EPISODE · Mar 14, 2022 · 4 MIN
Divan-ı Kebir- Mevlana/ Kırgın Yüreğin Ağıtı- Nihat Behram
from Şiirlenelim · host Hedablida
Ey bir parıltısı ile Uhud Dağı'nı paramparça eden! Bir avuç toprak, Sen'in çaresiz bir aşığın olursa şaşılmaz! Sen inlersen, feryad edersen, o zaman ölmüş gönlü diriltirsin, ona can verirsin, bir şeyler edersin; senin canının işi gücü budur! Can, sefer etmek, yolculuğa çıkmak ister; sen, onu sağlam bir bağla bağlarsın! Sonunda can, o bağı koparır da avare olur! Süleyman gidince Şeytan, padişahlar padişahı olur! Akıl ve sabır gidince nefs-ı emmare başkaldırır. Seni emir kulu yapar; sana kötülükler, günahlar işletir. Aşk, bütün cihanı kaplamıştır ama, sen onun rengini bile göremezsin...Fakat onun ışığı bedene vurunca, aşık olursun; betin benzin solar, sararırsın! Nerde kaldın, nerdesin? Gökler heyecandan yarıldı; cihanda bir uğultu var! Etrafa amberler, miskler yayıldı; yarin bayrağı geliyor! Haydi, tozmaması için yollara su serpin; sevgili geliyor! Bahçeye müjde verin; bahar kokusu geliyor! Yüreğim, varını yoğunu müsrifçe harcayan bir bahar kadar gamsız, seni bekliyor. Nerde kaldın? Nerdesin, ey gönüller fırtınası? Yaz meltemleriyle tatlı tatlı çırpınan bir perde gibi, yüreğimin açık duran penceresinde, heyecan ve ümitle kabarıp taşarak seni bekliyorum. Nerde kaldın, nerdesin? Es! Gizlendiğin yerden çık artık! Evvelce nasıl, ne diye geldin? Geldin de azamet ve haşmetinle uğuldar olup, bu câhil yüreği, gömülü olduğu alaca karanlıktan çıkardın, göz kamaştırıcı sırlarınla yüz yüze getirdin. Sonra da kaçtın, günlerin gecelerin ardına saklandın, Ey zâlim rüzgar! Akşam basıyor. Karanlıktan da aydınlıktan da uzak olan bu gök, çalık renkli melez edâsıyla karşımda boy göstermekte. Benden ne istiyor? Dilini dileğini anlamıyorum ki... Gel, gel de sen sor... Sen anla! Tülümdün, sülünümdün, süzülüp hüzün oldun Hızımdın ıslık ıslık, tıkanıp sızım oldun Yelimdin, yeminimdin, çiğdem tenli gelinim Ayrılık soğumadan dağılıp, elin oldun... Dağa vurdum iz diye, Duman aldı yürüdü Suya verdim yönümü, boz bulanık köpüklere sürüdü Kınımdın, ılgınımdın, acımış balım oldun Sazımdın yanık yanık, kırılmış dalım oldun Düşümdün, gülüşümdün, gökyüzünü öpüşüm Ayılıp durulmadan sarılıp, elin oldun Yıllarca buzda kaldım, yetmedi ateşte kaldım Yine de sözde kaldım... Sen nerde kaldın? Yazık ki kapanmıyor örselenmiş yüreğin yarası Kim bilir hangi taşın altında, Acısından kurtulmanın çaresi arar şimdi... Doğudan es, batıdan es, yerden es, gökten es... İster öldür, ister dirilt, ey gönül fırtınası! Seni kim istemezse istemesin Heybetinden dehşetinden kim korkarsa korksun, kim kaçarsa kaçsın. İstemeyeni sen de isteme, kaçandan sen de kaç. Amâ o meçhul inzivândan benim için çık. Es, uğulda; ey gönül fırtınası! ''Ne tuhaf. Bu gökkubbenin altında herkes bir şeyler duyup bir şeyler söylüyor. Fakat her duyuş, her söyleyiş ve her görüş, nihayet, mukabil olduğu eşyayı aksettiren bir ayna parçacığına benziyor. Fakat nerede o kamil ve mükemmel duyuş ve duyuruş ki, içine bütün cihanın aksettiği muazzam bir ayna olsun.''
Embed this episode
Ready to play
Divan-ı Kebir- Mevlana/ Kırgın Yüreğin Ağıtı- Nihat Behram
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.