EPISODE · Aug 11, 2022 · 4 MIN
Tehlikeli Oyunlar (III)- Oğuz Atay
from Şiirlenelim · host Hedablida
Kimseden karşılık beklemiyorum. Ben monologdan yanayım. Sevgisiz acımaya karşıyım. İnşallah bu arada, hangi bardak kimindi unuturum. Çaydanlığı bezle tutmayı unuttu; elini yaktı. Parmaklarını bir süre havada salladı. Bunu daha önce yaşamıştık. Gecekonduda bile eski düzen, her yerde eski düzen. Korktum albayım; hiç bir şey yaşamamışım gibi geldi birdenbire bana...Anlamıyorlar, nazlanıyorum sanıyorlar. Bu dünya, hassas ruhlar için bir cehennemdi. Ve ben, o kızgın ateşlerde deri değiştirip değiştirip bilmem ki kaç bin kez yanmıştım dünyada. Ben de büyük meseleler yüzünden harcamış olmak isterdim hayatımı. Küçük dertler yüzünden yıpranıp gitmek istemezdim. Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım. Her masalda nasılsa göveren bir sancı var, biraz hüzzam ama çokça hicazkâr. Hatırlamak, unutmaktan sonradır. Unutmaksa, bir yalan. Gitmek zor, gitmemek dünyanın yükü. Her şeyi bir bir anlatması tamam. Duygunun adını koymak var ya, orası tam bir hüsran. Çünkü tanımlamak, kısıtlamaktır aslı. Dünyada her insan, az çok bir felakete uğramış olabilir. Bunun için büsbütün kötümser olunur mu? Felaketler yerine, saadetleri, Ölmüşler yerine doğacakları, Geçmişler yerine gelecekleri düşünmeliyim. O halde ne duruyoruz? Daha fazla yenilme vaktimiz gelmedi mi? Sordum ona, "Senin de yüreğin çarpıyor mu?" Çarpıyormuş. Herkesinki çarparmış. Ama kimininki aydınlık olurmuş, kimininki karanlık. Dışarıdan hangisinin karanlık, hangisinin aydınlık olduğu nasıl anlaşılır? Aslında meseleler basitti. Onları karıştıran insan ihtirasıydı. Ne kadar çok insana içerliyorum bir bilseniz...Bazı şeyleri birilerine anlatmalıyım. Bir geri gidiyorum, bir ileri. Gidemiyorum. Beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun ? Bütün hayatımca bu cam kırıklarını beyin zarımın üzerinde taşımak ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım. Bugünün doktorları, insanın delirdiğini çok kolay kabul ediyorlar da, iyileştiğine inanmakta biraz nazlanıyorlar. Bu akıl hastanesi, turnikelere benziyor albayım; hani tren istasyonlarında var ya. Aynı derinlikte olmadığın, aynı yollardan geçip yoğrulmadığın birine, kalbini anlamıyor diye gücenmek aynı manada anlamsız işte. Senin seslendiğin yerde değil diye, seni duymuyor, anlamıyor diye kızabilir misin? Kızma. Ama ben, sen gittin diye bütün güzel şeylere küstüm. Bütün güzel şarkılar artık bende anlamını kaybetti. Bütün kitaplar okunamaz oldu. Hele çiçekler senleyken kokladığım gibi değil. Bir bir soluyor. Penceremin önüne martılar uğramaz oldu. Ben hep sonbaharı yaşıyorum. Yine de anla işte. Sensiz yaşanmıyor buralarda... Kurşun kalemin, Bahar dallarının hatırına beni anla. Duymak, anlaşılmak istiyorsan önce sen duy dediklerini. Küsersem, kızarsam anla sen beni Oyunu bozarsam anla sen beni... Ne olur söylediklerimden fazlasını anla... Ne olur...
Embed this episode
Ready to play
Tehlikeli Oyunlar (III)- Oğuz Atay
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.