EPISODE · Sep 7, 2023 · 4 MIN
''Kimse çiçeklerin hiçbir hastalık belirtisi olmadığı halde neden solduğunu bilmiyor.”
from Şiirlenelim · host Hedablida
Tenime ilk kez bir el değdiği zaman, cennetten bir kapı açılır, bir gülüş tenime dokununca dünyalar benim olur ve bütün ömrümü birine adarım sanmıştım. Vücuduma bıraktığı tohumun her zerresinin hayat boyu birlikte takipçisi oluruz. Kimse kırıp incitmesin diye, gözümüzden sakınıp, en iyi okulların, en iyi sınıflarında yer alması için canımızı dişimize takarız demiştim. İnsanın bir şeye bağlanması çok kolay değil. Bağlandığın andan itibaren nereye gideceğini sen değil bağlılıkların belirliyor. Kendini zincirleyip sonra da anahtarı yutmak gibi bir şey. Ama bereden bilirdim ki bu dünyanın Günahkârlar Sarayı’na tahsis edildiğini? Bir domates tohumunun içinde ne saklıdır? Bir telefon kulübesi ne kadar üzebilir insanı? Açık pencereden odaya doluşan kelebekler durdurabilir mi ayrılığı? Yarım kalan bir ilişki, kaç zaman bekler pusuda? Bir ağacın yaprakları geri çağırır mı çocukluğu, ölüme inat? "Ama"larla bezeli veda konuşmaları doğruyu mu söyler? Büyükşehrin gürültüsünden, yalnızlığından kaçmak mümkün mü? Bir bahçeyi ne kadar bekleyebilir insan? Babadan yılbaşı ağacı olur mu? İnsan kendine kıymaya, kendinden kurtulamadığını anladığında mı başlar? Kendine köpekçe sadık olmak belki de dayanılmaz olan... İçindeki iyi, zavallı mı gerçekten? Doğduğun yerin imkânlarıyla yetinmek, eziklik mi? Suyun öte yanındaki savaşa katılmamak korkaklık mı? Sadelik sıradanlık, Basit bir yaşam aptallık mı? İçince içindeki kötünün açığa çıkması mı insanı çekici kılan? Bazen bütün bunlara geri dönüp baktığımda bir şey düşünürüm. Kendimi dışarıdan gelen etkilere karşı koruyabilmek için inşa ettiğim kaleler, her geçen gün yıkılıyordu. Büyük bir tehlike çok yakınıma kadar gelmişti sanki. Korunaksız hale geliyordum. Teorilerim, varsayımlarım, çıkarımlarım, beklentilerim bir bir çöküyordu. Bütün bunlara rağmen her şeyin yolunda gittiği şeklinde kendime telkinler verebiliyordum. Acaba bazı şeyleri başka türlü yapamaz, yaşamımı farklı bir biçimde yaşayamaz mıydım? Daha az acı çekip, daha az çektiremez miydim? Bilmiyorum. Belki. Belki de değil. Ama şunu biliyorum. Kendim varken bana zarar vermesi muhtemel bir başkasına ihtiyacım yok. Ama şunu biliyorum. Yaşam tek seferliktir. Kırıp dökmeye gerek yokmuş. Sessizce kabullenip, devam etmeyi öğrenmek gerekirmiş. Olmuyorsa, zorlamanın anlamı yokmuş. Tek taraflı çabayla, insan ilişkisi yürümezmiş. Bazı şeyler, o an anlamlıymış. Kaçırınca, geriye dönmek imkansızmış. Ve zaman ayırmak çok kıymetliymiş. Bu iş böyle, değil mi? Dostluk işi yani. Neye ihtiyacı olduğunu bilmiyorsun. Sadece ihtiyacı olduğunu biliyorsun. İçimi yokladım, saadete benzer bir his derinde bir yerde kıpırdadı. Şimdilik erişmesi zor bir yerdeydi ama yine de oradaydı, bit kadar da olsa... Bazen öyle sanıyor ki insan, eskisi gibi olabilir her şey... Olmaz hâlbuki. Tüketip de geçirdiğimiz onca şey, eskisi gibi olamaz. İnsan hayatın bir yerlerinde ölüyor aslında. Ruhuyla arasına yaşamak kadar uzun bir mesafe giriyor. Ölüyor insan. Ve yeniden diriliyor. Umut etmek için diriliyor, başlayabilmek için diriliyor. Doğru dürüst bir tek cümle kurabilmek için diriliyor işte. Sonra… Sonrası karanlık. Mahrumiyet Oteli- Ersin Doğan/ Bazen Bahar- Melisa Kesmez/ Ve Sen Kuş Olur Gidersin, Bir Adam Girdi Şehre Koşarak- Tarık Tufan
Embed this episode
Ready to play
''Kimse çiçeklerin hiçbir hastalık belirtisi olmadığı halde neden solduğunu bilmiyor.”
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.