Bölüm 13: Livaneli Sohbet Sultan Abdülaziz'in Avrupa Seyahati episode artwork

EPISODE · Apr 20, 2025 · 9 MIN

Bölüm 13: Livaneli Sohbet Sultan Abdülaziz'in Avrupa Seyahati

from Livaneli Sohbet · host Zülfü Livaneli

Dostlarım, çoğu insanın gözünün dövize dikili olduğu, dolar ne oldu, euro ne oldu, şu ne oldu, bu ne oldu diye baktığı bir dönemde, şu kavramı yani “gavur parasıyla beş para etmez” kavramını, deyimini anlamanın zor olduğunu biliyorum. Ama bu bizim dilimize yerleşmiş. Neden? Çünkü öyleydi. Osmanlı güçlü zamanlarında Avrupa’yı hep hakir gördü. Her bakımdan: ekonomi bakımından, harp bakımından, giyim kuşam, yeme içme… Her bakımdan hakir gördü. Kendi kuvvetli bir devlet, kendi üslubu var, yaşam üslubu var, musikisi var, edebiyatı var, mutfağı var, çok zengin. Dolayısıyla Avrupa’yı hiç buraya yaklaştırmadı. Ta ki Avrupa’nın ne kadar ileri gittiğini, aradaki farkın ne kadar açıldığını acı bir şekilde görene kadar.Çünkü o dönemde dediğim gibi “gavur parasıyla beş para etmez”, ya da sarışınlara genel olarak “tüyü bozuk”, mavi gözlülere “gök gözlü”, “uğursuz”… O kadar yabancıydı ki. Bir de o dönemde düşünün, televizyon yok, şu yok, bu yok. İlk ülkeler birbirini göremiyorlar. Bizim padişahlar da savaşa gittiği yerler dışında hiçbir yeri görmüyor. Ta ki ne zamana kadar? Abdülaziz’in Avrupa seyahatine kadar. Çünkü o arada elçiler gidiyordu, geliyordu, anlatıyordu falan ama esas büyük değişim Abdülaziz’in Avrupa seyahatinde oldu.O zamana kadar savaş dışında başka ülkelere giden padişah olmamıştı. Fakat ilk defa padişah Abdülaziz biraz herkesi şaşırtarak Paris’teki sergiye, Napolyon’un davetini kabul etti. Uluslararası sergiye… Büyük hazırlıklar yapıldı tabii. İstanbul’dan ayrıldı. Sultaniye yatı, diğer yatlar… Bazı yatlar, bazı gemiler padişahı taşıyor. Taşıyanın yanında iki tane veliaht taşıyan var: biri Murat, birisi de kardeşi Abdülhamit. Abdülhamit 24 yaşında.Çünkü o zamanın büyük devlet adamları Ali Paşa ve Fuat Paşa -ki muazzam bir adamdır Keçizâde Fuat Paşa, bunu konuşmamız lazım mutlaka- bunlar, “Padişahım, taht boşluk kabul etmez. Aylarca sürecek bir seyahate çıkıyorsunuz, iki tane veliaht burada bırakılmamalı” diye… Kuvvetli insanlar, onları da beraberlerine aldılar. Ayrı ayrı yatlarda gidiyorlar. Ve bir gün Marmara’dan açıldılar, Çanakkale Boğazı’nı geçtiler. İstanbul halkı iki yakaya birikmiş, “Padişahım çok yaşa!” nidaları, çeşitli törenler arasında padişah uğurlandı.Ama biraz geç kalmışlardı seyahat için. Fırtınalı dönem başlamıştı. Ege Denizi’nde fırtınalara mağlup… Denize çıktıktan sonra o gemiler o kadar sallanmaya başladı ki… Fırtınaya tutulmuş gemiler tabii böyle oradan oraya vuruyor insanları. Padişah güverteye çıktı, tutuna tutuna ve kaptana dedi ki: “Derhal durdur şunu!” Fırtınayı durdurmayı emrediyor. Osmanlı padişahı, öl deyince ölüyor, ol deyince oluyor yani. Hiçbir emrine karşı çıkılamaz. “Durdur şunu!” dediği zaman, yani adam ya fırtınayı durduracak… Durduramayacağına göre de belki kelle gidecek.Onun üstüne doktorlarına yatıştırıcı bir şey yapıyorlar, iksir yapıyorlar, veriyorlar. Abdülaziz uyuyor. Uyandığı zaman da geçmiş oluyor fırtına. Gidiyorlar Messina Boğazı’na falan… Her geçtikleri ülkede saygı gösteriliyor tabii. Sonra Toulon Limanı’na kadar geliyorlar. Toulon Limanı’nda da düşünün o zaman Osmanlı padişahı geliyor diye hiç kimse görmemiş ki birbirini. Şehrin kadınlı erkekli bütün azzadeleri, halk, askerler falan herkes orada birikmişler. O kıyılarda bando çalıyor. Hatta Abdülaziz’in bestelerini çalıyor. Onun Batı tarzında besteleri vardır: barcarolle’ler, vals’ler bestelemiştir. Onları çalıyor.Orada da top atışları, 101 pare… Çok canı sıkılıyor. “Dönün gidelim, bu ne yapıyor, bu gavur!” falan diyor. Ama neyse, Keçizâde onu gene ikna ediyor. Sonra oradan karşılanıyor ve trenle Paris’e gidiyorlar. Trenleri, demiryollarını ve geçtikleri bütün Fransa’nın ne kadar gelişmiş olduğunu görüyorlar.

Dostlarım, çoğu insanın gözünün dövize dikili olduğu, dolar ne oldu, euro ne oldu, şu ne oldu, bu ne oldu diye baktığı bir dönemde, şu kavramı yani “gavur parasıyla beş para etmez” kavramını, deyimini anlamanın zor olduğunu biliyorum. Ama bu bizim dilimize yerleşmiş. Neden? Çünkü öyleydi. Osmanlı güçlü zamanlarında Avrupa’yı hep hakir gördü. Her bakımdan: ekonomi bakımından, harp bakımından, giyim kuşam, yeme içme… Her bakımdan hakir gördü. Kendi kuvvetli bir devlet, kendi üslubu var, yaşam üslubu var, musikisi var, edebiyatı var, mutfağı var, çok zengin. Dolayısıyla Avrupa’yı hiç buraya yaklaştırmadı. Ta ki Avrupa’nın ne kadar ileri gittiğini, aradaki farkın ne kadar açıldığını acı bir şekilde görene kadar.Çünkü o dönemde dediğim gibi “gavur parasıyla beş para etmez”, ya da sarışınlara genel olarak “tüyü bozuk”, mavi gözlülere “gök gözlü”, “uğursuz”… O kadar yabancıydı ki. Bir de o dönemde düşünün, televizyon yok, şu yok, bu yok. İlk ülkeler birbirini göremiyorlar. Bizim padişahlar da savaşa gittiği yerler dışında hiçbir yeri görmüyor. Ta ki ne zamana kadar? Abdülaziz’in Avrupa seyahatine kadar. Çünkü o arada elçiler gidiyordu, geliyordu, anlatıyordu falan ama esas büyük değişim Abdülaziz’in Avrupa seyahatinde oldu.O zamana kadar savaş dışında başka ülkelere giden padişah olmamıştı. Fakat ilk defa padişah Abdülaziz biraz herkesi şaşırtarak Paris’teki sergiye, Napolyon’un davetini kabul etti. Uluslararası sergiye… Büyük hazırlıklar yapıldı tabii. İstanbul’dan ayrıldı. Sultaniye yatı, diğer yatlar… Bazı yatlar, bazı gemiler padişahı taşıyor. Taşıyanın yanında iki tane veliaht taşıyan var: biri Murat, birisi de kardeşi Abdülhamit. Abdülhamit 24 yaşında.Çünkü o zamanın büyük devlet adamları Ali Paşa ve Fuat Paşa -ki muazzam bir adamdır Keçizâde Fuat Paşa, bunu konuşmamız lazım mutlaka- bunlar, “Padişahım, taht boşluk kabul etmez. Aylarca sürecek bir seyahate çıkıyorsunuz, iki tane veliaht burada bırakılmamalı” diye… Kuvvetli insanlar, onları da beraberlerine aldılar. Ayrı ayrı yatlarda gidiyorlar. Ve bir gün Marmara’dan açıldılar, Çanakkale Boğazı’nı geçtiler. İstanbul halkı iki yakaya birikmiş, “Padişahım çok yaşa!” nidaları, çeşitli törenler arasında padişah uğurlandı.Ama biraz geç kalmışlardı seyahat için. Fırtınalı dönem başlamıştı. Ege Denizi’nde fırtınalara mağlup… Denize çıktıktan sonra o gemiler o kadar sallanmaya başladı ki… Fırtınaya tutulmuş gemiler tabii böyle oradan oraya vuruyor insanları. Padişah güverteye çıktı, tutuna tutuna ve kaptana dedi ki: “Derhal durdur şunu!” Fırtınayı durdurmayı emrediyor. Osmanlı padişahı, öl deyince ölüyor, ol deyince oluyor yani. Hiçbir emrine karşı çıkılamaz. “Durdur şunu!” dediği zaman, yani adam ya fırtınayı durduracak… Durduramayacağına göre de belki kelle gidecek.Onun üstüne doktorlarına yatıştırıcı bir şey yapıyorlar, iksir yapıyorlar, veriyorlar. Abdülaziz uyuyor. Uyandığı zaman da geçmiş oluyor fırtına. Gidiyorlar Messina Boğazı’na falan… Her geçtikleri ülkede saygı gösteriliyor tabii. Sonra Toulon Limanı’na kadar geliyorlar. Toulon Limanı’nda da düşünün o zaman Osmanlı padişahı geliyor diye hiç kimse görmemiş ki birbirini. Şehrin kadınlı erkekli bütün azzadeleri, halk, askerler falan herkes orada birikmişler. O kıyılarda bando çalıyor. Hatta Abdülaziz’in bestelerini çalıyor. Onun Batı tarzında besteleri vardır: barcarolle’ler, vals’ler bestelemiştir. Onları çalıyor.Orada da top atışları, 101 pare… Çok canı sıkılıyor. “Dönün gidelim, bu ne yapıyor, bu gavur!” falan diyor. Ama neyse, Keçizâde onu gene ikna ediyor. Sonra oradan karşılanıyor ve trenle Paris’e gidiyorlar. Trenleri, demiryollarını ve geçtikleri bütün Fransa’nın ne kadar gelişmiş olduğunu görüyorlar.

NOW PLAYING

Bölüm 13: Livaneli Sohbet Sultan Abdülaziz'in Avrupa Seyahati

0:00 9:38

No transcript for this episode yet

We transcribe on demand. Request one and we'll notify you when it's ready — usually under 10 minutes.

Kerem Önder Kerem Önder Kerem Önder Hocamızın bağımlılık yapan üslûbuyla, Tefsir, Hadis, Fıkıh, Akâid, Siyer ve Tasavvuf gibi İslam ilimlerinin özetini, bu kanalda hiç sıkılmadan ve zorlanmadan hızlı bir şekilde öğrenecek ve hayatınıza tatbik etmekle kalmayıp etrafınızdaki insanlara da kolayca aktarabileceksiniz."Sizden hiç bir ücret istemeyenlere tâbi olun. Onlar, hidayete erdirilmişlerdir." ayeti gereğince sohbet videolarımızı, ücret talep etmemek kaydıyla istediğiniz gibi paylaşabilirsiniz. (Yasin 21)Tebliğ niyetiyle tanıdığınız herkese kanalımızı tavsiye edin. Çünkü:"Kim, iyi bir işe aracılık ederse, onun d Explicit Muhabbetin Başı Muhabbetin Başı Komedi, Kara Mizah, Ofansif Mizah, Ortaya Karışık Sohbet Explicit Canca Sesli Kitap Canca Şeyler Bu kanalda yerli ve yabancı yazarlara ait şiir, öykü ve romanları dinleyebilir, bazen de ilgimi çeken konular üzerine gerçekleştirdiğim sohbetlere konuk olabilirsiniz. Herkese keyifli dinlemeler…▫️ Youtube: Canca Şeyler (https://www.youtube.com/channel/UCokT5vpQVwaioDfAU2mcHtg)▫️ Twitter: @_cancaseyler▫️ Instagram: @yusufcangokkaya #şiir #seslikitap #sohbet Explicit Yeme Bozukluğu Sohbetleri YB Farkındalık Diyetisyen Zeynep Tuğtepe, Diyetisyen Gülşah Kumanova ve ED Survivor Derin Şahin ile yeme bozuklukları, sezgisel yeme, kilofobi, beden algısı, güzellik idealleri, her bedende sağlık ve değer yargılarımızın dört bir yanını sarmış olan diyet kültürü üzerine bir sohbet. Uzman konuklar ile devam edeceğimiz yeni yayınlar için bizleri spotify ve instagram üzerinden takipte kalın! Explicit

Frequently Asked Questions

How long is this episode of Livaneli Sohbet?

This episode is 9 minutes long.

When was this Livaneli Sohbet episode published?

This episode was published on April 20, 2025.

What is this episode about?

Dostlarım, çoğu insanın gözünün dövize dikili olduğu, dolar ne oldu, euro ne oldu, şu ne oldu, bu ne oldu diye baktığı bir dönemde, şu kavramı yani “gavur parasıyla beş para etmez” kavramını, deyimini anlamanın zor olduğunu biliyorum. Ama bu bizim...

Can I download this Livaneli Sohbet episode?

Yes, you can download this episode by clicking the download button on the episode player, or subscribe to the podcast in your preferred podcast app for automatic downloads.
URL copied to clipboard!