EPISODE · May 14, 2022 · 3 MIN
Çalıkuşu ( Ben Çalıkuşu, o da çalının ta kendisi…)
from Şiirlenelim · host Hedablida
"Çalıkuşu bugün defterinin gözyaşlarından kirlenmiş sayfalarına dökülen sonbahar yaprakları içinde müebbeden ölüyor." Ölür müsün, öldürür müsün? Yürürken yolunda bir incecik su birikintisi gördüğü zaman telaş eden, atlamaya karar vermeden evvel üç, dört kere iskarpinlerine ve suya bakan bu adamın ağaca çıkmak istemine gel de gülme. Fakat o, bu gece sahiden canavar kesilmişti. Yakın dallardan birini tutarak ağacın gövdesine atlıyor, daha yukarılara çıkmaya hazırlanıyordu... Bu gece ağacın üstünde onunla yüz yüze gelmek fikri nedense beni çıldırttı. Böyle bir şey olursa felaketti. Onun yeşil gözlerinin yakından baktığını görürsem, ağaç dalları arasında çarpışa çarpışa boğuşan iki yırtıcı kuşa döneceğiz. Gözlerini oyduktan sonra muhakkak aşağı atacağım. Ya onu, ya kendimi. Fakat nedense bu çılgınlığı göstermeyi doğru bulmuyordum. Yerimden doğrularak sert bir emir verdim: -Durunuz bakalım orada... O, aldırmadı, hatta cevap vermedi. Çıktığı dalın üstünde doğrularak daha yukarılara bakmaya başladı. -Durunuz, dedim. Netice fena olacak... Bilirsiniz ki ben Çalıkuşu'yum. Ağaçlar benim mülkümdür. Oralara benden başkasının ayak basmasına tahammül edemem. -Bu ne garip konuşma Feride? Hakikaten bu ne garip konuşmaydı! Çaresiz, alaycı bir tavır aldım. Gelirse daha yukarılara çıkmaya hazırlanarak: - Biliyorsunuz ki, size hürmetim vardır, dedim. Sizi ağaçtan aşağı yuvarlamaya mecbur olursam pek üzülürüm. Biraz evvel şiir okuyan sesiniz birdenbire değişerek "aman aman aman" diye bağırmaya başlarsa feci olur. Korku, onu cesur ve çevik yapmıştı. Tehdidime aldırmadan dallara tırmanmaya devam ediyordu. Ağaçta adeta bir kovalamaca oyununa başladık. O yaklaştıkça ben yukarılara çıkıyordum. Fakat dallar gittikçe inceliyordu. Yanıma yaklaşmıştı. Elleriyle başımı okşamak istiyor, fakat ürkütmekten korkuyordu. Fakat ne çare ki, ben dünyadaki en acemi ve vahşi kişisiydim. Onun bana doğru geldiğini gördüğüm zaman, ürkmüş biri gibi kaçıyordum, arkamdan sapan taşı yetişemiyordu. Bir aralık duvarın üstüne atlayıp kaçmayı düşündüm. Ancak, bunu yaparsam kaçamayıp, bir yerimi kırarak onun yerine benim haykırıp bağırma ihtimalim vardı. Ömür veren bir anlam taşıyordu sesi. Mamafih ne pahasına olursa olsun, bu gece birbirimize yaklaşmamalıydık. Ben Çalıkuşu, o da çalının kendisi… Ben söylemedim, bilmem ama kara sevda çekenler söylerler: Ateşten gömlek imiş derler. Dünya öyle bir dünya ki , bildiklerinin birçoğunu saklamak lâzım. Seni muhafaza etmek, bundan sonra benim vazifem oluyor. “… Bu gözler gülmeseler, canlı bir ıztırap gibi büyük ve derin görünecekler. Fakat gülmeye başladıkları an her şey değişiyor. O vakit küçülüyorlar, (ışıklar) içine sığmıyor, küçük pırıltılarla yanakların üstüne dökülmeye başlıyor.”
Embed this episode
Ready to play
Çalıkuşu ( Ben Çalıkuşu, o da çalının ta kendisi…)
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.