EPISODE · Feb 28, 2022 · 5 MIN
Yağmur- Nurullah Genç
from Şiirlenelim · host Hedablida
Vâreden’in adıyla insanlığa inen Nûr Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur Yıllardır boz bulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, Seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Hasretin alev alev içime bir ân düştü Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak Yeryüzü âvâredir, yapayalnız Ve kurak Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden Ulaşır intizârın yaldızlı sabahına Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına Çâresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bîcan düştü En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O çehreni izleseydim ebedî Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü İstiklâl boşluğunda arılan nâdân düştü Senden bir kıvılcımın, süreyyâ bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kâkülünü On asırlık ocağın savururdum külünü Bazen kendine âşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak... Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zâlime cihan düştü Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara, Bir belâ tünelinde ağır imtihan düştü Sensiz hayat, toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların Devlerin esrarını aynalara sorsaydım, Çözülürdü zihnimde buzlamış düşünceler... Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü... İlkin karardı yollar, Sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Şehirler kâbus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; Kırık bir kayık kaldı elimizde, Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır Sesini duymayanlar girdabında boğulur Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin Saatlerin ardında hep kendimi aradım Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkûm olunca gönül, Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde... Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Kardeşler arasına heyhat! sû-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz’ân düştü İnsanlık bahçemize sensizlik hazân düştü Seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım... Sana sırılsıklam bir bakış, Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Seninle, hep seninle dolsaydım
Embed this episode
Ready to play
Yağmur- Nurullah Genç
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.