EPISODE · Jan 31, 2022 · 4 MIN
Yolculuk- Necip Fazıl Kısakürek/ Taha'nın Kitabı (1)- Sezai Karakoç/ Frida Kahlo- Rauda Jamis
from Şiirlenelim · host Hedablida
Akşam çöküyor. Gün, emdiği kanla şişmiş bir böcek gibi devasa olaylarla yüklü bir irilikte. Her akşam, aynı yer, aynı saatte, Güneşten eşyama düşen bir çubuk; Yangın varmış gibi, yukarı katta, Arkamdan gel diyor, sessiz ve çabuk! İstanbul’un narin silueti, pembemsi bir kızıllıkla kararmaya hazırlanan gökyüzünün son aydınlığıyla, Boğaz’ın akan suları arasında incecik bir çizgi halinde uzanıyor. Nerdeyse saniye saniye görüntünün ve ışıkların değiştiği bu an, garip bir şekilde günün önemsizliğini hatırlatıyor bana. Hızlıca bir yazı yazmam gerekiyor ve hızlıca bir yazı yazmak istemiyorum. Günün ağırlığının altından sıyrılıp, akşamın bu kısacık parıltısından günsüz bir zamana kaymak, zamanın günleri önemsiz kılan o sonsuzluğuna sığınmak istiyorum. Günaydın bana geri gelen şiir! Bana geri gelen anıt, Bana geri gelen kalbim, Bana geri gelen kalbimin ayışığı... Günaydın yüreğimin kuşluğu Günle ve olaylarla kabarmış değil, anılarla ve hikâyelerle sükûnete ermiş bir yazının içine bırakmak istiyorum kendimi. Güneşin batmakta erken davrandığı... Her gün son akşam gibi gelen bir akşamda, güneş mi batarmış bir özel ismi bitirir gibi? Yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan? Ne kalmış bir önceden? Ya da sonradan? Kim koparmış dalından bu yabani incirleri? Bahar geldiğinde, ben yaşlanmıştım Kaybolan bir müzikle yıkanıyordum yorulunca Ne varsa unutmuştum Göklere, yerlere ve sözlere ait ne varsa Baharın geldiğini anladığımda, Tek bir çiçeği olsun....Koparamayacağımı da anlamıştım Ustasızdım, Ve korkularımı yenemeyecek kadar yaşlıydım Yolun başından başlamak için, Yolun başına kadar yürümek gerekti Yaşlıydım... Gördüm Yüzümü denizlere, yüzümü çiçeklere koyup Allah`ım dedim, Geçti mi bahar? Kimin ülkesinde uyanacağım? Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka... Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, Ben, sonsuzluğun caddesinde, üstelik, gece, yürüyorum. Tüm sabahlara gölge düştü! Düştüğüm yerden hiçbir şey göremiyorum Güneş! Sesini duyuyorum yalnızca. Pencereyle görmek arasında ayrılık var. Bedenim bitkin. Ve bundan kaçmam mümkün değil. Geceler uzun. Her dakika beni ayrı bir dehşete düşürüyor; her yanım sancıyor.Hiç kimseyle birlikte yaşlanmak istemiyorum. Kendimle bile. En eski anılarımı ayrıntılarıyla içlerinde taşıyan ihtiyarlar gibi belleğim, güneşin çevresinde dönüyor. Ve neleri aydınlatmıyor ki o güneş! Her şey mevcut, hiçbir şey yitmemiş. Tıpkı, size daha da canlılık verecek gizli bir güç gibi: Hiçbir gelecek olmadığının kesinliği karşısında geçmiş, büyüyor, kökleri genişliyor. Bendeki her şey bir köktabaka halinde, renkler her tabakada saydamlaşıyor, en ufak görüntü mutlaklaşma eğiliminde. Ama resmetmek, tüm bunları resmetmek artık olanaksız. Yaşam, belleği icat etmekle gaddarlık etmiş. Kalkacak bir trene binerken, beni artık içinde bulunduğum ülke, gideceğim kent, ineceğim istasyon, bindiğim tren ve kompartımandaki insanlar beni ilgilendirmiyor. Trene binerken ben’in içinde bulunduğu duygu birikimleri ilgilendiriyor. Dış dünya ile tüm bağlantılarımın duygu birikimlerinden oluştuğunu biliyorum artık. Yazı yazmak isteğinin dış dünyaya karşı bir tür savunma olduğunu daha iyi algılıyorum. Yaşamın kendisi, yazı yazmaktan çok daha gerçek, çok daha derin olduğunu da biliyorum. Ben buradan geçip giderken, nihayet yağmur başladı. Bu sabah artık yağmuru neden bu kadar çok sevdiğimi anladım. Ağlayan bir yüreğe benzediği için…Benim gibi.
Embed this episode
Ready to play
Yolculuk- Necip Fazıl Kısakürek/ Taha'nın Kitabı (1)- Sezai Karakoç/ Frida Kahlo- Rauda Jamis
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.
Similar Podcasts
No similar podcasts found.