EPISODE · Jun 9, 2022 · 4 MIN
Çalıkuşu (Ben, bir vefa ve sadakat hastasıyım...)
from Şiirlenelim · host Hedablida
"Etrafımdakiler ne tıynette, ne mayada insanlar olurlarsa olsunlar... Ben kendi yolumda metin adımlarla yürüdükten sonra korkum ne?" Evet, ben hakikaten garip, anlaşılmaz bir çocuktum. Hocalarımın zayıf damarlarını yakalamıştım. Her birinin en ziyade neden üzüleceğini gayet iyi keşfeder ve ona göre işkenceler hazırlardım. Sonra kabahatimin kolay geçiştirilecek kabahatlerden olmadığını anlıyordum. Ertesi gün muhakkak istintaka çağrılacak ve kim bilir ne olacaktım? Biliyorsunuz ki, ben çok kapalı ve yalnız yaşıyorum. Kimsenin hiçbir şeyi ile alakadar değilim. Masallarda, insanlar sevdiklerini ilk defa bahçeler, su başları gibi güzel yerlerde görürler. Ben kendi sevdiğimi ilk defa ölünün rahat döşeğinin yanında gördüm. Kağıt fenerlerin mumu artık tükeniyordu. Onların renkli ışıklarıyla beraber, içimdeki neşenin de sararıp solduğunu, gönlüme derin, çaresiz bir karanlığın inmeye başladığını hissediyordum. Ben, bir vefa ve sadakat hastasıyım. Sevdiğim şeylere ebediyen bağlanmak ihtiyatiyle dünyaya gelmişim...Mutlu muyum, yoksa mutsuz mu? Önemsiz bir soru. Öylesine coşkulu yaşıyorum ki. Çocuklar bulunmak için saklanır, yakalanmak için kaçarlar. Aranmayanlar ve bulunmayanlar da büyüyünce benim gibi olurlar. Bu ayrılık dakikasının bir bulut gibi üstüme çöken ağırlığına rağmen gülümsemekten kendimi alamadım. İnsanı en yakın akrabaları kalpsizce vurduktan sonra yabancılar vurmuş ne çıkar? Sevgisini de yüreğimden söküp atabilseydim... Fakat galiba buna imkân olmayacak. Kalbim çarptığı müddetçe bu damar böyle durmadan sızlanıp duracak. Fakat artık, bir köşede kendimi unutturmaktan, bir parça başımı dinlemekten gayri arzum yok. Ben konuşmaktan yoruldum, sevmem konuşmayı. Laf anlatmaktan nefret ederim; bunun kadar beni yoran şey yoktur şu hayatta. Bizim kapımızı bu saatlerde hiç kimse çalmayacak; bu daima, böyle olacak. Dayanma noktaları yavaş yavaş aşınan, sonra günün birinde en ehemmiyetsiz bir sarsıntı ile birdenbire göçen binalara benzedim. Kalbimde bir gizli düğüm var. Belki çocukça bir fikirdir, felsefe kitaplarında yeri yoktur ama ben saadeti ikiye ayırırım. Başkalarından alınan saadet, başkalarına verilen saadet. Benim için hakiki saadet, başkalarına verilen saadettir. İnsan sevindirmek ne güzel bir şeydir, bazen küçük bir iyilik ölünceye kadar hayır ile yâd edilmenize vesile olur. Niçin miskin ve kanaatkâr olarak yaşamalı? Dünyada hakiki saadetler varken; niçin hayali bir saadete razı olmalı? Her şeye rağmen, uzun ve devamlı bir saadetle, hakiki bir saadetle mesut olmak istiyordu. Nasıl oluyor da bir insan, diğer bir insanı bu kadar çok mesut edebiliyor? Mesut insanlar çok ağır ihtiyarlıyorlardı. “İnsan mesut olduktan, sevdikten, sevildikten sonra her şey boştu. Onu sevmeden, ne düşünür, ne hisseder, nasıl yaşardım? Bana öyle geliyor ki insan birini severse onu birtakım sebepler için sevmez. Nasıl söyleyeyim bilmem. Onu sevdiği için, sever. Onu, onun için sever.
Embed this episode
Ready to play
Çalıkuşu (Ben, bir vefa ve sadakat hastasıyım...)
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.