Kendine Tanı

PODCAST · health

Kendine Tanı

Şifalandırmak önce kendini doğru “tanı”madan geçer. Farkındalık, öz-şefkat, psikoloji, spirituellikle dolu bir podcast.Daha fazla içerik için İnstagram’da @kendinetanı hesabını takip et! Soru, görüş ve bireysel danışmanlık için: DM 📩 IG @kendinetanı veya kendinetanı@gmail.com

  1. 81

    #81 Anne Arketipi: Besleyen mi Yoksa Boğan mı? Demeterden Kendine Ebeveynliğe Geçiş…

    Annelik dendiğinde ilk akla gelen hikaye Yunan mitolojisindeki Demeter ve Persephone hikâyesidir. Ancak bu hikayeye Jungian bakış açısı ile bakıldığında annelik arketipi ile ilgili bize çok daha fazlasını anlatır. Annelik, biyolojik annelikten daha fazlasını barındırmakla birlikte kadın-erkek hepimiz içinde bulunan bir arketiptir. Çünkü “anne” dediğimiz enerji sadece çocuk doğurmakla ilgili değil; beslemek, alan tutmak, büyütmek, korumak, kontrol etmek, bırakmak ve ayrışabilmekle ilgili bir arketip. Dolayısıyla bu enerjileri yaşadığımız her yerde cinsiyetimizden, konumumuzdan bağımsız hepimiz anneliği de yaşıyoruz.Türkiye gibi anneliğin kutsallaştırıldığı toplumlarda kadınların çoğu zaman sadece “anne” kimliğine indirgenmesi, bu arketipin gölge tarafını da görünmez hale getiriyor ve hatta anneliği çoğunlukla gölgesinde yaşatıyor. Fedakârlığın yüceltildiği ama bireyleşmenin suçluluk yaratabildiği bir kültürde; çocuk kadınlar, çocuk erkekler ve birbirinden psikolojik olarak ayrışamayan ilişkiler oluşabiliyor.Eğer kendinize ebeveynlik yaptığınız, kendinizi şifalandırdığınız bir süreçteyseniz, ebeveynlerinize kırgınlığınızı daha iyi anlamak istiyorsanız, anne olmak isteyip olamama kaygısı duyuyorsanız, biyolojik olarak anne iseniz, anne olmayı bilinçli olarak seçmediyseniz, bir partner ilişkiniz varsa bu bölümde bir çok konuya cevap bulabilirsiniz.Bu bölümde:- Demeter ve Persephone miti bize psikilojik olarak sağlıklı anne-çocuk bağı açısından ne anlatıyor?- Besleyen anne ile boğucu anne arasındaki fark ne?- Neden bazı ilişkilerde “bakım verme” aslında kontrol biçimine dönüşüyor?- Partnerlikte, iş hayatında, terapide ya da spiritüel alanlarda bu arketip nasıl çalışıyor?- Kendini sürekli kurtarıcı rolünde bulan insanlar neden tükeniyor?- İçsel çocuk çalışmaları ve kendine ebeveynlik neden bu kadar önemli? - Sağlıklı Demeter enerjisi (annelik) nasıl yaşanır?- Hepimizin içinde hem Demeter hem Persephone var ve iyileşme dediğimiz şey bazen, içimizdeki çocuğu sonsuza kadar korumaya çalışmak değil; onun büyümesine izin verebilmekte başlıyor.Bu bölümü faydalı bulduysanız paylaşıp başkalarına da iyi gelmesine destek verebilirsiniz.

  2. 80

    #80 Dışarıyı beklemeyi bırakıp kendi içsel bahçene yönelme vakti

    Bir gün zayıflarsam kendimi daha çok seveceğim…Tamamıyla iyileştiğimde sağlıklı bir partner bulacağım…Hayat amacımı bulduğumda hayatım daha anlamlı olacak…Hayal ettiğim işe, eve, arabaya sahip olduğumda rahat edeceğim…Doğru arkadaşlıklar kurduğumda hayatımdan daha keyif alacağım…Bu liste uzayıp gidiyor ve hayatımız bekleme listesinde asılı kalıyor çoğu zaman. Biz beklerken de hayatımız akıp geçiyor, gelecek hiç gelmiyor ve biz istediğini alamayan bir alacaklı gibi hayata kızıyoruz. Oysa gelecek de geçmiş de bugünden kurulur ve ne zamanki gelecekteki dış koşulların gerçekleşmesini beklemeyi bırakıp şu an içimizde var olan sonsuz yaratım ve var olma potansiyeline odaklanırız o zaman hayatın bizim için bize özel biricik planları olduğunu da anlarız. Kendi içsel bolluğumuzdan hareket ettiğimizde bize uygun olan hayat planı da işlemeye başlar ve beklediğimiz şeylerin zaten istediğimiz yada bize uygun olmayan inançlar, koşullanmalar olduğunu idrak etmiş oluruz.Daha önceki bölümde “geç kalmışlık hissi” ile takılı kaldığımız geçmişten konuşmuştuk. Bu bölümde ise gelecek beklentilerimiz ile koşullandırıp yaşayamadığımız şimdimizden ve bu konuda bakış açımızı nasıl değiştirebileceğimiz ve hayatımızı bir bekleme listesi gibi yaşamak yerine kendi yaratımımız haline getirebileceğimizden bahsettim. Kalbinize dokunmasını dilerim ❤️Yorum ve görüşlerinizi bana gönderebilirsiniz. Fayda bulabileceğini düşündüğünüz kişilerle bölümü paylaşırsanız Kendine Tanı’nın daha fazla kişiye dokunmasına destek vermiş olursunuz. Sevgimle,Nevin

  3. 79

    #79 Neden yapamıyoruz? İçsel Çocuk, İçsel Otorite ve Erteleme Döngüsü

    Erteleme her zaman bir tembellik göstergesi mi, yoksa bize çok daha derin bir şey anlatıyor olabilir mi?Özellikle bizim coğrafyada bunun çok daha ortak bir sorun olduğunu görebiliriz. Hayatımız adeta erteleme üstüne kurulmuştur. Çoğunlukla bunun ana sebebi çocuklukta otorite figürlerinin seslerinin yetişkin hayatımızda da içselleştirmemizden kaynaklanır. İçsel çocuğumuz adeta düşeceği yada yeterince iyi yürüyemeyeceği kaygısı ile emeklemeyi bile deneyemez hale gelir. Burada olan tembellik değil dışarıdaki otoriteye karşı içsel çocuğu korumaktır. Ancak günün sonunda kendimizi yine “yapamıyorum” döngüsünde bulmaya devam ederizOysa ertelemeyi aşmak için daha fazla disipline değil, daha fazla içsel temasa ihtiyacımız var. Bu bölümde ertelemenin sebeplerinden bahsederken sizlerle küçük ama dönüştürücü bir farkındalık alanı paylaşmaya çalıştım.Bölümü dinledikten sonra yorumlarınızı ve deneyimlerinizi benimle Instagram hesabım yada [email protected] adresine email atarak paylaşabilirsiniz.

  4. 78

    #78 Eski benliğinin ölümüne izin vermeden kendini doğuramazsın (personanın geri çağrısı)

    Geçtiğimiz dönemde* dönüşüm, bırakış ve kabullenişe dair yoğun bir çağrı aldık. Kimilerimiz bu çağrıya uydu ve eski benliğinin yavaş yavaş çözümüne tanıklık etti. Ancak en korkutucu olan yeni benliğe ve bilinmezliğe doğru adım atarken eşikten geçiş aşamasıdır. Çünkü çoğu zaman kendimizi “artık çözdüm” dediğimiz şeyleri tekrar ederken buluruz. Jung buna “personanın geri çağrısı” der. Bitirdim dediğimiz eski sevgilimiz bizi arar, bıraktığımız iş hayatımızdan bir teklif alırız ve kendimizi artık bize uymayan bir kalıbı tekrar ederken buluruz. Burada ego bize “bu kadar belirsizlikle yaşamak istediğine emin misin?” diye sorar ve içsel yolculuk tamamlanmışsa ve cevabımız “…rağmen evet” ise eşik bekçileri bize kapıyı açar. Eşik artık geçilmiş ve özbenliğimiz giden yola girilmiştir. Eski benliğimizin ölümünü göze alıp kendimizi doğururuz. Ancak, bu bazen iki dünyanın entegrasyonu ile de mümkündür. Bu ayrımı nasıl anlayacağız? Yeni benliğimize geçişte bizleri neler bekliyor? Bu bölümde anlattım. *Her ne kadar bu bölümde 2025 yılını değerlendirdiysem de bu bölümü ne zaman dinliyorsan senin için doğru zaman o zamandır.Bu vesile ile hepinize öz benliğinizle daha çok hemhal olduğunuz mutlu bir yıl dilerim 🎄💫Sevgimle ❤️

  5. 77

    #77 Geç kalmışlık hissi üzerine

    Hayatımızın hangi aşamasında olursak olalım durup geriye doğru baktığımızda keşkeler listemizle birlikte geç kalmışlık hissi de eşlikçimiz olur. Gerçekten arzu duyduğumuz şeyleri yapmak için hayatı erken tüketmiş ve istediğimiz durakta inmek için de kendimizi geç kalmış hissederiz. Bu halin çoğumuz için tanıdık olduğuna eminim. Bize geç kalmışlık hissini yaşatan asıl şey: yaşamda kendimizi bir özne olarak görmeyi bırakıp bir nesne haline getirmemizde. Sanki yaşamın kendisi üzerinde belirli durakların olduğu lineer bir düzlem ve biz o duraklarda doğru zamanda durup yolu takip edersek mutlu olacağız yanılsamasındayız. Hayat bu şekilde bizim yarattığımız bir yaşam formu olmaktan çıkıp performans gösterilmesi gereken bir sahne haline geliyor. Bu da kendimize, özümüze ve yaşamımıza yanancılaşmamıza neden oluyor. Bu bölümde geç kalmışlık hissinin nedenleri, hayatımızdaki iz düşümleri ve hayatımızın öznesi haline tekrar nasıl gelebilirizi paylaştım. Yorum ve görüşlerinizi merakla bekliyorum. İlgini çekebileceğini düşündüğünüz kişilerle paylaşıp destek verirseniz çok mutlu olurum.

  6. 76

    Bölüm 16: Chiron – Yaralı Şifacı (Lostrisastroloji)

    Bu bölümde “Kendine Tanı” podcastinin sahibi sevgili Nevin ile birlikte haritalardaki en önemli göstergelerden biri olan Chiron’u ve “yaralı şifacı” arketipini ele aldık.Chiron’un anahtar sembolüyle bize gösterdiği yaralarımızı, kırılganlıklarımızla olan bağını, mitolojik hikâyesini ve bu hikâyenin ardındaki derin sembolizmayı konuştuk.Yara ve travmalarımızın aslında bizi nasıl benzersiz kıldığını, öz-kabullenmenin şifalı gücünü ve bu sürecin hayatımıza kattıklarını paylaştık.Kendi yolculuğunuza ışık tutmasını umduğumuz bu sohbeti kaçırmayın. Keyifli dinlemeler!“Yara ışığın sana akacağı yerdir”-Rumi

  7. 75

    #76 Yaşamını belirleyen şey seçimlerin

    İyileşmek dediğimiz süreç hayatımızda sorunsuz ilişkiler, olaylar yaşayacağım, hep iyi insanlarla karşılaşacağım vaadinde bulunmaz. Yaşam devam ettiği sürece iyiler kadar kötü insanlar, olaylar ve tecrübeler yaşamaya devam edeceğiz. Ancak, iyileşmek tam da hayat bizi zorladığında, “kötü”lerle“olumsuz” tecrübelerle karşılaştığımız da merkezimizde kalarak bir “seçim” şansına sahip olduğumuzu hatırladığımızda başlıyor. Bazen sadece yaşanan tecrübeye kişisel anlamlar yükleyip anlamlandırmaya çalışmak yerine kötüye “kötü” diyerek olduğu gibi kabul etmek ve yüzümüzü hayatımızda büyütmek istediğimiz iyiye döndürmek, büyütmek istediğimiz şeye tutunmak esas olan. Düşüncelerimizin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini farkettiğimizde bizim inanç sistemimizle birlikte her şey de şekil değiştiriyor.Bugün popüler olan; “her şey kötüye gidiyor” diyor bize. Her şey daha da kötüye gitmiyor, sadece kötülük ve iyilik daha da görünür hale geldi. İyi haber ise bu ikisi arasında bir seçim şansımızın olduğu. Ben neyi büyütmeyi tercih ediyorum? Odaklanmamız gereken yer burası.Gelin birlikte bu soruya cevap bulalım. Yorum ve paylaşımlarınız benim için çok değerli. Eğer bu bölümü faydalı bulduysanız sevdiklerinizle paylaşmayı unutmayın. Benimle birlikte çalışmak veya görüşlerinizi paylaşmak isterseniz kendinetanı@gmail.com veya @kendinetanı instagram hesabından bana mesaj atabilirsiniz. Sevgimle, N

  8. 74

    #75 Varmak istediğin yerde eski hayatın olmayacak

    Her birimizin geleceğe dair bir duası, niyeti var. Ancak çoğu zaman bu duanın gerçekleşmesi için yapmamız gerekenlerin ne olduğunu bilmiyoruz. Aslında biz farkında olmadan tüm dualarımız kabul oluyor. Ancak, çoğu zaman yeni hayatımızın eski benliğimize ve hayatımıza ne şekilde mal olacağını öngöremiyoruz. İstiyoruz ki eski hayatımıza dair bavulumuz da yeni hayatımıza bizi götürecek olan o küçük teknede kendine bir yer bulsun. Oysa onu taşıyacağım diye ısrar ederken teknenin su aldığını fark etmiyoruz. Ne yeniye yer açabiliyor ne de eskiyi yaşamaktan keyif alabiliyoruz…Öz benliğimizle buluşmaya giderken yolda yitireceğimiz çokça şey var. Ancak her biri bize ait olmayan parçalar ve emin olun her bir kayıp kendimizle buluşmaya fazlasıyla değer.Podcasti dinledikten sonra benimle görüşlerinizi ve fayda bulacağını düşündüğünüz kişilerle bölümü paylaşmayı unutmayın! Sevgimle, N.

  9. 73

    #73 İçindeki çocuğa kulak ver: Yaşamayı mı, Hayatta Kalmayı mı Seçiyorsun?

    Hayatı başarı odaklı bir mücadele alanı olarak mı yaşıyoruz, yoksa her anı merakla, keyifle keşfedilecek bir deneyim alanı olarak mı?Bu bölümde içsel çocuğumuzla yeniden bağ kurmanın yollarını, anda kalmanın nasıl bir dönüşüm yarattığını ve hayatta kalma dürtüsünden yaşam coşkusuna geçmenin ruhsal boyutlarını konuştum.Kendini “Neyi gerçekten yaşamak istiyorum?”, “Neden sürekli aynı yerde takılıp ilerleyemiyorum?” diye soruyorsan, bu bölüm sana içerden gelen yanıtları hatırlatmak için alan tutabilir.Hayata çocuksu merak duygusunu getirmek, kendi içsel gücünden ve motivasyonundan hareket ederek yaşamak, başarıya değil anlam ve meraka yönelmek hepimiz için mümkün. Sadece bizde varolan içsel gücümüzü ve bilgeliğimizi tekrar hatırlamamız lazım. Bu bölüm umarım seni kendinle tekrar buluşturur ❤️Bölümü beğendiysen fayda sağlayacağını düşündüğün sevdiklerinle paylaşıp beni takip edersen daha çok içerik üretmemde katkı sağlamış olursun ❤️🙏🧚‍♀️ Sevgimle

  10. 72

    #72 Yıkımın Ardından Gelen Araf Dönemi: Travma Sonrası Büyüme

    Yıkımın Ardından Gelen Araf Dönemi: Travma Sonrası BüyümeHayatımızda sağlam diye düşündüğümüz kuleleri bir anda yıkan travmatik deneyimler sonrası gelen geçiş dönemi herkes için oldukça zorlayıcıdır. Eski kimlik, inançlar, amaçlar ve davranış biçimleri artık işlevini yitirmiştir. Bundan sonraki süreçte eskiye dönmenin yaşadığımız acı verici tecrübe sonrası mümkün olmadığını biliriz. Öte yandan yeni benliğimiz, inançlarımız, amaçlarımız ve davranışlarımız henüz oluşmamıştır. Bu yüzden bu bilinmezlikle dolu araf dönemi yıkımın kendisinden çoğu zaman çok daha acı vericidir. Oysa yaşamdaki yıkımlar, ardından sadece acı değil, aynı zamanda dönüşüm ve büyüme potansiyeli de taşır. Araştırmalar, travma yaşayan bireylerin önemli bir kısmının hayatlarında olumlu gelişmeler yaşadığını gösteriyor. Buna “Travma Sonrası Büyüme” de deniyor.Tarot’taki “Yıldız” kartı bu süreci simgeler: arınma, umut, teslimiyet ve yeniden doğuş. Yıkımın ardından büyüme, acıyla birlikte bilgelik geliştirebilme kapasitemizi artırır.Bu bölümde yıkımın(travmanın) ardından büyümenin nasıl gerçekleşebileceğini, yaşadıklarımızı bilge benliğimize nasıl dönüştürebileceğimizi, bunu sağlamak için hangi bakış açısına ve koşullara sahip olmamız gerektiğini anlattım.Hatırla: Yıkım bir son değil, yıldızın yeniden parlamaya başladığı andır.

  11. 71

    #71 Yıkımın İçindeki Öz: Kule Yıkılırken Kali Güler

    Özellikle yaşadığımız son dönemlerde bireysel ve kollektif olarak ani gelişen çok fazla yıkım ile karşı karşıyayız. Bu kollektif anlamda dünyadaki ekonomik ve politik gelişmeler, yersel ve göksel olaylar olmakla birlikte kendi bireysel hayatlarımızda da asla yıkılmaz dediğimiz kalelerin yıkıldığına tanıklık edebiliyoruz. Asla başımıza gelmez diye düşündüğümüz olaylar yerle bir olduğumuz hissini uyandırabiliyor. Bu bölümde, Tarottaki Yıkılan Kule kartı ve Hinduizm'in yıkım ve yeniden doğuş tanrıçası Kali üzerinden, hayatlarımızdaki ani kayıpların, bireysel ve kolektif krizlerin aslında özbenliğe açılan kapılar olabileceğinden bahsettim. Ezoterik sembollerin diliyle, kaosun içindeki bilgeliğe, hastalığın içindeki şifa enerjisine ve yıkımın ardındaki içsel özgürlüğe dair çağrıyı sizlerle paylaşmak istedim. Bu bölüm, dönüşümün karanlık yüzüne şefkatle bakmak isteyenler için bir davet. Bölümle ilgili yorum ve görüşlerinizi Kendine Tanı instagram hesabı üzerinden paylaşmayı unutmayın! Sevgimle,Nevin ❤️

  12. 70

    #70 Kaygı döngüsünü kırmak

    Bulunduğumuz coğrafyanın bir mensubu olmak kronik kaygı bozukluğuna her gün bir davet almak gibi. Ne yazık ki kendimizi çoğunlukla kontrol edemeyeceğimiz sorunlarla başa çıkmaya çalışırken bulabiliyoruz. Oysa kontrol edemediğimiz durumlar hayatımızı zorlaştırmak için orda değiller. Bizi odağımızı yeniden bulmaya çağırırlar.Kaygı ve korktu döngüsüne girdikçe, kontrolü kaybetmemek için sıkı sıkıya tutundukça,asıl olanı—dengenin kendiliğindenliğini—çoğu zaman kaybederiz. Bu bölümde bu döngüyü kırmak için neler yapabileceğimizi hem metaforlar üzerinden hem de birlikte kolaylıkla yapabileceğimiz bir iki küçük egzersiz üzerinden anlatmaya çalıştım. Ve belki de tek ihtiyacımız olanın,küçük bir adım olduğunu tekrar hatırlatmak istedim.Umarım birazcık olsun merkezine dönmeni sağlamıştır. Kalbine değerse, paylaşmayı unutma! @kendinetanı instagram hesabı üzerinde yorum ve görüşlerini benimle paylaşırsan beni çok mutlu edersin ❤️

  13. 69

    #69 Çocukluk Anılarımızın Ebeveynlik Deneyimimize Etkisi: Geçmişi Dönüştürmek

    Çocukluk dönemimizdeki yaşantıların, duygusal tepkilerimizden ve ebeveynlik tarzımıza kadar hayatımızın bir çok yönünü etkilediğini artık hepimiz biliyoruz. Bunu bilmekle birlikte çoğu zaman kendimizi geçmişin içinde çaresiz de hissettiğimiz bir gerçek. Hele ki kendimizi ebeveynlerimizin bize zarar veren davranış örüntülerini istemsizce kendi çocuğumuza yaparken bulmak çoğu zaman içinde bulunması oldukça zorlu bir hal… Bu bölümde, çocukluk anılarımızın ebeveynlik deneyimlerimizi nasıl şekillendirdiğini Uzman konuğumuz Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Bilge Merve Kalaycı ile konuştuk. Geçmiş yaşantılarımız değişmez kaderimiz değil diyerek geçmişi nasıl dönüştürebileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda her birimizin ne kadar ortak tecrübelerden geçtiğini de anlamış olduk. Bu bölümle birlikte, kendi çocukluk deneyimlerimizi anlamayı ve ebeveynlik yolculuğumuzda (buna kendi içsel çocuğumuz dahil) daha etkileşimli ve bilinçli bir yaklaşım benimseyebilmek adına her birimize yol gösterici bir rehberlik sunmuş olmayı ümit ediyoruz. Umarım bu bölüm içsel çocuğumuzla daha sağlıklı bir iletişimin yolunu açar ❤️ Bölümü dinledikten sonra bölümün sizde uyandırdığı hisleri veya varsa sorularınızı instagram hesabı üzerinden lütfen paylaşın!

  14. 68

    #68 İlişkiye Gebe Kalmak: Hazırlık ve Yaratım Süreci

    Bu bölümde, Jungian psikolojisinin derinliklerine inerek, ilişkilere yeni bir bakış açısı kazandırıyoruz. İlişkiyi büyütme sürecini, bir çocuk gibi saf bir şekilde nasıl sahiplenebileceğimizi tartışıyoruz. Hazır olmak, içsel dengeyi bulmak ve eril ile dişil enerjilerin birleşimini anlamak, bir ilişkinin doğal evriminde nasıl önemli adımlar atılabileceğini keşfedeceğiz. İlişkiyi bir yaratım süreci olarak görmek, aynı zamanda bir çocuğun gelişimi gibi organik bir şekilde büyümesine imkan verir. Bu bölümde, duygusal bağlar kurmanın ötesinde, ilişkinin içsel arketipleriyle nasıl bütünleşebileceğimizi anlatıyoruz.

  15. 67

    #67 Kuzey Ay Dügümü Balık geçişi: Yeni bir ruhsal Dönem başlıyor!

    Bu bölümde Kuzey Ay Düğümü'nün Balık burcundaki geçişini çok sevgili Astrolog Özüm Öztürk ile derinlemesine inceliyoruz. Bu önemli gökyüzü hareketinin bireysel ve kolektif düzeyde nasıl dönüşümler yaratabileceğini, sezgisel gelişim, teslimiyet ve ruhsal büyüme temaları üzerinden konuşuyoruz. Karmik döngüler, eski kalıpların bırakılması ve daha yüksek bir farkındalıkla yaşamın akışına güvenmeyi keşfetmek için bu bölümü kaçırmayın!Ayrıca daha önce yayınlanan #50 Kuzey Ay Düğümü Koç geçişini de mutlaka dinleyin! : https://open.spotify.com/episode/3Mh7s8Bm7Pdz0QpalISMZe?si=Qz5dOAvETO6I1Mc9vy_3CQ

  16. 66

    #66 Eviniz Size Benziyor mu? Mekan ve Benlik Üzerine

    “Hayatında olmayan ve seni mutlu hissettirmeyen her şeyin sebebi seçimlerinin sana ait olmamasıydı” diye kalbime üflendi bir sabah meditasyonunda ve bu bölüm doğdu. Her şey yolunda gözükmesine rağmen içimizde nedenini anlamadığımız bir boşluk hissi var ise bize uygun olmayan yerlere, mekanlara kendimizi sıkıştırma arzumuzdan kaynaklı olabilir. Bir gün gelir ve içimizdeki tiz ses şunu fısıldar bize: “Bugün yaptığın işi aslında hiç sevmedin, kredi çekip yaptığın düğünü sen istemedin, evlendiğin kişiyi sen beğenip sevmedin, her şey dahil otelde konaklayan da sen değildin… Yaşadığın evin bile sana ait değil.” Yaşadığımızı düşündüğümüz mekanlar ve hayatlar… Panik olmak yerine bu çağrıya kulak kabartmak gerekir. Çünkü bu otantik benliğimizin çağrısıdır ve otantik bir benlik, otantik bir yaşam alanını talep eder. Eviniz size benziyor mu? Bir düşünün… Yaşadığınızı düşündüğünüz hayat gerçekte kimin hayatı? Bu bölümde, yaşadığımız mekanların benliğimizle olan ilişkisinden bahsediyorum. Gelin mekan ve benlik ilişkisini birlikte keşfedelim. Daha fazla içerik, görüş ve yorumlarınız için İnstagram üzerinden @kendinetanı hesabını takip etmeyi unutmayın.

  17. 65

    #65 Kendi Karanlığını Aydınlat: Gölge Çalışmasının Gücü

    Bu bölümde, Carl Jung’un “gölge” kavramına ve bilinçaltımızda saklı kalan bastırılmış yönlerimize derin bir yolculuk yapıyoruz. Gölge çalışmasının ne olduğunu, kimler için uygun olduğunu ve hangi dönemlerde en etkili sonuçlar verdiğini keşfedeceğiz. Ayrıca, gölgemizin nasıl tetiklendiğini ve hayatımızdaki etkilerini anlamaya çalışırken, bu içsel yüzleşme sürecinde kullanılabilecek temel tekniklere de değineceğiz.Eğer kendinizi tanıma yolculuğunda daha derine inmek, gölgenizle yüzleşerek özgürleşmek istiyorsanız, bu bölüm tam size göre! Gölgenizi mağaradan çıkarıp ışığa taşımak için ilk adımı atmaya hazır mısınız?Gölge çalışması ve kendini keşfetme yolculuğunda derinleşmek istersen tavsiye edeceğim bir kaç kitap:- “Kendini Tanıma Yolculuğu" - Carl Gustav JungJung’un gölge kavramını ve insan psikolojisinin derinliklerini anlamak için temel bir eser.- “Gölgeyle Buluşma- İnsan Doğasındaki Karanlık Yüzün Gizli Gücü” - Connie Zweig & Jeremiah AbrahmsJungien yazarlar tarafından gölge arketipi üzerine yazılmış çeşitli makale ve yazıların derlemesi ve bu konuda yazılmış en kapsayıcı kitaplardan biri. -“Işığı Arayanların Karanlık Yanı” - Debbie FordGölge yönlerimizin nasıl oluştuğunu ve hayatımızdaki etkilerini anlamak için pratik örnekler ve teknikler içeriyor.-“ Varoluşun Keşfi" - Rollo Mayİnsan doğasına dair derin bir bakış sunarak gölge ve bilinçdışıyla çalışmanın felsefi boyutunu ele alıyor.- “Karanlık Yan" - Robert A. JohnsonGölgenin günlük yaşamdaki etkilerini anlamak ve bireysel çalışmalar için ilham verici bir rehber.-“Beden Asla Yalan Söylemez" - Alice MillerBastırılmış duyguların ve travmaların bedenimizdeki yansımalarını anlamak için okunması gereken bir eser.- “Vücudumuz Hayır Diyorsa” - Gabor MateBeden ve ruh bağlantısını anlamak ve bastırdığımız benliğimizin, yaşadığımız duygusal stresin hayatımıza ve bedenlerimize etkisini anlamak için önemli bir eser.

  18. 64

    #64 Toplumsal gölgemiz

    Evrende her şey zıddı ile vardır. Işık varsa gölgesi de olacaktır. Bireysel gölgelerimiz olduğu gibi toplumların da gölgeleri vardır. Toplumsal gölge kavramına baktığımızda her ülkenin bir düşmanı ve ötekisinin olduğunu görürüz. Toplumun biriken ve kendinde tahammül edemediği nitelikleri bilinçsiz olarak ve bunlarla yüzleşmenin acısını yaşamamak için düşmana atfedilir. Dünyanın ikiyüzlülüğü işte burada gizlidir. İnsanlık tarihindeki en zalimce savaşlar, barış, özgürlük, bağımsızlık gibi ulvi amaçlar altında işlenmiştir. Böylece tüm bir halkın gölgesi bir düşmana yansıtılır ve yabancı bir grup düşman günah keçisi veya kafir ilan edilir. Adeta toplumsal bir günah çıkartma ritüeli gerçekleştirilir…Dünya tarihine, ülke ve dünya gündemine başka bir perspektifle bakarken birey olarak toplumsal gölgenin oluşmasındaki etkimizi de sorgulayabileceğiniz bir bölüm olmasını diledim.Soru, görüş, yorum ve yeni bölüm önerilerinizi @kendinetanı İnstagram hesabı üzerinden yazar ve sevdiklerinizle paylaşırsanız beni çok mutlu edersiniz. Sevgimle ❤️

  19. 63

    #63 Karanlık yanımız gölgemiz

    Dünyada nasıl bu kadar kötülük var? diye sorguluyor olabiliriz. Bugün dünyada bir çok birey ve topluluk toplumsal olarak kabul edilen yönlerini ortaya çıkartmaya çalışırken ironik bir biçimde diğer taraftan sosyal olarak reddedilen yanlarını yaşamakta. Oysa buna şaşırmamak gerekir. Evren dualizimden oluşur ve cismi olan her şeyin gölgesi olduğu gibi insanın ve toplumların da gölgeleri vardır. Dolayısıyla toplumu oluşturan bireyler olarak biz başkaları tarafından kabul edilmek adına sevilmeyen, beğenilmeyeceğini düşündüğümüz yönlerimizi evimizin bodrumuna kilitleriz ve sonsuza kadar kimse tarafından görülmeyeceğini umarız. Ta ki bodrum kattan tüm evi saran o koku duyulana kadar… Başkalarının kötülüğünden yakınırken kendi içimizde ki kötülüğü göremez, ikili ilişkilerde anlam veremediğimiz çatışmalar yaşarız. Bizim göremediğimizi çoğunlukla başkaları ilk olarak görür. Öte yandan bodrumda içimizde gizli olan gerçek potansiyelimiz de gizlidir. Yani gölgeyle çalışmamak öbür yarımızla hiç tanışmamak gibidir. Bu nedenle eğer kendimizi ve dünyayı iyileştirmek istiyorsak gölgemize sahip çıkmalı ve bireysel farkındalığımızı arttırmalıyız. Bu bölümde gölge nedir? Gölge nasıl oluşur? Gölgemizle günlük hayatımızda nerelerde karşılaşırız? Gölgemizi nasıl yakalarız? Gölge çalışması yapmanın bize kazandırdığı şeyler nelerdir? Bahsettim.Yorum ve görüşlerinizi @kendinetani İnstagram hesabı üzerinden paylaşmayı ve hesabı takibe almayı unutmayın! Sevgimle ❤️

  20. 62

    #62 Zorlu dönemler için Kuantum Sıçraması

    Dünyadaki küresel gelişmeler ve ülke gündemi hiç de iç açıcı değil ve bu bizi günden güne daha da fazla kaygıya ve umutsuzluğa sürüklüyor olabilir. Ancak bu tür dönemlerde düşüncelerimizin ve kaygılarımızın tam da korktuğumuz şeyi yarattığının farkına varmak önemli. Bu bölümde kuantum sıçramasının nasıl çalıştığından hayatımızda olumlu ve olumsuz nasıl etki doğurduğundan ve zor dönemlerde kendimize ufak da olsa mutluluk ve huzur anları yaratabilmekten bahsettim. Kendine Tanı İnstagram hesabından beni takip etmeyi ve yorum yazmayı unutmayın ❤️

  21. 61

    #61 Bir ilişki yaşamadan önce mutlaka sorulması gereken sorular

    Partner seçimi hayatımızda vereceğimiz en önemli kararlardan biri ve sağlıklı bir ilişki yaşamak ve bunu hayatımıza çekmek için sadece karşı taraftan ne istediğimizi bilmek yetmiyor. Aynı zamanda samimi bir şekilde bir ilişki meydana getirebilmek için bir “ilişki” için bizim buna hazırlıklı olup olmadığımızı anlamamız gerekiyor. Bu bölümde bir ilişki yaşamadan önce kendimize mutlaka sormamız gereken sorulara yer verdim. Görüş, yorum, geri bildirimlerinizi @kendinetani Instagram hesabından paylaşmanızı çok isterim. İlgili bölümler: #61 Kendimiz için ideal partneri nasıl seçeriz? https://open.spotify.com/episode4l11EqkZHjq2QZwrwEQFBX?si=mp8izmR4TKOqr_NupCc4_A #49 Sevilme Arzusu https://open.spotify.com/episode/1oab58Qw5vChBuKLSQBIiF?si=E-TskYANR4-zlMjLrfHZLQ #38 Aradığın şey seni arıyor https://open.spotify.com/episode/5BBBTQduqHZs79XVzycSMr?si=ZtbEJPB-Rzmg2N5-AH9I9A

  22. 60

    #60 Kendimiz için ideal partneri nasıl seçeriz?

    Eğer bir ilişki arayışındaysanız, başarısız ilişki denemeleriniz olmuş ve ilişkilere küsmüşseniz veya ilişkide ama doğru kişi olup olmadığından emin değilseniz, bu bölümde sağlıklı ve sürdürülebilir bir ilişki yaşayabilmeniz için nasıl seçimler yapmanız gerektiği ve kendinizle ilgili kırmanız gereken düşünce kalıpları ve alışkanlıkları anlattım. Unutmayın ki aşık olmak,arada kimyasal bir çekim olması düşündüğünüzden çok daha kolay ama aşkın içinde kalmak zor. Seçiliyor olmanız değil ama sizin hakettiğiniz şekilde seviliyor olmanız önemli. Bu yüzden ideal partnerimizde olması gereken özellikleri belirleyecek olan yine biricik kendimiziz. Dinlerken yanınızda kâğıt ve kalem bulundurmanızı tavsiye ederim. Daha detaylı paylaşımlar için instagram’da @kendinetanı hesabını takip edip yorum ve görüşlerinizi paylaşmayı unutmayın. Seviliyorsunuz ❤️

  23. 59

    #59 Neden acı çekeriz ve kurban bilincinden nasıl çıkarız?

    Acının içindeyken çoğu zaman bu acıyı sadece bizim çektiğimizi düşünürüz. Oysa hayat devam ettikçe insanlık için acı her zaman var olmaya devam edecektir. Peki hayatımızda ve dünyada neden acı var? Kişiyi kendi bataklığından dışarıya taşıyıp bilincin değişimini ve dönüşümünü hızlandıracak tek şey “acı” dan başkası değildir. Aslında yaşadığımız zorlu olaylar bize bir tercih hakkı olduğumuzu hatırlatır: “Bataklıkta kaldığın acıyı mı tercih edeceksin yoksa dönüşümün acısını yaşayarak lotus çiçeğine mi dönüşeceksin?”. Bu nedenle ‘acı çekmek’ bizi dönüştürecek olan esas katalizör görevi görür. Başka bir deyişle, acı yoksa dönüşüm de yoktur. Acıdan kaçamayız ama onunla barışabilir ve savaşmamız gereken bir düşman gibi görmek yerine iyiliğimizi isteyen ve bize şifalandırmamız gereken esas yeri gösteren bir öğretmen olarak bakabiliriz. Dünyaya gelmemizin en büyük amacı da acıyı dönüştürebilme becerisi kazanabilmemizdir aslında. Acıya nasıl bakmamız ve dönüştürmemiz gerektiğini bu bölümde anlattım.

  24. 58

    #58 İçsel Kış Mevsimi/ Zor dönemleri nasıl geçirmeliyiz?

    İstatistiksel olarak en sevmediğimiz mevsim Kış! Tesadüf bu ya kimse kendisini duygusalken, depresyondayken, tembel veya kızgınken de sevmiyor. En sevdiğimiz mevsim Bahar olduğu gibi biz de kendimizi ve başkalarını sadece hayat dolu, mutlu ve huzurlu iken seviyoruz. Mevsimlere de ruh hallerimize de içsel zamanaşımları koyuyoruz. Hava bir hafta içerisinde Güneş açmıyorsa söylenmeye başlıyoruz. Depresyondan çıkamıyorsak kendimizi daha da sevmez oluyoruz. İçsel sesimiz “bir çıkamadın şu karanlık ruh halinden” diye diye bizi her gün dövüyor… Bu şekilde belki de geçirmemiz gereken süreci farkında olmadan daha da uzatıyoruz. Oysa her şeyin ve herkesin mevsimi var; insanların, ilişkilerin, duyguların ve ülkelerin… Her birisi kendi içinde bir devinim ve dönüşüm halinde. Halbuki ki bu dönemlerin hemen geçip gitmesi değil kendi içsel döngüsü içinde ne kadar ihtiyacı varsa o kadar yaşanmaya ihtiyaçları var. Bu bölümde zor günleri nasıl geçirmemiz gerektiğinde ve kendimize nasıl daha şefkatli olabiliriz yine doğadan ilham alarak paylaştım. Sen zor süreçleri nasıl geçiriyorsun? @kendinetani İnstagram hesabında paylaş!

  25. 57

    # 57 Hayalden hayata dönüş yolculuğu- Hakan Çelik

    Hayatımızda yaşadığımız zorluklar, içerisindeyken bize asla bitmeyecekmiş gibi gelir. Ancak, dışına çıkıp baktığımızda bizi gitmemiz gereken yöne götüren araçlar olduğunu anlarız. Bugün sizlerle oldukça ilham verici bir hikaye paylaşacağım. Dünün İnsan Kaynakları Uzmanı, bugünün oyuncusu Hakan Çelik bu bölümün konuğu. 2006 yılında Müjdat Gezen’den mezun olduktan sonra hocalarının pozitif ve teşvik edici geri bildirimlerine rağmen yine kurumsal hayata geri dönen Hakan hayalini hiç bırakmadı. Karanlık zamanlarında tutkusu olan oyunculuğun hayaliyle aydınlattı karanlığını. Bu sürede evren çığlık çığlığa bağırsa da duymadı ta ki 2018 yılında rahatsızlığı nüks edene kadar. Bu dönüm noktasıydı. Kurumsal hayatından ayrılan Hakan tutkusuna kavuştu ve artık sahnedeydi. Ölü Ozanlar Derneği, Bana Bir Şeyhler Oluyor, Kayıtdışı Hamlet, Aşkımız Aksarayın En Büyük Yangını gibi oyunlarda oynadı. Bir yandan TRT 1 yayınlanan İncir Ağacı dizisi ile Tv kariyeri başladı, Arka sokaklar, Kasaba Doktoru ve Teşkilat dizilerinde yer aldı. Şimdi bir taraftan da oyunculuk bölümde yüksek lisans yapıyor. Hakan, bizlere bu bölümde bu heyecan ve ilham verici hikayesini anlatırken aynı zamanda hayallerimizi hayata dönüştürmenin ipuçlarını da veriyor. Daha fazla içerik için İnstagram’da @kendinetanı hesabını takip et!

  26. 56

    #56 Uranüs Döngüsü/Orta Yaş Krizi (42 yaş)

    Hayatımızda yaşadığımız tıkanıklık hissi, kriz anları, zorlanmalar aslında bizlerin bir eşikten geçmek üzere olduğumuzun işaretleridir. Bu eşik dönemleri tesadüf olmayacak bir şekilde her insanın yaşamında benzer yaş aralıklarında yaşanır. Bunlar 21, 29, 42 ve 63 yaşlarıdır. Yani aslında Satürn ve Uranüs Döngüleri. Gökte ne varsa yerde de o vardır ve astroloji sembollerin diliyle aslında bizim o eşikleri nasıl aşmamız gerektiğini ve bu döngülerin bize neyi öğretmeye çalıştığını bize anlatır. Bu bölümde astrolojideki Uranüs Döngüsü ve psikolojideki “bireyselleşme” sürecinden bahsettim. Yolunuza ve yolculuğunuza ışık olması dileğiyle. Daha fazla içerik için İnstagram’da @kendinetanı hesabını takip et!

  27. 55

    #55 Yaşadığımız her zorluk bizim sınavımız mıdır?

    Genelde hayatta yaşadığımız zorluklarda mutlaka bir “ders” gizlidir. Farkındalığı yüksek ve gelişime açık insanlar kendilerine sağlıklı olarak şu soruları sorar: “bu benim başıma neden geliyor?”, “burada sınavım ne?”, “neyi öğrenmeliyim?”. Eğer siz her şeye rağmen doğruyu yapıyorsanız fakat sınav hala devam ediyorsa bu sizin değil ama siz karşınızdakinin sınavısınız demektir. İyi ve yüksek enerjiler etraflarında her zaman huzur enerjisi yaratmazlar. Kaos ve isyan da yaratırlar. Sizin o enerjide kalmanız ve enerjinizin aşağıya çekilmesine izin vermeniz kendinize yapabileceğiniz en büyük haksızlıktır. Eğer ait olmadığınız yere uyum sağlıyorsanız kendinize ihanet ediyorsunuz demektir. Bu durumdaki bir insanın hayatına pozitif olayları çekmesi mümkün olamaz. Bu durumda eğer kalmanız gerekiyorsa bakış açınızı değiştirmeniz önemli. Korku yerine sevgi enerjinizi harekete geçirerek ışığınıza sahip çıkmanız gerekir. Daha fazla içerik için İnstagram’da @kendinetanı hesabını takip et!

  28. 54

    #54 Kırılganlıklarımızın gücü hakkında

    Bugün hepimiz yakın ilişkiler kurma arzusu içerisindeyiz ve biri gelsin bizi “olduğumuz gibi sevsin” istiyoruz. Ancak, bir türlü kendimizi kabul edemeyip “kusurlarımız” “kırılganlıklarımız” görülmesin istiyoruz. Çok sevilmek istiyoruz ama kalbimiz kırılmasın istiyoruz… Oysa biriyle bizi esas yakınlaştıran yegane şey o kişiye gösterdiğimiz kırılganlıklarımız. Bu şekilde hem o kişinin bizi gerçekten tanıma hem de kendimize o kişiye güvenip güvenemeyeceğimizi anlama şansı veririz. Böylece aşılan her bir kırılganlık hem bizi hem de ilişkiyi güçlendirmek için bir şanstır aslında. O yüzden sevmeden önce sevginin önündeki engellerden kurtulmalıyız. Aşk için kalbin kırılmasını göze almak gerekir. Çünkü ışık ancak kırılan yerden içeri girer. Sevgimle Daha fazla içerik için İnstagram’da @kendinetanı hesabını takip et!

  29. 53

    #53 Rüyaların analizi ve bazı anlamları

    Rüyaların anlaşılması insanın bütünlüğüne giden patikalardır. Her bir patika adeta bir kilimi oluşturan ilmekler gibi teker teker örülür ve her bir ilmek anlaşıldığında rüyalar bizimle daha da açık konuşmaya başlar. Rüyalar, bizimle semboller kullanarak konuşur. Çünkü, burada konuşmak istediği bizim ruhumuz ve kalbimizdir. Bu nedenle çoğu zaman zihnimiz bunu anlamlandıramaz. Rüyalar aynı zamanda bizden görülmeyi, duyulmayı ve anlaşılmayı bekler. Tıpkı bizim gibi… Rüya günlüğü tuttuğumuzda kendi içsel yolculuğumuzun dedektifi oluruz ve bu gizemli yolun izini süreriz. Egonun yüzleşmekten kaçındığı gerçek benliğimize yolculuğumuz başlar ve kendi kendimizin rehberi olmaya başlarız. Bu bölümde rüya günlüğü nasıl tutulmalı? Rüyalar nasıl okunmalı? Ve bazı rüyaların anlamları hakkında konuştum. Daha fazla içerik için İnstagram’da @kendinetanı hesabını takip et!

  30. 52

    #52 Bağlanma biçimleri hakkında konuşulmayanlar

    Bağlanma biçimleri günümüzün oldukça popüler konularından. Sıklıkla duyuyoruz, kaçıngan bağlanan, kaygılı bağlanan ve herkes güvenli ilişkiler yaşamak istiyor. Ancak, sıklıkla kullanılan her tanımda olduğu gibi burda da bir tehlike var: bu tanımları bir teşhis gibi değerlendirip iyileştirilmesi gereken bir hastalık gibi yaklaşabiliyoruz… Halbu ki insan karşısındaki ile tepkimeye giren de bir varlık ve biz bir ilişkide hiç olmadığımız bir biçimde güvensiz bağlanan davranış şekilleri gösteriyor olabiliriz. Çünkü hayatta kalmak için hepimiz belirli bağlar kurmak zorundayız. Aslında hepimizin aradığı ortak şey, kendini evde hissetmek yani bir yerde olduğu gibi kabul edilip ait hissedebilmek. Peki biz kendimizi ait hissetmediğimizde ne yapıyoruz? Uyum sağlamaya başlıyoruz ve eğer bizim ev tanımımız kaotik bir ortamsa ilişkilerimiz de o evin şeklini alıyor yada bize o evi hatırlatacak ilişkiler kuruyoruz. Günün sonunda takındığımız şey hep aynı ilişki örüntülerini tekrar ettiğimiz ve kendimize haksız teşhisler koyup o evi kendimize hapishane yapmak. Oysa biz hep aynı örüntüleri takip etmek zorunda değiliz. Bunun da bir çıkışı var ve kendimize yeni bir ev kurmak mümkün! Önce nasıl bir evde yaşamak istediğimizden emin olarak ve kendimizden indirim yapmadan o ev için çaba göstererek mümkün . Detaylar bölümde… sevgimle Daha fazla içerik için İnstagram’da @kendinetanı hesabını takip et!

  31. 51

    #51 Sağlıklı bencillik nedir ve sağlıklı ilişkiler için neden gerekli?

    Bizlere başkaları için fedakarlığın erken yaşlardan itibaren gerçek cömertliği ifade ettiği öğretildi. Bu nedenle ne yazık ki bencil etiketinin olumsuz bir çağrışım yaptığı bir toplumda yaşıyoruz. Oysa ki ilişki sürdürmek ve sevilmek uğruna kendimizden bu sebeple o kadar uzaklaşıyoruz ki başkalarına da iyi gelemez hale geldik ve biz bunu devam ettirdikçe hayat, keyif alınması gereken bir yer olmak yerine sorumluluk listesindeki görevlerimizi tamamlayan bir yer haline gelmeye başladı. Halbu ki bencillik dediğimizde bunun aralığı 1-10 arasında geniş bir yelpazede değerlendirilebilir. Sağlıklı bencillik, kendimize bakma ve gerçekten yapmak istediğimiz şeyi, suçluluk duymadan yapma yeteneğini ima eder ve bunu 5-6 gibi dengeli bir yerde tutabiliriz. Çünkü, sadece sevilme ihtiyacı uğruna kendimiz olmaktan vazgeçtiğimizde biz başkalarına hizmet ediyor değil, başkalarına rüşvet veriyor oluruz. Bu nedenle, bu tür bir bencillik yanlış değil, sağlıklı bir psikoloji ve ilişki için elzemdir. Çünkü biri kendine iyi gelme becerisine sahip değilse, başkalarına da pek iyi gelebileceğinden ve sağlıklı ilişkiler sürdürebileceğinden pek de bahsedemeyiz. Unutmamalıyız ki hayat boyu kurmak zorunda olduğumuz yegane sağlıklı ilişki kendimizle ki sonrasında başkaları ile de sürdürülebilir sağlıklı ilişkilerimiz olsun. Daha fazla içerik için İnstagram’da @kendinetanı hesabını takip et!

  32. 50

    #50 Kuzey Ay Düğümü Koç

    Bu bölümde 17 Temmuz 2023 tarihi ile başlayıp 12 Ocak 2025 tarihine kadar her birimizin hayatında başkaları ile olan ilişkilerimizde bize “sağlıklı bencilliğin” ne olduğunu öğretecek olan Kuzey Ay Düğümü Koç geçişini çok sevgili Astrolog arkadaşım Özüm Öztürk @lostris_astrology ile konuştuk. Bu geçişten direk etki alanlar ise 20 Ağustos 1967-19 Nisan 1969, 7 Nisan 1986-2 Aralık 1987 ve 26 Aralık 2004-21 Haziran 2006 doğumlular olacak. Bu nedenle bu bölüm onlar için ayrıca değerli. Peki Ay Düğümleri neden bu kadar önemli? Astrolojik anlamda Ay Düğümleri sürekli olarak devam eden yaşamı anlamanın en temel yoludur. Çünkü Ay Düğümleri, ruhun yolculuğunu anlatmaktadır. Ay Düğümlerinin yerleşimi ruhun bu hayat için seçmiş olduğu karmik dersleri gösterir. Kişi ruhsal gelişimini sağladıkça hayatına yeni anlamlar katacak yeni pencereler açacaktır. Ay Düğümleri ruhun nereye çekildiğini gösterir. Güney Ay Düğümü kişiyi geçmişe Kuzey Ay Düğümü ise, kişiyi geleceğe çeker. Hayat bu ikisinin harmanlanmasıdır. Kişinin şimdiki reenkarnasyonu geçmişten geleceğe intikalinin bir sembolüdür. Bu nedenle, ruhun tekamülü yolunda bu dönemin sınavlarını ve aşmamız gereken inanç kalıpları ve yapmamız gerekenleri bu bölümde konuştuk. Faydalı olması dileğiyle.

  33. 49

    #49 Sevilme arzusu

    Bu bölümle birlikte ilişkiler başlığını açmış oluyoruz. Çünkü, yaşadığımız her ilişki aslında kendimizi tanıma yolculuğunda bir ayna. Çoğu zaman sebebini açıklayamadığımız şekilde kendimizi tatminsiz ilişkiler içerisinde bulabiliyoruz. Sürekli olarak oyuncular değişse bile sonucun aynı olduğu ilişki örüntüleri yaşıyor olabiliriz. Bir çoğumuzun ilişkilenme tercihi aslında seçilmiş olma, sevgi ve ilgi alma arzusundan kaynaklanıyor. Biz birinin bizi sevme haline yada bizi seçme potansiyeline o kadar kapılıyoruz ki çoğu zaman o kişiyi sevip sevmediğimizden/ hoşlanıp hoşlanmadığımızdan bile emin olamıyoruz. Bu o kadar zorlayıcı hale gelebiliyor ki kimi zaman sevilmek bizim için katlanılması gereken bir hal alabiliyor. Bu bölümde nasıl doğru soruları sorarak kendimizi bu ilizyondan kurtulabileceğimizi konuşuyoruz.

  34. 48

    #48 Seçilmiş Ailenin Gücü

    Kader, güneşin doğması ise irade, onun içeriye girip girmemesine karar vermektir. Aynı şekilde nasıl bir çevrede, ailede, ülkede doğacağımıza biz karar veremeyiz. Ancak, nasıl bir çevrede ve aile gibi hissettiren insanlarla yaşayıp yaşayamayacağımıza biz karar verebiliriz. Bir yetişkin olarak seçim yapma hakkına sahibiz. Oysa, toplumsal kaygılar ve suçluluk duygusu ile hareket edip hala aynı örüntüden yeni size ayak uydurmalarını bekledikçe kendimizi ayağımıza artık olmayan bir ayakkabıya zorla sokmaya çalıştığımızı farkederiz. Her seferinde beklentimiz karşılanmadığı için o kişiye kızgınlık duyarız. Halbuki bir parçamız hala olanı olduğu gibi kabul etmeyen içimizdeki çocuktur. Bir yetişkin olarak kendimiz için en doğru seçimi yapma şansına sahibiz. Dolayısıyla bu seçilmiş ailemiz de olabilir. Bu yüzden Yengeç Yeni Ayı birlikte yeni yolunuzda ve ruh seviyesinde sizinle aynı titreşimde olan ve sizinle rezone edecek insanlarla olun ve ailenizin veremediklerini boşverip kurmuş olduğunuz yeni ailenin sizi şifalandırmasına izin verin. Sevgimle ❤️ IG: @kendinetani

  35. 47

    #47 İçsel rehberlik meditasyonu

    #46. Bölümde bahsettiğim kendi içsel gücümüzden hareket etmek ve içsel guru’muzla iletişime geçebilmek için küçük bir meditasyon. Umarım faydalı olur.

  36. 46

    #46 Kendi içsel gücünden hareket et

    Yaşadığımız olaylarda biri gelsin bize yardım etsin yada ne yapmamız gerektiğini söylesin diye bekleyip duruyoruz. Bunun için terapilere, kurslara gidiyoruz, arkadaş/aile tavsiyeleri alıyoruz. Oysa ki aradığımız yardım da bilgi de bizim içimizde. Biz dışarıya gücümüzü ne kadar verirsek o kadar kendi iç sesimizden uzaklaşmış oluyoruz. Kendi içsel kaynaklarımıza güvenmek ve iç sesimizi tekrar bulma vakti. Bir sonraki bölümde buna yardım edecek küçük bir meditasyon yaptıracağım.

  37. 45

    #45 Ruhun Karanlık Gecesi

    Bir çoğumuzun tecrübe ettiği “ ruhun karanlık gecesi”ni yaşamak adeta bir ölüm tecrübesi gibidir. Ancak, Mevlana’nın da dediği gibi ruhun aydınlığa ulaşması ve tekamüle erişmesi için “ölmeden önce ölmek” gerekir. Bu çok sancılı bir süreçtir ve her şeyin bir anda anlamını yitirdiği, eskiden bize keyif veren hiç bir şeyin artık vermediği ve tamamıyla kaybolmuş hissettiğimiz bir dönemdir. Ancak, iyi haber şu ki; bu dönem, aydınlanmadan önce son eşiktir. Çünkü ışık sadece kırıldığımız yerden girebilir ve egonun ölümü ile ruhun uyanışını yaşarken “ben kimim?” sorusunun cevabına bir adım daha yaklaşmışken buluruz kendimizi. Bu yüzden sabırla orada kalmalıyız. Tutunduğumuz şeyleri ne kadar bırakabilirsek işte o zaman yeniden doğumumuza da izin vermiş oluruz. Işıkta buluşalım…

  38. 44

    #44 Saklandığın yerden çık

    Her birimizin arka odasında üzerini kilitleyip kendimizden bile sakındığımız bir veya birden çok yönümüz mutlaka var. Başkaları duysa, bilse, görse ne yaparım? diye kaygı duyup korkabiliyoruz. Oysa, bunun kendimize ve diğerlerine verdiğimiz mesaj adeta perdenin arkasında gizlenen ve sahneye çıkıp bütün potansiyelini ortaya koyamayan ve kendi olamayan biri haline geliyoruz. Hayata da perdenin arkasından bakıyoruz ve kimse bizi bütünümüzle kabul etmez diye düşündüğümüz için bizi gerçekten sevebilecek insanları da kendimizden uzak tutuyoruz. Halbu ki düşündüğümüz kadar kimsenin o kadar gündeminde değiliz ve aslında kendi cehennemimizi bizden başka kimse yaratmıyor :) Öte yandan özümüzde olan bir sır, çoğu zaman içimizdeki asıl cevher olma potansiyelini de taşıyor. Ancak, en önemlisi bizi gerçekten olduğu haliyle koşulsuz seven insanları hayatınızda tutmanız veya almanız gereken insanları anlayabilmenizin tek yöntemi kendinizi tüm yönlerinizle ifşa etmeniz. Yeni yıla tüm potansiyelinizi sahiplenerek ve ortaya koyarak başlayın. Artık perdenin arkasından çıkıp sahneye çıkma vakti. Çünkü her halinizle çok güzelsiniz. Sizi seviyorum.

  39. 43

    #43 Pişmanlıklarımız hakkında

    O işi kabul etseydim/etmeseydim? O kişiyle evlenseydim/evlenmeseydim? Türkiye’den ayrılsaydım/kalsaydım? Arkadaşımla ortak olsaydım/olmasaydım? vs sürekli bunlarla kafamız meşgulsa gelecekle ilgili de adım atarken çok fazla kaygı duyuyor olabiliriz. Dolayısıyla hiç bir zaman anı yaşayamaz, adım atamaz oluyoruz. Pişmanlığın ana kaynağı kendimizi değil başkalarını memnun etmeyi seçmemizde. Peki bunu neden yapıyoruz? Ve nasıl oluyor da biz kendimizi değil de hep başkalarının hayatını seçerken kendimizi buluyoruz? Çünkü utandırılıyoruz ve bir çocuk olarak bu o kadar ağır bir duygu ki bunla başa çıkmak yerine duygularımız ve bedenimiz arasındaki tüm bağı kopartmayı ve kendimizi korumak ve karşı tarafla bağı devam ettirebilmek için ölesiye karşı tarafı kendimizden önce okumaya çabalıyoruz. Sonuç olarak, utanmamak için kendimizi seçmediğimiz bir hayat yaşıyoruz ve bu da beraberinde pişmanlığı meydana getiriyor. Kalbimiz dolu dolu atmıyorsa, bir şeyler eksik gibi geliyorsa orda yaşadığımız hayatı gözlemlemek gerekiyor. Unutmayın ki hayat devam ettiği sürece umut var ve uyandığımız her gün kendimizi yeniden doğurma şansına sahibiz. Elimizdeki malzemelerle kendimiz için en iyi neyi gerçekleştirebiliriz? Unutmayın ki yaşayacağımız hayat sadece bizim hayallerimizle sınırlı ve kendinizi seçmekten korkmayın. Kendiniz için yaşadığınız bir hayatınız olsun ve bırakın üzülsünler! Sizi seviyorum ❤️

  40. 42

    #42 Kader ve Irade

    Eğer her şey önceden yazılmışsa benim o zaman hiç bir şey yapmamam mı gerekiyor? Çabalıyorum ama olmuyor? Yada bir türlü harekete geçemiyorum, erteliyorum neden? Sorularını soruyor olabiliriz. Güneş’in doğup doğmaması kaderdir ama sizin perdeyi açıp açmamanız sizin iradenizdir. Ancak, bir şeyin madde boyutunda gerçekleşebilmesi için önce enerji alanını değiştirmemiz ve adım atmamız gerekiyor. Bazen hayalimizin gerçekleşebilmesi bizi korkutuyor olabilir ve önce kendimize karşı dürüst olmamız ve irademizin ve inancımızın önündeki engelleri aşmamız gerekiyor. Belki de kaderiniz sizinle buluşmak için bir adımınızı bekliyor. Ben asla bunu yapmam dediğiniz şeyi belki de yapmanın tam sırası. Sevgimle

  41. 41

    #41 Kendini sevme becerisi

    Tum yaralarimi iyilestirirsem artik sevilebilirim inanci bizi tam tersine daha da sevgisizlige surukluyor. Halbu ki kendimizle derdi olan tek kisi bizden baskasi degil. Oysa yaralarimiz, bizden iyilesmek yerine sadece kabul edilmeyi bekliyor olabilir. Nevrotik yapi, sizi baskalarindan ayiran ve sizi biricik yapan yegane unsur. Bu sizi farklilastiran, sizi renkli kilan ve belki de yaraticiliginizi arttiran bir arac. Yuzunuzdeki cizige takilip “Ben neden boyleyim?” demek yerine o yaraya bir sanat eseri ve sizi digerlerinden ayiran biricik ozelliginiz olarak bakmaya calissak kendimizi de bu kadar cekistirmemis olacagiz. Iyilesmeyi beklemek yerine kendimizi arizalarimizla kabullenmeye basladigimiz noktada hayati da daha yasanir kilmayi basarabiliriz.

  42. 40

    #40 Enerji sadece form değiştirir

    Hangi tercihi yapsam daha iyi olur? Nereye gitsem? Ya Bir şeyleri kaybedersem? Diye kaygılanıyor olabiliriz. Oysa ki dış dünyada yaşadıklarımız ruhumuzun sadece form değiştirmiş halidir. Sizin ruhunuzda/özünüzde olan şey sizde kalır ancak sadece şekil değiştirir. Eğer siz zaten yaratıcı biriyseniz bu sizde resim yaparak, yazarak yada çocuk doğurarak şekil bulmuş olabilir. Bunun için kaygılanıp kaybetme korkusu yaşamak yerine özümüze sahip çıkmak, beşeri halinden ziyade o enerjinin bizde var olduğunu bilerek uygun zaman geldiğinde ortaya çıkacağına güvenmek gerekiyor. Siz nereye giderseniz gidin kendinizi götürmeye devam edeceksiniz. Buna güvenin.

  43. 39

    #39 Dışa bakan rüya görür, içe bakan uyanır

    38. Bölümde bahsettiğim “aradığın şey de seni arıyor”sa eğer seni bulan şeyin seni neden bulduğunu da anlamamız gerekiyor? Biz ne yaratıyoruz ki belli başlı olayları, insanları ve durumları kendimize çekiyoruz? Bize ne anlatmaya çalışıyor? Carl Gustav Jung “Dışa bakan rüya görür, içe bakan uyanır” der. Eğer her şey bizim projeksiyonumuzsa karşımızda gördüğümüz sahne bizim içimizin yansımasından başka bir şey değil. Aynı ruh ailesinde ve frekansta olduğunuz insanlarla birbirinizi besler ve yükseltirsiniz. Ancak, frekanları sizinle uyumlu olmayan insanlar ve olaylar ya kendiliğinden elenir yada sizi düşürür ki kendinizin farkına varın. Her ne olursa olsun ışığınız yükseltin ve ışığınıza sahip çıkın 🌟

  44. 38

    #38 Aradığın şey de seni arıyor

    Karşınıza Alaaddin’in Cini çıksa ve size “Dile benden ne dilersen?” diye sorsa biz yine gidip ev, araba, bir eş, çocuk sahibi olmayı hayal ederiz ama Tanrı olup boyutlar üstü yaratımımız olmasını hayal etmek bizi korkutuyor. Tanrı olmak düşüncesi, geçmişi bırakıp tüm mazeretleri bir kenara bırakıp tüm yaşam sorumluluğunu alan bir yetişkin olmak demek. Mevlana aslında “aradığın şey de seni arıyor” derken Tanrı’nın biz olduğumuz ve bundan şüphe duymayarak hareket ettiğimiz noktada gelecek yaratımlarımızı oluşturabileceğimizi söylüyor. Oysa, şüphe ve korku duyduğumuz her an bizi geçmişe tutsak eder ve bir adım daha ilerleyemeyiz. Gelecekte olmasını istediğimiz bir şeyi şüphe duymadan olmuş gibi yaşadığımızda beyin, geçmiş ve gelecek arasındaki farkı ayırt edemeyerek tüm bedeni bu yaratıma uyarlayarak hareket eder. Artık siz geleceğe uyarlandınız ve aradığınız şey sizi aramaya başlar ve sizi gelip bulur. Yeter ki Tanrı’ yı ayırıp koyduğumuz gökyüzünden alıp Tanrı’nın içinde olduğumuzu hatırlayalım. Tüm yaratımlarımızın sevgiden olması dileğiyle ❤️ IG: @kendinetani

  45. 37

    #37 Yaralı Şifacı- Chiron

    Genelde empatlar çok travmatize olmuş çocuklar çünkü kendi iç sesinden önce başkalarının ne hissettiğini düşünebilme becerisi bir beceri değil travma göstergesi. Biz ile diğerleri arasındaki ayrımın çok belirsiz olduğu ve sınırların belirli olmadığı bir yerden başkalarını anlamaya çalışırız. Oysa, kendimizin ne hissettiği ve gerçek arzularımızı keşfetmek maden bulmak kadar zordur. Bu hikaye mitoloji ve astrolojide Yaralı Şifacı/Chiron ile çok güzel anlatılır: Babası Kronos (Satürn) annesi ise su-göl-deniz perisi Philyra, yakalanmamak için her buluşmada at kılığına girerler bu koşulda gerçekleşen birlikteliklerinden yarı insan yarı at ve ölümsüz bir canlı doğar yani Chiron. Philyra Chiron’un kılığından utanır ve onu bir mağaraya terk eder. Chiron ailesi tarafından dışlanmış evlilik dışı bir ilişkinin meyvesi olmuştur ve terk edilmiştir ve aynı zamanda görünüşü pekte hoş değildir. Tüm bunlar Chiron’ un doğuştan kırılıp yaralamasına üzülmesine neden olmuştur, çirkinliğini bilip bilgeliğini ön plana çıkarır. Yeteneklerini çocukken keşfeder; savaşçı, müzisyen, şifacı, öğretmen ve kahin olmuştur. Aynı yerden ne kadar acı çekersek başkalarını da o kadar şifa verebiliriz. O kör noktayı fark edip iyileştirebilirsek ruhun kapısını ve bilgeliğe giden kapıyı açabiliriz. Asıl ihtiyacımız takıldığımız noktaları görüp şifayı kendimize de sunabilmek.

  46. 36

    #36 Kalbinin sesini dinle!

    Her şey “21 yaşındaki haline ne tavsiye ederdin?” Sorusuna “kalbinin sesini dinle” cevabı ile başladı ve soru soruyu doğurdu… Yaptığımız tercihlerin kaçı gerçekten bize ait? Başkalarını memnun etmek için kendimizde nelerden vazgeçiyoruz? Gerçek arzularımız ne? Canımız neyi arzuluyor? Kendimizi yaşamayı ertelemek yerine yaşamaya başlarsak kimsenin hikayesini tamamlamak zorunda hissetmeyiz. Kendi arzularını gerçekleştirmek bencillik olarak kodlanmış olabilir. Ancak, kendini yaşama cesaretini gösteren ve mutlu olan bir insan dünyaya ilhamdan başka nasıl bir zarar verebilir? Hayatta tek bir rolümüz var kendimizi gerçekleştirmek ve mutlu etmek, başkalarını memnun etmek değil. Her gününü kendimiz olarak yaşadığımız bir hayat olsun. Sevgiyle kalın. IG: @kendinetani

  47. 35

    #35 Ölüm Bilgeliği

    Ölüm, bir çoğumuzun konuşmaktan, düşünmekten, dile getirmekten bile hoşlanmadığı bir olgu. Ancak, evrenin dualite ile çalıştığını düşündüğümüzde yaşamı deneyimlemek ve farkındalık ile yaşayabilmemiz için “ölüm” ü her gün hatırlamamız ve deneyimlememiz gerekiyor. Aslında bizi huzursuz eden bir çok olgunun altında ölüm korkumuz yatıyor. Oysa ki, her anımızın son olduğunu, hayatımızdaki kişi/lerin ne zaman hayatımızdan çıkacağını da bilmiyoruz. Ölüm gerçeğini hatırladığımızda ise her an, sonsuzluk kadar derin akmaya başlıyor ve şükran duygusu ile geçiyor. Yaşamın içinde var olan tek gerçek, sevgi ve ölümsüzlüğün tek kaynağı da bu. Yaşamı doyasıya deneyimleyebilmemiz için her gün ölmeyi göze almamız gerekiyor. Ölüm korkusu ile tutunduğumuz arzuları bıraktığımızda ise koşulsuz sevgiyi tecrübe etme şansımız var. Yaşamı ve sevgiyi her anınızda deneyimlediğiniz bir hayatınız olmasını dilerim. IG: @kendinetani

  48. 34

    #34 Benlik Döngüsü

    Nietzsche‘nin Benlik Döngüsü teorisine göre insan yaşamı sonsuza dek baştan sona aynı biçimde tekrar edecek belirli bir bütündür ve bu döngü 33 yılda bir tekrar eder. Aynı şey astrolojide de geçerlidir: 33 yıl sonra Güneş, doğduğunuz andaki aynı konuma geçer ve burada zaman bükülür ve döngü sahneler değişerek yeniden başlar. Peki zaman gerçekten lineer midir? Şu an yaşadığımız şey geçmişimiz mi yoksa geleceğimiz mi? Hangisini yaratıyoruz? Son dönem yaşadıklarımdan çıkarımlarımı paylaşmaya çalıştım. Sevgiyle kalın ❤️ IG: @kendinetani

  49. 33

    #33 İyi kız/erkek çocuklarına ithafen

    Kendimizi ilişkilerimizde ( aile, romantik, iş, arkadaşlık…) nasıl tanımlıyoruz? Hep iyi, anlayışlı olan taraf olarak tanımlıyorsak başkalarının anlayışsızlıklarını suçlamak yerine kendimizle ilgili kırmızı bayrağı görme vakti gelmiş demektir. Gerçek duygularımızı, hatta en hoşnut olmadığımız öfke, kıskançlık, hayal kırıklığı gibi duygularımızı paylaşmaktan kendimizi geri tutuyorsak eğer bu şekilde sevilmeyeceğimiz yada ilişkinin kopacağı veya yeterince iyi olamayacağımız inancı olabilir. Oysa, bu kendine ihanet etmekle birlikte karşı tarafı tanıma ve gerçek bir güven ilişkisi yaşama şansımızı elimizden almaktan başka bir şeye hizmet etmiyor. Bizim çocuklukta geliştirmiş olduğumuz hayatta kalma aracı olan iyi kız/erkek çocuğu olmaktan çıkıp artık bir yetişkin olarak kendi duygularımıza sahip çıkmaya ve bunu paylaşmaya ihtiyacımız var. Gerçek özgürlük ve sevgi, başkaları ile kurduğumuz ilişkilerde her yönümüz ile kabul edilebildiğimizi hissettiğimiz teslimiyette gizli. IG: @kendinetani

  50. 32

    #32 Yalnızlık mı sessizlik mi?

    İnsanoğlunun en çok korktuğu şey ölümden sonra yalnızlık. Oysa yalnızlığı giderme ihtiyacı kendimizi daha da kaybolmuş, içsel bağlarımızdan kopmuş hissettirebiliyor. Kendi iç sesimizi duymanın yegane yolu sessizlik ve kendimizle yapacağımız içsel konuşmalar. O zaman işte neden? sorusu yerine ne? sorusunu sormaya ve çıkış yolunu bulmaya başlıyoruz. Ruhumuzu duymaya başladığımızda yalnızlığın ne bir ihtiyaç ne de bir kaçış olduğunu anlamış olacağız. Sevgimle

Type above to search every episode's transcript for a word or phrase. Matches are scoped to this podcast.

Searching…

No matches for "" in this podcast's transcripts.

Showing of matches

No topics indexed yet for this podcast.

Loading reviews...

ABOUT THIS SHOW

Şifalandırmak önce kendini doğru “tanı”madan geçer. Farkındalık, öz-şefkat, psikoloji, spirituellikle dolu bir podcast.Daha fazla içerik için İnstagram’da @kendinetanı hesabını takip et! Soru, görüş ve bireysel danışmanlık için: DM 📩 IG @kendinetanı veya kendinetanı@gmail.com

HOSTED BY

Nevin Öztürk

CATEGORIES

URL copied to clipboard!