(91) 20. Lem'a/3, Sh 160 | 4.Sebeb | İhlâs ile bir dirhem amel, ihlâssız batmanlarla amele racihtir episode artwork

EPISODE · Jan 29, 2025 · 42 MIN

(91) 20. Lem'a/3, Sh 160 | 4.Sebeb | İhlâs ile bir dirhem amel, ihlâssız batmanlarla amele racihtir

from Lem'alar Mecmuası · host Av. Ali Kurt

Dördüncü Sebeb: Ehl-i hidâyetin rekābetkârâne ihtilâfı, âkıbeti düşünmemekten ve kasr-ı nazardan olmadığı gibi; ehl-i dalâletin samîmâne ittifâkları, âkıbet-endîşlikten ve yüksek nazardan değildir. Belki ehl-i hidâyet, hak ve hakîkatin te’sîriyle, nefsin kör hissiyâtına kapılmayarak, kalbin ve aklın dûr-endişâne temâyülâtına tâbi‘ olmakla beraber, istikameti ve ihlâsı muhâfaza edemediklerinden, o yüksek makamı muhâfaza edemeyip ihtilâfa düşüyorlar. Ehl-i dalâlet ise, nefsin ve hevânın te’sîriyle, kör ve âkıbeti görmeyen ve bir dirhem hazır lezzeti bir batman ilerideki lezzete tercîh eden hissiyâtın mukteziyâtıyla, birbirine samîmî olarak, muaccel bir menfaat ve hazır bir lezzet için şiddetli ittifâk ediyorlar. Evet, dünyevî ve hazır lezzet ve menfaat etrafında, aşağı, kalbsiz nefisperestler, samîmî ittifâk ve ittihâd ediyorlar. Ehl-i hidâyet, âhirete âit ve ileriye müteallik semerât-ı uhreviyeye ve kemâlâta, kalb ve aklın yüksek düstûruyla müteveccih oldukları için, esaslı bir istikamet ve tam bir ihlâs ve gāyet fedâkârâne bir ittihâd ve ittifâk olabilirken, enâniyetten tecerrüd edemedikleri için, ifrât ve tefrît yüzünden, ulvî bir menba‘-ı kuvvet olan ittifâkı kaybedip, ihlâs da kırılır, vazîfe-i uhreviye de zedelenir. Kolayca rızâ-yı İlâhî de elde edilmez. Bu mühim marazın merhemi ve ilacı, اَلْحُبُّ فِي اللّٰهِ sırrıyla tarîk-i hakta gidenlere refâkatle iftihâr etmek ve arkalarından gitmek ve imamlık şerefini onlara bırakmak ve o hak yolunda kim olursa olsun kendinden daha iyi olduğunun ihtimâliyle enâniyetten vazgeçip ihlâsı kazanmak ve ihlâs ile bir dirhem amel, ihlâssız batmanlarla amellere râcih olduğunu bilmekle ve tâbiiyeti dahi sebeb-i mes‘ûliyet ve hatarlı olan metbûiyete tercîh etmekle, o marazdan kurtulur ve ihlâsı kazanır, vazîfe-i uhreviyesini hakkıyla yapabilir. Beşinci Sebeb: Ehl-i hidâyetin ihtilâfı ve adem-i ittifâkı zaaflarından olmadığı gibi; ehl-i dalâletin kuvvetli ittifâkı da kuvvetlerinden değildir. Belki ehl-i hidâyetin ittifâksızlığı, îmân-ı kâmilden gelen nokta-i istinâd ve nokta-i istinâddan neş’et eden kuvvetten ileri geldiği gibi; ehl-i gaflet ve ehl-i dalâletin ittifâkları, kalben nokta-i istinâd bulamadıkları için zaaf ve aczlerinden ileri gelmiştir. Çünkü zayıflar, ittifâka muhtaç oldukları için, kuvvetli ittifâk ederler. Kavîler ihtiyâcı tam hissetmediklerinden, ittifâkları zayıftır. Arslanlar, tilkiler gibi ki, bu hayvanlar, ittifâka muhtaç olmadıkları için ferdî yaşıyorlar. Yabânî keçiler, kurtlardan muhâfaza için, bir sürü teşkîl ederler. Demek zayıfların cem‘iyeti ve şahs-ı ma‘nevîsi, kavî olduğu gibi, (Hâşiye) kavîlerin cem‘iyeti ve şahs-ı ma‘nevîsi ise, zayıftır. Bu sırra bir işâret-i latîfe ve zarîf bir nükte-i Kur’âniyedir ki ferman etmiş: وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَد۪ينَةِ müenneslerin cemâatine, iki katlı müennes olduğu halde, müzekker fiili olan قَالَ buyurması; hem وَقَالَتِ الْاَعْرَابُ buyurmakla müzekkerlerin cemâatine, müennes fiili olan قَالَتْ ta‘bîriyle, latîfâne işaret ediyor ki, zayıf ve halîm ve yumuşak kadınların cem‘iyeti kuvvetleşir, sertlik ve şiddet kesbedip bir nevi‘ racûliyet kazanır. Onun için müzekker fiilini iktizâ ettiğinden وَقَالَ نِسْوَةٌ ta‘bîri, gāyet güzel düşmüştür. Erkeklerin ise, hususan bedevî ve a‘râb olsalar, kuvvetlerine güvendikleri için cem‘iyetleri zayıf olup, hem ihtiyâtkârlık, hem yumuşaklık vaz‘iyetini aldığından, bir nevi‘ kadınlık hâsiyeti takındıkları için, müennes fiilini iktizâ ettiğinden قَالَتِ الْاَعْرَابُ buyurmakla müennes fiiliyle ta‘bîri, tam yerinde olmuştur. Evet, ehl-i hak, gāyet kuvvetli bir nokta-i istinâd olan îmân-ı billâhtan gelen tevekkül ve teslîm ile, başkalara arz-ı ihtiyaç edip, muâvenet ve yardımlarını istemez. İstese de gāyet fedâkârâne yapışmaz. Ehl-i dünyâ, dünya işlerinde hakîkî nokta-i istinâdlarından gaflet ettiklerinden, zaaf ve acze düşüp, şiddetli bir sûrette yardımcılara ihtiyaçlarını hissederler, ...

Dördüncü Sebeb: Ehl-i hidâyetin rekābetkârâne ihtilâfı, âkıbeti düşünmemekten ve kasr-ı nazardan olmadığı gibi; ehl-i dalâletin samîmâne ittifâkları, âkıbet-endîşlikten ve yüksek nazardan değildir. Belki ehl-i hidâyet, hak ve hakîkatin te’sîriyle, nefsin kör hissiyâtına kapılmayarak, kalbin ve aklın dûr-endişâne temâyülâtına tâbi‘ olmakla beraber, istikameti ve ihlâsı muhâfaza edemediklerinden, o yüksek makamı muhâfaza edemeyip ihtilâfa düşüyorlar. Ehl-i dalâlet ise, nefsin ve hevânın te’sîriyle, kör ve âkıbeti görmeyen ve bir dirhem hazır lezzeti bir batman ilerideki lezzete tercîh eden hissiyâtın mukteziyâtıyla, birbirine samîmî olarak, muaccel bir menfaat ve hazır bir lezzet için şiddetli ittifâk ediyorlar. Evet, dünyevî ve hazır lezzet ve menfaat etrafında, aşağı, kalbsiz nefisperestler, samîmî ittifâk ve ittihâd ediyorlar. Ehl-i hidâyet, âhirete âit ve ileriye müteallik semerât-ı uhreviyeye ve kemâlâta, kalb ve aklın yüksek düstûruyla müteveccih oldukları için, esaslı bir istikamet ve tam bir ihlâs ve gāyet fedâkârâne bir ittihâd ve ittifâk olabilirken, enâniyetten tecerrüd edemedikleri için, ifrât ve tefrît yüzünden, ulvî bir menba‘-ı kuvvet olan ittifâkı kaybedip, ihlâs da kırılır, vazîfe-i uhreviye de zedelenir. Kolayca rızâ-yı İlâhî de elde edilmez. Bu mühim marazın merhemi ve ilacı, اَلْحُبُّ فِي اللّٰهِ sırrıyla tarîk-i hakta gidenlere refâkatle iftihâr etmek ve arkalarından gitmek ve imamlık şerefini onlara bırakmak ve o hak yolunda kim olursa olsun kendinden daha iyi olduğunun ihtimâliyle enâniyetten vazgeçip ihlâsı kazanmak ve ihlâs ile bir dirhem amel, ihlâssız batmanlarla amellere râcih olduğunu bilmekle ve tâbiiyeti dahi sebeb-i mes‘ûliyet ve hatarlı olan metbûiyete tercîh etmekle, o marazdan kurtulur ve ihlâsı kazanır, vazîfe-i uhreviyesini hakkıyla yapabilir. Beşinci Sebeb: Ehl-i hidâyetin ihtilâfı ve adem-i ittifâkı zaaflarından olmadığı gibi; ehl-i dalâletin kuvvetli ittifâkı da kuvvetlerinden değildir. Belki ehl-i hidâyetin ittifâksızlığı, îmân-ı kâmilden gelen nokta-i istinâd ve nokta-i istinâddan neş’et eden kuvvetten ileri geldiği gibi; ehl-i gaflet ve ehl-i dalâletin ittifâkları, kalben nokta-i istinâd bulamadıkları için zaaf ve aczlerinden ileri gelmiştir. Çünkü zayıflar, ittifâka muhtaç oldukları için, kuvvetli ittifâk ederler. Kavîler ihtiyâcı tam hissetmediklerinden, ittifâkları zayıftır. Arslanlar, tilkiler gibi ki, bu hayvanlar, ittifâka muhtaç olmadıkları için ferdî yaşıyorlar. Yabânî keçiler, kurtlardan muhâfaza için, bir sürü teşkîl ederler. Demek zayıfların cem‘iyeti ve şahs-ı ma‘nevîsi, kavî olduğu gibi, (Hâşiye) kavîlerin cem‘iyeti ve şahs-ı ma‘nevîsi ise, zayıftır. Bu sırra bir işâret-i latîfe ve zarîf bir nükte-i Kur’âniyedir ki ferman etmiş: وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَد۪ينَةِ müenneslerin cemâatine, iki katlı müennes olduğu halde, müzekker fiili olan قَالَ buyurması; hem وَقَالَتِ الْاَعْرَابُ buyurmakla müzekkerlerin cemâatine, müennes fiili olan قَالَتْ ta‘bîriyle, latîfâne işaret ediyor ki, zayıf ve halîm ve yumuşak kadınların cem‘iyeti kuvvetleşir, sertlik ve şiddet kesbedip bir nevi‘ racûliyet kazanır. Onun için müzekker fiilini iktizâ ettiğinden وَقَالَ نِسْوَةٌ ta‘bîri, gāyet güzel düşmüştür. Erkeklerin ise, hususan bedevî ve a‘râb olsalar, kuvvetlerine güvendikleri için cem‘iyetleri zayıf olup, hem ihtiyâtkârlık, hem yumuşaklık vaz‘iyetini aldığından, bir nevi‘ kadınlık hâsiyeti takındıkları için, müennes fiilini iktizâ ettiğinden قَالَتِ الْاَعْرَابُ buyurmakla müennes fiiliyle ta‘bîri, tam yerinde olmuştur. Evet, ehl-i hak, gāyet kuvvetli bir nokta-i istinâd olan îmân-ı billâhtan gelen tevekkül ve teslîm ile, başkalara arz-ı ihtiyaç edip, muâvenet ve yardımlarını istemez. İstese de gāyet fedâkârâne yapışmaz. Ehl-i dünyâ, dünya işlerinde hakîkî nokta-i istinâdlarından gaflet ettiklerinden, zaaf ve acze düşüp, şiddetli bir sûrette yardımcılara ihtiyaçlarını hissederler, ...

NOW PLAYING

(91) 20. Lem'a/3, Sh 160 | 4.Sebeb | İhlâs ile bir dirhem amel, ihlâssız batmanlarla amele racihtir

0:00 42:06

No transcript for this episode yet

We transcribe on demand. Request one and we'll notify you when it's ready — usually under 10 minutes.

Explaining the Faith with Fr. Chris Alar The Marian Fathers Each week, Very Rev. Chris Alar, MIC, director of the Association of Marian Helpers, examines in-depth an essential element of faith and morals that Catholics are called to proclaim, live, and celebrate. With wisdom, wit, and infectious enthusiasm, Fr. Chris digs deep into the richness, beauty, and truth of the faith that continues to transform hearts and lead people to God. May this podcast encourage your love of our Lord and love of your neighbor, especially of your brethren in the Church. Living Divine Mercy EWTN Fr. Chris Alar, M.I.C. helps viewers get a better understanding of the Divine Mercy message, and shares powerful, real life examples of people who live Divine Mercy in their every day lives. Homilies from the National Shrine The Marian Fathers These difficult times demand that we turn back to the beautiful mystery of who God is and what it means to be His cherished children. Listen in to the daily homilies from the Marian Fathers at the National Shrine of The Divine Mercy, including Fr. Chris Alar, Fr. Kaz Chwalek, and many more. May they help you to live by God’s will that you may play an active and effective role in a world whose wellbeing requires authentic Christian witness! Ciberíada de Lem en Lab 137 =^__^= [Audiolibro Ciencia Ficción] Mesh_mescalito En su momento, agadecido com estaba a tda la ente que había subido audios y que gracas a ellos me acompañaban decidí contribuir kármicamente de alguna manerra. Siempre me fasción el libr Ciberíada del escritor polaco Stanislaw Lem, su propio Bores, un tipo genial que tuvo u montón de etapas diferentespero una de ellas ciertamente es, para mí, muy muy cómica (y hay que agradecer a los traductores que estuvieron tan bien) y ilos´focia. Pero sobretodo muy graciosa, en su apariencia puerril de cuentos de princesas y robots. Lo grabé muy cutremente con el móvil allí donde podía.

Frequently Asked Questions

How long is this episode of Lem'alar Mecmuası?

This episode is 42 minutes long.

When was this Lem'alar Mecmuası episode published?

This episode was published on January 29, 2025.

What is this episode about?

Dördüncü Sebeb: Ehl-i hidâyetin rekābetkârâne ihtilâfı, âkıbeti düşünmemekten ve kasr-ı nazardan olmadığı gibi; ehl-i dalâletin samîmâne ittifâkları, âkıbet-endîşlikten ve yüksek nazardan değildir. Belki ehl-i hidâyet, hak ve hakîkatin te’sîriyle,...

Can I download this Lem'alar Mecmuası episode?

Yes, you can download this episode by clicking the download button on the episode player, or subscribe to the podcast in your preferred podcast app for automatic downloads.
URL copied to clipboard!