EPISODE · Jan 11, 2025 · 44 MIN
(73) 17. Lem'a/6, Sh 128 | 8.Nota | Cenâb-ı Hak her hizmetin mükâfâtını, o hizmet içinde dercetmiştir
from Lem'alar Mecmuası · host Av. Ali Kurt
Sekizinci Nota: Ey sa‘y ve ameldeki lezzet ve saadeti bilmeyen tenbel insan! Bil ki: Cenâb-ı Hak kemâl-i kereminden, hizmetin mükâfâtını, hizmet içinde dercetmiştir. Amelin ücretini, nefs-i amel içine koymuştur. İşte bu sır içindir ki; mevcûdât, hatta bir nokta-i nazarda câmidât dahi, evâmir-i tekvîniye ta‘bîr edilen hususî vazîfelerinde kemâl-i şevk ile ve bir çeşit lezzet ile evâmir-i Rabbâniyeye imtisâl ediyorlar. Arıdan, sinekten, tavuktan tut, tâ şemse ve kamere kadar her şey, kemâl-i lezzetle vazîfelerine çalışıyorlar. Demek hizmetlerinde bir lezzet var ki; akılları olmadığından, âkıbeti ve neticeleri düşünmeden mükemmel vazîfelerini îfâ ediyorlar. Eğer desen: “Zîhayatta lezzet kābildir. Cemâdâtta nasıl şevk ve lezzet olabilir?” Elcevab: Cemâdât, kendi hesablarına değil, onlara tecellî eden esmâ-yı İlâhiye hesabına bir şeref, bir makam, bir kemâl, bir güzellik, bir intizâm isterler ve arıyorlar. Ve o vazîfe-i fıtriyelerinin imtisâlinde, Nûru’l-Envâr’ın isimlerine birer ma‘kes, birer ayna hükmüne geçtiklerinden tenevvür ederler, terakkî ederler. Meselâ, nasıl ki bir katre su ve bir zerrecik cam parçası, zâtında ziyâsız ve ehemmiyetsiz iken, sâfî kalbleriyle güneşe yüzlerini çevirseler, o vakit o ehemmiyetsiz ve ziyâsız katre ve cam parçası, güneşin bir nevi‘ arşı olurlar. Senin yüzüne de tebessüm ederler. İşte bu misâl gibi zerrât ve mevcûdât, cemâl-i mutlak ve kemâl-i mutlak sâhibi olan Zât-ı Zülcelâl’in isimlerine vazîfeperverlik cihetinde ayna olmalarıyla, o katre ve o zerrecik şişe gibi, gāyet aşağı bir dereceden, gāyet yüksek bir derece-i zuhûra ve tenevvüre çıkıyorlar. Madem vazîfe cihetinde gāyet nûrânî ve yüksek bir makam alıyorlar. Lezzet mümkün ve kābil ise, yani hayat-ı âmmeden Sayfa 129 hissedar iseler, gāyet lezzetle o vazîfeleri görüyorlar, denilebilir. Vazîfede lezzet bulunduğuna en zâhir bir delil, sen kendi a‘zâ ve duygularının hizmetlerine bak. Herbirinin bekā-yı şahsî ve bekā-yı nev‘î için ettikleri hizmetlerinde ayrı ayrı lezzetleri var. Nefs-i hizmet, onlara bir telezzüz hükmüne geçiyor. Hatta hizmeti terketmek, o uzvun bir nevi‘ azabıdır. Hem en zâhir bir delil dahi, horoz ve yavrulu tavuk gibi hayvanâtın vazîfelerinde gösterdikleri fedâkârâne ve merdâne vaz‘iyetlerdir. Horoz aç olduğu halde, tavukları nefsine tercîh eder. Bulduğu rızka onları çağırır, yemez, onlara yedirir. Ve bir şevk ve iftihâr ve telezzüzle o vazîfeyi gördüğü görünür. Demek o hizmette, yemekten fazla bir lezzet alır. Hem küçük yavrularına çobanlık eden tavuk dahi, yavrularının hayatı için ruhunu fedâ eder, ite atılır. Kendi aç kalır, yavrularını doyurur. Demek o hizmette öyle bir lezzet alır ki, açlık acısına ve ölümün elemine, o lezzeti tercîh eder, ziyâde gelir. Hayvânî vâlideler, yavruları küçük iken vazîfeleri bulunduğundan, lezzetle himâyeye çalışırlar. Yavrular büyüdükten sonra o vazîfe kalkar, lezzet de gider. Hatta vâlidesi, bazen yavrusunu döver, elindeki taneyi alır, yer. Yalnız insan nev‘indeki vâlidelerin vazîfeleri, bir derece devam eder. Çünkü insanlarda za‘f ve acz i‘tibâriyle dâimâ bir nevi‘ çocukluk hâli var. Her vakitte şefkate muhtaçtırlar. İşte hayvanâtın horoz gibi çobanlık eden erkeklerine ve tavuk gibi vâlidelerine bak, anla ki...
What this episode covers
Sekizinci Nota: Ey sa‘y ve ameldeki lezzet ve saadeti bilmeyen tenbel insan! Bil ki: Cenâb-ı Hak kemâl-i kereminden, hizmetin mükâfâtını, hizmet içinde dercetmiştir. Amelin ücretini, nefs-i amel içine koymuştur. İşte bu sır içindir ki; mevcûdât, hatta bir nokta-i nazarda câmidât dahi, evâmir-i tekvîniye ta‘bîr edilen hususî vazîfelerinde kemâl-i şevk ile ve bir çeşit lezzet ile evâmir-i Rabbâniyeye imtisâl ediyorlar. Arıdan, sinekten, tavuktan tut, tâ şemse ve kamere kadar her şey, kemâl-i lezzetle vazîfelerine çalışıyorlar. Demek hizmetlerinde bir lezzet var ki; akılları olmadığından, âkıbeti ve neticeleri düşünmeden mükemmel vazîfelerini îfâ ediyorlar. Eğer desen: “Zîhayatta lezzet kābildir. Cemâdâtta nasıl şevk ve lezzet olabilir?” Elcevab: Cemâdât, kendi hesablarına değil, onlara tecellî eden esmâ-yı İlâhiye hesabına bir şeref, bir makam, bir kemâl, bir güzellik, bir intizâm isterler ve arıyorlar. Ve o vazîfe-i fıtriyelerinin imtisâlinde, Nûru’l-Envâr’ın isimlerine birer ma‘kes, birer ayna hükmüne geçtiklerinden tenevvür ederler, terakkî ederler. Meselâ, nasıl ki bir katre su ve bir zerrecik cam parçası, zâtında ziyâsız ve ehemmiyetsiz iken, sâfî kalbleriyle güneşe yüzlerini çevirseler, o vakit o ehemmiyetsiz ve ziyâsız katre ve cam parçası, güneşin bir nevi‘ arşı olurlar. Senin yüzüne de tebessüm ederler. İşte bu misâl gibi zerrât ve mevcûdât, cemâl-i mutlak ve kemâl-i mutlak sâhibi olan Zât-ı Zülcelâl’in isimlerine vazîfeperverlik cihetinde ayna olmalarıyla, o katre ve o zerrecik şişe gibi, gāyet aşağı bir dereceden, gāyet yüksek bir derece-i zuhûra ve tenevvüre çıkıyorlar. Madem vazîfe cihetinde gāyet nûrânî ve yüksek bir makam alıyorlar. Lezzet mümkün ve kābil ise, yani hayat-ı âmmeden Sayfa 129 hissedar iseler, gāyet lezzetle o vazîfeleri görüyorlar, denilebilir. Vazîfede lezzet bulunduğuna en zâhir bir delil, sen kendi a‘zâ ve duygularının hizmetlerine bak. Herbirinin bekā-yı şahsî ve bekā-yı nev‘î için ettikleri hizmetlerinde ayrı ayrı lezzetleri var. Nefs-i hizmet, onlara bir telezzüz hükmüne geçiyor. Hatta hizmeti terketmek, o uzvun bir nevi‘ azabıdır. Hem en zâhir bir delil dahi, horoz ve yavrulu tavuk gibi hayvanâtın vazîfelerinde gösterdikleri fedâkârâne ve merdâne vaz‘iyetlerdir. Horoz aç olduğu halde, tavukları nefsine tercîh eder. Bulduğu rızka onları çağırır, yemez, onlara yedirir. Ve bir şevk ve iftihâr ve telezzüzle o vazîfeyi gördüğü görünür. Demek o hizmette, yemekten fazla bir lezzet alır. Hem küçük yavrularına çobanlık eden tavuk dahi, yavrularının hayatı için ruhunu fedâ eder, ite atılır. Kendi aç kalır, yavrularını doyurur. Demek o hizmette öyle bir lezzet alır ki, açlık acısına ve ölümün elemine, o lezzeti tercîh eder, ziyâde gelir. Hayvânî vâlideler, yavruları küçük iken vazîfeleri bulunduğundan, lezzetle himâyeye çalışırlar. Yavrular büyüdükten sonra o vazîfe kalkar, lezzet de gider. Hatta vâlidesi, bazen yavrusunu döver, elindeki taneyi alır, yer. Yalnız insan nev‘indeki vâlidelerin vazîfeleri, bir derece devam eder. Çünkü insanlarda za‘f ve acz i‘tibâriyle dâimâ bir nevi‘ çocukluk hâli var. Her vakitte şefkate muhtaçtırlar. İşte hayvanâtın horoz gibi çobanlık eden erkeklerine ve tavuk gibi vâlidelerine bak, anla ki...
NOW PLAYING
(73) 17. Lem'a/6, Sh 128 | 8.Nota | Cenâb-ı Hak her hizmetin mükâfâtını, o hizmet içinde dercetmiştir
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.