EPISODE · Apr 7, 2022 · 4 MIN
Çalıkuşu (Sanki o gözleriyle baktıkça içimdeki serçeler besleniyor)
from Şiirlenelim · host Hedablida
Gözlerimizde yaşlarla arabadan atladık, bir keçi yavrusu yakalayarak uzun kulaklarını, sular damlayan ince çenesini öptük. Bir aralık çobandan onu satın almayı düşündüm. Fakat neye yarar? Mademki yakında yine bırakıp gideceğiz. Derdimiz eksik gibi niçin başımıza yeni bir sevda satın almalı? Artık devam etmek istemedi, kendisini toplamaya çalışarak: Affedersiniz, lambayı yakar mısınız? dedi. Bir kibrit daha çaktım, fakat elim bir türlü lambaya gitmiyordu. Gözlerimi bir titrek aleve dikerek düşüne düşüne onun sönmesini bekledim. Oda, eski karanlığın içine düşünce yavaş yavaş: Belki birgün kalbimi yormayan birine denk gelirim diye yaşıyorum…Sanki bu dünyaya gelirken, Allah’a bu aşk için söz vermişim gibi… Sana, hep geç kalmaktan korkuyorum. Seni ne kadar seversem seveyim, sanki hiç yetmeyecekmiş gibi geliyor. Ben ömrümce seni özledim…En yakınımdayken yüz yıllık hasret nasıl konur sende gördüm. Kök saldım yokluğuna… Beni ancak bir ağaç ağlar. Hasretle nasıl başa çıkar ağaçlar? Bu kadar sağlam bir kalbi göğsünün neresinde sakladın merak ediyorum. Sandığımdan daha büyük bir kalbin varmış. Seni sevmekle nasıl onure oluyorum bir bilsen. Başkalarının içinde yaşarken öyle herkese, her şeye yabancı bir halin, rüya gören insanlara mahsus dalgın, mahzun bir gülümseyişin var ki, yüreğimi yakıyor . Sen, yaradılış itibariyle bile herkesten başkasın. Esatir, buseden doğmuş buse ile gıdalanmış, büyümüş birtakım perilerden bahseder. Bunları yalnız bir hayal zannetmemeli. Onların dünyada numuneleri vardır. Sen onlardan birisin. Sen, sevmek, sevilmek için yaratılmış bir mahluksun. Sanki o gözleriyle baktıkça içimdeki serçeler besleniyor. Sen bensiz, bende sensiz yapamayız. Ben sensizliği öğrenmek istemiyorum ki. Sende bensizliği öğrenme ne olur. Ben ömrümce seni özledim… En yakınımdayken yüz yıllık hasret nasıl konur sende gördüm. Elim kalem tuttuğundan beri ben hep sana yazdım. Hatta kendi adımdan önce seni yazdım. Şimdi saklambaç oynayacağız, lâkin güç yere saklanmak yok, parmak kadar vücudun var. Bir yere sıkışırsın, saatlerce beni yorarsın. Sonra, beni bulamazsan, merak etme, belki saklandığım yerde uyur kalırım. Küçük çiçekler gibi açıldı, beyaz denecek kadar açık sarı saçlarının içinde beyaz küçük yüzü, günün saatlerine göre değişen lacivert gözleriyle güldükçe yanağında güller açan, ağladıkça gözlerinden inciler dökülen peri kızlarına benzedi. Ağaç yapraklarının içinden süzülerek giren bir ikindi güneşi odayı parlak bir hayatla dolduruyordu. Dışarıda kuşlar, ağustos böcekleri ötüyor, uzaklardan bir gramafon sesi geliyordu. Odanın içi karmakarışıktı. Mademki hazin bir tesadüf, bugün bizi karşı karşıya getirdi, sizden kaçmayacağım. Dediğim gibi, bu memleketin havasında insan, ölümü adeta kokluyor. Hele geceler... Onların vehimlerine, korkularına dayanmak daha müşkül! Dünya adaletsiz…Sorsan etle tırnak gibiyiz,ama nedense hep tırnak benim..Uzadıkça kesilen, kesildikçe atılan...Derler ki; aşk, birine seni yok etme kudreti verip, bunu kullanmama hususunda ona itimat etmekmiş. Dünya zorba. Belki eşitleniriz bir gün aşkla! Ben, galiba balıklar gibi bir göl içinde doğdum. Benim uçsuz bucaksız denizim bir ağaç kümesi arasında, kuru bir ırmaktan kalma bir avuç sudan başka bir şey değildir.
Embed this episode
Ready to play
Çalıkuşu (Sanki o gözleriyle baktıkça içimdeki serçeler besleniyor)
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.