EPISODE · Nov 10, 2022 · 4 MIN
Hızırla Kırk Saat- Sezai Karakoç
from Şiirlenelim · host Hedablida
Bu çok sağlam surlu şehirden geçtim Beni yalnız yarasalar tanıdı Az kalsın bir bağ bekçisi beni yakalayacaktı Adım hırsıza da çıkacaktı Her evde kutsal kitaplar asılıydı Okuyan kimseyi göremedim Okusa da, anlayanı görmedim Kanunlarını kağıtlara yazmışlar Benim anılarım gibi Taşa, Kayaya, Su çizgisine Gök kıyısına, çiçek duvarına değil El uzatmaya değer, soluk alır bir nesne bulamadım Bir gün daha öldü Uyusaydım Bu katı, bu sert kente gelmeseydim Bir kaç eski ölünün kemiğini fosforladım Işıklarını arttırdım bin yıl sonraki çocuklar için Yaşlı bir adamın şapkasını düşürdüm Karpuz kopardım Dağdan taş yuvarladım Irmakta yıkandım Ölümsüz çamaşırlar giyindim Çivi yazısıyla yazılmış bir taşa oturdum Yanımdan insanlar geçti Bunu bana öğretmediniz Bu kesik dansa karşı, bana bir şey öğretmediniz Kadının üstün olduğu ama mutlu olamadığı günlere geldim Bunu bana öğretmediniz Hükümdarların hükümdarlığı için halka yalvardığı, Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim Bunu bana söylemediniz İnsanlar havada uçtu Ama yerde öldüler Bunu bana öğretmediniz Siz kâğıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini nasıl sileceğimi öğretmediniz Buna nasıl tahammül ediyorlar? Her günü pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, siyaset tartışmaya devam ederek nasıl atlatıyorlar? Bir kentten daha geçtim Buğdayları yakıyorlardı Yedikleri pirinçti Pirinçler gibi çoğalıyorlardı Bana sonsuz olmayan şeyleri öğretmediniz Baskının, zulmün, açlığın bir yerlere kıstırılıp, Kalmanın, susturulmanın, mutluluğun ve eski hesapların aritmetiğini bulmayı bana bıraktınız Beni neden benimle baş başa bıraktınız? Neden beklemediniz önce benim uykuya dalmamı? Neden izin verdiniz düşünmeme? Bana düşünmemeyi neden öğretmediniz? Sizin bana öğretmediğinizi, ben zamandan öğrendim Kuruyan hurma dalından öğrendim Damıtılmış petrolden öğrendim Yavrusunu arayan bir deveden öğrendim Hapsedilmiş yarı yanık sancaklardan öğrendim Yıkılmış taş kemerlerden, Harap köprülerden öğrendim Bir beni anan, doğuran kadınlar kaldı Benim oğullarım...Yapraklarımı onlar okuyacaklar Onlar taşıyacaklar Ellerinde sayıklayan çiçekleri taşıyacaklar yüreklerinde Evlenmeyecek olan onlardır Denizlerin yarasını iyi eden, Denizlere doktor olan onlardır Sizin bana öğretmediğinizi, ben ay dedeye öğrettim Delikanlı ateşlere öğrettim En umutsuz bekarlara Kundaktaki çocuklara öğrettim Öğrettim fundalara, keçilere, keçiyollarına Ben kötülere iyilik saçarım Bu ceza olur iyilere... Kötülere kötülük yapacak kadar güçlü ve seraplı olamam İyi bir kentte, Omuzları birbirine dayalı iki insanın arasından geçtim, fark etmediler Bir Kalbi kırılmaktan koruyabilsem, yaşamış olmayacağım boşuna... Bir hayatı acıdan kurtarabilsem.... Bir ağrıyı dindirebilsem ya da Ya da bayılan bir ardıç kuşunu, Koyabilsem yeniden yuvasına Yaşamış olmayacağım boşuna. Seni yok sayacaklar, sen daha çok var olacaksın Öldükten sonra insan nasıl dirilecekse ölmeden, Ben öyle dirildim...
Embed this episode
Ready to play
Hızırla Kırk Saat- Sezai Karakoç
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.