PODCAST · society
Bellek İzmir
by Mert Kaya
İzmir'in kaybolan, yitirilen belleğini günümüze taşımayı hedefleyen podcast serisi, "anlamak her şeyden önemlidir ama anlamak için önce hatırlamak gerekir" düsturundan yola çıkıyor.Önce hatırlayalım, üzerine konuşalım, mutlaka yeniden anlamlandırırız. Zira geçmiş, bugüne içkindir.
-
25
Güzel İhsan | 24. Bölüm
19. yüzyılın sonlarında Basmane ve çevresinde “Güzel İhsan” ismiyle nam salmış biri varmış. Güzel dediysek damgabu. Bir insan ne kadar çirkin olabilecekse o kadar çirkinmiş aslında. Fettah sokakta, dul annesiyle birlikte yaşarmış. Rüştiye sonrası memur adaylıkları yapmış. El yazısının güzelliği dillere destanmış. El yazısı dışında bir diğer özelliği ise çok güzel oyunlar oynamasıymış. O sahneye çıktı mı, mahallenin tüm delikanlıları sahneyi ona bırakırmış. Kılığına kıyafetine özen göstermez, kirli gezermiş. Hem çok boşboğazmış hem de yılışık bir huyu varmış. Gören kaçarmış. Pala Tevfik ve arkadaşları Salih ve Cemal ile takılmayı severmiş. Bunlar İhsandan pek haz etmezmiş ama ses etmezlermiş. İhsanın en büyük dertlerinden biri evlenememesiymiş. Evlenmek bir yana, hiç cinsel münasebeti olmamış. O dönemlerde Tepecik, Kemer’de, Demiryolu mahallesi diye bilinen mahallede umumhaneler varmış. Güzel İhsan bir iki kere gitmeye çabalamış ama olmamış. Sonra bir fırsatını bulmuş, arkadaşları Tevfik, Salih ve Cemal ile gitmişler. Fakat yine olmamış. Çok geçmeden bir haber yayılmış etrafa. Güzel İhsan bir anda evlenivermiş. Tamam ama kimmiş bu kız? Kim kabul etmiş evlenmeyi. Nikah ne zaman olmuş, gerdek ne zaman? Apar topar bu evlilik, herkesin diline bir hikaye vermiş. Evlenmesi üzerinden daha 4-5 ay geçmeden bir dünya güzeli çocuk dünyaya gelince, ortalık karışmış. Kimisi kızın yasak aşkının meyvesi demiş, kimisi Allahın armağanı, kimisi gizli bir aşk hikayesi. Asla olmaz derken, bir eşi bir çocuğu olmuş İhsanın. Basmanenin dar sokakları, fısıltılarla dolmuş taşmış…Kimse bilmemiş gerçeği. Güzel İhsanın bir yasak aşk hikayesi mi, karısının yasak aşkının meyvesi mi kimse bilmemiş. Herkesduyduğuna inanmış. Hakikat manaymış. Manayı kimsesormamış. Kaynak:Uşaklıgil, H.Z. (2019). İzmir Hikayeleri. İstanbul: İnkılap Yayınları. s.118-148Müzikler:Bekir Sıtkı Sezgin - Hal-i dil-i zarımı duysa cihan (Beste: Hacı Ârif Bey)Dibekdereli Mesut Külahlı ve Davul Zurna Ekibi - Kerimoğlu ZeybeğiTolga Çandar - Demirciler Demir Döver (Muğla Türküleri 2 - 1997 Kalan Müzik)
-
24
Stephan Elmas | 23. Bölüm
Varlıklı, girişimci Elmasyan ailesinin çocuğu olan Stephan, 24Aralık 1862’de İzmir‘de doğar. Annesi doğum sırasında ölür. Babası büyütür Stephanı. Bakıcıları vardır herhalde. Müziğe olan ilgisi daha küçük yaştayken keşfedilir. İzmir‘de Alman kökenli Bay Moseer (Mauser)’den piyano dersi almaya ve kısa piyano parçaları yazmaya başlar. Temmuz 1879’da, Stephan henüz 17 yaşındayken, piyanoöğretmeni Alessandro Voltan (1853-1941), yani nam-ıdiğer Macar Tevfik‘in teşvikiyle Franz Liszt (1811 1886)’in seçmelerine katılma umuduyla ve amcasıyla birlikte Weimar Almanyası‘na gider. Burada büyük ustayla tanışma fırsatı bulur. Lizst onu Anton Door (1833-1919)’la çalışmak üzere Viyana Müzik Dostları Derneği’ne gönderir.Viyana Müzik Akademisi‘ndeki eğitimi sırasında Franz Krenn (1816-1897) ile çalışma fırsatını yakalar. Eğitimi sırasında piyanonun yanı sıra kompozisyon da çalışan Elmas, 1881 yılında besteleyip 1884’de yayınlanan 6 Etüdünü Franz Lizst‘e, 15 eserini de arkadaşı yazar Victor Hugo‘ya ithaf eder. 1886’da babasının cenazesine katılmak için kısa birsüre İzmir‘e döner. Memleketinde kalmak ister ama Avrupa’nın kendisine sunabileceği çok şey olduğunu düşünerek Viyana’ya geri döner. 24 Şubat 1887’de Viyana Bösendorfer-Saal‘da oldukça başarılı bir resital verir . Bunu Fransa, İngiltere, Almanya, Avusturya ve İtalya‘da Ludwig van Beethoven (1770-1827), Frédéric Chopin (1810-1849), Robert Schumann (1810-1856) ve Cécile Cheminade (1857-1944) ile kendi eserleriniyorumladığı yoğun bir konser programı izler.1869-1922 yılları arasında Frank Caddesi, Alliotti Han, İzmiradresinde ilk kez haftada iki kez, 1904’den sonra günlük hale gelen ve editörlüğü 1893’den sonra E. Oscar Efendi, 1905 yılından sonra Nikolai Çürükçüoğlu tarafından yapılan Fransızca “La Réforme” gazetesinin muhabirliğini yapmaya başlar. 1897 yılında ise bir müzisyenin başına gelebilecek en kötüşeylerden biri gelir başına. Müzik kariyerinin zirvesinde tifoya yakalanıp işitme yetisini kaybeder Stephan. İşitme kaybına rağmen, hayata tutunmaya çabalar. 1912’de İsviçre‘nin Cenevre kentine yerleşir ve burada besteler yapıp ders vermeye ve eserlerini sergilemeye devameder. Bu zor zamanlarda onun yanında olup yardımcı olan İsviçreli ressam Adeline Aimée Rapin (1868–1956) ile arkadaş olur ve Cenevre‘nin Gustave-Adore kıyı bölgesinde birlikte yaşamaya başlarlar. Aimee Rapin, işitme engelli bumüzisyeni çok iyi anlar, çünkü kendisi doğuştan kolları olmayan bir ressamdır. 1913 yılında İzmir‘e dönmeyi planlar Stephan. Fakat yaklaşan 1. Dünya Savaşı‘nın yarattığı gerginlikler nedeniyle bu kararından vazgeçer. 1915 tehcir kararını duyduğunda ise dünyası yıkılır. Bunalıma girer. 1925’de Cenevre‘nin fahri vatandaşı ilan edilir. 1929’da ise son eseri olan piyano için 12 Ermenice Şiir (12 Poémes Arménies) ‘i besteler ve bunu Ermeni halkına ithaf eder.Anılarını, Paris‘te yaşadığı 1922-1936 yılları arasında genç gazeteci ve filolog Hagop-Krikor Djerdjerian‘a yazdıran besteci, 11 Ağustos 1937 tarihinde Cenevre‘de ölür ve Plainpalais mezarlığına gömülür. Stephan Elmas İzmir’de doğdu ve sadece 17 yıl yaşadı. Fakat ölene kadar bu kentin ruhunu, piyanosunun tuşlarında taşımayı sürdürdü. Kaynaklar:Avcan, A. R., “İzmir’in Unutulan Sanatçıları-32 Stephan Elmas”. E.T.: 01.03.2026 https://kentstratejileri.com/2024/02/22/izmirin-unutulan-sanatcilari-32-stephan-elmas-elmasyan/Bakhchinyan, A., “Overcoming Handicaps: Story of Aimée Rapin and Stepan Elmas“, Erişim Tarihi: 01.03.2026 https://mirrorspectator/2020/08/06/overcoming-handicaps-story-of-aimee-rapin-and-stepan-elmas/Müzik: Elmas: Piano Concerto No. 2 in D Minor: III. Allegro
-
23
İzmir Mevlevihanesi | 22. Bölüm
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, kervanların birigidip biri gelir, her sesin gürültüsü birbirine karışır, nargile dumanları göğe yükselirken hanlar içinde, Mevlananın gönül köprüsü Simirniye de uzanır.Mevlevihânenin kurucu şeyhi Halil Âkif Dede 1803 yılındadünyaya gelir. (1803-1888). İyi yetişmiş bir Mevlevî olan Halil Dede daha yedi yaşındayken hâfız olur, 18 yaşında kıraat ilminde icâzet alır. 35 yaşında iken Nakşıbendî tarîkatine girer. Yenikapı’da aldığı ilimle ve tecrübelerle Mevlevihane kurma çalışmalarına başlar. Mevlevihane, bugün Patlıcanlı yokuş diye bilinen 806 sokakile onu kesen 803 sokağın birleştiği yerden başlar, 803 nolu sokağın içine doğru yayılır. Sultan Abdülmecid hibesiyle kurulur.1858’de oğlu Nureddin dünyaya gelir, mutluluğu katlanır. 1874 yılında bir oğlu daha olacaktır, Yahya Cemaleddin isminde.38 sene şeyhlikten sonra 3 eylül 1888’de vefat eder. Hafız Halil dedenin vefatının ardından 7 ekim 1888 tarihinde32 yıl sürecek postnişinliğe büyük oğlu Nureddin dede geçer. İzmir Mevlevîhânesi’nin en aktif ve renkli sîmâsı Şeyh Nûreddin Efendi’dir. Şeyh Nureddin dede de siyasetten pek uzak kalmaz. Mevlevihane musiki üstadların fasıllarıyla şenlenmeye başlar.Tokadizade ve Tevfik Nevzat gibi şairler şiirler okur. Halit Ziya Uşaklıgil de bazı fasıllara katılıp, Nureddin dedenin musikişinas karakterinden faydalanır.Entelektüel buluşmalar, siyasi buluşmalara evrilir zamanla. Tapu idaresinde memur Mustafa efendi hafiyelerden biridir. Abdülhamit'in kötü yönetimi hakkındaki yorumları toplayan Mustafa bunları kelime kelime yıldız sarayına telgrafla iletir. 9 eylül 1899 sabahı, Şeyh Nureddin Dede, Abdülhalim Memduh, Tokadizade Şekib, Hizmet Gazetesi sahibi doktor İbrahim Ethem, baş yazar Nevzat Efendi Bitlis'e sürgün edilmek üzere Karahisar trenine bindirilirler. Sürgün 13 ay sürer.Birinci dünya savaşı bitince, İzmir'in işgal edileceği dilden dile yayılır. 23 kasım 1918 günü Müdafaa-i Hukuk-i Osmaniye cemiyeti kurulur ve Şeyh Nuri Efendi de yapılan anadolu kongresine katılır. Midede başlayan ağrılar, kanamalar ve kusmalarla devam eden hastalıklar sonucu 4 aralık 1920 günü, işgal günleri sürerken saat 13.30’da göğsünde hissettiği acı ve ardından gelen kalp kriziyle hakka yürür, dergaha defnedilir.Vefatın ardından oğlu celaleddin efendi postnişin olur. Yenipostnişin Şeyh Celaleddin efendi, henüz 13-14 yaşlarındadır. Bu yüzden akraba oldukları da bilinen Râkım Elkutlu bir süre şeyh nâipliği yapar.Şeyh Celaleddin efendinin postnişinliği ancak 5 yıl sürer. Yeni kurulan türkiye cumhuriyeti meclisi 30 kasım 1925 tarihinde tekke ve zaviyelerin kapatılması kararını alır. 1850 yılında kurulan Mevlevihanenin ömrü, yani semah dönenlerin gökten aldığı selamı toprağa, topraktan aldığını göğe vermesi 75 yıl sürer.Yolunuz Basmaneye ve patlıcanlı yokuşuna düşerse, yokuşutırmanın, sonra durup biraz soluklanın. Yokuşa komşu duvarlardan hala ney seslerinin geldiğini duyabilir, belki beyaz kıyafetleri ve deve tüyü renginde külahlarıyla dolaşan semazenleri, dervişleri görebilirsiniz.Gökten üç elma düşmüş, biri benim başıma, biri sizinbaşınıza, diğeri İzmir Mevlevihanesinin dervişlerinin başına. Kaynak: Üzel, M. (2018) İzmir Mevlevihanesi. Ankara: HTC Ofset Yay.
-
22
Dr. Zibil | 21. Bölüm
Bugün size, Basmane Keçecilerde geçen bir ömrü, onurlu bir yaşamın ardından güzel hatırlanacak, fakir fukaranın kahramanı Dr. Zibil’in hikayesini anlatacağım.Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, çarşıya yakın birfakir mahalle varmış. Juderia dedikleri, ufak odalı, turunç gölgesi olan avlularıyla kortijoların bol olduğu mahalleymiş burası. Yıl 1887 olmalı, Zibil ailesinin onuncu ve son üyesi dünyayagelmiş bu mahallede. Nisim Bohor koymuşlar adını. Nisim Bohor Zibil. Doğan büyür derler. O yoksulluğun içinde büyümüş Nisim. İlkokulu La Popularya’da okumuş. Tıbbiye bittiğinde hemen askere gitmiş. Rusya ile çatışmaların çıktığı sırada Kafkasya’da görevlendirilmiş. Orada şahit olduğu bir mucizeyi yıllarca anlatmış durmuş. Sonra Çanakkale’de görevlendirilmiş genç doktor Nisim. Cephelerdeki hizmetlerinden dolayı bir madalya ileödüllendirilmiş. 1926 yılında Fortüne ile evlenmiş. Yoksul mahallede büyümekten, çocukluğundaki salgınlara, çocukların hastalıklarına şahit olmasından olsa gerek çocuk hekimliği diploması almış. Difteri konusunda uzmanlaşmış. 1928 sonu gibi dönmüş İzmire. Sonra 4 kızı olmuş, Rozet,Röne, Sara ve Eva koymuş isimlerini. Keçecilerde, 1308 numaralı sokakta, Alliance okulu ve talmud toranın arasındaki iki katlı binanın alt katına açmış muayenesini. Kendi muayenesinde hastalarına bakarken, aynı zamanda karataş hastanesinde başhekimlik de yapmış Dr. Nisim Bohor Zibil. Okul doktorluğu da yapmış bir süre. İmam Hatip okullarından birine tayin edilmiş hatta. Çocukların hepsi mezun olunca 1946 yılında, Alsancak’ataşınmışlar, Gül sokağa. Fotoğrafa da meraklıymış doktor Zibil. 1966 yılında, 79 yaşındayken hayata gözlerini yummuş Dr.Zibil. İmam hatip okulundan öğrencilerinin bile hatırladıkça fatiha okuduğu, yardımcı olduğu fakir fukaranın dualarında yaşattığı bir ömür geçmiş gitmiş. Gökten üç elma düşmüş. Biri benim başıma, biri sizinbaşınıza, elbette diğeri Dr. Nisim Bohor Zibil’in başına. Kaynak: Raşel Rakella Asal, Sarit Asal Bonfil (2023).Anıların İzinde İzmir Yahudileri. İzmir Musevi Cemaati Vakfı.
-
21
Garabed Beşgötüryan | 20. Bölüm
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, Harputlu Beşgötüryan ailesinin mensubu olan Garabed adında genç bir adam doğduğu yerde bulunan “Yeprad [Erm.”Fırat”, ç.n.]” isimlikolejden mezun olmuş, 19. Yüzyılın ikinci yarısında. Ermenice ve Ermeni Dili ve Edebiyatı öğretmeni olmuş Garabed. Harputta, Malatyada ve Ermenilerin Erzurumve Muş arasında Garin adını verdikleri bir bölgede öğretmenlik görevlerinde bulunmuş. Sonra Harputta Mariam ile evlenmiş Garabed. Önce Berc, sonra Levon, en son Barkev dünyaya gelmiş.Amerikan okulu 1875’te kişisel bir girişimle açılmış İzmir’de. 1887 yılında ise İzmir’e “women board for foreign missions of boston”un desteğiyle Basmanede, Ermeni mahallesi içinde inşa edilen bir binaya taşınmış okul. 1891 yılında eğitimebaşlamış, International American Collegiate Institute adını almış. Harputlu Garabed Beşgötüryan hocaya 1892’de, International College’da Ermenice ve Ermeni edebiyatı öğretmenliği yapması teklif edilmiş. Kabul etmiş, ailecek İzmir’e taşınmışlar.1896 yılında dördüncü çocuklarına hamile kalmış Mariam Hanım. Karekin koymuşlar adını. Doğumdan sonra her ne olduysa Mariam Hanım fenalaşmış ve kısa zaman sonra hayatını kaybetmiş. Garabed Bey İzmir’e geldikten 4 yıl sonra, 4 çocuğuyla yapayalnız kalıvermiş. Garabed Bey bir yandan çocuklarına bakarken, diğer yandan International Collegeda hiç ara vermeden 25 yıl ders vermiş. Kolejin desteğiyle olsa gerek büyük oğlan Berc’in ardından Levon da liseyi bitirdikten sonra Amerika Birleşik Devletlerine göç etmiş. Kardeşi Berc’in yanına yerleşmiş. Levon, daha sonradişçilik öğrenimi görmüş ve diş doktoru olmuş. Sonra diğer iki küçük kardeş de takip etmiş abileri. Babalarını Amerika'ya çağıran mektuplar yazmışlar.Garabed Bey mektuplardan sonra gitmeye hemen razı olmamış. Bırakamamış İzmiri ve öğrencilerini. 1921 ya da 1922’de kalamam artık demiş İzmir’de göç etmiş dört çocuğunun yanına Birleşik devletlere. Giderken 1678 yılının İzmirini tasvir eden bir gravürü şehrin hatırası olarak yanında götürmüş. Sonra orada ne olmuş, nasıl yaşamışlar bilmiyoruz. Ah Garabed. 1941’de Detroitte vefat etmiş. Kaynaklar:https://www.houshamadyan.org/tur/haritalar/mamuret-uel-aziz-vilayeti/harput-ovasi/yerlesimbirimi/demografi.htmlhttps://www.houshamadyan.org/tur/ada/kuzey-ve-gueney-amerika/kasabachgetur-arsivi-usa.htmlGeorgelin, H. (2008). Smyrna’nın Sonu. Bir Zamanlar Yayıncılık. s.88-91
-
20
Hi Jolly | 19. Bölüm
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, Amerikan rüyası kabusla biten bir adam varmış.1856 yılında USS Supply gemisi İzmir’e gelmiş. Geminin hedefi deve satın alıp Amerika’ya götürmekmiş. Develerle birlikte İzmirli Hadji Ali de deve bakıcısı olarak atlamış gemiye.1828 yılında İzmir’de doğmuş Ali. Annesi Rum, babası Suriyenin Arap Hristiyanlarındanmış. Söylendiğine göre genç yaşta ticaret için Arabistana gitmiş, orada Müslüman olmuş. Hadji Ali ismi oradan kalmış. Gerçek ismini ise kimsebilmemiş. Deve birliği bir süre kullanılıp sonra lağvedilmiş. Hacı Ali, Amerika’nın uçsuz bucaksız çöllerinde bir anda işsiz kalmış. Zamanını Birleşik Devletler süvarileri için izcilik hizmeti yaparak geçirmiş.Zamanla Amerikan vatandaşlığına geçmiş ve Philip Tedro ismini almış. Hacı Ali aynı yıl Meksika asıllı olan Gertrudis Serna’yla evlenmiş ve bu evlilikten Amelia ve Herminiaisimli iki kızı dünyaya gelmiş ama sonra terk etmiş ailesini. 1898 senesi ise Hacı Ali’nin hastalıklarla boğuşmaya başladığı dönemmiş. 16 Aralık 1902’de eski bir çöl yolunda hayata gözlerini yummuş. Öldüğünde üzerinde kırk sent değerinde üç gümüş sikke ve bir paket de tütün varmış. Hacı Ali’nin cansız bedeni çölün ortasında bulunduğunda, vücudunun bir kısmı önceki gecenin çöl rüzgârlarındansürüklenen kumlarla kaplıymış ve Hacı Ali’nin kolları uzun süre önce ölmüş olan bir devenin boynuna sarılı haldeymiş.Kaynaklar:The Islamic Community In The United States: Historical Development – 2006-Trivia LibrarySönmez, A. (2020). Amerika’da Deve Birliğinin Kurulması Ve Bir Osmanlı Deve Sürücüsü Hacı Ali (Hi Jolly). Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi / The Journal ofInternational Social Research Cilt: 13 Sayı: 71 Haziran 2020 & Volume: 13 Issue: 71.
-
19
Bedros Tıngır | 18. Bölüm
Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde, Buca’daki bir tepede yaşayan, nemrut mu nemrut ama zeki mi zeki,kimsesiz bir adam yaşarmış. Ermenice, Yunanca, Latince, Arapça, Farsça, İtalyanca, İngilizce, Fransızca ve Sanskritçe bilen gerçek bir entelektüelmiş bu adam. Bu dilbilimcinin ve sanatçının adı, Bedros (Petros) Tıngır (Tenger)mış.Dedesi Grigor Hoca Tıngır, babası Grigor Hoca Tıngır‘ın ortanca oğlu Karapet Tıngır (1754-1808)mış. Karapet tıngır, Mariam ile evlenmiş ve 3 Eylül 1799’da Bedros İstanbul‘da doğmuş. Bedros Tıngır, 12 yaşındayken Andrēas Şüküryan tarafından akrabalarının da bulunduğu Viyana‘da bilime adanmış Ermeni Katolik Mikhitarist (Ermeni Katolik) tarikatına ait manastıra götürülmüş. Yaşadıklarının etkisinden dolayı olsa gerek dinden tamamen uzaklamış. 1844’de İzmir‘deki zengin Levantenlerle Rumların yaşadığı Buca (Boudja)’ya yerleşen Bedros, kırk yıl burada yaşamış.Bedros (Petros) Tıngır (Tenger), ergenlik dönemindeki bazı talihsiz koşullar nedeniyle insanlardan uzak durmuşve sarsılmaz bir inançla, iyilik yolundan ayrılıp kötülüğe yöneldiğini düşündüğü için kendisini affedebileceğine bir türlü inanmazmış. Bu duygular onun kalbinde öylesine yer etmişti ki, yaşamı boyunca her türlü kötülükten uzakdurmaya çalışmış. Kötü şeylere duyduğu nefret, onu insanlardan nefret etmeye yöneltmiş. Bedros insanlarla çok fazla konuşmaz ve kadınları hiç sevmezmiş; ancak, köylülerle iyi geçindiği söylenirmiş. Hayvanlara yapılan eziyetleri hoş karşılamadığı için balık dahil et yemez; yani, gerçek bir vejetaryan olarak sadece sebze, süt ve yumurta ile beslenir, deri ayakkabı yerine lastik ayakkabılar giyermiş. Kendi işlerini, kişisel temizliğini ve alışverişinikendisi yapar, hizmetçilere ihtiyaç duymazmış. Dinlerin ve dillerin çeşitliliğinin, tek bir kökenden gelen insanlığı bölünmeye maruz bıraktığına ve bileşik bir din ile birlikte evrensel tek bir dilin ulusları birbirleriylebirleştireceğine ve hatta tüm bireysel çekişmelere, tüm kavgalara ve tartışmalara son vereceğine ve böylece evrensel barış ve uyum sağlanacağına inanıyormuş. İşteo nedenle, tasarladığı bu dile ‘dünya dili‘ anlamına gelen Sahleray adını vermiş.Bedros (Petros) Tıngır (Tenger), dilbilim kitaplarıyla dolu evinin kapısının üzerine, Sahleray dilinin özel harfleriyle bir levha yerleştirmiş ve üzerine “Bilgelik Tapınağı” anlamına gelen Ayzeratand (Ayzeradant) ismini kazdırmış.Yaşamının son günlerinde aşırı derecede zayıflayan Bedros, bilinçli bir ölümle dinlenmek amacıylaevinin ortasına kazdırdığı mezara uzanmış ve 1881 yılında ölmüş. Ertesi gün her zamanki ziyaretçileri geldiğinde onu bu mezarda ölü bulmuşlar. İzmir’de yayınlanan Aršaloys (Şafak) gazetesi ise bu Bucalıfilozofun ölüm haberini okuyucularına duyurmuş.James Russell yazdığı makalesinde, Beatles’ın 1967 tarihli “Fool On The Hill” isimli şarkılarında “aptal” diye niteledikleri o tepedeki “dünyanın döndüğünü gören” yalnız insan ile Bedros‘u anlattıklarını düşünmüş. Kaynaklar;Russell, James R. “Armenian Secret and Invented Languages and Argots“, Proceedings of the Institute ofLinguistics of the Russian Academy of Sciences. 2012-11-26. Russell, James R., “The Seh-Lerai Language“, National Association for Armenian Studies and Research, 2012-12-06. Russell, James R., “The Script of the Dove: An Armenian Hetaerogram,“ Journal of Armenian Studies, Belmont, MA, Cilt IX, Sayı 1-2, 2010, s. 61-108. Oshagan, Vahe (1984). Review of National Literatures. St. John's University Press.Avcan, A.R. (31 Ağustos 2023) İzmir’in unutulan sanatçıları 7 – Bedros Tıngır. https://kentstratejileri.com/2023/08/31/izmirin-unutulan-sanatcilari-7-bedros-tingir/ (E.T. 12.10.2023)
-
18
İllet-i Efrenciye | 17. Bölüm
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, İzmir’e envai çeşit diyardan, envai renkte, envai dilde insan gelir, her biri bir sokakta, bir evde, bir odada eğlenebildiği kadar eğlenirmiş. Frengi kişide uzun yıllar devam eden zührevi bir hastalıkmış. İddialara göre bu illet hastalık Kırım savaşından sonra görülmeye başlamış Osmanlı topraklarında. Rusyaya fırıncılık yapmaya gidenler getirdi derlermiş. 1856 yılında hastalığı kontrol edebilmek, fuhuşu denetleyebilmek adına açıvermişler genelevleri Konstantiniyyeye.Fahişelerin hastalığı taşıyıp taşımadığının denetimini yapmak için 1878 yılında Doktor Michael ve Cemiyet-i Tıbbiye-i Mülkiye üyesi Muallim Agop Handanyan görevlendirilmiş ve raporlar hazırlanmış. Şura-yı Devlet’in onaylaması ile 6 Şubat 1879 tarihinde Emraz-ı Sâriye Nizamnamesi kanun halini almış ve tümülkede uygulanmaya başlanmış. Nizamnameye göre salgın hastalıklar için tedbir almak ve genelevlerde bulunan kadınların sağlık kontrollerini denetim altında tutmak için memur, hekim ve belediye çavuşu vazifelendirilmiş.E koca İzmir. Akdeniz’in büyük liman kenti, durur mu geri. Frengi hastalığı Kordon’dan çevre bölgelere hızlı bir şekilde yayılmış tabi. İzmir, çok çeşitli milletten misafirleri olan,eğlencesi de meşhur bir kentmiş. Yazarın dediği gibi, Ferhaneleri de kerhaneleri de meşhurmuş. 26 Ekim 1889 tarihinde İzmir Valisi Halil Rıfat Paşa Dâhiliye Nezareti’ne rapor göndermiş. Frengiye karşı bir Sıhhiye Komisyonuoluşturulmuş ve 10 maddelik bir rapor hazırlanmış. Polis raporlarına göre Sakızlılar (Xiotika) mahallesinde, yani bugün Tepecik-Yenişehir tarafında 71 genelev ve 280 fahişe bulunuyormuş. Tüm bu çabaların sonunda frengi kısa zaman içinde kontrol altına alınabilmiş. Raporda bu illet hastalıkla mücadele için hastane kurulması önerisi geç de olsa gerçekleştirilmiş ve bugün hepimizin İzmir Eşrefpaşa Hastahanesi olarak bildiği hastane “Eşrefpaşa Hastahanesi Emraz-ı Cildiye ve Bevliye Binası” adıyla 2 yıllık inşa süresinin ardından, 1908 yılında hizmete açılmış.Gökten üç elma düşmüş, biri benim başıma, biri sizin başınıza, diğeri tüm vesikalıların başına. Kaynak:Abdullah Martal, “İllet-i Efrenciye (İzmir’de Frengiyle Mücadele)”, Tepekule Tarih (2000), Sayı:1, s.89.Fatma Bulut, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Tehlikeli Bir Miras: Frengi” Tarih Okulu, (2009), Sayı: 3, s.113-114.
-
17
Women of Rebetiko - Lidya Durmazgüler | 16. Bölüm
Birinci sezonun ekstra son bölümü ve ilk röportajımız ile karşınızdayız. Women of Rebetiko projesinin yaratıcısı Lidya Durmazgüler ile çokdilli yaşamını, o yaşamın getirdiği ezgileri ve meydan okumalarını konuştuk...Women of Rebetiko nasıl doğdu, Rebetiko ve kadınların hafızası bugüne nasıl taşınıyor Lidya Durmazgüler'den öğrendik. Çok yaşasın, çok söylesin. Lidya Durmazgüler'i takip etmek için hesapları:Instagram: Women of Rebetiko instagram.com/womenofrebetiko?igsh=N2s1NHV4N3oxcjZj&utm_source=Lydiassoundspace instagram.com/lydiassoundspace/?igsh=MW95NzYzZXpkbWw4Yw%3D%3D&utm_source=qr#Youtube: www.youtube.com/@lydiassoundspace
-
16
Köle Misafirhanesi | 15. Bölüm
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde kölelik almış başını gitmiş. Osmanlı toprakları köle ticaretinin en yoğun yaşandığı yerlerden biriymiş. 1849 yılının Haziran ayında, Orta Afrika'da Çad Gölü'nün batısında bulunan Bornuh bölgesinden toplanan zenci köleler, Bingazi'ye doğru yola çıkarılmış. Kafile Büyük sahra çölünü geçememiş ve 1600 kişi susuzluktan ölmüş. Bu olay Avrupa basınına yansımış, sorumlu gördükleri Osmanlıya sert eleştiriler gelmiş. Bu olay, köle ticaretine karşı başlatılacak bir mücadelenin başlangıcı olmuş.Osmanlı hükümeti, 1850 ve 1857 yıllarında, Afrika'dan yapılan köle ticaretini önlemeleri ve yasağa uymayanları cezalandırmaları yolunda ilgili paşalara fermanlar göndermiş. 2 Temmuz 1890'da, Afrikalı köle ticaretini yasaklayan Brüksel Kongresi kararları imzalanmış. 3 Haziran 1891 'de II. Abdülhamit de metni onaylamış. Bunun için, Bingazi, Trablusgarb, Cidde, Hudeyde, İstanbul ve İzmir'de azatlı köleleri barındırabilecek misafirhaneler kurulması, özellikle İzmir'de diğerlerinden daha büyük ve merkez konumunda bir misafirhane yapılmasına karar verilmiş.Aydın Valisi, Dahiliye Nezareti'ne gönderdiği 13 Ocak 1891tarihli yazısında, İzmir'de, Karantina semtindeki Mekteb-i Sanayi binası bitişiğindeki Mekteb-i Sultanî binasının öğrencisizlik nedeniyle boş olduğu anlatılmış. Bu binanın sanayi mektebine verilmesi halinde Mekteb-i Sultanî'nin zenci misafirhanesi olarak 200 kişiyi barındırabileceği ve misafirhane yapılması için başka bir masrafa gerek kalmayacağı aktarılmış. Kısacası Misafirhanenin, Mekteb-i Sanayi, yani bugün Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi olarak bildiğimiz okulun, bir süreliğine Mekteb-i Sultani adıyla anılan ana binası olmasına karar verilmiş. Kaynak:Martal, A. (2000). Afrikan’dan İzmir’e: İzmir’de Bir Köle Misafirhanesi. Kebikeç Dergisi. Sayı:10. 171-186.
-
15
Cafe Kivoto Faciası | 14. Bölüm
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, 1870’li yılların başında İzmir sahilinde çok güzel kafeler vardı. Bunların arasında özellikle üç tanesi çok meşhurdu çünkü bu üç Cafe, denizin üzerindeydi. Cafe Kaptan Paolo, Belle Vue ve Cafe Kivoto. Alman ve Yunan konsolosluklarının arasında yer alan Cafe Kivoto, özellikle Rumların uğrak mekanıydı…10 Şubat 1873 günü, beş arkadaş Cafe Kivoto’da İtalyantiyatro kumpanyasının oyununun olacağı bir ilan gördü. Oldukça ucuzdu ve gitmeye karar verdiler.İşte o akşam, sahnede oyunun ikinci perdesi oynanırken,içerisi hınca hınc doluyken, insanlar keyif yaparken önce bir cam kırıldı. Biletsiz içeriye girmeye çalışanların hınzırlığı dendi, herkes sakinleşti. Çok geçmeden gelen seslerle, Cafe Kivoto sulara gömülmeye başladı… Gazeteler ölü sayısını farklı farklı söyledi. Tüm Dünya’da ses getirdi. Hikaye o akşam tiyatro kumpanyasını izlemeye giden o beş arkadaştan birinin anlatısıdır… Sulara gömülen bir keyif alanının, insanlara nasıl mezar olduğunun anlatısıdır. Kaynak: Serçe, E. ve Erdoğan, A. (2022). İzmir’de Bira, Birahaneler ve Bira Bahçeleri. İstanbul: Gerekli Kitaplar Yayıncılık.
-
14
Madam Prokopp | 13. Bölüm
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, İzmir’in renk renk, çeşit çeşit insanlarının olduğu günlerde, Alsancak Bornova sokağında bir bira imalathanesi açılmış… Hulda Clara Pohl, 24 yaşında genç bir kadın olarak, eşiyle birlikte Almanya’da bildikleri işi İzmir’de yapmış, birahane açmışlar. İzmir’e geldikten 6 yıl sonra muhasebeci Gottfried Prokopp ile evlenmiş. Evlendikten hemen sonra bira imalathanesi de açmışlar. 1846 yılında Punta bira bahçesi ve bira imalathanesi Prokopp ismiyle ünlenmeye başlamış. Gottfried de ölünce, Dul Prokopp biraları olarak nam salmış.Hulda Clara Prokopp, 1898 yılında vefat edince, işletmeyi kızı Fanny Bertha Prokopp ve damadı Charles Crespi üstlenmiş. Prokopp tarafından üretilen biralar light biralar olduğundan çok tüketilirmiş.Birayı klasik yöntemlerle üreten Madam Prokopp bira imalathanesi zamanla ilkel kalmış. Fabrika müdürünün de 1915’te askere alınmasıyla imalathaneye adeta darbe vurulmuş ve İzmir’in batılılaşma serüveninde bir çentik olarak anılan Prokopp bira imalathanesi kapısına kilidi vurmuş. Kaynak: Serçe, E. ve Erdoğan, A. (2022). İzmir’de Bira, Birahaneler ve Bira Bahçeleri. İstanbul: Gerekli Kitaplar Yayıncılık.
-
13
Kan İftirası | 12. Bölüm
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, Hristiyanlar, Yahudilerin çocukları kaçırıp kanlarını içtiklerine, ellerini sürdükleri her şeyin lanetlendiğine inanırlarmış. Kayıtlara göre İzmir’de, Rumların Yahudileri hedef aldığı tam dokuz kan iftirası olayı meydana gelmiş. İzmirli Rumların kentte yaşayan Yahudilerle ilgili duyguları oldukça kötücülmüş.1859, 1872, 1901 yıllarında kan iftiraları yaşanmış… İzmir’in çok kimlikli, kültürlü yapısı üzerine düşünürken bunun nasıl etkilere maruz kaldığını, nasıl zor inşa edildiğini unutmayın. Kaynakça:Bora, S. ( 2 eylül 2015). İzmir’de 1859 Kan İftirası Olayı ve Rav Hayim Palaçi’nin mektubu. https://www.salom.com.tr/arsiv/haber/96302/izmirde-1859-kan-iftirasi-olayi-ve-rav-hayim-palacinin-mektubu-1 (E.T. 24.03.2025).Çay, M. M. ve Akman, Ö. (2020). Osmanlı belgeleri ışığında antisemitist bir söylem olarak kan isnadı üzerine bir değerlendirme, Turkish Studies - History, 15(1), 43-72. https://dx.doi.org/10.29228/TurkishStudies.39654Benbassa, E. (1986). 1901'de İzmir'de cereyan etmiş bir kan iftirası vak'ası, Tarih ve Toplum,Haziran, 30, 6.
-
12
Derviş Affan | 11. Bölüm
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde zengin bir ailenin çocuğu Affan Sabit varmış. Arap fırını sokağında, büyükçe bir evde yaşarlarmış.İyi bir eğitim görmüş görmesine ama annesi kendisine doğum yaparken öldüğünden şımarık mı şımarık büyütülmüş. Bahçedeki kedilerle alıp veremediği varmış. Vururmuş kedileri. Zamanla kediler peşini bırakmaz olmuş... Kaçmış kaçabildiğine ama kurtulamamış. Konak ellerinden gidip, şımarıklığı elinden alınınca dine yönelmiş. Derviş olmak istemiş. Geçmişte yaptıkları hataların bedelini aklıyla ödemiş...Kaynak: Uşaklıgil, H. Z. (2019). İzmir Hikâyeleri. İnkılap Yayınları
-
11
Süleyman Ferit Bey ve Altın Damla | 10. Bölüm
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde Eczacıbaşı Süleyman Ferit Bey parfümlerin başkenti Grasse’ye yaptığı bir yolculukta aldığı esansları şifa eczanesinde birbirine karıştırarak bir kolonya yapar. Parlak turuncu olan bukolonyanın, bir kentin markası olacağı hiç aklının ucundan geçmez.İzmir'in ilk Türk Eczacıbaşısı Süleyman Ferit Bey ve Altın Damla Kolonyası'nın hikayesi...Kaynak: Yentürk, N. (2005). Bir Cumhuriyet Modası : İzmir'in Altın Damlası. Cronicle Dergisi / sayı 2 Sözer, P. (2025). Şifaya adanmış bir ömür. Dokuz eylül gazetesi. (e.t.04.03.2025) https://www.dokuzeylul.com/sifaya-adanmis-bir-omur#google_vignette
-
10
Martha Nicol'ün Anıları | 9. Bölüm
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde İngiliz hemşire Martha Nicol, kısa süreliğine görev yapmak için İzmir'e gelmiş...Yıl 1855... Olabildiğince gezmiş Martha. Cenazelere katılmış, düğünlere gitmiş, çarşı pazar dolaşmış. İnsanların tutumlarından, giyimlerine, her şeyi not etmiş. Kentin güzelliğini de pisliğini de görmüş. Ülkesine döner dönmez yazmış yaşadıklarını.Bir İngiliz hemşire'nin gözlemleriyle bakıyoruz şimdi İzmir'e.Kaynak: Nicol, M. (2018). Bir İngiliz Hemşirenin İzmir Hatıraları. (O. Kocabıyık, Çev.). Etki Yayıncılık. (Orijinal adı: Ismeer or Smyrna and Brisith Hospital in 1855. By a Lady.)
-
9
Bahri Baba | 8. Bölüm
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, 1860’lı yıllarda, #İzmir kıyılarına, ak sakallı bir adamın cesedi vurur ve ortalık karışır…#Mevlevi Halil Dede bu kişinin önemli bir mevlevi dedesi olduğunu söyleyince, mevtanın gömüldüğü yer kısa zamanda önem kazanır. Yıllar sonra mezarlıkların taşınması gündeme gelince, Mevlevi dedeler ayaklanır ama dönemin Valisi kıvrak bir zeka ile bu işin üstesinden gelir…Mezar taşınır, ismi kalır yadigar… Kaynaklar:Ürük, Y. (2018). İzmir Efsaneleri. Yakın Kitabevi Yayınları. Ürük, Y. (2008). "İzmir'i İzmir Yapan Adlar", İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı, No: 55, İzmir, 2008.Ürük, Y. (29.04.1998). "Kaybolan Bahribaba" Yeni Asır.
-
8
Antoine Galland'ın Notları | 7. Bölüm
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde #Fransız şarkiyatçı Antoine Galland, çok iyi tanıdığı #Anadolu topraklarına gelir gelir. Bu sefer geliş amacı ne araştırmadır, ne elçilik görevidir. İki zengin, #sikke koleksiyoncusu rahip kendilerine sikkeler ve elyazması tarihi kitaplar satın alması için Galland’ı görevlendirir. Bu sefer geldiği yer, henüz kabuğunu kırmamış, o eski halinden eser kalmamış #İzmir’dir. Her gün yaşadıklarını, gördüklerini günlüğüne not eder… Kaleyi, tiyatroyu gezer, insanların tarihi eserleri nasıl sattıklarını, sokakların durumunu, salgınları, #Homerosu, insanların nasıl yaşadığını, neler yiyip içtiğini ve kendisinin neleri alıp götürdüğünü anlatır...Kaynak: Bauden, F. (2003). İzmir Gezisi, Antoine Galland’ın Bir Elyazması (1678). (Erol, Ü., Çev.). İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı. İzmir Yayıncılık.
-
7
Foto Gagin | 6. Bölüm
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, İzmir’in az ilerisinde bir sayfiye, #Karataş varmış. 1900'lü yılların hemen başında, Karataş büyürken bir #fotoğraf stüdyosu açılmış. Kırk merdivenin hemen başına. Foto Gagin.Aleksandro Gagin, 1883 yılında doğmuş. Fotoğrafçılığa olan ilgisinin sebebini kimse bilmemiş. Ona kimse bu mesleği öğretmemiş ama o kalpten sevmiş bu işi. 1902yılında açmış stüdyosunu. Ester ile evlenmiş, 4 çocuğu olmuş.Zamanın ruhu, stüdyosunu oğullarından Rafael'e bırakmış, bir diğer oğlunun yanına Buenos Aires'e taşınmış. Üç yıl yönetmiş stüdyoyu ama sonra o da dayanamamış. Aynı binada oturan komşuları dişçi Gerşon Musafir’e satmış stüdyoyu ve onlar da düşmüş #Arjantin yollarına.Gerşon Musafir bir süre idare etmeye çalışmış stüdyoyu ama zamanla karlılığını kaybedince, 1968 yılında kapamış stüdyoyu.Yıllar sonra Fotoğraf sanatçısı Selim Bonfil, yapacağı bir sözlü çalışma için fotoğrafları incelerken foto gagin damgasına rastlamış. Nedir bu foto gagin?Araştırmaya koyulmuş. Bu işin peşine düşmeseymiş öyle bir köşede kalacakmış her şey, siyah beyaz. Arjantin'de yaşayan aile bireylerine bile ulaşmış. Ellerindeki fotoğraflara… Onların gözünden İzmir'i, Karataş'ı hepimize göstermişler. Kaynaklar:Ventura, A. (2011) Belleğin Tozlu Sayfalarında Karataş, Heyamola yayınları.Bora, S. (2015) Karataş hastanesi ve çevresinde Yahudi izleri. İzmir Büyükşehir Belediyesi YayınlarıBonfil, S. (2022) "Foto Gagin gözünden İzmir Yahudileri ve Karataş" sergi katalogu.
-
6
Dedeyan Matbaası | 5. Bölüm
Dikran-Harutyun Dedeyan, 1832’de #İzmir’de, Mari Margosyan Azadents ile Hovhannes Dedeyan’ın oğulları olarak dünyaya gelmiş.#Dedeyan Matbaası 1853 yılında henüz 21 yaşında olan Dikran-Harutyun Dedeyan tarafından kurulmuş. Dikran-Harutyun, bu kadar genç yaşta matbaasını kurmayı #Mesropyan okul müdürü Papazyan’ın cesaretlendirmeleri ve babası ile iki kardeşi, Aram-Garabed ve Istepan’ın finansal desteği sayesinde başarabilmiş. Hem #Ermeni toplumunu bilgilendirmek hem okuma-yazmayı sevdirmek gibi temel hedefleri varmış. Yayınların satışlarına, gelen okuyucu mektuplarına bakılırsa, hedeflerinde başarılı olmuşlar.Dedeyan Matbaası, kimisi kısa kimisi uzun ömürlü, farklı temalarda olmak üzere birkaç ayda bir yayınlanan süreli yayınlar basmış. Reformist bakış açısıyla, kadınıntoplumdaki yerini de din adamlarının baskılarını da sorgulamışlar. Çocukların ilgisini çekecek ders kitapları da basmışlar.Fakat en çok çeviriler dikkat çekmiş. Sefiller, Monte Kristo Kontu ve daha bir çok ünlü eserin çevirileri yapılmış… 1868’de Dikran-Harutyun’un genç yaşta ölümünden sonra kardeşleri, özellikle de Istepan, Dedeyan Matbaası’nın günlük idaresini devralmış. Ancak 1870’lerin sonunda,matbaanın hızı yavaşlamış, 1892’de basımıtamamen durdurmuş ve kısa bir süre sonra kapanmış.Eğer yolunuz Gazi Bulvarına, #Basmane Meydanına düşerse, belki kulağınıza dedeyan matbaasının durdurak bilmeyen makinelerinin sesleri, burnunuza kağıt ve mürekkep kokusu gelir. Ömrü diğerlerinden daha kısa, genç bir adamı hatırlarsınız belki. Kim bilir. Gökten üç elma düşmüş, Birisi benim başıma, birisi Dikran Harutyun Dedeyanın başına, diğeri Dedeyan Matbaasının bütün çevirmenlerinin başına.Kaynak:Manoukian, J. (12.08.2021).Dedeyan Matbaası,İzmir, 1853-1892. (Arlet İ. Çev.). Houshamadyan. https://www.houshamadyan.org/tur/haritalar/vilayet-of-aydinizmir/edebiat/baski.html(E.T.: 10.02.2025).
-
5
Ayni Tata | 4. Bölüm
19. yüzyılın sonu, #İzmir cıvıl cıvıl.#Basmane sokaklarında bir garip adam dolaşır, ismi Ayni Tata...Deli mi dahi mi, yoksa dedikleri gibi meczup mu bilinmez.İsmi gerçekten Ayni Tata mıdır, öyleyse ne demektir, nereden gelmiştir, kimse bilmez.Kimsenin bilmediği ama herkesin tanıdığıdır Ayni Tata. Çocuklar rahat bırakmaz pek. Çorakkapı, Musalla, Tilkilik, İkiçeşmelik, Temaşalık, Kadifekale, ağır adımlarla gezer durur, üstünde hiç boş yer kalmayacak şekilde düğmeler dizilmiş hırkasıyla...Sonra bir gün kötü bir şey olur, uçup gider Ayni Tata.Bir daha gören olmaz.Uşaklıgil, H.Z. (2019) İzmir Hikayeleri. İnkılap Yayınları.
-
4
Madam Amati | 3. Bölüm
Yazar Rita Ender, 2017 yılında İzmir'e gerçekleştirdiği bir ziyaret sırasında Beth İsrail Sinagogu'nun müzeye çevrilen üst kadında keman çalan bir kadın resmi görür. Altında ismi: Madam Martha Amati... Kimdir bu kadın? Düğünlerin vazgeçilmezi bu kadının ismini herkes bilir ama hikayesini kimse bilmez... Almanya'dan İstanbul'a, oradan İzmir'e varan, İzmir'in renkli dünyasında kendine bir mahalle kuran, sessizce keman çalıp, sessizce yaşayıp, sessizce uçup giden bir kadın Martha Amati... Ender, Rita (2019). Madam Amati. Aras Yayıncılık
-
3
Yavuz İbrahim ve Civelek Ziver | 2. Bölüm
Yıl 1883-1884... Memur Halid Tilkilik'te Menzil Han içinde bir kıraathane keşfeder. Orada Yavuz İbrahim ve Civelek Ziver ile tanışır. Yavuz İbrahim Ödemiş'te çetelere karışmış biri iken kahvehane işleten birine dönmüş, kimsesiz "çaçuna" Ziver'i evlatlık edinmiştir. Bu hikaye Halid Ziya Uşaklıgil'in "İzmir Hikayeleri" kitabından alınmıştır. (Uşaklıgil, H. Z. (2016). İzmir Hikayeleri. İnkılap Yayınları.) Bilgi: Afro-Türkler, Osmanlı İmparatorluğu'na Afrika'dan köle olarak getirilen ya da kendi istekleriyle Anadolu'ya gelerek yerleşenlerin torunlarıdır. Köle olarak getirilenlerin bir kısmı sonradan ülkelerine dönmüş, kalanları Ege ve Akdeniz bölgelerine yerleşerek tarım alanında çalışmış, köyler kurmuşlardır. Kimi kaynaklarda 19. yüzyılda İzmir'in Sabırtaşı, Dolapkuyu, Tamaşalık, İkiçeşmelik ve Ballıkuyu gibi semtlerinde yoksul siyahi mahallelerin olduğundan söz edilmektedir. Dana Bayramı Afro-Türkler'den kalan en değerli miraslardan biridir. Ziver neden kimsesizdir, Yavuz İbrahim kimlerdendir, sonra başlarına ne gelmiştir bilinmez fakat hikayeleri vardır, sesleri hala Tilkilik civarında yankılanır...
-
2
Bellek İzmir Nedir?
Bellek İzmir'in podcast serisi başlıyor... "Anlamak hatırlamaktan daha değerlidir ama anlamak için önce hatırlamak gerekir" sözünden hareketle İzmir'i, kültürel çoğulcu yapısını insan hikayelerinden anlatıp, toplumsal hafızalardaki boşluğun sebeplerini yeniden düşünmeye çalışıyoruz. Bu sebeple ilk bölümde Bellek İzmir'in nasıl başladığını, belleğin ne olduğunu, podcast serisinin amacını dile getirdik...
We're indexing this podcast's transcripts for the first time — this can take a minute or two. We'll show results as soon as they're ready.
No matches for "" in this podcast's transcripts.
No topics indexed yet for this podcast.
Loading reviews...
ABOUT THIS SHOW
İzmir'in kaybolan, yitirilen belleğini günümüze taşımayı hedefleyen podcast serisi, "anlamak her şeyden önemlidir ama anlamak için önce hatırlamak gerekir" düsturundan yola çıkıyor.Önce hatırlayalım, üzerine konuşalım, mutlaka yeniden anlamlandırırız. Zira geçmiş, bugüne içkindir.
HOSTED BY
Mert Kaya
Loading similar podcasts...