EPISODE · Jan 12, 2023 · 4 MIN
Çalıkuşu (Felaketi ağır ağır haber vermek testere ile adam kesmeye benzer.)
from Şiirlenelim · host Hedablida
Sahici bir kuşla yer değiştirip, bu dalların üstünden gökyüzüne kanatlanmayı, yukarıdaki ay illerinde kaybolup giderek, bu dünyadaki insanların yüzlerini artık görmemeyi ne kadar istiyordum. Gecedir... Alemlerle göçülmüş, Yangın yıkıntısında şehrin, Sinsi bir karanlık uyur sanki. Bedenimde büyüyen, Benden değil, Kara taştan bir ur sanki... Toprak böyle kızıl kan iken, Gökte görünmek onur sanki... Ben, galiba balıklar gibi bir göl içinde doğdum. Annemi hatırlamıyor değilim. Babamı, dadımı, neferimiz Hüseyin'i...Beni bir gün sokakta koşturan bodur bir kara köpeği...Bir gün, dolu bir sepetten gizlice üzüm çalarken parmağımı sokan arıyı...Gözüm ağrıdığı vakit, içine damlatılan kırmızı ilacı... Evet, bunlara benzer daha birçok şey aklımdan geçiyor. Fakat bunların hiçbiri ilk hatıra değil. Sevdiğim göl içinde, büyük yapraklar arasında çırılçıplak çabalayışım kadar eski değil. Deniz kadar uçsuz bucaksız bir göl, içinde büyük yapraklar, dört bir tarafında ağaçlar varsa, bu göl, nasıl deniz kadar büyük olur? diyeceksiniz... Kâmran, ben senden nefret ettiğim için, yabancı memleketlere kaçmıştım. Şimdi nefretim o dereceyi buldu ki, bu uzaklık kâfi gelmiyor. Senin yaşadığın, nefes aldığın dünyadan uzaklara kaçmak istiyorum. Kâmran, biz asıl bugün birbirimizden ayrılıyoruz. Ben, asıl bugün dul kalıyorum. Bütün olan, geçen şeylere rağmen, sen yine bir parça benimdin, ben bütün ruhumla senin...Sevdanın hiçbiri, bu dul kadın ruh ve vücudunu benim kadar hırpaladığını, yıprattığını zannetmiyorum. Neyim vardı? Niçin ağlıyordum? Bunu kendim de bilmiyorum. Öyle sanıyorum ki, bu gece dünyanın bütün evlerini birer birer dolaşarak, ne kadar ümitsizlik varsa hepsini toplamış, getirip benim göğsüme doldurmuşlar. Vallahi yalan söylemiyorum ve sizin kadar ben de şaşıyorum. Fakat bu böyle, ne yapalım? İçimde sönük bir ümit yok değil. Mamafih, huy canın altındadır, derler. Demek insanın, gecelerin imkânsız bir rüyası sandığı şeyler de mümkün olabilirmiş! Söz verdiğimiz yerde buluştuk Söz verdiğimiz zamanda değil. Ben yirmi yıl erken gelip, bekledim Sen geldin yirmi yıl geç Ben seni beklemekten yaşlıyım Sense, beklettiğin için genç İnsanı en yakın akrabaları kalpsizce vurduktan sonra yabancılar vurmuş ne çıkar? Bildiğim, birbirimizi hiç görmediğimiz ama adamakıllı hayata karıştığımız bu kırk yılı ben bir mimoza sürgününde geçirdim. Sanmam ki sen de hep çiçek açmış erik dallarının arasından gökyüzünün mavisini seyre durdun. Benim kaybettiğimi sen mi buldun, Senin sahip olduğunu ben mi yitirdim? Bilmiyorum...Gitmek hangi acıyı onarır ki? Senden bir parmak yüksekte aldığım her soluk kalbimi kurutuyor. Daha o gün anlamıştım. Ben ömrümce seninle sınanacaktım. Yakub’un Yusuf’la, İbrahim’in Ishak’la, Kabil’in Habil’le sınandığı gibi. Çünkü insan daima en sevdiği ile sınanır. Ne söylesem, ne yapsam, kendime, sana ait bir şey gözüyle bakmaktan kurtulamıyorum. Mektepte bize bir şiir ezberletmişlerdi. İnsan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış. Ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar. Hep birinin, gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış. Bunu yazan şair ne kadar haklıymış!
Embed this episode
Ready to play
Çalıkuşu (Felaketi ağır ağır haber vermek testere ile adam kesmeye benzer.)
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.