(149) 29. Lem’a-i Arabiye/2, Sh 325 | 1.Bab | Sübhanallah hakkındadır | Üç Fasıldır | Birinci Fasıl episode artwork

EPISODE · Jun 11, 2026 · 59 MIN

(149) 29. Lem’a-i Arabiye/2, Sh 325 | 1.Bab | Sübhanallah hakkındadır | Üç Fasıldır | Birinci Fasıl

from Lem'alar Mecmuası · host Av. Ali Kurt

YİRMİDOKUZUNCU LEM‘AÎmâna Medâr Âlî Bir Tefekkürnâme, Tevhîde Dâir Yüksek Bir Ma‘rifetnâmeبِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُKardeşlerim! Bu tefekkürnâme çok ehemmiyetlidir. İmâm-ı Ali Radıyallâhü Anh ona bir vecihte “Âyetü’l-Kübrâ” nâmını vermesi, tam kıymetini gösteriyor. Namaz tesbîhâtında aynelyakîn derecesinde kalbe gelmiş, çok risâleleri netice vermiş, otuz senedir akıl ve fikrimin gıdası ve ilacı olmuş bir ma‘rifetnâmedir. Bunu hem Lem‘alar içinde, hem kırk elli aded müstakil yazılsa münâsibdir.بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِاَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ وَالصَّلٰوةُ وَالسَّلَامُ عَلٰي سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰٓي اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ٓ اَجْمَعي۪نَİfâde-i MerâmOtuz seneden beri kalbim, aklım ile imtizâc edip, Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ ٭ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ ٭ اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ ٭ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ gibi âyetlerle emrettiği ve tefekkür mesleğine teşvîk ettiği hem تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ hadîs-i şerîfi, bazen bir saat tefekkür, bir sene ibâdet hükmünde olduğunu beyân edip, tefekküre azîm teşvîkāt yaptığı cihetle, ben de otuz seneden beri meslek-i tefekkürde akıl ve kalbime tezâhür eden büyük nûrları ve uzun hakîkatleri kendime muhâfaza etmek için işaretler nev‘inden bazı kelimâtı, o envâra delâlet etmesi için değil, belki vücûdlarına işaret için ve tefekkürü teshîl ve intizâmı muhâfaza için vaz‘ ettim. Gāyet muhtelif Arabî ibârelerle kendi kendime o tefekkürde gittiğim zaman, o kelimâtı lisânen zikirediyordum. Bu uzun zamanda ve binler def‘a tekrarımda bana ne usanç geliyordu ve ne de verdiği zevk-i rûhânî noksânlaşıyordu ve ne de onlara olan ihtiyâc-ı rûhî, zâil oluyordu. Çünkü bütün o tefekkürât, âyât-ı Kur’âniyenin lemeâtı olduğundan, âyâtın hâssası olan usandırmamak ve halâvetini muhâfaza etmek hâssasının bir cilvesi, o tefekkür aynasında temessül etmiştir.Sayfa 325Bu âhirde gördüm ki, Risâle-i Nûr’un eczâlarındaki kuvvetli ukde-i hayatiye ve parlak nûrlar, o silsile-i tefekkürâtın lem‘alarıdırlar. Bana ettikleri te’sîri başka zâtlara da edeceğini düşünerek, âhir ömrümde mecmûunu kaleme almayı niyet etmiştim. Gerçi çok mühim parçaları, Risâle-i Nûr’da derc edilmiştir. Fakat hey’et-i mecmûasında başka bir kıymet ve kuvvet bulunacaktır. Âhir-i ömür muayyen olmadığı için, bu Eskişehir’in hapsindeki mahkûmiyetim ve vaz‘iyetim ölümden daha beter bir şekil aldığından, âhir-i hayatımı beklemeyerek, kardeşlerimin ısrarları ve ilhâhları ile, tağyîr edilmeden, o silsile-i tefekkürât, yedi bâb üzerine yazıldı.[اَلْبَابُ الْاَوَّلُ]ف۪ي سُبْحَانَ اللّٰهِ [وَهُوَ ثَلَاثَةُ فُصُولٍ] [اَلْفَصْلُ الْاَوَّلُ] سُبْحَانَكَ يَا مَنْ تُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ السَّمَٓاءُ بِكَلِمَاتِ نُجُومِهَا وَشُمُوسِهَا وَاَقْمَارِهَا بِرُمُوزِ حِكَمِهَا. وَيُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ الْجَوُّ بِكَلِمَاتِ سَحَابَاتِهَا وَرُعُودِهَا وَبُرُوقِهَا وَاَمْطَارِهَا بِاِشَارَاتِ فَوَٓائِدِهَا. وَتُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ رَأْسُ الْاَرْضِ بِكَلِمَاتِ مَعَادِنِهَا وَنَبَاتَاتِهَا وَاَشْجَارِهَا وَحَيْوَانَاتِهَا بِدَلَالَاتِ انْتِظَامَاتِهَا. وَتُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ النَّبَاتَاتُ وَالْاَشْجَارُ بِكَلِمَاتِ اَوْرَاقِهَا وَاَزْهَارِهَا وَثَمَرَاتِهَا بِتَصْر۪يحَاتِ مَنَافِعِهَا. وَتُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ الْاَزْهَارُ وَالْاَثْمَارُ بِكَلِمَاتِ بُذُورِهَا وَاَجْنِحَتِهَا وَنَوَاتَاتِهَا بِعَجَٓائِبِ صَنْعَتِهَا. وَتُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ النَّوَاتَاتُ وَالْبُذُورُ بِاَلْسِنَةِ سَنَابِلِهَا وَكَلِمَاتِ حَبَّاتِهَا بِالْمُشَاهَدَةِ.وَيُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ كُلُّ نَبَاتٍ بِغَايَةِ الْوُضُوحِ وَالظُّهُورِ عِنْدَ انْكِشَافِ اَكْمَامِهَا وَتَبَسُّمِ بَنَاتِهَا بِاَفْوَاهِ مُزَيَّنَاتِ اَزَاه۪يرِهَا وَمُنْتَظَمَاتِ سَنَابِلِهَا بِكَلِمَاتِ مَوْزُونَاتِ بُذُورِهَا وَمَنْظُومَاتِ حَبَّاتِهَا بِلِسَانِ نِظَامِهَا١ ف۪ي م۪يزَانِهَا٢ ف۪ي تَنْظ۪يمِهَا٣ ف۪ي تَوْز۪ينِهَا٤ ف۪ي صَنْعَتِهَا٥ ف۪ي صِبْغَتِهَا٦ ف۪ي ز۪ينَتِهَا٧ ف۪ي نُقُوشِهَا٨ ف۪ي رَوَٓائِحِهَا٩ ف۪ٓي طُعُومِهَا١٠ ف۪ٓي اَلْوَانِهَا١١ ف۪ٓي اَشْكَالِهَا١٢

YİRMİDOKUZUNCU LEM‘AÎmâna Medâr Âlî Bir Tefekkürnâme, Tevhîde Dâir Yüksek Bir Ma‘rifetnâmeبِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُKardeşlerim! Bu tefekkürnâme çok ehemmiyetlidir. İmâm-ı Ali Radıyallâhü Anh ona bir vecihte “Âyetü’l-Kübrâ” nâmını vermesi, tam kıymetini gösteriyor. Namaz tesbîhâtında aynelyakîn derecesinde kalbe gelmiş, çok risâleleri netice vermiş, otuz senedir akıl ve fikrimin gıdası ve ilacı olmuş bir ma‘rifetnâmedir. Bunu hem Lem‘alar içinde, hem kırk elli aded müstakil yazılsa münâsibdir.بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِاَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ وَالصَّلٰوةُ وَالسَّلَامُ عَلٰي سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰٓي اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ٓ اَجْمَعي۪نَİfâde-i MerâmOtuz seneden beri kalbim, aklım ile imtizâc edip, Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ ٭ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ ٭ اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ ٭ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ gibi âyetlerle emrettiği ve tefekkür mesleğine teşvîk ettiği hem تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ hadîs-i şerîfi, bazen bir saat tefekkür, bir sene ibâdet hükmünde olduğunu beyân edip, tefekküre azîm teşvîkāt yaptığı cihetle, ben de otuz seneden beri meslek-i tefekkürde akıl ve kalbime tezâhür eden büyük nûrları ve uzun hakîkatleri kendime muhâfaza etmek için işaretler nev‘inden bazı kelimâtı, o envâra delâlet etmesi için değil, belki vücûdlarına işaret için ve tefekkürü teshîl ve intizâmı muhâfaza için vaz‘ ettim. Gāyet muhtelif Arabî ibârelerle kendi kendime o tefekkürde gittiğim zaman, o kelimâtı lisânen zikirediyordum. Bu uzun zamanda ve binler def‘a tekrarımda bana ne usanç geliyordu ve ne de verdiği zevk-i rûhânî noksânlaşıyordu ve ne de onlara olan ihtiyâc-ı rûhî, zâil oluyordu. Çünkü bütün o tefekkürât, âyât-ı Kur’âniyenin lemeâtı olduğundan, âyâtın hâssası olan usandırmamak ve halâvetini muhâfaza etmek hâssasının bir cilvesi, o tefekkür aynasında temessül etmiştir.Sayfa 325Bu âhirde gördüm ki, Risâle-i Nûr’un eczâlarındaki kuvvetli ukde-i hayatiye ve parlak nûrlar, o silsile-i tefekkürâtın lem‘alarıdırlar. Bana ettikleri te’sîri başka zâtlara da edeceğini düşünerek, âhir ömrümde mecmûunu kaleme almayı niyet etmiştim. Gerçi çok mühim parçaları, Risâle-i Nûr’da derc edilmiştir. Fakat hey’et-i mecmûasında başka bir kıymet ve kuvvet bulunacaktır. Âhir-i ömür muayyen olmadığı için, bu Eskişehir’in hapsindeki mahkûmiyetim ve vaz‘iyetim ölümden daha beter bir şekil aldığından, âhir-i hayatımı beklemeyerek, kardeşlerimin ısrarları ve ilhâhları ile, tağyîr edilmeden, o silsile-i tefekkürât, yedi bâb üzerine yazıldı.[اَلْبَابُ الْاَوَّلُ]ف۪ي سُبْحَانَ اللّٰهِ [وَهُوَ ثَلَاثَةُ فُصُولٍ] [اَلْفَصْلُ الْاَوَّلُ] سُبْحَانَكَ يَا مَنْ تُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ السَّمَٓاءُ بِكَلِمَاتِ نُجُومِهَا وَشُمُوسِهَا وَاَقْمَارِهَا بِرُمُوزِ حِكَمِهَا. وَيُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ الْجَوُّ بِكَلِمَاتِ سَحَابَاتِهَا وَرُعُودِهَا وَبُرُوقِهَا وَاَمْطَارِهَا بِاِشَارَاتِ فَوَٓائِدِهَا. وَتُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ رَأْسُ الْاَرْضِ بِكَلِمَاتِ مَعَادِنِهَا وَنَبَاتَاتِهَا وَاَشْجَارِهَا وَحَيْوَانَاتِهَا بِدَلَالَاتِ انْتِظَامَاتِهَا. وَتُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ النَّبَاتَاتُ وَالْاَشْجَارُ بِكَلِمَاتِ اَوْرَاقِهَا وَاَزْهَارِهَا وَثَمَرَاتِهَا بِتَصْر۪يحَاتِ مَنَافِعِهَا. وَتُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ الْاَزْهَارُ وَالْاَثْمَارُ بِكَلِمَاتِ بُذُورِهَا وَاَجْنِحَتِهَا وَنَوَاتَاتِهَا بِعَجَٓائِبِ صَنْعَتِهَا. وَتُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ النَّوَاتَاتُ وَالْبُذُورُ بِاَلْسِنَةِ سَنَابِلِهَا وَكَلِمَاتِ حَبَّاتِهَا بِالْمُشَاهَدَةِ.وَيُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ كُلُّ نَبَاتٍ بِغَايَةِ الْوُضُوحِ وَالظُّهُورِ عِنْدَ انْكِشَافِ اَكْمَامِهَا وَتَبَسُّمِ بَنَاتِهَا بِاَفْوَاهِ مُزَيَّنَاتِ اَزَاه۪يرِهَا وَمُنْتَظَمَاتِ سَنَابِلِهَا بِكَلِمَاتِ مَوْزُونَاتِ بُذُورِهَا وَمَنْظُومَاتِ حَبَّاتِهَا بِلِسَانِ نِظَامِهَا١ ف۪ي م۪يزَانِهَا٢ ف۪ي تَنْظ۪يمِهَا٣ ف۪ي تَوْز۪ينِهَا٤ ف۪ي صَنْعَتِهَا٥ ف۪ي صِبْغَتِهَا٦ ف۪ي ز۪ينَتِهَا٧ ف۪ي نُقُوشِهَا٨ ف۪ي رَوَٓائِحِهَا٩ ف۪ٓي طُعُومِهَا١٠ ف۪ٓي اَلْوَانِهَا١١ ف۪ٓي اَشْكَالِهَا١٢

NOW PLAYING

(149) 29. Lem’a-i Arabiye/2, Sh 325 | 1.Bab | Sübhanallah hakkındadır | Üç Fasıldır | Birinci Fasıl

0:00 59:24

No transcript for this episode yet

We transcribe on demand. Request one and we'll notify you when it's ready — usually under 10 minutes.

No similar episodes found.

No similar podcasts found.

Frequently Asked Questions

How long is this episode of Lem'alar Mecmuası?

This episode is 59 minutes long.

When was this Lem'alar Mecmuası episode published?

This episode was published on June 11, 2026.

What is this episode about?

YİRMİDOKUZUNCU LEM‘AÎmâna Medâr Âlî Bir Tefekkürnâme, Tevhîde Dâir Yüksek Bir Ma‘rifetnâmeبِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُKardeşlerim! Bu tefekkürnâme çok ehemmiyetlidir. İmâm-ı Ali Radıyallâhü Anh ona bir vecihte “Âyetü’l-Kübrâ” nâmını vermesi, tam kıymetini...

Can I download this Lem'alar Mecmuası episode?

Yes, you can download this episode by clicking the download button on the episode player, or subscribe to the podcast in your preferred podcast app for automatic downloads.
URL copied to clipboard!