EPISODE · Dec 8, 2022 · 4 MIN
Çalıkuşu (Hakikaten düşkün, ruhen malûl olanlara biraz başka türlü muamele edilmesini anlarım. Fakat bu arada yanlış anlaşılmışların, yahut iyi anlaşılmamışların da yanmasından çok korkarım...)
from Şiirlenelim · host Hedablida
Gülmisal Kalfa, daima: "Ayın on beşi karanlıksa, on beşi aydınlıktır" derdi. Sonradan, büyük bir şair olduğunu öğrendiğim o insan bana bakarken, benim için, bu aydınlığın başlamak üzere olduğunu hissediyordum. Bir aydan beri, yavaş yavaş kaybettiğim güzel neşemi tekrar buldum. Çünkü benim ağaca çıkmak, kiraz çekirdeği atmaktan çok daha büyük suçlarım vardır. Bir kere zengin değilim…İşittiğime göre, zengin olmayan bir kıza iltifat eden olmazmış. Sonra güzelliğim de yok. Bana sorarsanız bu fukaralıktan daha büyük bir kusur... ''-Ruh güzelliği yanında yüz güzelliğinin ne ehemmiyeti olur?'' ''Merak etmeyin...Düşmeye o kadar alışığım ki...Mesela yakın olsak, şakağımda bir yara izi görürdünüz. Bir iz ki, bütün öteki güzellikleri tamamlar...Öyle sanıyorum ki Kudret, yalnız güzel simaları değil güzel toprakları, güzel denizleri de insana gizli gönül azapları versin diye yaratmış.'' Yalnız yüreğimde çocukluğumun fena günlerinden kalmış bir zehir vardı ki, bir türlü geçmiyordu. Hayatın bir felaketten sonra daima bir saadet verdiğini, o güzel atasözünün söylediği gibi, ayın on beşi karanlıksa, on beşinin mutlaka aydınlık olacağını bilmiyor değildim. ''-Öyle ya insan , birdenbire mi adam olur? Saadet bana biraz geç kaldı. İçimde bir çok şeyler yıkılıp harap olmuş. Büyük hislere artık kabiliyetim yok.'' Belki çocukça bir fikirdir felsefe kitaplarında yeri yoktur ama ben saadeti ikiye ayırırım: Başkalarından alınan saadet, başkalarına verilen saadet. Benim için hakikî saadet, başkalarına verilen saadettir. Saçlarım birer birer ağarıncaya kadar, başkalarının çocuklarına, onların saadetlerine kendimi vakfetmek artık beni korkutmuyor. İki sene evvel, bir sonbahar akşamı, gönlümün içinde öldürülen küçüklerin boş yerini başkalarının çocuklarına verdim. İnsan sevindirmek ne güzel bir şeydir, demişti. Bazen küçük bir iyilik ölünceye kadar hayır ile yadedilmenize vesile olur. ''-Mamafih, benim için şöyle bir teselli noktası da yok değil. Mağlubum, fakat düşmanla göğüs göğüse çarpıştıktan, son kurşunu attıktan sonra yere serilen bir asker gibi mağlubum. Allah beni de öteki insanlar gibi sevilecek ve utanmadan sevdiğini söyleyebilecek bir insan olarak yaratabilirdi. Nitekim, bu saatte, yine böyle ay ışığında yan yana dolaşan ve sevişen nice insanlar var... Kim bilir neler hissediyorlar? Nasıl mesut oluyorlar? İnsan saadetin bu derecesine nasıl tahammül eder?'' "Ne bileyim, insan kalbi, öyle anlaşılmaz bir şey ki!..'' -''Ben, sade, gökyüzüne bakarak hayret edenler, kainattaki büyüklüğü zihinlerine sığdıramayanlar gibi birbirlerini sevebilenlere hayret ediyordum. Zaten söylemiştim ya... O gece onun gözlerinde başka bir dünyaya baktıktan sonra, etrafımdaki şeylerde bir tat bulmak kabil değil...'' Mamafih, her zaferin herhalde iftihar edilecek bir şey olmadığını anlıyordum. Yeri belli olan ağrılardan, sızılardan şikayet etmeye sebep yok. Mesela, insan ağrıyan bir dişini söküp atıyor... Fakat benimki gibi insanlığın en derin, en karanlık yerlerinden gelen menbaı belirsiz ağrılar için ne yapmalı? ''İnsan yalnızlığı hariçte değil, kendi içinde aramalı.''
Embed this episode
Ready to play
Çalıkuşu (Hakikaten düşkün, ruhen malûl olanlara biraz başka türlü muamele edilmesini anlarım. Fakat bu arada yanlış anlaşılmışların, yahut iyi anlaşılmamışların da yanmasından çok korkarım...)
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.