuh’un kavminin veya O’nun zamanında insanların ne kadar inatçı ve bozulmuş, buna karşılık Hz. Nuh’un vazifesinin ne kadar zor olduğunu, hayatının ne kadar çetin geçtiğini gösterir. Eğer Hz. Nuh’un 950 yıllık mücadelesi ve bunun neticesinde az da olsa O’na inananlar olmasaydı, dünya daha o zaman yıkılırdı. Dolayısıyla, bütün sonraki insanlar, cinler ve diğer varlıklar Hz. Nuh’a şükran borçludur. Kur’ân, böyle bir selâm ve şükran ifadesini, sadece O’nun için kullanır. Bu sûrede daha sonra anacağı rasûllere de selâm göndermekle birlikte, onlar hakkında bütün varlıklar içinde ifadesini kullanmaz.
-
56
56. Yasin Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Her şeyin Cenab–ı Allah’ın “Ol!” emriyle ve birden yaratılmasını anlamak için bir kıyas olarak bilgisayar işletim programlarını ve artık bilgisayar tuşlarının ağızdan çıkan sözün etkisiyle de harekete geçmesini zikredebiliriz. Bilgisayar programları veya bilgisayarın çalışması tamamen emirlerden ibarettir ve ağızdan çıkan sözler, tuşlar vasıtasıyla ekranda yazı olarak görünmektedir. İşte, İlâhî Kudret’in yaratması, icraatı da bir emirden ibarettir ve emir, yani Kelâm, Kudret gibi tecelli etmekte veya Kudret, âdeta Kelâm ile icraatta bulunmaktadır.
-
55
55. Fatır Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Tesbih, Allah’ın her türlü noksanlıktan, eksiklikten, yaratılmışlara ait doğma, üreme, ölme, ihtiyaç hissetme gibi özelliklerden ve ortakları bulunmaktan mutlak münezzeh olduğunu kabul ve ikrar etmektir. Kısaca, Allah ne değildir, ne olamaz, bunu bilmek ve ilân etmektir. Tahmid, Allah’ın bütün kemal sıfatlarına sahip Allah olduğu için hamde, senâya, ibadete lâyık olduğunu ve O’na hamd, senâ ve ibadet edilmesi gerektiğini kabul ve ikrardır. Bir başka ifadeyle, Allah’ı müsbet (sübutî) sıfatlarıyla tanımak, O’nu bu sıfatlarla anmak, yani O’nun nasıl bir İlâh ve Rab olduğunu bilip, O’nu öyle tanıyıp öyle anmaktır. Tekbir, Allah’ın bizim idrakimizin ötesinde ve sonsuz büyüklüğünü, O’nun karşısında başka hiçbir büyüğün olamayacağını, bizim hayal ve tasavvurumuzda O’nun hakkında ne canlanırsa, O’nun bütün bu tasavvur ve tahayyüllerin sonsuzca ötesinde olduğunu kabul ve ilan etmektir. Tehlil ise, O’nun mutlak birliğini, O’ndan başka hiçbir ilâh ve ma’bud olamayacağını kabul ve ilandır. Namazdan sonra tesbihatta Subhânellah, Elhamdü lillâh, Allahü ekber, Lâ ilâhe illallah derken, işte bunları ilan ederiz.
-
54
54. Sebe' Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Putperestlerin çoğu, kendilerinden yardım umulan iyi ruhlar olarak gördükleri meleklere ve kendilerinden korunmak için kötü ruhlar olarak gördükleri cinlere taparlardı. Fakat zamanla cinlerin etkisine giriyor ve meleklere tapıyoruz derken de aslında, cinlerin tesirinde hareket ettiklerinden cinlere tapıyorlardı. Pek çoğu cinlere ilâhlık da atfediyorlardı, çünkü onları kendiliklerinden zarar verebilen, dolayısıyla kendilerinden korunulması gereken güçte varlıklar olarak telâkki ediyorlardı.
-
53
53. Ahzab Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Allah Rasûlü’ne ömürde en az bir defa salât ü selâm getirmek, her mü’mine farzdır. Bunu O’nun adı her anıldığında yapmak ise kuvvetli bir sünnettir. İmam-ı Şafiî ve Ahmed ibn Hanbel’e göre, namazlarda ikinci oturuşta Tahiyyat’tan sonra O’na ve Ehl-i Beyt’ine salât ü selâm okumak, namazın onsuz tamam olmayacağı şartlarındandır. Bu, Hanefî ve Malikî mezheblerinde ise sünnettir. Allah Rasûlü aleyhissalâtü vesselâm’a salât ü selâm getirmek, mü’minlerle O’nun arasında bir bağdır. O’nun vazifesi oldukça ağırdı ve O, vefatından sonra bile tek tek her mü’minle ve bütün mü’minler topluluğuyla sürekli alâkadardır. Dolayısıyla, O’na salât ü selâm getirmek, O’nun sağlığında olduğu gibi, vefatından sonra da müminlere aynı derecede borçtur. Aslında O’na salât ü selâm getirmek, bir bakıma kendimize dua etmek demektir. Çünkü hem O’nunla aramızda irtibat kurar, hem de O’nun vesileliğiyle dinî vazifelerimizi yapabilmemiz için Allah’a dua etmiş oluruz. Allah Rasûlü’ne salât ü selâm getirirken, Ehl-i Beyt’ini, hattâ ıtretini (Ehl-i Beyt’inden Kıyamet’e kadar gelecek mü’minleri) de salât ü selâma dahil etmemiz gerekmektedir. Allah Rasûlü’ne vefatından sonra da salât ü selâm getirmenin sağlığındaki gibi geçerli bir vazife olması, ölmüş mü’minler için dua etmenin geçerliliğini ve bu duanın onlara faydası olacağını da gösterir.
-
52
52. Lokman ve Secde Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Yaratıcı olmak demek, yarattığının yegâne sahibi ve onu idarede yegâne otorite, dolayısıyla onun ibadetine hakkı olan yegâne merci demektir. Tek bir Yaratıcı olduğuna göre, O Yaratıcı’nın yarattığını idarede ortaklığa ve onun üzerindeki hakimiyetini paylaşmaya herhangi bir ihtiyacı olmayacaktır. Dolayısıyla bu tek gerçek bile, Allah’a Ulûhiyetinde, yegâne Ma’bud oluşunda, Rubûbiyetinde ve kâinat üzerindeki hakimiyetinde ortaklar tanıyan her türlü sistem ve ideolojiyi temelinden yıkmaktadır. Bilimsel materyalizm veya materyalist bilim gibi bazı modern düşünce sistemleri kâinata başka bir kaynak arama çabası içinde iseler de, bu çabalar tamamen ideolojiktir ve maksatlıdır. Yoksa, o sistemlere saplananların da, aslında vicdanlarında Yaratıcı’yı itiraf etmekten başka bir yol bulabildiklerini, bulabileceklerini düşünmek mümkün değildir. Bazıları Yaratıcı’yı kabul edivermeyi kolaya kaçma gibi takdim etse de, asıl O’nu kabul etmeme gerçeklerden, gerçekleri kabul ve itiraftan onları inkâr kolaycılığına kaçmaktır ve nefsin bir oyunu, bilimsel görünme gibi bir kompleksi tatminden başka bir şey değildir.
-
51
51. Rum Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Temelde sahip olduğumuz her şey Allah’a aittir; bizim diye sahiplendiğimiz her şey, Allah’ın ya doğrudan ikramıdır veya bize verdiği güç, bilgi ve kabiliyeti bize kullandırma imkânı tanımasının neticesinde gelen ikramıdır. Yetiştirdiğimiz ve bizim dediğimiz, meselâ bir elmada bile bizim katkımız yok denecek kadar azdır. Çünkü bir elmanın olması için hava, su, toprak, güneş, elma çekirdeği ve o çekirdekteki ağaç olma özelliği gibi, hiç birinde en küçük bir katkımız olmayan unsurların varlığı ve elmanın meydana gelebilmesi için iş birliği gerekir. Bunun dışında, bizim yaptığımız araçlarda da katkımız çok azdır. Çünkü o araçların da ana malzemesi ve o aracı meydana getirme özelliği, bununla ilgili “kanunlar” da yine tamamen Allah’a ait olduğu gibi, bize öğrenme ve yapabilme kabiliyetini veren de O’dur. Bu gerçeğe rağmen, gerek özel mülkiyetimiz altındaki mallarda, gerekse sahip olduğumuz makam ve mevkilerde mutlak bağımsızlık ister, en azından onları kullanmada kendimize ortak kabul etmeyiz. Fakat kendimiz dahil bütün kâinatın mutlak Sahibi’ne, Yaratanına, Yaşatanına mülkünde, hakimiyetinde ortaklar tanırız; hattâ bizzat O’nun varlığını kabul etmek istemeyiz. Herhalde bundan daha öte bir cehalet ve daha öte bir zulüm olamaz.
-
50
50. Ankebut Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
İşte, her insan, Cenab–ı Allah’ın fevkalâde değerli bir sanat eseridir. O’nun Sanatkârı Allah’tır. Malzemesi su, toprak, hava da olsa, taşıdığı sanat ve sanatkârı sebebiyle o, kâinattan bile kıymetlidir. Onu nakış nakış dokuyan Cenab–ı Allah’ın isimleridir; ona varlık kazandıran bu isimlerin tecellileridir. Ne var ki, insandaki bu kıymeti ortaya çıkaran, onun görülüp anlaşılmasına sebep olan ise imandır; çünkü ancak iman nuruyladır ki, insanın Allah’ın en büyük bir sanat eseri olduğu anlaşılabilir. Yoksa, kendisine iman nuruyla bakılmadığı ve Sanatkârı’yla irtibatı görülmediği, materyalist gözle maddenin, “tabiat” ın, tesadüflerin eseri olarak algılandığı zaman o, varlığı dünya hayatı ile sınırlı ve bu hayatı da yiyip–içme ve üremeden, yani sadece bedenî arzularını doyurmaktan ibaret ve nihayette toprak altında çürüyüp gidecek et–kemik–kan yığını zavallı bir varlık olur. Ama iman, derecesine göre ondaki İlâhî sanatı ortaya çıkarır. Neticede, imanı ve Allah ile irtibatı ne kadar güçlüyse, değeri de o nisbette artar; çünkü onu dokuyan İlâhî sanatlar daha bir belirgin hale gelir. Bu haliyle o, yeryüzünde Allah’ın Cennet’e lâyık ve ebediyete namzet nazdar bir misafiridir.
-
49
49. Kasas Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Bu sûre indiğinde Mekke’de Müslümanlar ağır işkenceler altında idi. Âyet, çok erken bir dönemde Allah Rasûlü aleyhissalâtü vesselâm’ın ve beraberindeki Müslümanların Mekke’yi terke mecbur bırakılacaklarını, fakat oraya muzaffer olarak tekrar döneceklerini ve bu süre içinde Kur’ân’ın hayatlarının bütününe hayat olacağını müjdelemektedir.
-
48
48. Neml Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Gaybın mutlak bilgisi sadece Allah katındadır. Peygamberler gibi, onun hakkında kısmî bilgiye sahip olanlar, ancak Allah’ın bildirmesiyle ona sahip olabilirler. Bu nokta, özellikle Cenab-ı Allah’ın varlığı, birliği ve varlıklar üzerindeki mutlak hakimiyeti açısından çok önemlidir. Yaratılmış varlıklar íçinde en zengin donanıma ve öğrenme kapasitesine sahip olan insan bile, bırakın gaybı, duyularının ve inceleme sahasının dışında kalan alanı, geleceği, Âhiret’i ve Cenab-ı Allah’ın Zâtını, dünü ve içinde yaşadığı ânı bile tam olarak bilemez. İnsan, kendisi hakkında bile mükemmel bilgiye sahip değildir. Öyle ki, fayda ve zararının nerede yattığını dahi tam olarak kestiremez. Ayrıca, önceki âyette buyrulduğu gibi, her canlı hayatta kalmak için rızka muhtaçtır ve rızık da bütünüyle Allah’ın elindedir. Sonra, ihtiyaçlarını ve bu ihtiyaçların giderilme yollarını belirleyen de canlıların kendileri değildir. Bunun dışında, her bir insan ferdi, diğer türlerin üyelerine nazaran ayrı bir tür gibidir ve başlı başına bir âlemdir. Bütün bunlar açıkça ortaya koymaktadır ki, her türlü özellikleri, ihtiyaçları ve bu ihtiyaçların giderilme yollarıyla birlikte her bir canlıyı kusursuz bilen ve “tabiat”ı onlar için bir rızık deposu olarak var eden ve bu depoyu sürekli dolduran, dolu tutan, her bir varlığın hayatını devam ettirme gücüne sahip Biri olmalıdır ve elbette vardır. Yine bütün bu gerçekler ortaya koymaktadır ki beşer, mutlak yararına ve adalete dayalı olarak kendi hayatını tanzim etme bilgi ve kabiliyetinden yoksundur. Âhiret hayatı adına ise, onun kendiliğinden karar verip yapabileceği hiç şey yoktur. O, bu açılardan da Allah’a ve O’nun göndereceği Din’e, dolayısıyla Risalet’e ve Kitaba muhtaçtır. Kısaca, Allah’tan başka hiçbir varlığın mutlak ve izafî yanlarıyla gaybı bilememesi, Allah’ın varlığını, birliğini, Risalet’i, Kitabı ispat eden başlı başına büyük ve kapsamlı bir delildir.
-
47
47. Şuara Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
kısaca denebilir ki, bu sûre bir bakıma güvenilirlik etrafında dönmektedir.
-
46
46. Furkan Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Harcama, ya aslî bir ihtiyacı karşılamak için veya Din’in yasaklamadığı meşrû bir güzellik ihtiyacını gidermek için olmalıdır. Hayatı sürdürecek kadar yemek aslî bir ihtiyacı, şişmanlığa sebep olmaması kaydıyla doymak meşrû iştahı veya ihtiyacı, canın çektiği güzel yemekler yemek ise, bir güzellik ihtiyacını gidermektir. Aslî ihtiyaç için harcamak vacip, iştah veya meşrû ihtiyaç için harcamak mübah, en fazla tavsiye edilebilir, bir güzellik ihtiyacını karşılamak ise, toplumun genel durumuna göre zararsız olabilir. Ama toplumun, hattâ bütün dünya Müslümanlarının çoğunluğu ihtiyaç içinde iken rahat bir hayat ve güzellik için harcamak israftır, caiz değildir. Buna karşılık, çok az miktarda bile olsa gayr-ı meşrû yerlere, meşrû yerlere ise gereğinden fazla, yani kendisini ve bakmakla yükümlü olduğu kimseleri muhtaç duruma düşürecek ölçüde harcamak veya lüks için harcamada bulunmak, hiç şüphesiz israftır ve haramdır. El sıkılığı veya cimrilik ise, insanın kendisi, bakmakla mükellef olduğu ailesi ve varsa başkalarının zaruri ihtiyaçlarından kısmak, zekât ve sadaka vermekten kaçınmak veya gerektiği kadar vermemek, ayrıca İslâm yolunda imkânları olduğu halde gerekli harcamayı yapmamaktır.
-
45
45. Nur Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Müslümanlar veya içlerinden ilgili ve yetkili bazıları, her ne zaman toplumu alâkadar gelen bir konuyu görüşmeye çağrılırlarsa mutlaka icabet etmeli ve yöneticinin izni olmadan toplantıyı terk etmemelidirler. Geçerli bir sebeple ayrılmak istediklerinde izin almalı ve izin verilirse ayrılmalıdırlar. Yönetici, izin sebebini kendisi değerlendirir ve izin verip vermeme konusunda da kendi tercihine göre davranır.
-
44
44. Mü'minûn Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Peygamberler dışında hemen herkes, kabrin sıkmasına ve kabirde az da olsa çok da olsa bir azaba maruz kalır; bu, bazıları için kabir sorgusunun bir sıkıntısı olarak geçer gider; bazıları için ise, durumuna göre belli şiddette devam eder. Mü’minler içinde kabir azap veya sıkıntısı, Cennet’e giden yolda bir arınma fonksiyonu görür. Mü’minin durumuna göre bu arınma, Mahşer’de, Terazi’de, amel defterlerinin verilme ânı ve yerinde, Sırat’ta, bazıları için ise A’râf’ta da devam eder. Çünkü her bakımdan pak olan Cennet’e ancak tam paklığa erişince girilebilir.
-
43
43. Hac Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Kur’ân’da akıl bir melekenin adı olarak değil, “akletme” şeklinde kalbin bir ameli ve fonksiyonu olarak geçer. Kalb, sebeple netice, müessirle eser arasındaki münasebet üzerinde düşünür; eserden müessire, müessirden esere, iki eserin birinden diğerine, aynı şekilden sebepten sonuca, sonuçtan sebebe, iki sonucun birinden diğerine yürüyerek (tümevarım, tümdengelim, kıyas) bir hükme varır. Ayrıca, insanı yanlıştan, günahtan ve zararlıdan sakınıp doğruya, sevaba ve faydalıya yönelmesi için ikaz eder; ortaya çıkan yeni durumlar, şartlar ve meseleler üzerinde İlâhî hükümler ve temel İslâmî düsturlar çerçevesinde çalışır ve bu yeni durum, şart ve meselelerin hayır mı şer mi, faydalı mı zararlı mı olduğu konusunda istidlâllerde (çıkarsama) bulunur. Eşya ve hadiselerdeki, İlâhî ahkâm ve İslâmî düsturlardaki illetleri ve hikmetleri kavramaya gayret eder. İşte, kalbin bütün bu fiillerine “akletme” denir. Akletmeyi gerçek anlamda gerçekleştirebilecek olan kalb, iman etmiş ve iman ışığında çalışan kalbdir. Kalb, imanda ne kadar mesafe almışsa, akletmede de o ölçüde mesafe alır. Netice olarak, Kur’ân’da akıl, bir fiildir, kalbin bir amelidir. Kalb ise, insanda gerçek veya mutlak bilginin yansıma yeridir, onun ışığında yeni bilgilere ulaşma melekesidir, ruhun merkezidir
-
42
42. Enbiya Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Zebur, Hz. Davud’a inen kitaptır. Hz. Davud (a.s.), peygamberler içinde halife peygamber olarak O’nunla yeryüzüne salih kulların mirasçı olması arasında bir münasebet elbette vardır. Meşhur Osmanlı şeyhülislâmı İbn-i Kemal, bu âyetten çıkardığı tam on tane delille, Yavuz Sultan Selim’e Mısır’ı fethedeceğini söylemiş ve fetih için teşvikte bulunmuştur. İsrail Oğulları’nda halife peygamber olarak Hz. Davud’un mukabili, Osmanlılarda halife-sultan olarak Hz. Yavuz’dur denebilir. “Yeryüzü” olarak çevrilen ve aslı “arz” olan kelime, Kur’ân-ı Kerim’de yer yer Mısır için de kullanılır. Dolayısıyla, Hz. Yavuz’la Mısır fethi olarak gerçekleşen bu müjde, Âhir Zaman’da yeryüzü olarak gerçekleşecektir. Cenab-ı Allah (c.c.), bunu Levh-ı Mahfuz’da bir hüküm olarak kaydetmiş, sonra da Zebur’a bir âyet olarak koymuş, Kur’ân’da da tekrarlamıştır. Bu müjdenin muhatabı olan topluluğun birinci özelliği salih olması, ikinci önemli özelliği de, bundan sonraki âyette geleceği üzere âbid, yani kendilerini Allah’a ibadete adamış rabbanî insanlardan teşekkül etmesidir.
-
41
41. Taha Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Hak Din’in temsilcisi ve bilhassa tebliğcilerine peygamberlerin mucizelerinden ve galibiyetlerinden çıkan önemli bir ders vardır. Her peygambere mucize, o peygamberin döneminde hangi ilim revaçta ve gelişmiş ise onun cinsinden verilmiş ve peygamber, o mucize ile o ilmi aşmıştır. Dolayısıyla Müslümanlar, aşkın ve kamu vicdanında kabul görecek hususiyetlerin, faziletlerin yanısıra, kendi dönemlerindeki ilmi veya ilimleri aşan bir ilmî ve teknik üstünlüğe de sahip olmalıdırlar.
-
40
40. Meryem Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Bütün peygamberler aynı inanç, ibadet, yaşayış ve ahlâk esaslarıyla gelmiş ve gelişen zamanla birlikte değişen şartların getirdiği yeni hükümler, hep bu esaslar üzerine bina edilmiştir. Peygamberlerin mesajları arasındaki farklılıklar da, işte sadece bu değişen hükümlerdedir. Hz. İsa da (a.s.), önce Allah’ın varlık ve birliğini, sonra kendisinin O’nun kulu ve rasûlü olduğunu tebliğ etmiş, ibadet adına da iki ana temel olarak namaz ve zekâtı öne çıkarmıştır.
-
39
39. Kehf Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali
Kıyamet’e kadar geçerli olan Kur’ân, dört esas veya hedefi takip eder: 1) Allah’ın varlığını ve birliğini, 2) Peygamberliği, 3) Haşir ve Âhiret’i zihinlerde ve kalblerde tesbit, 4) İbadet ve Adalet. O, bu maksatlar etrafında döner ve her seviyeden insana hitapta bulunur. İnsanların çoğu avam olduğu ve gözüne, kulağına, kısaca beş duyusuna dayandığı için, Kur’ân onların duyularıyla idraklerine de saygı gösterir. Bu sebeple, herkesin anlayabileceği, fakat her sahada en üst seviyedeki insanların da kendi seviyelerine göre tatmin olacakları bir dil ve üslûp kullanır. Bu bakımdan, zaman zaman teşbih (benzetme), istiare (kapalı benzetme), tecsim (cisim giydirme), telmih (atıfta bulunma) ve mecaz gibi sanatlara başvurur, temsiller getirir. Bilhassa ilimde derinleşenler (Âl-i İmran Sûresi/ 3: 7) Kur’ân’a nasıl yaklaşacaklarını ve ondan nasıl en iyi şekilde faydalanacaklarını bilir ve onun Allah Kelâmı olduğuna içten inanırlar.
No matches for "" in this podcast's transcripts.
No topics indexed yet for this podcast.
Loading reviews...
ABOUT THIS SHOW
Ayetlerin Kur’an’ın bütünlüğü içindeki anlamlan açık ve anlaşılır biçimde veriliyor. Özlü bir tefsir niteliğinde bir meal çalışması. Onda, bütün kapsayıcılığı içinde imanî gerçekleri, ibadet, ahlâk, ferdî ve sosyal hayatı, kısaca her boyutuyla ve her zaman ve şarta bakan özellikleriyle İslâm’ı ve bütün bir islâmî hayatı Kur’ân’ın anlam derinliği içinde takdim etme gayreti var.
HOSTED BY
Pirlanta Dinle
Loading similar podcasts...