EPISODE · Aug 11, 2022 · 5 MIN
Cemil Meriç'ten Lamia Hanım'a Mektuplar 10-11
from Şiirlenelim · host Hedablida
Sen, üçüncü yolsun. Üçüncü yol, yani saadet. Kâbusdan hemen kurtulunmaz. Zaman zaman şımarık, zaman zaman nankör, zaman zaman bedbin görünüyorsam bu ıstırapların eseridir. Aradığımı, istediğimi buldum. Ama şimdi yine yalnızım. Trajedi burada. 48 yıl ve 15 gün. Beklemek..Kaç yıl yaşayacağım daha? Kaç ay yaşayacağım? Mektubunda rezil bir kelime var, kapris olarak başlayan bu sevgi, diyorsun. Kapris olarak değil, bütün bir ömrün kaçınılmaz sonucu ve manası olarak. Benden çılgın bir neşe bekleme. Acılarım içinde mesudum...Saadet çatık kaşlıdır ve ciddidir. İkimiz de kasırgaya tutulmuşuz... Sana yaralarımla görünmek istemiyorum, ama onları saklayacak zamanım yok. Shakespeare’in 29. sone’sini hatırladım, aşağı yukarı şöyle diyor: “Bakışlarda küçümseyiş okuyorum Yalnızım, bedbahtım, tesellisizim. Gökler sağır, sesim boğuk Ve lanet okuyorum talihime... Kıskançlıktan kuduruyorum O zaman sen geliyorsun aklıma, Ve birden kanatlanıyorum, bir tarla kuşu gibi, İçim aydınlıkla doluyor, yükseliyorum, Yükseliyorum Neşideler söylüyorum hayata göklerin eşiğinden Bana ne toprağın çirkinliğinden? İnsanların zilletinden bana ne? Hatıran öyle sonsuz bir hazine Ve sevgin öyle büyük bir mutluluk ki ! En mağrur hakanların tacını hor görüyorum.” Istıraplarım çok mu çirkin, çok mu çocukça? Onları senden de mi gizleyeceğim? Sahneye maskeyle çıkmak! Ben aktör değilim. Sesinin tonunda minnacık bir soğuyuş hissettiğim anda yokum. Acılarımın kaynağı sensin, evet ama hayatımın kaynağı da sensin, senin için ve seninle yaşıyorum. Sen uçuruma yuvarlanırken tutunulan dal, sen bütün hayal kırıklıklarımın dudaklarında ümitleşdiği kadın. Haklısın, insan yaralarıyla çıkmamalı ortaya. Sevgi bir oyun, ama benim oyunla ilgim yok. Söylemiştim, hayatta hep bröton savaşçıları gibi çıplak dövüştüm, yaralandım, yaralandım, yaralandım. Bir ömür ki, yalnız on beş gün yarasız. Ben ezelî bir mağdurum. Coğrafî kader, siyasî kader, biyolojik kader. Başka bir ülkede doğmalıydım, başka bir ülkede veya başka bir çağda...Hiçbir kavgam zaferle taçlanmadı. Ben ezelî bir mağlubum. Ama tarihi yaratan bu mağluplar, bir ülkeyi onlar ebedileştirir. Sen, tek mükâfatım benim. Realite o kadar çirkin ve ben o kadar yaralıyım ki! Önümde iki yol var: Biri sana giden yol, öteki ölüme. Elli yıl sonra belki de masallaşacağım. Hint’in bir sayfasını kaleme almak 20. asırda pek az faninin başarabileceği bir mucize. Benim bir sayfam bir insana ebediyetin veya Akademinin kapısını açar. Acılarımın kaynağı sensin. Yani: sensizlik. Bütün bu dengesizlik, tattırdığın saadetle yokluğun arasındaki tezattan doğuyor. Sonra, öleyim diyorsun. Bir daha böyle söz istemem... Sevgilim, canım benim, bir tanem. Yakında zafer haberleri ile dolacak mektuplarım. Biraz naz, biraz şairlik, biraz sarhoşluk ve hasret...Beni hoşgör. Herkül kadar kuvvetli, Eyüp kadar sabırlıyım. Ve her dağı devirecek bir Ferhat gücü var içimde. Bana bak. Sen daima neşeli ol. Madem ki ikimiz bir bütünüz. Sen güzelsin, ben çirkinim. Sen akıllısın, ben çılgın. Sen neşesin, ben…Hezeyanlarımı hasrete ver. Ama fırtına geçti, tipi dindi. Seninim. Koruyucun, dostun, şuurun, vicdanın, iraden, sultanın...Yalnız senin olduğum, yalnız sen olduğum, yalnız senin için yaşadığım unutulmasın. Okşayarak.
Embed this episode
Ready to play
Cemil Meriç'ten Lamia Hanım'a Mektuplar 10-11
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.