EPISODE · May 18, 2025 · 6 MIN
Düşünmek, Hissetmek, Algılamak Ulus Baker'in yazılarından bir derleme
from HAKAN AKARCALI PodcastBox / Özgün Eser İncelemeleri / Reviews of Original Works · host Hakan AKARCALI
Ulus Baker’in düşünsel evreninde anlatılar, gerçeklik ve eleştiri, felsefe, siyaset, sanat ve psikanaliz üzerinden katman katman incelenir. “İnsan Kendine de İyi Gelir”, “Zaman ve Anlatı” ve “Kanaatlerden İmajlara” gibi metinlerde yer alan düşünceler, düşünce biçimlerinin nasıl his, algı ve temsil düzeyinde etkiler yarattığını gösterir.Anlatılar, sadece bilgi iletimi değil, toplumsal bağları kuran yapılardır. Baker’in metinlerinde bu anlatıların kutsal metinler, edebi biçimler ve ideolojik söylemler üzerinden işlev gördüğü vurgulanır. “Kanaatlerden İmajlara” kitabında, kapitalist üretim ilişkilerinin metalar diliyle gerçekliği maskelediği, fakat bu maskenin kendisinin de etkin bir yapı oluşturduğu savunulur. Althusser’in ideoloji tanımı burada önemli bir yere oturur: görünüş de “maddi” bir etkiye sahiptir.Anlatıların Marksist gelenekte nasıl ele alındığı, Baker’in çözümlemelerinde sık sık vurgulanır. Örneğin, “İlkel Sermaye Birikimi” anlatısı (Marx), kapitalizmin tarihsel bir zorunluluk değil, bir dizi tesadüf sonucu kurulan yapı olduğunu gösterir. Sermaye yalnızca maddi nesneleri değil, insanları da biriktirir.Baker’in düşünsel izleğinde Spinoza'nın etkisi büyüktür. “İnsan Kendine de İyi Gelir” adlı çalışmada, Spinoza’nın “fikirlerin varlık dereceleri” anlayışı, gerçekliğin sadece dışsal değil, duygular ve kudret üzerinden inşa edildiğini ortaya koyar. Spinoza'ya göre sevinç, varoluş kudretinin artışı; keder ise bu kudretin azalışıdır. Sevgi ve nefret, bu duygulanımların dış nedenlerle birleştiği hallerdir.Spinoza'nın etik anlayışı, uygun karşılaşmalarla insanın düşünme ve hissetme gücünü artırmayı hedefler. Bu, modern eleştiri anlayışına zemin hazırlayan bir etik-politik duruştur.Gerçeklik temsili, Baker’in görsel sanatlara dair analizlerinde de belirgindir. “Zaman ve Anlatı” kitabında, mağara resimlerinden fotoğrafa uzanan bir çizgide, temsilin ritüel, pedagojik ve büyüsel yönleri tartışılır. Fotoğraf, ressamın yorumu değil, ışıkla kaydedilmiş bir "iz" olarak ele alınır. Sanatta kullanılan malzemenin, örneğin heykelde mermer değil de ışık olması gerektiğini savunan görüşler hatırlatılır.Sanatın doğadan bir şeyleri yeniden üretmekten çok, yeni bir gerçeklik yaratması gerektiği vurgulanır. Bu anlayış, Rönesans’tan modern sanat tartışmalarına kadar uzanır.Baker’e göre eleştiri, sadece bilgi düzeyinde değil, duygu ve kanaat düzleminde de işler. Spinoza’yı ilk laik düşünür yapan yaklaşımı, inanç ve bilginin ayrı alanlar olarak düzenlenmesi gerektiği fikrine dayanır.“Kanaatlerden İmajlara” kitabında, modern toplumlarda şikayet ve itirazın nasıl duyulmaz hale geldiği anlatılır. Terör, burada sahte siyasetin ötekisi değil, bir olaylar dili olarak değerlendirilir. Devletin kendini iyilik temsilcisi, halkı masum, terörü mutlak kötü olarak konumlandırması, bu anlatılarla beslenen ideolojik bir düzlemdir.Sosyal bilimler, düşünceden çok kanaatlere yaslanma eğilimindedir. Baker, belgesel sinemada görülen naif etik sorgulamanın, sosyal bilim pratiğinde nadiren görüldüğünü belirtir. Eleştiri, bu yüzeyselliği aşarak, kapitalizm, milliyetçilik ve modernleşme gibi yapıların arkasındaki görünmeyen kuvvetleri açığa çıkarır.Ulus Baker’in çalışmaları, anlatıların yalnızca düşünsel değil, duygusal ve toplumsal işlevlerini de açığa çıkarır. Spinoza’dan Marx’a, Althusser’den Tarde’a uzanan bir düşünce hattında, fikirlerin kudreti, algının örgütlenmesi ve eleştirinin özgürleştirici potansiyeli sorgulanır. Baker’in metinleri, düşünmenin yalnızca kavramlarla değil, hislerle ve imgelerle de sürdüğünü gösterir.
What this episode covers
Ulus Baker’in düşünsel evreninde anlatılar, gerçeklik ve eleştiri, felsefe, siyaset, sanat ve psikanaliz üzerinden katman katman incelenir. “İnsan Kendine de İyi Gelir”, “Zaman ve Anlatı” ve “Kanaatlerden İmajlara” gibi metinlerde yer alan düşünceler, düşünce biçimlerinin nasıl his, algı ve temsil düzeyinde etkiler yarattığını gösterir.Anlatılar, sadece bilgi iletimi değil, toplumsal bağları kuran yapılardır. Baker’in metinlerinde bu anlatıların kutsal metinler, edebi biçimler ve ideolojik söylemler üzerinden işlev gördüğü vurgulanır. “Kanaatlerden İmajlara” kitabında, kapitalist üretim ilişkilerinin metalar diliyle gerçekliği maskelediği, fakat bu maskenin kendisinin de etkin bir yapı oluşturduğu savunulur. Althusser’in ideoloji tanımı burada önemli bir yere oturur: görünüş de “maddi” bir etkiye sahiptir.Anlatıların Marksist gelenekte nasıl ele alındığı, Baker’in çözümlemelerinde sık sık vurgulanır. Örneğin, “İlkel Sermaye Birikimi” anlatısı (Marx), kapitalizmin tarihsel bir zorunluluk değil, bir dizi tesadüf sonucu kurulan yapı olduğunu gösterir. Sermaye yalnızca maddi nesneleri değil, insanları da biriktirir.Baker’in düşünsel izleğinde Spinoza'nın etkisi büyüktür. “İnsan Kendine de İyi Gelir” adlı çalışmada, Spinoza’nın “fikirlerin varlık dereceleri” anlayışı, gerçekliğin sadece dışsal değil, duygular ve kudret üzerinden inşa edildiğini ortaya koyar. Spinoza'ya göre sevinç, varoluş kudretinin artışı; keder ise bu kudretin azalışıdır. Sevgi ve nefret, bu duygulanımların dış nedenlerle birleştiği hallerdir.Spinoza'nın etik anlayışı, uygun karşılaşmalarla insanın düşünme ve hissetme gücünü artırmayı hedefler. Bu, modern eleştiri anlayışına zemin hazırlayan bir etik-politik duruştur.Gerçeklik temsili, Baker’in görsel sanatlara dair analizlerinde de belirgindir. “Zaman ve Anlatı” kitabında, mağara resimlerinden fotoğrafa uzanan bir çizgide, temsilin ritüel, pedagojik ve büyüsel yönleri tartışılır. Fotoğraf, ressamın yorumu değil, ışıkla kaydedilmiş bir "iz" olarak ele alınır. Sanatta kullanılan malzemenin, örneğin heykelde mermer değil de ışık olması gerektiğini savunan görüşler hatırlatılır.Sanatın doğadan bir şeyleri yeniden üretmekten çok, yeni bir gerçeklik yaratması gerektiği vurgulanır. Bu anlayış, Rönesans’tan modern sanat tartışmalarına kadar uzanır.Baker’e göre eleştiri, sadece bilgi düzeyinde değil, duygu ve kanaat düzleminde de işler. Spinoza’yı ilk laik düşünür yapan yaklaşımı, inanç ve bilginin ayrı alanlar olarak düzenlenmesi gerektiği fikrine dayanır.“Kanaatlerden İmajlara” kitabında, modern toplumlarda şikayet ve itirazın nasıl duyulmaz hale geldiği anlatılır. Terör, burada sahte siyasetin ötekisi değil, bir olaylar dili olarak değerlendirilir. Devletin kendini iyilik temsilcisi, halkı masum, terörü mutlak kötü olarak konumlandırması, bu anlatılarla beslenen ideolojik bir düzlemdir.Sosyal bilimler, düşünceden çok kanaatlere yaslanma eğilimindedir. Baker, belgesel sinemada görülen naif etik sorgulamanın, sosyal bilim pratiğinde nadiren görüldüğünü belirtir. Eleştiri, bu yüzeyselliği aşarak, kapitalizm, milliyetçilik ve modernleşme gibi yapıların arkasındaki görünmeyen kuvvetleri açığa çıkarır.Ulus Baker’in çalışmaları, anlatıların yalnızca düşünsel değil, duygusal ve toplumsal işlevlerini de açığa çıkarır. Spinoza’dan Marx’a, Althusser’den Tarde’a uzanan bir düşünce hattında, fikirlerin kudreti, algının örgütlenmesi ve eleştirinin özgürleştirici potansiyeli sorgulanır. Baker’in metinleri, düşünmenin yalnızca kavramlarla değil, hislerle ve imgelerle de sürdüğünü gösterir.
NOW PLAYING
Düşünmek, Hissetmek, Algılamak Ulus Baker'in yazılarından bir derleme
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
Mar 26, 2026 ·1m
Mar 19, 2026 ·34m
Feb 18, 2026 ·11m
Feb 11, 2026 ·45m