EPISODE · Jan 11, 2024 · 3 MIN
Çalıkuşu (Merhamet acımak değil, acıtmamaktır.)
from Şiirlenelim · host Hedablida
Kalemi ısırmak ve saçlarımı gözlerimin üstüne dağıtmak, benim düşüncelere daldığıma alamettir. Benim düşünce saatlerim çok nadirdir. Aradan seneler geçti. Yabancı bir şehirde, yabancı bir otel odasında, sırf bitip tükenmeyecek gibi görünen bir gecenin yalnızlığına karşı koymak için, hatıralarımı yazmaya başladığım bu saatte, bir elim yine aynı küçük çocuk tavrıyla saçlarımı çekiştiriyor. Bunun sebebine gelince, öyle sanıyorum ki, ben etrafındaki hayata pek fazla kendini kapıp koyveren, hafif ve dikkatsiz bir çocuktum. Besbelli sıkı zamanlarda kendi kendimle, kendi fikirlerimle yalnız kalmak için gözlerimle dünya arasında, bu saçlardan bir perde koymaya çalışıyordum. Evet, bunlara benzer daha birçok şey aklımdan geçiyor. Fakat bunların hiçbiri ilk hatıra değil. Sevdiğim göl içinde, büyük yapraklar arasında çırılçıplak çabalayışım kadar eski değil. Deniz kadar uçsuz bucaksız bir göl, içindebüyük büyük yapraklar, dört bir tarafında ağaçlar varsa, bu göl nasıl deniz kadar büyük olur, diyeceksiniz... Vallahi yalan söylemiyorum. Ve sizin kadar ben de şaşıyorum. Ortada şikayet edilecek bir şey yok. Her gün yeni yerler, insanlar tanıyorsun. Tanıdığım insanlar hiç öyle zevk verici insanlar değil. İçimde sönük bir ümit yok değildi. Çok güzel bulduğumuz için, hiçbir zaman elimize geçmeyecek sandığımız şeylere karşı duyulan o ümitsiz ümit. En çok sesini duyurmak istediğin, en sağır olur. En çok koşmak istediğin, varılmaz yol olur. En çok sığınmak istediğin yer, hicranın olur. Çünkü burası dünya. Neyi çok istersen, hep onunla sınanırsın. Oyüzdendir ki dünya, hep yarım kalmış şeylerin yeridir. Saat kırıldı diye vakit durmuyor. Kimsenin yokluğu, kimsenin sonu olmuyor. Yeni yakalanmış bir kuşun yüreği göğsünde nasıl atarsa, benimki de öyle atıyordu. Hangi ümide sarılsam elimde kalıyor, neyi seversem ölüyor. Deniz ben, sokak ben, ağaç ben, yalnızlık ben. Ne vakte kadar? Ne vakte kadar? Niçin? Hangi emele yetişmek için? Hayatın bir felaketten sonra daima bir saadet verdiğini, o güzel atasözünün söylediği gibi, ayın on beşi karanlıksa,on beşinin mutlaka aydınlık olacağını bilmiyor değildim.Fakat bu mehtabın bu kadar koyu bir karanlıktan,bu kadar umulmaz bir dakikada doğacağını aklıma getiremezdim. Siz hiç, kırıldığınız yerlerden tamir olup, defalarca aynı yerden kırıldınız mı? Paramparçayken, tekrardan parçalanmak için birleştiniz mi? Bile bile, yürüdünüz mü acıya? Binlerce insanla tanışıyorsunuz ama hiçbiri size gerçekten dokunmuyor Sonra biriyle tanışıyorsunuz ve hayatınız değişiyor. Ben, umudumu kaybetmemeye çalışıyorum Kamran
Embed this episode
Ready to play
Çalıkuşu (Merhamet acımak değil, acıtmamaktır.)
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.