PODCAST · kids
Anlat Eren
by Anlat Eren
Merhaba! Ben Eren. Hayal ile gerçek arasındaki kapının bekçisi, her iki tarafta da olanların şahidi ve anlatıcısı. Birkaç dakikanı bana ayırırsan seni kısa bir süreliğine bekçisi olduğum kapıdan geçirip masal aleminde gerçeküstü bir yolculuğa çıkarabilir; kafanın içinde birbirini kovalayan binbir düşünceden seni bir süreliğe kurtarıp hiç tanımadığın ya da hakkında bir şeyler duymuş olabileceğin kahramanlarla seni tanıştırabilirim. Bir masal seç, arkana yaslan ve gözlerini yum.
-
318
Yaşamın İçinden
Belki biraz geç oldu ama Öğretmenler Günü için kaydettiğim bu kısa öyküyü paylaşmak istedim. İyi dinlemeler...
-
317
Keloğlan ve Güneş Tozu Çorbası
Bir zamanlar, ülkede zalim, hiç gülmeyen, çatık kaşlı ve aç gözlü bir padişah varmış. Gözü doymaz padişah, şimdi de Zümrüt ülkesini istiyormuş. Ordular hazırlanıp yola çıkmış. Peşinden de eski giysileri ve kel kafasıyla giden Keloğlan varmış. Ama o savaşmaya değil, Lokman Dede'ye çıraklık yapmaya gidiyormuş...
-
316
Halıdaki Şifre
Bir zamanlar, halkın mutlu yaşadığı şehrin, adaletli ve merhametli bir sultanı ve de kadısı varmış. Kadı Adil, kızı Keriman ile birlikte yaşarmış. Keriman okumayı çok severmiş. Babasının ülkenin dört bir yanından getirttiği tüm kitapları okurmuş. Tek isteği ise başka diyarları gezip görmekmiş.Günlerden bir gün, Sultan'a Nur Krallığı'ndan değerli hediyeler gelmiş. Bunun altında kalmak istemeyen Sultan değerleri hediyeler hazırlatıp bunların Kadı Adil'in önderliğinde bir kervanla Nur Krallığı'na yollanmasını emretmiş. Ancak Kadı Adil artık yaşlandığını söyleyip kendisinin yerine kızı Keriman'ın kervana önderlik etmesini teklif etmiş. Sultan bunu kabul etmiş ve Keriman da duruma çok sevinmiş. Birkaç gün sonra kervan Keriman'ın önderliğinde yola çıkmış...
-
315
Bilge Rüzgar
Bu bir orijinal Anlat Eren masalıdır. İyi dinlemeler 🔈😊 Bir varmış, bir yokmuş... Çok yüksek dağların doruklarında yaşayan tek bir canlı varmış: Zıplayan örümcek. O kadar zor koşullar mevcutmuş ki oralarda, dağların doruklarına besinleri bile rüzgar taşırmış. Bir pirinç tanesi kadar küçük olan zıplayan örümcekler barış ve ahenk içerisinde yaşarlarmış. Tek bir tanesi hariç: Anne örümcek...
-
314
Tulumbanın Mucizesi
Eski zamanlarda, yüksek dağın yamacındaki kulübede yoksul bir karı ve koca yaşarlarmış. Kadın her gün eve su getirmek için evin yakınındaki dereye gidermiş. Yine birgün çakıllı, taşlı yolda dereye gitmek için yürürken irice bir taşın yanında ters dönmüş, debelenen kara bir böcek görmüş. Onu hafifçe eliyle iteleyip doğrultmuş ve böcek hızlıca taşların arasında kaybolmuş. Ertesi gün yine taşlı yolda yürürken yine ters dönmüş bir kara böcek görmüş ve yine eliyle ona yardımcı olup onu doğrultmuş. Kadın tam adımlamaya hazırlanırken kendisine teşekkür eden bir sesi duymuş ve irkilmiş. Çevresine bakınsa da kimseyi göremeyip korkuya kapılmış. Meğer konuşan kara böcekmiş...
-
313
Dev Baba
Bir zamanlar, masalsı bir şehirde bir padişah ve üç kızı yaşarlarmış. Padişah, kızlarına o kadar bağlıymış ki kızlarının evlenmesine asla izin vermiyormuş. Günlerden bir gün kızların lalası padişaha sonunda kızların evlenme isteklerini iletmiş. Ama nasıl? Lala, bir tepsiye biri büyük, biri orta, biri de küçük üç karpuz koyup padişahın huzuruna çıkmış...
-
312
Papatyalar
Sevgili dinleyenler! Bu bir orijinal Anlat Eren masalıdır. Sevginiz, sevgililer gününüz kutlu olsun! İyi dinlemeler 😊
-
311
Narkız
Evvel zamanda, tepelik bir yerde, etrafında kimsenin yaşamadığı küçücük bir kulübede yoksul bir karı koca yaşarmış. Yoksullarmış ama öyle para pul istekleri yokmuş. Tek istedikleri bir çocuklarının olmasıymış.Adam gündüzleri kulübesinden çıkar, toprakta bulduğunu, ağaçta gördüğünü toplar ve akşam karısıyla yerlermiş. Bir gün yine yiyecek toplamaya çıkmış. Aramış, taramış ama hiçbir şey bulamamış. Girmediği yollara girmiş, bakmadığı ağaç diplerine bakmış ama bir şey bulamamış. Umutsuz bir şekilde ormandan çıkmış ve bir de ne görsün! Bembeyaz mermerden yapılmış, göz kamaştıran bir köşk...
-
310
Sihirli Sarık, Sihirli Kamçı, Sihirli Halı
Eski zamanlarda bir ülkede iki kardeş yaşarmış. Ana-babaları ölen kardeşler kalan mirası paylaşmışlar. Küçük olan kendi payına düşeni çabucak bitirip abisinden sürekli borç ister olmuş. Bu duruma dayanamayan abi çareyi başka bir ülkeye taşınmakta bulmuş. Küçük olan durur mu, O da peşinden... Abisini aramak için çıktığı yolculukta az gitmiş, uz gitmiş. Dere tepe düz, altı ay gitmiş. Bir gün karşısına üç erkek kardeş çıkmış. Kardeşler ailelerinden onlara kalan üç eşyayı nasıl paylaşacakları üzerine kavga ediyorlarmış. Bunlardan birisi bir sarık, diğeri bir kamçı, üçüncüsü ise bir halı imiş. Gelin görün kü, bu üç eşya da sihirliymiş...
-
309
Noel ve Yılbaşı
Noel ve Yılbaşı aynı anlama mı geliyor? Evet, hayır?.. Bu bilgiyi Pelin Batu'nun bir yayınından öğrendim. Biraz geç de olsa yükledim. İyi dinlemeler!
-
308
Nardugan Günü
Pelin Batu'dan dinlediğim, fakat yoğunluktan zamanında yükleyemediğim, 21 Aralık'ta kutlanan "Nardugan" günü hakkında kısa bir bilgi. İyi dinlemeler!
-
307
Kırk Perinin Padişahı
Zamanın birinde, ülke padişahının kömür gözlü, gece karanlığı gibi uzun saçları, dolunay kadar güzel yüzlü ve sülün gibi uzun boylu güzeller güzeli bir kızı varmış. Padişah kızının üzerine titrer onu çok ama çok severmiş. Prenses güzel olduğu kadar becerekiliymiş de. Elinden dikiş, nakış gibi ince bir çok iş de gelirmiş. Bir gün bahçede dikiş dikerken parmağındanki dikiş yüzüğünü dikiş tablasına bırakmış. Bir anda gökten beyaz bir güvercin uçuverip dikiş yüzüğünü kapmış ve uçup gitmiş. Bu olay takip eden birkaç günde de beyaz güvercinin bir anda gökten bitip Prenses’in çeşitli eşyalarını alıp götürmesiyle devam etmiş. Beyaz güvercin o kadar güzelmiş ki, Prenses ona aşık olmuş ve aşkından yataklara düşmüş. Dadısına her şeyi anlatmış. Lakin padişah babasına söylememesi için ondan söz almış. Ülkedeki en iyi hekimleri tutan padişah ne yaptıysa kızını iyileştirememiş. Çaresiz padişah’ın huzuruna bir gün bir alim çıkmış ve ondan şehrin ortasına şifalı suları olan bir hamam yaptırmasını tavsiye etmiş…
-
306
Kurtun Kirpikleri
Bir zamanlar, çok uzaklarda bir ülkede Akiko ve ailesi mutlu mesut yaşarlarmış. Gelin görün ki, Akiko’nun annesinin vefat etmesiyle yaşamlarına bir gölge düşmüş. Zaman içinde Akiko’nun annesine olan özlemi ve dolayısıyla kederi artmış. Bir süre sonra Akiko’nun babası başka bir kadınla evlenmiş. Bu kadın, Akiko’nun güzelliğini kıskanırmış. Ona en zorlu ev işlerini yaptırır ve bir şekilde onun hep canını sıkmaya çalışırmış. Kadın ne yapmış etmiş ve Akiko’yu evden kovdurmuş. Üzgün ve çaresiz Akiko evden ayrılıp bir bilinmezliğe doğru yola çıkmış… Bir kasabadan başka birine yürüyüp bir iş ve barınak bulmaya çalışsa da başarılı olamamış ve umudunu tamamen yitirmiş. Bitap bir halde bir ormandan geçerken oracığa uzanıverip bir kurtun gelip kendisini yemesi beklemeye başlamış. Bilinci yarı açık, hayal ve gerçek dünya arasında zihni gidip gelirken insan boyunda mor renkli bir kurtun yanı başında dolaştığını fark etmiş…
-
305
Taklitçi Karga
Bir varmış, bir yokmuş… Uzaklarda yemyeşil ağaçlarla kaplı bir ormanda bir karga yaşarmış. Siyah tüyleri, siyah gagası, siyah gözleri varmış. Gelin görün ki, ne görünüşünü ne de karga sesini hiç beğenmezmiş. Bir gün ağzındaki peyniri kurnaz tilkiye kaptıran karga zekasını da beğenmez olmuş. Günlerden bir gün, ormanda uçarken bir tavus kuşuna rastlamış ve onun güzel tüylerinden, ihtişamından çok etkilenmiş…
-
304
Davul
Eski zamanlarda bir köyde, Viktor adında bir delikanlı yaşarmış. Bir gün yolda giderken güzeller güzeli bir kızla karşılaşmış Viktor. Adi Hanna imiş. Sürpriz bir şekilde evlenmeye karar vermişler. Mutlu mesut yaşıyorlarmış. Ta ki ülkenin hükümdarı Hanna’yı görüp O’na aşık olana kadar…
-
303
Altın Külçelerinden Yapılan Kale
Evvel zamanda yaşlı adam ve oğlu yaşarlarmış. Bir gün yaşlı adam hastalanmış. Vasiyet olarak ise oğluna vefatından sonra bir akıl hocası bulmasını ve ondan üç öğüt almasını tembihlemiş ve kısa bir zaman sonra yaşlı adam hayata gözlerini yummuş. Babasından kalan 300 parayı da yanına alan oğlan, babasının vasiyet ettiği üç öğüdü almak için yollara düşmüş...
-
302
Cesaret Sandığı
Bir dağın eteklerinde yaşayan anne tilki ve üç yavrusu varmış. Üç yavru tilki de biraz korkaklarmış. Mağaralarından dışarı her çıktıklarında, yavrular başlarını yukarı kaldırıp dağın zirvesini görmeye çalışırlar ama bir türlü başarılı olamazlarmış. Annelerine sorduklarında ise anne tilki onlara dağın zirvesinde bilge bir kurt olduğunu ve onun bir cesaret sandığı taşıdığı hikayesini anlatmış. Günlerden bir gün anne tilki yemek aramaya çıktığında yavrular kararlarını vermişler. Dağın zirvesine varıp bilge kurtu bulacak ve cesaret sandığından kendilerinde eksik olan cesareti alacaklarmış...
-
301
Kadınlar Adası
Bir zamanlar, ülkenin birinde çok varlıklı, zengin ve asilzade bir adam yaşarmış. Adamın bir de bir oğlu varmış. Adı Osman’mış. Osman delikanlılık çağına geldiğinde babası hayata gözlerini yummuş. İyi kalpli ama tecrübesiz Osman, kötü arkadaşlarının sözlerine uyup tüm servetini saçmış savurmuş ve beş parasız kalmış. Ne iş bulsa yapmaya başlamış. Irgatlık, inşaat işçiliği ve daha birçokları… Günlerden bir gün, dinlenen Osman’ın yanına iyi giyimli bir delikanlı yaklaşmış ve inşaatta çalışıp çalışmadığını sormuş. Biraz konuşmadan sonra delikanlı Osman’a çok çekici bir teklifte bulunmuş…
-
300
Kibirli Padişah
Bir varmış, bir yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit atarken hamam içinde.. Ülkenin birisinde Mesut adında bir zanaatkar yaşarmış. Çelik çömlek satarak geçimini sağlarmış. Yağmur bir günde, Mesut, dükkanına giren bir sarraftan borç almak zorunda kalmış. Karşılığında ise sarrafa babasından kalan elma işlemeli gümüş bir tabağı rehin vermiş ve sarraf dükkandan ayrılmış. Olayları dışardan izleyen dükkan komşusu hemen Mesut'un yanına gelerek O'na iki akçe borç vermiş ve gidip tabağı sarraftan geri almasını söylemiş. Çünkü Mesut'un bilmediği bir şey varmış. Padişah elma işlemeli gümüş bir tabak almak istiyormuş. Tam da Mesut'un babasından yadigar kalan o tabak gibi...
-
299
Buz Kral
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Cinler cirit oynarken eski hamam içinde... Yaşlı adamın karısı vefat etmiş. Adam kızıyla bir başına kalmış. Sonrasında yaşlı adam tek bir kızı olan dul bir kadınla evlenmiş. Fakat bu kadın kötü niyetli bir kadınmış. Yaşlı adamın kızına pek iyi davranmazmış. Aylar aylar geçmiş... Günlerden bir gün kadın yine kocasına kızını bu evden uzaklaştırmasını söylemiş. Yaşlı adam karısının ısrarlarına dayanamamış ve kızını uzaklarda bir bozkıra götürüp bırakmış. Kız babasının yaptığına o kadar üzülmüş ki, bir ağacın altına oturup ağlamaya başlamış. Hıçkırıkları izin verdikçe ağaçtan gelen çıtırtıları duymuş. Çıtırtılar gittikçe yaklaşmış ve arkasında bir ses işitmiş. "Korkma güzel kız!"
-
298
Kara Boğa
Vaktiyle bir çamaşırcı kadınla üç kızı yaşarlarmış. Kadın çamaşır yıkayarak ailesini geçindirirmiş. Günlerden bir gün, ailenin büyük kızı kısmetini bulmak için evden ayrılmış. Az gitmiş, uz gitmiş. Dere tepe dün gitmiş... Bir falcının evine varmış...
-
297
Terzi, II. Bölüm
… Bizim terzi, kervanla birlikte yola çıkmış eskiden yaşadığı şehre gitmek üzere. 40 gün, 40 gece yolculuk etmişler. Bu sürede kervancıyla arkadaş olmuşlar. Terzi, başından geçenleri kervancıya anlatmış. Kervancı terzinin haline üzülmüş. 40 gün sonra, güneş batarken terzinin eskiden yaşadığı şehre çok yaklaşmışlar. Kervancı bu gece konaklayacaklarını ve sabahleyin yolculuğa devam edeceklerini söylemiş. Fakat terzi çok heyecanlıymış. Yola tek başına devam edeceğini söylemiş kervancıya. Kervancının uyarılarına aldırmadan terzi yola koyulmuş…
-
296
Terzi, I. Bölüm
Zamanlardan birinde bir terzi varmış. Çok güzel şapkalar dikermiş. Öyle özenirmiş ki, haftada ancak birkaç şapka dikebilirmiş. Diktiği şapkaları satmak için haftada bir kez kurulan pazara gider ve orada halkın büyük ilgisiyle karşılaşırmış. Terzi şapkaları satmak için yüksek bir yere çıkarmış. Satışa başladıktan bir süre sonra gözü kalabalıkta bir yere takılır ve oraya doğru koşmaya başlarmış. Bu durum halkın ilgisini çektiği gibi padişahın da kulağına gitmiş. Padişah o kadar meraklanmış ki tedbil-i kıyafet pazara terziyi izlemeye gitmişler. Terzi yine satışa başlamış ve bir süre sonra gözü kalabalıkta bir yere takılıp oraya doğru koşmaya başlamış. Padişah yanında veziri ile terziyi takibe başlamışlar…
-
295
Kuyudaki Fener
Savaş bitmiş, asker yaralı kurtulmuş. Kral, askerin ona artık hizmet edemeyeceğini söyleyip onu ordudan uzaklaştırmış. Asker bu duruma çok üzülmüş. Gidecek bir yeri ya da birisi yokmuş ve asker ant içmiş ki bir gün kraldan intikamını alacakmış.Asker düşmüş yollara… Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş… Artık çok yorgun ve aç olduğu bir zamanda, uzakta bir klübe görmüş. Yürüyüp kulübeye varmış ve kapıyı çalmış…
-
294
Büyülü Gelin
Zamanın birinde bir oğlu bir de kızı olan bir adam varmış. Adam ölmeden oğluna kendisi evlenmeden ablasını evlendirmemesini tembihlemiş ki abla-kardeş birlikte yaşasınlar, birbirlerine destek olsunlar istemiş. Gelin görün ki, oğlan babasının vasiyetine uymamış ve ablasını bir adamla evlendirmiş. Kısa bir süre sonra oğlan çok güzel bir kızla tanışmış…
-
293
Bir Parça Bulut
Sevgili dinleyicilerim,Bu bir orijinal Anlat Eren masalıdır. İyi dinlemeler…Evvel zaman içinde çok eski zamanların birinde, Yeter iki oğlu ile birlikte mutlu mesut yaşarmış.Kış bitip karlar yavaş yavaş erimeye başlamış. Günlerden bir gün, karlar kalkıp her yeri rengarenk otlar ve çiçekler sardığında, Yeter yükseklere ot toplamaya çıkmış. Ot toplarken incecik bir ses duymuş. Sesin geldiği yöne doğru bakmış ve yavru bir kuş görmüş, fakat çevresine dikkatli baktığında yavru kuşa sinsice yaklaşmakta olan bir kurt görmüş…
-
292
Uzun Bacak
Jale, güneşli bir güne uyanmış. Havada tek bir bulut bile yokmuş. Kardeşi Nevin ile yürüyüşe çıkmışlar. Nehrin kenarındaki parka gitmişler. Hava ilk baharın gelişiyle mis gibi çiçek koyuyor, kuşlar cıvıldıyormuş…Nevin ile Jale yürürlerken turunç ağacının üzerinde bir de ne görsünler! Bembeyaz bir leylek…
-
291
Kartal
Tolstoy’un “Çekirdek” adlı kitabından… Kartal denizden uzakta, büyük bir caddede yuva yapmış. Bir gün, kartal pençelerinde bir balıkla yuvasına dönmüş. Onun pençelerindeki balığı gören çevredeki insanlar ağacın etrafında toplanıp kartala taş aymaya başlamışlar…
-
290
Çocuk ve Dolu
Tolstoy’un “Çekirdek” adlı kitabından… Çocuk, ormana mantar toplamaya gitmiş. Mantar toplamayı bitirmiş. Tam eve dönecekken gökyüzünü kara bulutlar kaplamış. Şimşekler çakmaya başlamış. Tam bu sırada başının üstünde bir çatırtı duymuş…
-
289
İki Arkadaş
Tolstoy’un “Çekirdek” adlı kitabından… İki arkadaş ormanda dolaşırlarken birden bir ayı çıkmış karşılarına. Birisi bir ağaca tırmanıp orada saklanmayı başarmış, ama diğeri ayıdan kaçamamış…
-
288
Kurt ile Keçi
Tolstoy’un “Çekirdek” adlı kitabından kısa hikayeler.
-
287
Palavra Yarışması
Bir gün, Keloğlan’ın babası hastalanıp onu çağırmış. O öldükten sonra köse birisiyle ticaret yapmamasını, hatta değirmenin de un bile öğütmemesini öğüt vermiş. Babası ölen Keloğlan anacığıyla yaşamaya devam etmiş. Günlerden bir gün annesi eşeğe birkaç çuval buğday yükleyip Keloğlan’dan bunları öğütmesini rica etmiş. Keloğlan eşeğe atlamış ve değirmenin yolunu tutmuş…
-
286
Gümüş Ayna
Yemyeşil bir köyde Ayşe teyze tek başına yaşarmış. Yetiştirdiği sebzeleri satarak geçimini sağlarmış. Günlerden bir gün yine bahçeye giderken yolda iki beyaz güvercinin yiyecek aradığını görmüş. Bir de bakmış ki çalıların arasına gizlenmiş bir kedi güvercinleri avlayacakmış. Ayşe teyze durumu fark edip sesler çıkararak güvercinleri uyarmış ve kaçırmış. Avından olan kedi, yüksek sesle miyavlayarak oradan uzaklaşmış.Ertesi gün, yine bahçesine giden Ayşe teyze yolda iki beyaz güvercinin onu beklediğini görmüş. Güvercinler kadının omuzlarına konarak ona teşekkür etmişler. Ayşe teyze bu güvercinlere Tamer ve Fatih isimlerini vermiş. Güvercinler her gün Ayşe teyze ile bahçeye gidip geliyorlarmış. Bir sabah Ayşe teyze her zamanki saatinde uyanmış, fakat güneşin henüz doğmadığını farketmiş. Halbuki Ayşe teyzenin gözleri görmez olmuş…
-
285
İhtiyar Adamın Elma Ağacı
Tolstoy’un Çekirdek adlı kitabından… Bir gün yaşlı adam elma fidanı dikiyormuş. Köylüler yaşlı adama ve genç fidana bakıp bu adamın bu elmaları yemeye ömrünün yetmeyeceğini düşünmüşler ve adamla konuşmaya başlamışlar…
-
284
Demir Gagalı Kuş
Zamanın birinde üç kızı olan bir adam yaşarmış. Bir gün adam pazara gitmek üzere evden çıkmış. Adam pazardayken küçük kız bir rüya görmüş. Rüyasında yüksek duvarlı bir bahçede bir çiçekle oynuyormuş. Çiçek muhteşem bir güzellikteymiş. Ne olduysa, çiçek birden kaybolmuş. Ne yaptıysa kız çiçeği bulamamış…
-
283
Sihirli Tüy - Bölüm II
Ağanın aklı fikri Narin Hatunda’ymış. Derviş kılığına girip her yerde onu aramaya başlamış. Sonunda şehre gelmiş. Sormuş soruşturmuş ve sonunda şehzadenin güzeller güzeli bir kızla evli olduğu bilgisine ulaşmış. Bu olsa olsa Narin Hatun’dur diye düşünmüş ve bir şekilde Padişah’ın huzuruna çıkmış…
-
282
Sihirli Tüy - Bölüm I
Evvel zamanda bir delikanlı yaşarmış. Evlenme çağına gelen delikanlı kendisine göre bir eş bulup evlenmiş. Bir kız bebekleri olmuş ve ona Narin Hatun adını vermişler. Ancak delikanlı zamanının çoğunu şehirde çalışarak geçiriyor ve evinden uzakta kalıyormuş. Gel zaman, git zaman, aradan tam 19 yıl geçmiş ve Narin Hatun büyüyüp güzeller güzeli bir kız olmuş...
-
281
Sandığın Sırrı
Eski zamanlarda iki oğlu olan bir Han yaşarmış. Bir süre sonra Han'ın karısı ölmüş. Aradan bir zaman geçmiş ki Han başka birisiyle evlenmiş. Ne var ki, yeni Hanım Han'ın küçük oğlu Metin'i hiç sevmezmiş. Ondan kurtulmak için bir plan yapmış. Bir gün Han'ın büyük oğlu Mete avdayken Hanım Han'a gidip küçük oğlan Metin'in kendisini dövdüğünü söylemiş. Han bunun üzerine en güvendiği iki muhafızını çağırıp Metin'i saraydan uzak bir yere götürmelerini ve orada öldürmelerini emretmiş. Fakat onları Metin'e hiçbir şey belli etmemeleri konusunda da tembihlemiş. Ertesi gün Metin ve iki muhafız uzaklara doğru yola çıkmışlar...
-
280
Bülbül
Eski zamanlarda, bir Han ile üç oğlu yaşarmış. Günlerden bir gün Han rüyasında bir bülbül görmüş. Bülbül öyle güzel ötüyormuş ki, Han bülbüle aşık olmuş. Bu aşk Han'ı hasta yataklarına düşürmüş. Hekimler ne yaptıysa onu iyileştirememişler. Hasta yatağındaki Han, oğullarını çağırıp onlardan bülbülü bulup kendisine getirmelerini istemiş. Bunun üzerine evlatlar atlarını binip bir maceraya yelken açmışlar...
-
279
Saf Asaf ile Cin Emin
Bir varmış, bir yokmuş... Eski zamanlardan bir zamanda, bir köyde Asaf adında bir köylü yaşarmış. Kimi kimsesi olmayan Asaf o kadar safmış ki, köylüler ona Saf Asaf derlermiş. Bir de Asaf'ın tam tersi karakterde Emin diye bir köylü varmış. Köylüler ona da Cin Emin derlermiş. Günlerden bir gün Saf Asaf tarladaki taşları temizlerken Cin Emin onu görmüş. Bakmış ki Asaf taşları tek tek taşıyor. Tarla büyük, taş çok. Öyle olunca Cin Emin, Saf Asaf'a bir yol göstermiş ve Asaf işini çabucak bitirmiş. Cin Emin'in kıvrak zekasından etkilenen Saf Asaf, ona kendisini yanına almasını ve iş öğretmesini istemiş. Bu iş Cin Emin'in kafasına yatmış, fakat Asaf'a her dediğini yapmasını şart koymuş. Asaf bu durumu kabul etmiş. Bunun üzerine Cin Emin, Asaf'a: "O zaman düş önüme Saf Asaf. Pazara gidiyoruz". Asaf, satacak bir şeyi olmadığını söylese de Emin ona gideceklerini söylemiş ve pazarın yolunu tutmuşlar...
-
278
Rüyadaki Altınlar
Evvel zamanın birinde bir kadı yaşarmış. Kadı Ömer'in Murat adında soylu ve varlıklı bir arkadaşı varmış. Hayat bu ya, Murat'ın tüm mal varlığını kaybettiği ve yoksul düştüğü haberi gelmiş. Aradan aylar, yıllar geçmiş. Bir gün Kadı Ömer yolda Murat'a rastlamış. Murat O'nu evine davet etmiş ve başından geçenleri anlatmış. Babasının ölümünden sonra her şeyini kaybettiğini ve çok yoksulluk çektiğini söylemiş. Ne yapıp ederim diye bir gece düşünüp dururken uykuya dalmış ve bir rüya görmüş. Yaşlı bir adam rüyasından ona Mısır'a gitmeden zenginliğine tekrar kavuşamayacağını söylemiş. O da sabah uyanır uyanmaz Mısır'a doğru yola koyulmuş...
-
277
Akıl Kitabı
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, köyün birinde Garip adında bir kız yaşarmış. İyi mi iyi, sevgi dolu Garip kız, köyün ağasının konağında çalışırmış. Hayvanlara bakar, konağın işleriyle ilgilenirmiş. Boş zamanlarında ise, serçeleri besler, gözler ve onların dillerini öğrenmeye çalışırmış. Zaman içinde de serçelerin dilini çözmeye başlamış. Bir gün, Ağa'nın kızının altın yüzüğü kaybolmuş. Ağa ve kızı yüzüğü Garip kızın çaldığını düşünmüşler ve O'na yüzüğü bulup getirmesi için akşama kadar vakit vermişler. Eğer yüzüğü bulamazsa O'nu Ağa'nın kızının atının altına atıp çiğneteceklermiş...
-
276
Alpanşa ve Kıltap Padişah'ın Savaşı
Eski zamanlarda Alpanşa adında bir çoban yaşarmış. Halk arasında Alpanşa'nın gücü, kuvveti dilden dile dolaşırmış. Bir gün ülkede güç üzerine bir müsabaka düzenleneceği ve kazananın Şah'ın kızı Sandugaç ile evleneceği haberleri yayılmış. Yarışmaya katılan Alpanşa yarışmayı kazanıp Sandugaç ile evlenmiş. Mutlu mesut bir hayat sürerlerken Sandugaç'ın evlilik haberini alan Kıltap Şah bu duruma çok sinirlenmiş ve Alpanşa'ya savaş açmış. Kıltap Şah'ın ordusuna tek başına direnen Alpanşa ne yazık ki esir düşmüş ve Kıltap Şah'ın sarayında zindana atılmış. Fakat Sandugaç bu kadar kolay vazgeçmeyecekmiş Alpanşa'dan. Bir plan yapmış ve Kıltap Şah'ın sarayına doğru yola çıkmış...
-
275
Duyguların Kokusu
Birlikte eskimeliyiz eksilmeden. Eksilmeden yaşayacağımız yıllar olsun... Nazım Hikmet'ten. Hepinize mutlu bir 2025 diliyorum ve sizleri çok seviyorum 😊❤️
-
274
Maral ile Murat
Eski zamanlarda bir adam yaşarmış. Adamın Maral adında bir kızı ve Murat adında bir oğlu varmış. Bir gün Maral ile Murat'ın anneleri vefat etmiş ve babaları onlara bir üvey anne getirmiş. Gelin görün ki, üvey anne çocukları sevmez, onlara eziyet edermiş. Kadın ne yapmış etmiş ve adamı çocukları götürüp ormana bırakmaya ikna etmiş. O sırada Maral üvey anne ve babasının konuşmalarını duymuş. Duyduklarını hemen ağabeyine anlatmış. Kendinlerini ormanda bulmak istemeyen çocuklar tez zamanda evden ayrılmak için bir plan yapmışlar...
-
273
Karaca Batır
Zamanın birinde zengin bir adam ve üç oğlu yaşarlarmış. Her oğlanın güzeller güzeli bir kısrağı varmış. Bir gün adam büyük oğlunu çağırmış. Oğluna kısrağının doğuracağını ve ona yardımcı olmasını söylemiş. Büyük oğlan kısrağın yanında bir süre bekledikten sonra doğum gerçeklemiş. Tatlı mı tatlı bir tay dünyaya gelmiş. Fakat bir anda bir fırtına, bir hortum çıkmış ve tayı içine alıp gitmiş...
-
272
Bilgin ile Zengin
Zaman zaman içinde, kalbur zaman içinde, bir ülkede bilgin ile zengin iki adam yaşarmış. Bilgin, akıllı, bilgili, merhametli ve alçak gönüllü biriymiş. Zengin ise varlıklı, fakat çok kibirli, tembel ve cahil birisiymiş. Bir gün, Bilgin ile Zengin'in yaşadığı ülkeyle başka bir ülke arasında savaş çıkmış ve olanlar olmuş...
-
271
Balıkçı Ahmet, Bölüm III
Balıkçı Ahmet, büyük uğraşlar sonucunda Peri Padişah'ının kızını da Sultan'ın huzuruna getirmiş. Sultan, Peri Padişah'ının kızını sarayın en güzel odasına yerleştirmiş ve Balıkçı Ahmet'i Leyli Kısrak'ına bakması için yollamış. Leyli Kısrak'ı ile tekrar buluşan Balıkçı Ahmet O'na maceralarından bahsettikten sonra Leyli Kısrak'ına yokluğunda neler yaptığını sormuş. Sultan'ın bütün seyislerini öldüren Leyli Kısrak'ı Balıkçı Ahmet'e Sultan'ın zalim bir adam olduğunu ve O'nun da ölmesi gerektiğini söylemiş...
-
270
Balıkçı Ahmet, Bölüm II
Balıkçı Ahmet Leyli kısrağını Padişah'a başarıyla getirir, fakat Padişah bu beklenmedik başarı karşısında mutlu olmaz. Veziriyle yeni bir plan yapmak için toplanır. Vezir, Padişah'a bu sefer Ahmet'ten Peri Padişah'ının kızını getirmesini istemesini akıl verir. Balıkçı Ahmet, bu zor görevi başaramayacaktır. Böylece Padişah, Ahmet'i idam edecek ve O'nun eşi Serap ile evlenebilecektir. Padişah bu fikri sever ve Ahmet'i huzuruna çağırır. Balıkçı Ahmet'e kendisine Peri Padişah'ının kızını kırk gün içinde getirmesini emreder. Aksi takdirde Ahmet'in kellesi gidecektir...
-
269
Balıkçı Ahmet, Bölüm I
Eski zamanların birinde, bir köyde, küçük Ahmet ve annesi yaşarmış. Çok yoksullarmış. Öyle ki, konu komşunun yardımlarıyla karınlarını doyururlarmış. Yıllar geçmiş, Ahmet büyümüş. Güç bela bir ağ alıp köyün yakınındaki gölde balık tutmaya başlamış. O günden sonra herkes O'nu Balıkçı Ahmet diye çağırmaya başlamış. Günlerden bir gün Ahmet yine gölde avlanırken ağına bir kurbağa takılmış. Ahmet kurbağayı göle geri bıraksa da kurbağa ağına tekrar takılmış. Sonra bir daha ve bir daha. Öyle olunca Ahmet kurbağayı alıp eve getirmiş. Ertesi gün Ahmet ağını alıp yine göle gitmiş. Bu sefer Ahmet pek şanslıymış. Kısa zamanda çokça balık yakalamış ve eve erken dönmeye karar vermiş. Fakat eve gelince bir de ne görsün! Ev tertemizmiş. Üstüne üstük birkaç parça da yeni eşya varmış evde. Bununla kalmamış. Yerde bir sofrada üstünde dumanı tüten yemekler varmış...
No matches for "" in this podcast's transcripts.
No topics indexed yet for this podcast.
Loading reviews...
ABOUT THIS SHOW
Merhaba! Ben Eren. Hayal ile gerçek arasındaki kapının bekçisi, her iki tarafta da olanların şahidi ve anlatıcısı. Birkaç dakikanı bana ayırırsan seni kısa bir süreliğine bekçisi olduğum kapıdan geçirip masal aleminde gerçeküstü bir yolculuğa çıkarabilir; kafanın içinde birbirini kovalayan binbir düşünceden seni bir süreliğe kurtarıp hiç tanımadığın ya da hakkında bir şeyler duymuş olabileceğin kahramanlarla seni tanıştırabilirim. Bir masal seç, arkana yaslan ve gözlerini yum.
HOSTED BY
Anlat Eren
Loading similar podcasts...