EPISODE · May 19, 2022 · 4 MIN
Çalıkuşu (Sen seni bil, sen seni...)
from Şiirlenelim · host Hedablida
Ben zannediyordum ki, ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnızca onun dümenini ele almak kâfidir...Şimdi anlıyorum ki, değilmiş... Yollar görünmez kayalarla doluymuş. Onlara çarpmamak lazımmış. Daha fenası, gizli cereyanlar varmış ki, insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını fark etmezmiş. Tâ ki, kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar...Mektep kitaplarına geçmiş basit bir hakikattir ki, manzaralara, çehrelere, hâtıralar insandan uzaklaştığı nisbette güzelleşir, şairaneleşir; türlü bulutlara, sislere, renklere bürünür...Büyüdükçe gökyüzüne bakmayı da unutuyor insan. Benim dünyada bir türlü zevk alamayışım, meçhul bir diyar hasretiyle yanıp tutuşuşum sebepsiz değilmiş. Yalnız kalmaya, istirahat etmeye ihtiyacım var hemşireciğim. Çok acı çektim de... Benim acıya hiç yüzüm yoktur. Dayanma noktaları yavaş yavaş aşınan, sonra günün birinde en ehemmiyetsiz bir sarsıntı ile birdenbire göçen binalara benzedim. Zavallı Çalıkuşu, rüzgâra kapılmış sonbahar yapraklarına döndü. Zaman hiçbir şeyi düzeltmez, sadece üzerini örter. Sakladığın acılar, bir gün mutlaka ortaya çıkar. Herkes zamanı geri alabilmek ister. Kimi eski güzel günleri tekrar yaşayabilmek için. Kimi yaptığı yanlışları düzeltebilmek için. Kimiyse sadece yaşadığını hissedebilmek için ister bunu… Gelecekten korkanlarsa, zamanı durdurmak ister. Her şey o kadar iyidir ki, bunun bozulmaması için çaba gösterirler. Ama kimse şu anın değerini bilenler kadar mutlu değildir. Geçmiş de, gelecek de onlarladır… Bazılarıysa zamanın ta kendisi gibidir. Ve her insan, zamanın dünya üzerinde bıraktığı birer yara izidir. Küçüklüğünde sevilmeyen, okşanmayan, nazını çekecek kimse bulunmayan bir çocukta ince ve güzel hislerin doğmasına nasıl imkân tasavvur edilir? Bizi biz yapan şeyler olmasa, ufacık bir çalıkuşu, bir müjde gibi konmasa dalımıza, Bir umut, sızıp girmese insanın yüreğine ne anlamı var? Gözlerinin gülüşü, çehresinin derin ve ince mânası, tebessümü, duruşu, söyleyişi... Bunların hepsinden fazla olarak fikir ve hislerindeki şairane asalet... İnsan, onu yiyip, içmeyen bir melek zannediyor. Nasıl oluyor da herkes onun için çıldırmıyor? Nasıl oluyor da hep birden kendimizi öldürmüyoruz? Vazife vazifedir. Cesur olmak lazım. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse, başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle, bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir... Sen seni bil, sen seni Sen seni bil, sen seni, Sen seni bilmez isen, Alaşağı ederler seni.
Embed this episode
Ready to play
Çalıkuşu (Sen seni bil, sen seni...)
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.