EPISODE · Jan 26, 2025 · 5 MIN
Bölüm 3: Yangın, Ahlaksızlık ve Cezasızlık
from Livaneli Sohbet · host Zülfü Livaneli
Dostlarım, bu üçüncü konuşmaya maalesef acı bir olayla başlayacağız. Çünkü hiçbirimizin aklından, gönlünden, vicdanından çıkmıyor bu yangın olayı. Her evde gözyaşı var, yas var ve korkunç bir trajedi bu. Tabii, dünyada her yerde doğal afetler ya da birtakım kazalar olur. Elbette kayıplar olur; tren kazaları, otobüs kazaları, vapur kazaları, depremler… Her şey oluyor. Ama burada insanın canını yakan şey, bu canlar kaybedilmeden, özel olarak tedbirler alınarak hepsi hayatta olabilirdi, hepsi yaşıyor olabilirdi şu anda.Burada ben temel neden olarak şunu görüyorum: düzenin bozulması. Tabii bu düzenin bozulmasının altında bir neden yatıyor; ahlaksızlık. Bir de tabii cezasızlık. Her cezasızlık başka ölümler getiriyor. Bizim niye böyle düzenimiz bu kadar bozuldu? Niye kurallara uymuyoruz? Niye trafikte her bayramda canlarımız gidiyor? Niye diğer olaylarda gidiyor? Biliyorsunuz, o tren kazasında dostlar çocuklarını kaybettiler. Hiç sorumlu yok ortada. Diğer kazalarda da sorumlu yok. Yangınlarda da sorumlu yok.Son 25 senedir tek sorumluluk alıp da hatta onu canıyla ödeyen bir Japon mühendis vardı biliyorsunuz. Yani kimse canına kıysın demiyoruz tabii ama en azından biraz sorumluluk almak, en azından biraz üzüntü hissetmek, biraz empati yapabilmek… Çünkü empati yapmak insana özgü bir şey. Ancak gelişen insanlar empati yapabiliyor. Hayvanlarda empati yoktur biliyorsunuz. Yani bir aslan gidip bir ceylanı parçalarken “Yazık mı oluyor? Canı mı acıyor? Çocuklarım var.” falan diye düşünmüyor. Düşündüğü şey sadece orada doymak. Ama insan, elbette ki hayvandan daha farklı bir seviyeye çıkması için, kendini ayırabilmek için empati yapmalı.O ailelerin acılarını hissetmek, o çocuğunu kaybeden ailelerin iç yangınını hissedebilmek… Bunun için ahlak lazım diyorum. Empati yapabilmek ve ahlak çok önemli. Benim yıllarca savcılık yapmış rahmetli babam, Anadolu’nun her tarafını dolaşmış biriydi. Şöyle bir sözü vardı: “Oğlum, iyimiz çoktur bizim, ama kötümüz de çoktur.” Buradaki “bizim” vurgusuna da dikkat çekmek isterim. Kötü niye kötü oluyor? Ben hep şöyle düşünürüm: İnsanların doğuştan kötü olma diye bir özelliği herhalde yoktur. Belki birtakım psikopatlar, hastalar olabilir; milyonda bir rastlanabilir. Ama insanları kötü yapan koşullar oluyor. Gene koşullar.Şöyle bir örnek düşünürüm hep kafamda: Böyle lüks transatlantikler var, hani cruise gemileri. Okyanusu geçiyorlar falan ve oralarda gayet şık, hoş bir hayat var. İnsanlar smokinle, tuvaletlerde akşam yemeğine gidiyorlar. Büyük lüks gemilerde kaptanın masasında oturuyorlar ya da şampanyalar açılıyor. Orada “Buyurun, buyurun” diyorlar, birbirlerine yol veriyorlar, nezaketle kadınların elini öpüyorlar, şampanya ikram ediyorlar falan. Çok kibar bir ortam. Peki, o gemi bir süre sonra batsa, Titanik gibi, o insanlar denize düşseler, bir küçük tahta parçasına tutunabilmek için birbirlerinin gözünü oyarlar.Orada işte ahlak başka bir şeye dönüşüyor. O koşullar insanları dönüştürüyor, bir can pazarında vahşete sürüklüyor. Bu, şartların getirdiği bir kötülük. İkincisi de öğretilen kötülükler var. 1995 yılında, o zaman Milliyet Gazetesi’ndeydim, bir kampanya açtım: “Televizyonlardaki Şiddete Son” diye. Şöyle yazıyordum: Çocuklarımız kaç yaşında? Beş, altı, yedi yaşında. Çocuklarımız binlerce cinayet görerek büyüyor. Kurşunlar atılıyor, insanlar öldürülüyor, kafalar kesiliyor, testereyle kesiliyor, gözler oyuluyor, insanlar yakılıyor. Bunlar hem haberlerde var hem de bu Amerikan popüler kültüründen bize gelen ve sirayet eden filmlerde, dizilerde var.Bu kadar şiddet görünce, cinayet olağanlaşır, sıradanlaşır. “Cinayet zaten olur böyle şeyler” diye düşünülür. Bizim ülkemizde de maalesef bu alt kültür, çok cani yetiştirdi. Şu anda gençlerde artan suç oranını görüyoruz. İnanılmaz bir boyuta yükseldi. Mecliste de bunun için uğraşmıştım. Artan şiddete karşı bir komisyon kurulması için önerge vermiştim, kabul edildi. Bir komisyon kuruldu, çalıştık ettik. ...
What this episode covers
Dostlarım, bu üçüncü konuşmaya maalesef acı bir olayla başlayacağız. Çünkü hiçbirimizin aklından, gönlünden, vicdanından çıkmıyor bu yangın olayı. Her evde gözyaşı var, yas var ve korkunç bir trajedi bu. Tabii, dünyada her yerde doğal afetler ya da birtakım kazalar olur. Elbette kayıplar olur; tren kazaları, otobüs kazaları, vapur kazaları, depremler… Her şey oluyor. Ama burada insanın canını yakan şey, bu canlar kaybedilmeden, özel olarak tedbirler alınarak hepsi hayatta olabilirdi, hepsi yaşıyor olabilirdi şu anda.Burada ben temel neden olarak şunu görüyorum: düzenin bozulması. Tabii bu düzenin bozulmasının altında bir neden yatıyor; ahlaksızlık. Bir de tabii cezasızlık. Her cezasızlık başka ölümler getiriyor. Bizim niye böyle düzenimiz bu kadar bozuldu? Niye kurallara uymuyoruz? Niye trafikte her bayramda canlarımız gidiyor? Niye diğer olaylarda gidiyor? Biliyorsunuz, o tren kazasında dostlar çocuklarını kaybettiler. Hiç sorumlu yok ortada. Diğer kazalarda da sorumlu yok. Yangınlarda da sorumlu yok.Son 25 senedir tek sorumluluk alıp da hatta onu canıyla ödeyen bir Japon mühendis vardı biliyorsunuz. Yani kimse canına kıysın demiyoruz tabii ama en azından biraz sorumluluk almak, en azından biraz üzüntü hissetmek, biraz empati yapabilmek… Çünkü empati yapmak insana özgü bir şey. Ancak gelişen insanlar empati yapabiliyor. Hayvanlarda empati yoktur biliyorsunuz. Yani bir aslan gidip bir ceylanı parçalarken “Yazık mı oluyor? Canı mı acıyor? Çocuklarım var.” falan diye düşünmüyor. Düşündüğü şey sadece orada doymak. Ama insan, elbette ki hayvandan daha farklı bir seviyeye çıkması için, kendini ayırabilmek için empati yapmalı.O ailelerin acılarını hissetmek, o çocuğunu kaybeden ailelerin iç yangınını hissedebilmek… Bunun için ahlak lazım diyorum. Empati yapabilmek ve ahlak çok önemli. Benim yıllarca savcılık yapmış rahmetli babam, Anadolu’nun her tarafını dolaşmış biriydi. Şöyle bir sözü vardı: “Oğlum, iyimiz çoktur bizim, ama kötümüz de çoktur.” Buradaki “bizim” vurgusuna da dikkat çekmek isterim. Kötü niye kötü oluyor? Ben hep şöyle düşünürüm: İnsanların doğuştan kötü olma diye bir özelliği herhalde yoktur. Belki birtakım psikopatlar, hastalar olabilir; milyonda bir rastlanabilir. Ama insanları kötü yapan koşullar oluyor. Gene koşullar.Şöyle bir örnek düşünürüm hep kafamda: Böyle lüks transatlantikler var, hani cruise gemileri. Okyanusu geçiyorlar falan ve oralarda gayet şık, hoş bir hayat var. İnsanlar smokinle, tuvaletlerde akşam yemeğine gidiyorlar. Büyük lüks gemilerde kaptanın masasında oturuyorlar ya da şampanyalar açılıyor. Orada “Buyurun, buyurun” diyorlar, birbirlerine yol veriyorlar, nezaketle kadınların elini öpüyorlar, şampanya ikram ediyorlar falan. Çok kibar bir ortam. Peki, o gemi bir süre sonra batsa, Titanik gibi, o insanlar denize düşseler, bir küçük tahta parçasına tutunabilmek için birbirlerinin gözünü oyarlar.Orada işte ahlak başka bir şeye dönüşüyor. O koşullar insanları dönüştürüyor, bir can pazarında vahşete sürüklüyor. Bu, şartların getirdiği bir kötülük. İkincisi de öğretilen kötülükler var. 1995 yılında, o zaman Milliyet Gazetesi’ndeydim, bir kampanya açtım: “Televizyonlardaki Şiddete Son” diye. Şöyle yazıyordum: Çocuklarımız kaç yaşında? Beş, altı, yedi yaşında. Çocuklarımız binlerce cinayet görerek büyüyor. Kurşunlar atılıyor, insanlar öldürülüyor, kafalar kesiliyor, testereyle kesiliyor, gözler oyuluyor, insanlar yakılıyor. Bunlar hem haberlerde var hem de bu Amerikan popüler kültüründen bize gelen ve sirayet eden filmlerde, dizilerde var.Bu kadar şiddet görünce, cinayet olağanlaşır, sıradanlaşır. “Cinayet zaten olur böyle şeyler” diye düşünülür. Bizim ülkemizde de maalesef bu alt kültür, çok cani yetiştirdi. Şu anda gençlerde artan suç oranını görüyoruz. İnanılmaz bir boyuta yükseldi. Mecliste de bunun için uğraşmıştım. Artan şiddete karşı bir komisyon kurulması için önerge vermiştim, kabul edildi. Bir komisyon kuruldu, çalıştık ettik. ...
NOW PLAYING
Bölüm 3: Yangın, Ahlaksızlık ve Cezasızlık
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
Jun 28, 2026 ·20m
Jun 3, 2026 ·42m
Jun 2, 2026 ·53m
May 31, 2026 ·46m
May 30, 2026 ·44m