Başıma Bi'şey Gelmeyecekse podcast artwork

PODCAST · society

Başıma Bi'şey Gelmeyecekse

📍Şu anda parolası sevgi, sloganı "karşıyım her şeye karşıyım var mı" olan bir felsefecinin podcast hesabındasınız. Yolunuz buraya çıktıysa muhtemelen siz de kendisi gibi meseleleri mesele eden, kendisiyle ve dünyayla derdi olan birisisiniz. Burada değişip dönüşecek, düştüysek kalkacak, ama genel itibariyle başkaldırarak varolmaya çalışacağız. Başıma bişey gelmeyecekse diye diye çekinerek içimize gömdüğümüz ne varsa yüksek sesle ilan edeceğiz. Aramıza hoşgeldiniz, hazırsanız başlıyoruz. Not: Varoluşsal sancılarınızdan müessesemiz sorumlu değildir.

  1. 56

    Sen kimsin ki

    Hani her masaya oturup bi'şeyler yazmaya çalıştığımızda ya da genel olarak "kendinizi ortaya koymaya" dair bir adım attığımızda içimizde yükselen, bizi küçülten, yargılayan ve "sen kimsin ki" diye aşağılayan o iç ses var ya... Bu bölümde onun izlerini sürüp ne yapmaya, nereye varmaya çalışmakta olduğunu inceliyoruz. Sonra da onunla nasıl baş edebileceğimiz hakkında birtakım hasbihaller ediyoruz. Siz o ses geldiğinde, neler yapıyorsunuz? Yorumlarınız ve önerilerinizi bekliyorum. instagram: @bukeety e-posta: [email protected]

  2. 55

    Cehennem başkalarıdır

    Bu durumda ben de bir başkasının cehennemi olmuyor muyum? Bir de bu cümleyi çok yanlış anlıyoruz, daha doğrusu çok "tek taraflı" bakıyoruz. Sartre'ın "Cehennem başkalarıdır" ifadesindeki yanlış anlaşılmayı düzeltelim derken Lacan psikanalizi ve varoluşçuluk hattından giderek, öznenin nasıl kurulduğunu, yani "benliğin inşası"nı ele alıyoruz bu bölümde. Görünür olmak ve bedelleri serisinin 2.bölümü aynı zamanda. Gerçek, kırılganlık ve ontolojik boşluktan çıkış -yani kendini kurmak, asıl ele aldığım bağlam tabii. Yorumlarınızı merakla bekliyorum, sosyal medyadan bana yazınız. instagram: @bukeetye-posta: [email protected]

  3. 54

    Görünür olmak ya da olmamak

    Farkında mısınız bilmiyorum da herkes bangır bangır görünür olmaktan söz ediyor ama ne hikmetse kimse görünür olmanın bedellerinden bahsetmiyor. Bu bölüm itibariyle 3 bölümlük bir "görünür olmak, bunun bedelleri (ontolojik boşluk) ve benliğin yeniden inşası" konularını ele alıyoruz. Kapanış sorusunu buraya da bırakmak istiyorum: Sizce neden "gerçek"ten ve gerçeği haykıranlardan şeytan görmüş gibi kaçıyoruz ve onları kabileden atıyoruz? Yorum ve eleştirileriniz için, instagram: @bukeetyeposta: [email protected]

  4. 53

    Dünyaya fazla gelen duygular: Pluribus

    Aidiyet ve özgürlük. Neden bir sentez kurmak hakkında düşünmek yerine "aidiyet mi özgürlük mü?" geriliminde gidip geliyoruz? Bu bölüm, içinde sıkıştığımız toplumsal dinamiklere rağmen özgürlüğümüzün ve bireysel alanımızı kurmanın bedelinin yalnızlaşmak olmak zorunda olmadığını sorgulayarak, hem özgür olmanın hem de aidiyetin hala mümkün olabilmesinin koşullarını tartışıyoruz. Pluribus dizisinin ilk 5 bölümü üzerinden bir inceleme de denebilir, haliyle eser miktarda spoiler içeriyor bu bölüm. Siz beğenenlerden misiniz beğenmeyenlerden mi? Bölüm sonrası yorumlarınızı bekliyorum.instagram: @[email protected]

  5. 52

    Tadilat dolayısıyla kapalıyız: devam edememek üzerine

    Seni öldürmeyen acının seni güçlendirmesi için önce kuyruğu dik tutmayı bırakmak gerekiyor bazen hayatta. Hayır, duygusal dayanıklılık kişisel gelişimcilerin bize pazarladığı gibi HARALA GÜRELE koşturmakla ilgili bir şey değil. "Ne uğruna, neye dayanacağız abi" diye sormayıp beklentiler denizinde sürükleniyorsak olmaz o dayanıklılık. Sindirilmeyen acı güçlendirmez, köleleştirir. Ayrıca durmak politik bir eylemdir ya... *Bu arada, Kurtlarla Koşan Kadınlar, akademik incelemeye alındığında hala çok özcü bulduğum bir kaynak; ama öyle olmayan bir bakış açısıyla okunabilecek bir rehber aynı zamanda. Her kadının da ivedi şekilde okuması gerektiğini hala düşünüyorum tüm özcü risklere rağmen.. Neyse, sonraki bölümde görüşmeden önce bana yazın nolur, öbdüm..instagram: https://www.instagram.com/bukeety/Bülten: Sanat Sepet Felsefe https://[email protected]

  6. 51

    Gündem Yorgunluğu

    Tükenmişlik sendromu değildir o; öyle olsa duramazdın, gündem yorgunluğudur o..Başıma Bi'şey Gelmeyecekse podcast serisinin 51. bölümünde maruz kaldığımız overdose tc gündemi ve akabinde sürekli mental çöküşlere sürüklenişimizi ve buna nasıl bir çözüm bulabileceğimizi konuşuyoruz.Bu bölümde ele aldığım konular: 00:00 Ne zaman düzelicez baba mezara girince mi? 01:50 Tükenmişlik sendromu versus gündem yorgunluğu 07:19 Peak-end rule (zirve-son kuralı), bilişsel yanılsama 12:50 Ambivalence, Zygmunt Bauman (belirsizlik endişesi, kararsızlık, eylemsizlik, ambale olmak) 17:15 İstanbul Ansiklopedisi?? 19:00 Yorgunluk Toplumu: Performans ve aşırılık, "aynının aşırılığı" 27:50 Dopamin: Doğru sanılan yanlışlar ve dopamin aslında nedir? 29:00 Dopamin ve Gerçeklik Algısı 34:00 Dopamin ve İletişimsizlik 36:20 Doomscrolling: felaket kaydırması, felaket bağımlılığı39:40 Durmak ve EylemsizlikKaynaklar: Yüksek lisans tezim (lol) Zygmunt Bauman - Modernlik ve Müphemlik, Postmodern Etik, Akışkan Modernite, Postmodernliğin Hoşnutsuzlukları Byung-Chul Han - Yorgunluk Toplumu Johann Hari - Çalınan Dikkat Daniel Z. Lieberman - Beyin Daha Fazlasını İsterÖğrenilmiş Çaresizlik Kader Değildir https://www.buketyagci.com/product-page/öğrenilmiş-çaresizlik-kader-değildirYorumlar, eleştiriler ve öneriler için buyrun sohbete...

  7. 50

    Gündemi "mentali kaybetmeden" nasıl takip edebiliriz?

    19 Mart ve sonrası Türkiye gündemine dair genel bir değerlendirme ve birtakım analizler. Süreçte gördüğüm, deneyimlediğim birçok problem var ve bunlar hakkında farkındalık kazanmak gerekiyor. Uzun soluklu bir süreç. Mentali kaybetmeden, akli melekeleri yitirmeden, eleştirel bir gözle, popülist akışa kapılmadan hareket etmek gerekiyor. Sohbet tadında, yer yer dipnotlar ve kaynak önerileriyle anlattım, podcast'imizin konseptinde "normalde" de olduğu gibi. Video'da dipnot olarak belirttiğim kapsamlı atölye çalışması "Öğrenilmiş Çaresizlik" kayıt ve sunum materyallerine buradan erişebilirsiniz: https://www.shopier.com/33264337 Kaynaklar:Zygmunt Bauman: Akışkan Hayat, Tüketici HayatErich Fromm, Kendini Savunan İnsanAlıntılayarak bahsettiğim kendi post'larım:Saraçhane:https://www.instagram.com/p/DHgxVShtiM4/?utm_source=ig_web_button_share_sheet&igsh=MzRlODBiNWFlZA== Miyav Ulan: https://www.instagram.com/p/DIJlnglN536/?utm_source=ig_web_button_share_sheet&igsh=MzRlODBiNWFlZA==Zizek örneği: https://www.instagram.com/reel/C_veCIlNkYz/?igsh=MXhhenNtMHgyd21ocQ==Substack üzerinden yazdığım blog metinleri, ben yazdıkça e-posta'nıza düşsün isterseniz buketyagci.substack.com üzerinden ücretsiz bültene katılabilirsiniz.Sosyal medya platformları günden güne erişim konusunda güvenimi sorgulatıyor. Blog (bülten, e-posta pazarlama yolu) bana güvenli geliyor.Yorumlarınızı bekliyorum.

  8. 49

    İfade etme açlığı

    Attığı her adımda kendini açıklama zorunluluğu hissedenlerden misiniz? Bu bölüm size. İfade özgürlüğü yoksunluğunun ifade etme açlığımın dinmemesinin nedeni olduğunu hiç düşünmemiştim ama hayat.. İnsana ne farkındalıklar yaşatıyor işte.. Bu bölümde böyle sohbet havasında ifade etme açlığını konuşuyoruz. Ve naçizane video podcast konseptine geçiş yaptım ve sokakta elimde kamerayla konuşmak hiç kolay iş değil... İlk video ve epey zamandır da kamera karşısına geçmiyorum diye gözlerimi kaçırıp durdum video boyunca ama zamanla toparlarım. Bakın yine kendimi açıklamak zorunda hissettim ve bir paragraf açıklama yaptım :D Neyse, düzelicezzzz... Yorumlarınızı bekliyorum. Atölye için link:https://www.shopier.com/33264337

  9. 48

    Ruhun Kurtuluşu

    Bir şeyler olur ve siz artık eskisi gibi devam edemezsiniz. Bıraktığınız yere geri dönemezsiniz. Çünkü zaten ileri gitmeniz gerekir. "Yeni" olanı "eski"nin kelime ve anlam gruplarıyla ifade edemeyince kendimizi ifade etme yollarımız tıkanabilir. Ama bu durum, hayatın bize "yeni anlamlarını yaratmanın zamanı geldi" deme şeklidir. 3 ay kadar aranın ardından podcast'e geri dönemeyişlerimin hikayesinden bahsettiğim bir giriş; Cesare Pavese, Gregor Samsa, Nietzsche ve buhranlarımla geçen sohbetlerden derlenmiş bir "ahlaki çöküşten çıkış" ve 2025'ten değil ama yaşamdan isteyebileceklerimiz hakkında naçizane tavsiyeler. Kendime hatrı sayılır eleştirilerde bulunduğum ve dolu dolu aydınlanmalar yaşadığım bir bölüm aynı zamanda. 3 aylık inzvanın mağarayı terketmekle sonlanması kısmını konuşuyoruz. Sonraki bölümlerde "ben kimim" , "başarı-sızlık", "statü endişesi", "disiplin ve zaman yönetme sanatı" gibi başlıklarda olanı biteni daha da derinleştireceğiz. Bana destek olmak için takip edip sosyal medyada paylaşabilirsiniz. Bölüm ve konular hakkındaki yorumlarınızı bekliyorum. İyi yaşamalar diliyorum :)

  10. 47

    İstek değil ihtiyaç

    "İstek değil ihtiyaç" söylemiyle yola çıkmıştım bu konuyu konuşmak istediğimi ilk farkettiğimde ama zaman içinde bunu eleştiren başka bir bakış açısı edindim. Çünkü farkettim ki isteklerimin aslında karşılanması zorunlu olan ihtiyaçlar olduğunu söylemek ve kendimi bu konuda açıklamak zorunda bırakmak, kendimi ve kendimi yaratma yolculuğumu sabote eden çok önemli bir ayıntıymış. Nasıl mı? Bu bölüm, son dönemlerdeki yaşantılarımdan biriktirdiğim hikayeler üzerinden bunu anlattım. Evet, podcast bölümlerinin aralığı uzadı son zamanlarda ama bunu ve diğer birçok şeyi de açıkladım bölümde. Yeni sezonla yeni bakış açıları ve yeni kararla devam ediyoruz ama öncekilerin üzerine koyarak ilerliyoruz, "büyüyoruz" gibi düşünelim bunu :) Bana bu farkındalık ve bununla beraber aldığım kararlar (ve bunları uygulamaya geçmek) çok iyi geldi, umarım sana da bu bölümü dinlemek iyi gelir ve başka bir açıdan yaratabilirsin hayatını. Heltia #işbirliği ile hazırladığım bu bölümün detayları: Uygulama linki: https://heltia.go.link?adj_t=1dxl74f5_1d84ywe3 İndirim kodu: BBG10 (1 ay boyunca geçerli %10 indirim) Dinledikten ve sindirdikten sonra yorumlarını beklemeye ve sonraki bölümde anlatacaklarımın demlenmesine alan açmaya çekiliyorum ben şimdilik. İsteklerini sev, onları koru ve kendine iyi bak! Sonraki bölümde görüşürüz :)

  11. 46

    Çabasız güzellik olur mu?

    Hayatın içindeki en anlamsız şeylerin haddinden çok değerle işaretlenmesi, her şey için hiç hak etmedikleri kadar çaba göstermek zorunda kalmamızla sonuçlandı. Böylelikle gerçekten değeri olan şeyler için çaba harcamamızın gereksizleştirilmesi gibi bir gündelik gerçekliğin içine sıkıştık. Renklerin ve güzelliğin olmadığı, güzel olanın “idealize edilmiş olan”la örtüştürüldüğü ve bunun dışında kalan her şeyin de ötekileştiği, değersizleştirildiği bir yaşam tarzı çıktı ortaya. Nereden baksan tatsız, nereden baksan anlamsız… Önceki bölümün devamı olarak “güzellik” hakkında konuşuyoruz bu bölüm. Benim tarafım belli: Çabasız güzellik olmaz, plastik güzellik bir illüzyon. Siz ne dersiniz? Buyrun sohbete! Bölümün sponsoru Heltia’ya teşekkür ediyorum. Uygulama linki: https://heltia.go.link?adj_t=1dxl74f5_1d84ywe3 İndirim kodu: BBG10 **not: bölümü dinlerken umarım arkadan gelen çocuk ve bilimum gündelik ses rahatsızlık verici bir etki yaratmamıştır. Elimden geleni yaptım, tüm tuşlara bastım ama en fazla bu kadar temizleyebildim gürültüyü.. bunun için kusura bakmayın 🥲

  12. 45

    Allah çirkin şansı versin

    Linçse linç yahu yetti canıma, diyerek ve kanalın adının da dibine kadar hakkını vererek tüm küstahlığımla konuştuğum, ilk defa bu kadar filtresiz ve kendime "kadın olmak" tanımları üzerinden otosansür uygulamak zorunda kalmadan, kendimi buna zorlamadan hazırladığım bir bölüm oldu. Çünkü içim şişti artık saklanarak yaşamaktan. Ama hiç utanmıyorum. Artık utanmıyorum. Bana ait olmayan, sırf kadın bedeniyle dünyaya gelmiş olmam ve ataerkil kodlar yüzünden sanki hep kusurlu, ayıplı, utanılacak bir bedenle yaşıyormuşum gibi hissettiren, sorumlusu-suçlusu olmadığım bir utancı taşımayı reddediyorum artık. Kendim olarak, cesurca ve özgürce yaşamak konusundaki ısrarımı da sürdüreceğim. Bu bölümü dinleyen her kadının "öyle ya da böyle" kendi hikayesinde karşılıklarını bulabileceklerini çok iyi biliyorum, bir kadın olarak ben de bunları yaşadığım için. Ama sindirmesi ve insanın kendine ifade etmesi, yüzleşmesi zor olan epey de rahatsız edici konular bunlar. Bölümde açıkladığım üzere, kimseyi incitmek gibi bir niyetim olmamakla birlikte politik doğruculuğa sığınarak apaçık önümüzde duran bir gerçekliği de inkar etmeyeceğim. Etmedim de. Ama farkında olmadan, niyetim bu olmasa da tek bir kadının dahi ruhunu incittiysem özür dilerim. En derinlerde eleştirdiğim şey "kadının kadına düşmanlığı" söylemlerinin de nedeninin ataerkinin bizzat kendisi oluşuydu. Bunun bağlamından koparılarak başka bir yöne çekilmesi ve yanlış anlaşılması en son isteyeceğim şey. Fakat, yine de elimden geldiğince kendim kalarak kendimi ifade ettim ve tüm hayatımı adadığım tek büyük mücadelem, feminist mücadele adına yaptım bunu. Umarım böyle de karşılık bulur. Linç yerine destek görürüm canım kadınlardan. Çünkü "Kadın kadının düşmanı falan değil, yurdudur".

  13. 44

    Kendi yolumda

    İnsan kendi yolunda yürürken, yolda karşılaştıklarının büyüsüne kapılarak, anlam ve amaç duygusunu yitirebiliyor bazen. Yani anlamların bulanıklaşınca yolda bulduğun araçların kölesi olabiliyorsun, hiç farkında olmadan. Ama yola çıkmak demek, yola neden çıktığını da arada kendine hatırlatmayı gerektiriyormuş. Ben uzunca bir süredir kendi yolumda yürüyorum, kendi özgürleşme yolculuğumda kendi hikayemi yazıyorum. Ama yolda karşıma çıkanların büyüsüne kapılıp rotamdan sapmaya başladığımı farkettiğim bir anda, durdum ve kendime şunu söyledim: Bu yola neden çıktığını unutma! Sahi, bir insan neden yola çıkar? Her şey yerli yerindeyken, durup dururken rahatını bozmaz insan. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardır ve onları yoluna koymak için yola çıkmak zorunda kalmıştır. İşte bu bölüm, bunlar hakkında konuşuyoruz. Ve tabii benim yolda karşılaştıklarımın etkisiyle anlam ve değerlerimin çarpışmasıyla ilgili hikayelerimden farkındalıklarımdan şekil alıyor serüven. Bu arada, sağlam felsefe yapıyoruz bu bölüm aynı zamanda. Ve öyle gelişine vurup serbest atış yapıyorum ki.. ben anlatırken çok keyif aldım, umarım siz de dinlerken aynı hissi paylaşırsınız. Yorumlarınızı bekliyorum bu konuda :) Bu arada, bölümün sponsoru olan Heltia'ya bu #işbirliği için öncelikle bir teşekkür bırakıyorum ve bölümde sözünü ettiğim linkleri de ekleyeyim. Belirsizlik Kaygısı https://www.getheltia.com/blog/belirsizlik-kaygisi-nedir-neden-olur Uygulama indirme linki: https://heltia.go.link?adj_t=1dxl74f5_1d84ywe3 İndirim kodu: BBG10 Bölümde sözünü ettiğim ve hatta kitabı açıp direkt okuduğum kaynak: Simone de Beauvoir, Müphemlik Ahlakı Üzerine: Pirus ve Sineas Muhteşor bir kitap bir daha söylemek istiyorum. Montaigne Denemeler Ve Albert Camus ve Nietzsche'den karma alıntılarımız da bölümde mevcuttur. Bu bölümün sizde ne hissettirdiğini merak ediyor ve dönüşlerinizi bekliyorum. Görüşmek üzere :)

  14. 43

    O zaman dans!

    Uzunca emekler verip kendiniz için iyi, güzel ve anlamlı, değerli şeyler ortaya koyduktan sonra, bir anda durup dururken kendinizi sabote ettiğiniz anlarınız oldu mu sizin de? İşler iyiye gidiyor bile olsa, değişim bizi kaygılandırır, çünkü değişmek demek, nereye doğru evrileceğimizi tahmin etsek de kesin olarak bilgisine sahip olamadığımız kaygan bir zeminde hareket etmek demek. Bu belirsizlik yüzünden hiç kendimize çaktırmadan kendi elimizle inşa ettiğimiz tüm iyi, güzel, değerli şeyleri yine kendi elimizle yok edebiliyoruz ne yazık ki... Eğer siz de böyle sorunlar yaşıyorsanız, varoluş dansıma eşlik etmeye davet ediyorum sizi bu bölümde. Çünkü varolmak, ipin üzerinde yürürken müziği kesmeden dansı sürdürebilmek demek. Yani aslında, özgürlüğün baş dönmesini konuşuyoruz. Kendi özgürleşme yolculuğumuzda hiç farkında olmadan tekrarladığımız otomatik davranışlarımız yüzünden sorumluluğumuzu almaktan kaçınma hikayelerimden ve bu farkındalıklar sonrası neşeyi nasıl yeniden yarattığımdan söz edeceğiz. Tabii arada hatalar ve sancılarla dolu bir süreç de var. Ne demiştik? Her şey karşıtıyla var :) Bölümde sözünü ettiğim Erich Fromm kitabı, Özgürlükten Kaçış (The Fear of Freedom) Yorumlarınızı bekliyorum. Sonraki bölümde görüşürüz :)

  15. 42

    Didingenspor

    Çok çalışıp her şeyi halletmek, her şeyin üstesinden gelmek uğruna didinip durarak tüm hayatı yapılacaklar listesindeki görevler olarak yaşamaktan bıktıysanız SİZ DE BENİM GİBİ, bu bölüm size iyi gelecek, yaralarınızı saracak. Yani umarım :) Yetersizlik hissiyle üzerime basan kaygı yüzünden, büyüdükçe neşesini yitiren, hayatın renkleri soluklaşan bir insana dönmüşüm öylece koşturup giderken. Ama bu böyle olmak zorunda değil. Büyümek, neşeyi kaygıya teslim etmek anlamına gelmiyor. Bunu değiştirmek de bizim elimizde aslında. Son bölümlerde "anlamaya çalışırken hayatı kaçırmak" konulu farkındalıklarımın başka açılardan nelere karşılık geldiğini konuşuyorduk. Bu bölüm ÇALIŞIRKEN HAYATI KAÇIRMAK ve iflah olmaz bir işkolik/kariyer manyağına dönüşmek ve bunun anlık farkındalıklarla nasıl çözümlenebileceğini konuşuyoruz. Ve bu bölümün size extra sürprizleri de yok değil :) Heltia uygulamasının sponsorluğunda hazırladığım bölüm için hem destek oldukları hem de sizlerin kullanımı için bize özel sağladıkları indirim kodu için ayrıca teşekkür ederim. #işbirliği Bölümde bahsettiğim Heltia'dan bulduğum 2 makalenin linki: https://www.getheltia.com/blog/tukenmislik-sendromu-nedir https://www.getheltia.com/blog/is-hayatinda-tukenmislik-sendromu Heltia uygulamasını indirmek için link: https://heltia.go.link?adj_t=1dxl74f5_1d84ywe3 ve İNDİRİM KODU: BBG10 Bu bölüm benim için ayrıca özel bir yere sahip, dinleyince eminim anlayacaksınız. O yüzden dönüşlerinizi, yorumlarınızı, paylaşımlarınızı yani desteklerinizi her zamankinden daha çok görmek istiyorum :) Sonraki bölümde görüşmek üzere :)

  16. 41

    Bisiklete binmek gibi

    Tüm hayatı, olanı biteni anlamaya çalışırken hayatı kaçırdıysan bu bölüm sana iyi gelecek, yaralarını saracak :) Çok sağlam bir özeleştiriyle, felsefeci kimliğimle benliğimi örtmemle yüzleştiğimi fark etmemi ve kendimi mağarada, etiketlerin arkasına saklayarak yaşadığımı anladım. Önceki bölümde kendimi güvenli alan sandığım bir mağaraya kapatıp konfor alanına sıkışarak, camın arkasından hayatı izlediğimi ve hayatı anlamaya çalışırken tüm hayatı kaçırdığımı görmüştüm. Bu bölüm, daha ağırıyla, kendi hikayemi yazmak için çıktığımı söylediğim yolda bile hep bildiğim yoldan gitmeye kendimi zorlamamla yüzleşiyoruz. Ama yaşamak, hayatı hissetmek, kendimizi tanımladığımız o basmakalıp etiketlerden çok daha fazlası. Ve yaşamadan anlaşılmıyor yaşamak. Yaşamak lazım. Tıpkı bisiklete binmek gibi, düşmemek için dengede kalmak için hareket etmek lazım. Uzun süredir farkına vardıklarımın altında eziliyordum, artık altında ezildiklerimden özgürleşip kendim olarak devam ediyorum yoluma. Yani daha fazla kendim olarak, diyelim. Ben, görünür kıldığımdan daha fazlasıymışım çünkü. Bu bölüm itibariyle yenileniyoruz yani.. instagram'da da bunun yansımalarını görmeye başladınız aslında, ama henüz tam anlamıyla değil. Ama yakında :) Keyifli dinlemeler diliyorum. Sonraki bölümde görüşmek üzere :)

  17. 40

    Mağaradan çıkmadan özgürleşemezsin

    Konfor alanı konusunda düşünüyorum bir süredir. Bu konfor alanı tam olarak neresi? Utancımızdan kaçtığımız mağaralarımızın konuyla kesinlikle bir ilişkisi olduğuna eminim. Mağaraya kaçmak ve saklanmak istememizin nedeni, o utanç dolu bakışlardan korunmak ve "güvende hissetmek ihtiyacı", yani hayatta kalma dürtüsü. Ama ben bunca zaman boyunca, tüm bu yolculuk süresinde anladım ki tam da aynı sebepten o mağaradan çıkmam gerekiyor. Yani hayatta kalmayı sürdürebilmek için o mağaradan çıkmam lazım. Başka türlü özgürleşemem, yaşamı sürdüremem. Neden mağara? Çünkü biz bu zamana kadar hep "zaman" üzerinden ilerledik, zamanı yanlış anladığımızı konuştuk. Ama zaman kadar önemli olan bir diğer kavram da "mekan". Mağara bizim kendiliğimizi inşa ettiğimiz başlıca kurucu unsurların diğer yüzü. Ve ben kendimi steril, korunaklı, güvende olduğumu bildiğimden emin olduğum bir mekana, mağaraya kapatmışım aslında. Bununla yüzleşmek zordu, çünkü beni yaşatsın diye girdiğim mağaradan zamanı gelince çıkamasaydım eğer mağara bana mezar olurdu. Ama ben başardım. Çıktım mağaramdan ve özgürleşmeye başladım. Ve tüm teorik bilmelerin dışında, bunu yaşayarak, yaşamla çarpışarak, karşılaşarak öğrendim. Bölümde bahsettiğim kitap: Timur Harzadin-Yeniden Bağlanmak İki şarkının adı geçiyor: Emir Can İğrek, Sapa Zeynep Casalini, Duvar Bahsettiğim film de Eat, Pray, Love (Ye, Dua Et, Sev) Bahsettiğim metaforlar ve alıntılarla ilgili kaynakları önceki bölümlerde defalarca kullandığım için artık onları eklemiyorum. instagram'daki post, derken kastettiğim ise şuydu: https://www.instagram.com/p/C7gzwxuNm7Y/?utm_source=ig_web_copy_link&igsh=MzRlODBiNWFlZA== İBB Taş Mektep'teki (Büyükada) sergide karşılaştığım, Nihal Gündüz'ün Tekinsiz Mekanlar adlı çalışması. Bölümü dinledikten sonra yazmanızı çok istiyorum. Öylesine değil, gerçekten size temas eden o kritik anlarıyla ve hikayelerinizle kesiştiği noktalarla sizden de duymak istiyorum. Henüz hazır değilseniz de hazır olduğunuzda yazın bana. Dediğim gibi, mesele bağ kurmak. Yalnız olmadığımızı hatırlamak. Kendimizi o mağaralardan çıkarmaya cesaretli adımlar atmak. Ben başardım, başarıyorum daha doğrusu. Siz de bu "lezzet"i tadın, çok istiyorum. Derin acılardan sonra emekle yaratılmış neşenin tadı başka hiçbir şeyde yok çünkü. Sonraki bölümde görüşmek üzere, Hoşçakalın :)

  18. 39

    To do list anksiyetesi

    Plan yapmaya planları uygulamaktan daha fazla vakit ayırıp kendine planlama anksiyetesi hediye etmek ya da zamanı yönetemeyeceğimizi kabullenip, zamandaki varlığımıza yön vermeye çalışmayı seçmek. Evet, mesele bu. Bu bölüm konumuz, zaman yönetimi, yapılacaklar listesi ve bu listenin altında ezilmekle sürüp giden yılların izinden "aslında ben bu çalışma işini o kadar da sevmiyormuşum, deli deli yapmışım kendimi" farkındalıklarıyla, sakin sakin bir çalışma ve iş temposu kurgulamak üzerine şekilleniyor. Ve tabii zaman, üzerine saatlerce konuşulacak bir konu. Ben politik eleştiri kısımlarını kısa tuttum, ama ileride talep olursa bunu da konuşuruz, seve seve. Bölümde tavsiye ettiğim diğer bölümler: Hayatı Kaçırıyor Olabilir miyiz? ve Carpediem vs Kontrol Manyaklığı adlı bölümler. Zaman, çalışma, tükenmişlik sendromu, her şeye yetişme ve geride kalmışlık hisleri çerçevesinde bu iki bölüm. Bölümde bahsettiğim kitap: Marc Wittmann, Hissedilen Zaman: Zamanı Nasıl Deneyimleriz? Gabor Mate'nin konuşmasını bulamadım, ama instagram reels içeriğini buldum ararken, onu da bırakıyorum size https://www.instagram.com/reel/C6TO4AyNn_f/?igsh=amNkMWkxOWh4ejZq Sonraki bölümde görüşmek üzere :)

  19. 38

    En bedava terapi: yazmak

    Eğer hiç engellenmemiş olsaydım, kendim olma yollarım hiç tıkanmamış olsaydı bugün kim olurdum ve nasıl bir hayat yaşıyor olurdum, acaba? diye düşünürken meselenin düğümlendiği nokta yine utanç. Olduğum kişiden beni utandıra utandıra ben olmak'tan alıkoymuşlar beni. Muhtemelen hepimiz gibi yani. Bu bölüm bunları konuşuyoruz ve kim olmak istediğimle ilgili kararları mercek altına alıyoruz. Konumuz da doğrudan yazmakla ilgili. Yazarak dönüşmek. Ve hep bir hikaye anlatmak, kendi hikayenin yazarı olmak deyip duruyorum ya size... Gerçekten yazmak ve iyileşmek arasındaki ilişkiye değinelim istedim ve tabii işin felsefesine. İnsan neden yazıp çizer? Sanat yapıp rahatlamak için mi başladı bu serüven, yoksa bir ihtiyaç meselesi miydi? İnsanlığın ayak izlerini takip ederek bir yandan benim geçmişimin izlerinden gidiyoruz ve nasıl yazarak iyileşebileceğimizi konuşuyoruz. Kaynak olarak, Derrida-Platon'un Eczanesi tavsiye edilir. Aralarda bir yerlerde markamsı isimler geçtiği için #reklam diyeceğim ama hiç reklam yok :) Sonraki bölümde görüşmek üzere :)

  20. 37

    İçindeyken göremediklerinin içinde debelen-me

    İçindeyken görememek hakkında konuşuyoruz bu bölüm ve bu şey gibi: Çamura batmışsın bir bataklıktasın ve çıkmak için debeleniyorsun ama canhıraş bir debelenme hali. O bataklıktan çıkmak için bir şeye tutunman ve güç alman lazım, hayatta kalmak için oradan kurtulman lazım bir şekilde. E tabii bir yandan da bataklığın içinde ölüm kalım savaşı verirken, insan göremiyor üzerine ne kadar çamur, pislik bulaştığını. Yani orada geçirdiğin zaman boyunca ne kadar kirlendiğini ve üzerine yapışan lekeleri görmüyorsun çünkü algın orada değil. Malum ihtiyaçlar hiyerarşisi, önceliğin hayatta kalmak. İşte bu kaygıdır varoluşsal kaygı denen şey. Ama kaygı ve panikle, telaşla bir yerlere kaçışıp koşturmaya çalışırken, orada debelenme halinde kendini daha çok batırırsın, bataklıkta dibe çökersin iyice. Oysa bir sakinleşip etrafa baksan, başka bi görme haline geçsen ve neyin içinde olduğunu anlamaya çalışsan, belki de sağlam kökleri olan bir ağacın sarkmış dalına tutunup güç alabileceksin. Ve çıkacaksın o balçık havuzundan. Sonra da "oh be rahatladım, hayattayım, güvendeyim", diyerek; bir anda tüm o zaman boyunca ne kadar pisliğe bulandığını farkedip, tüm o üzerine bulaşan çamuru, kiri pası, yüzüne bulaşan o lekeleri temizlemek için harekete geçecek ve arınacaksın. Nihayetinde de o bataklıktan uzaklaşacak ve kendi yolunda yürümeye devam edeceksin. Önemli olan yolda olmak, yolda başına neler geldiği değil; ama başına gelenlerden çıkardığın anlamlarla yolunu yürümeye devam etmek.  Ve tabii bunu felsefeyle yapmak. Sanırım Beyhan Budak'tan duymuştum bu sözü: Çok fazla psikolojiyle ilgilenmek psikolojini bozabilir, daha çok yaşamak lazım, hayatı kaçırmamak lazım, diyordu bir konuşmasında. Bunu felsefeyle yapmak ve felsefe yaparak yaşamak lazım, diye ekliyorum ben de. Çünkü felsefe, sıkışıp kaldığımız durumlarda, hareket edemediğimiz ya da ne yapacağımızı bilmediğimiz zamanlarda bize anlamlarımızı ve değerlerimizi inşa etmemize yardım ederek, yön duygumuzu geliştirmemizi, rotayı nereye doğru çevirmemiz gerektiğini hatırlatır bize. O yüzden bu bölüm "iyi ki felsefe" ve "canım felsefe" şeklinde gelişip, bir anda kendimi felsefe överken bulduğum bir bölüm oldu. Geçmişimin izlerini sürüp "ben kimim" sorusuyla hesaplaştığım sırada bana yönümü bulmama yardımcı olduğu için. Bölümde bahsettiğim podcast yayınını etik olması açısından burada belirteyim: Merdiven Altı Terapi (Deniz Dülgeroğlu) Fakat, ne işin kendisi ne de işi yaratan sevgili Deniz Dülgeroğlu'yla ilgili kişisel bir eleştiri/yorum olmadığını özellikle belirtmeliyim. Bilakis, yaptığı işi çok değerli buluyorum. Türkiye'de terapi farkındalığı oluşturmak ve özellikle bir kadın olarak kendi emeğiyle başarı inşa etmek takdir edilesi. Benim söz konusu eleştirim psikolojizme yani psikolojik süreçlere indirgeme üzerindeydi. Dinleyenler bu detayı kaçırmayacaktır zaten, fakat etik sorumluluk olarak belirtmek istedim. Bölümde bahsettiğim kitap önerisi, Nermi Uygur-Yaşama Felsefesi ve Bölümde bahsettiğim araştırmaya ilişkin açıklama: 1938 yılında başlayan ve günümüzde hala süren bir çalışma, ilgilendikleri soru da "Mutlu bir hayatın formülü/formülleri" üzerine düşünen Harvardlı bilim insanları tarafından başlatılmış. (Bu arada 2000 küsür yıl önce bu soruya cevap verenler de filozoflar ve araştırma sonuçları hala felsefecileri doğruluyor biz hala bir şeyleri keşfetmeye çalışıyoruz insanlık olarak, KOCAMAN BİR LOL) Bu araştırmaya ilişkin sonuçları internette her yerde bulabilirsiniz, çok ünlü bir çalışma zira. Ama ben şu kaynağı önermek isterim ilgilisine: Robert Waldinge, Marc Schulz - The Good Life: Lessons from the World's Longest Scientific Study of Happiness Sonraki bölümde görüşmek üzere, hoşçakalın :)

  21. 36

    Geçmişin hayaletleri

    Sıkı tutunun türbülansa giriyoruz. Size "geçmiş geçmişte kaldı, geçmişi bırakın şimdiye ve şu ana dönün akışta kalın, şimdiye bakıp geleceğinizi yaratın, durmayın ve çok çalışın sürekli çalışın hatta nefes bile almayın" diyenlere ben de inandım istemeden ama anladım ki bizi çok fena kandırmışlar. Sırf bugüne ve dünyanın bizden taleplerine ayak uyduralım, uslu çocuklar gibi itaat etmeyi sürdürelim diye. Ama geçmişin geçtiği falan yok, hatta tersine bizzat "ben" geçmişimin izleriyim. Ve tüm o izlerin, kötü anıların peşinden gitmeye karar verdim. Kendimin peşindeyim çünkü. Kendimin peşinde, geçmişimin izini sürüyorum ve tıpkı bir avcı gibi belleğimdeki acı dolu yaraların izdüşümlerinin peşinden gidiyorum. Çünkü, boşluğumdan kaçmaya çalışırken yaptığım şeyin boşluğuma kaçmak olduğunu farkettim ve tüm bu zaman boyunca da boşluğuma kaça kaça boşluğumdan taşmaya başladım. Boşluğumda daha fazla kaçabileceğim ve beni taşıyacak yer kalmadığıyla yüzleşince de o boşlukta bana ait olmayan, benim ben olma yollarımı tıkayan irili ufaklı utanç parçacıklarıyla hesaplaştım. Şimdi biliyorum artık, anladım. Kim olmadığımı ve kendime bu çivisi çıkmış dünyada olmak zorunda olduğumu dayattığım ama bunu yaparken bile farkında olmadan, olmaya sürekli direnip, olmaktan kaçtığım, benimle ufacık dahi bağı olmayan sahte benliğimle tanıştım. Müsaadenizle ben artık o sahteliğime saklanmayı bırakıyorum ve boşluğuma gömdüğüm o sandıktaki utancıma bakmaya cüret ediyorum. Beni utandıran ama utandırılmayı hiç de hak etmediğim tüm o anlamsız acı dolu anları tek tek yeniden anlamlandırıyorum. Ve olduğum kişiyle barışıp kendi hikayemi yazmaya devam ediyorum. Büyük bir utançla değil onurla takdim ediyorum kendimi kendi hayatıma. Nasıl mı yapıyorum bunu? Oynat bakalım! Bu bölüm utanç hakkında konuşuyoruz. Hem felsefi temelleriyle ve sosyal bilimler tarafından bilgilerle destekleyerek, hem benim kendi kendimi izleme sürecimdeki hikayelerim üzerinden, hiç hak etmediğimiz utançlarımızdan özgürleşmeyi konuşuyoruz. Saklanmak zorunda hissettiğimiz ama hiç de saklanmak zorunda olmadığımız boşlukla yüzleşiyoruz. Neredeyse tüm kötü, acı dolu duyguların merakla incelendiğinde aslında ne kadar güzel duygulara dönüşebileceğini de görüyoruz. Hep söylerim, iyi şeyler emek ister, zaman alır. Ama umut her zaman vardır ve o güzel şeyler çabalarımızla gerçekleşir. Utancımıza kaçmak yerine umudumuza sarılarak, utançlarımızdan özgürleşme hakkımızı birlikte elimize alalım gelin.

  22. 35

    "Yaşım çocuk"

    Kendi hayatınızı inşa etmeye çalışırken kişisel gelişimcilerin lafına uyup da "içindeki çocuğun hayallerine tutunmak" gibi tavsiyelerin yolundan giderseniz eğer, çoğunlukla içinizdeki ihtiyaçları görülmemiş ve acı içinde kıvranan, kontrolsüzce her şeyi kontrol etmeye ya da her şeye sahip olmaya çalışan çocuğun istek ve ihtiyaçlarını gidermeye çalışır ve haz bağımlısı olursunuz. Çünkü çocuk gerçekten ne istediğini ve kim olduğunu bilmez. Ama, kendinizi yaratırken o çocukça merakla deneyimlerinizin izini sürerek "neyi yapmaktan keyif aldığınızı" sorgular ve benliğinizle temas ederseniz, o zaman kendinizi yaratmak adına kuvvetli bir adım atmış olabilirsiniz. Kendi hikayesine sıkışmış çocuğun merakı engellenmemiş olsaydı, neleri gerçekleştirmek isterdi acaba, diye sormakla "içimdeki çocuk şu anda ne yapmamı istiyor" diye sormak aynı şey değildir. Ve üzgünüm, içinizde yaşayan bir çocuk artık yok. O çocuk büyüdü ve siz oldunuz, çoğunlukla da yaşayamadığınız çocukluğunuzla hem de. Ama içine sıkıştığınız hikayedeki önemsiz bir figüran olmak yerine, hikayenin bizzat yaratıcısı olmak hala mümkün. Sadece bazı cesaretli adımları atabilmek ve gerçekliğin insanı savunmasız bırakan acılarıyla yüzleşebilmek gerekiyor bu yaşamı neşeyle yaratabilmek için. Konu başlıklarını şöyle özetleyeyim: içimdeki çocuk / yaşım çocuk dil-düşünce-söylem varoluşçuluk üzerinden "insan nasıl yaşam sanatçısı olur" radikal kararlar alırken nelere dikkat etmeliyiz/radikal kararlar almalıyız/bir karar nasıl alınmalı? felsefe bize nasıl bu yolda eşlik edebilir? yaşım çocuk, diyerek kendimi nasıl yaratırım bütün bunlar hem aralarda teorik bilgilerle hem benim son dönem yaşadığım varoluşsal krizler ve farkındalıklarım çerçevesinde deneyimlerim üzerinden gelişti. Ve aslında son zamanlarda içinde debelenip kendimi çıkarmaya çalıştığım buhranların sonundaki aydınlanmalarımın özet versiyonu gibi oldu. Bu yanıyla, dinlerken sanki kendimi tekrar ediyormuşum gibi görebilirsiniz, ama aslında öyle bir tekrar değil de daha ziyade farkındalığına ulaştığımı söylediğim bu bilgileri gerçekten pratikte kullanmaya başladığım, yani "o çocuğa büyümeyi ve sınırları öğreteceğim" derkenki teorik bilgileri uyguladığım bir örnek hikaye ve nasıl davranarak bu kararı sürdüreceğimin özeti oldu. Bu arada bu yolda benimle olmaya devam edeceklere kocaman bir teşekkür bırakıyorum buraya. Ve tabii ki yorumlarınıza ve eleştirilerinize, taleplerinize açığım. Sevgili Mabel Matiz'in en sevdiğim şarkılarından biridir "yaşım çocuk" ve bu bölüme ilham veren şarkı, diyebilirim. Bu şarkı benden size gelsin :) Sonraki bölümde görüşmek üzere, hoşçakalın :)

  23. 34

    Mutsuzluğumla barıştığımdan beri keyfim yerinde

    Kendinizi en son ne zaman evinizde hissettiğinizi hatırlıyor musunuz? Gerçekten buralara ait olduğunuzu, buralarda bir yerde güvende hissettiğinizi... Ben çok uzun bir zamandır kendi kendime bunları düşünüyorum ve evimde hissedebilmek için içinde olduğum yerlerden kaçıp kendimi kurtarmaya çalışarak geçirdim hayatımın çok uzun bir dilimini, ama farkettim ki kaçmaya çalıştığım şey, yüzleşmekten korktuğum kendimmiş. İnsan kendisiyle karşılaşmadan bu dünyada gerçekten de evinde ve güvende, rahat hissedemiyormuş. Ve neredeye gidersen git, benlik denen duyguyu bedeninle beraber kendinle götürdüğün için, onunla barışmadan ait hissedemiyormuşsun. Ama benliğimdeki korkunç yaralarla yüzleşip, çok emek vererek aslında olmaya çalıştığım ve olduğumu sandığım kişi olmadığımı anlayıp, önce onunla savaşıp onu yok etmeye çalışsam da artık onunla barıştığım ve olmasını istediğim kişiyi yaratma sorumluluğunu, bu benlikle birlikte yürüyerek almam gerektiğini hatırladım. Bu hatırlamalarla birlikte, olduğum kişiden duyduğum acıyla, mutsuzluğumla barıştığımdan beri keyfim yerinde ve kendimi buraya ait hissediyorum. Çünkü kendimle güvende olabilmeyi öğrendim. Bu bölümde kaçıp gitmek ve her şeyden kurtulmak arzusuyla birlikte evinde hissetmek meselesini konuşuyoruz. Ve podcast günden güne hızlıca büyümeye başladığı için girişte bazı açıklamalar yaptım. Zaten kaydı dinlemeye başladığınızda farklı olan bir şeyler olduğunu fark edeceksiniz. Dedim ki "ben değişiyorum, zaman geçtikçe dönüşüyorum, yaptığım işlerde de değişiyor bir şeyler yaşamımla beraber." Madem öyle, bazı güncellemeleri yapayım. Özel olarak kaynakça eklemiyorum, bu bölüm tamamen deneyimsel ve önceki bölümlerin devamı olarak geliştiği için. Sadece Adam Philips'in Kaçırdıklarımız adlı kitabından söz ettim. Yeni bölümde görüşmek üzere, kendinize iyi bakın :)

  24. 33

    Hayatımın ipleri

    Hayatımın iplerini elime alabilmem için nerede durup nerede yola devam etmem ve tüm bu kritik anlarda nasıl davranmam gerektiğini öğrenmem gerekiyordu. Ben de yolgeçen hanına dönmüş sınırlarımı gözden geçirip yeniden başladım. Tıpkı bir çocuğun yürümeyi öğrenmesi gibi, minik ama kararlı adımlarla kendi yolumda yürüme cesareti gösterdim. Düşe kalka, hata yapa yapa... bi çocuk ilk düştüğünde sırf düştü diye korkusuna yenik düşseydi yürümeyi asla öğrenemezdi ama bir ayağını öbürünün önüne atma cesareti göstere göstere öğrendi yürümeyi, biz de böyle böyle büyüdük aslında ama O çocuk, nereye doğru ne kadar sert ya da yumuşak adımlar atması gerektiğini bilmiyordu, çünkü bugüne kadar öğrendiği her şey onu "kendisi olmayan" birine dönüştürmüştü. Büyüdü ama yaşamayı unuttu yani büyürken. O çocuk, yeniden büyümeyi ve kendini yetiştirmeyi, yani yaşamayı öğreniyor artık. Bölümde, Eylem Tok ve ebeveynlik hakkında gelişen akışta bahsettiğim tweet serisi için https://x.com/cihancelik3/status/1769316253888307543?s=46&t=v4Q69oNf5lIqPjiefGwzGQ bu linke tıklayabilirsiniz. Çocuğa doğru sınırları ve ihtiyaçlarını yönetmeyi öğretmek konusunda beni epey aydınlatmıştı açıkçası, kendi bildiklerim ve hatırlamam gerekenler noktasında (kendimin ebeveyni olmak adına) Söz ettiğim kitap: Sınırlar (Dr. John Townsend & Dr. Henry iCloud) Son birkaç bölümdür, kayıtlar çok uzun sürüyor ve düzenlerken elimden geldiğince kısaltmama rağmen 40 dk üstüne çıktık malsf, ama birçok açıdan ve deneyimlerimden ele alırken, akış böyle gelişiyor ve çok da müdahale etmek istemiyorum aslında. Ve bununla ilgili olumlu ya da olumsuz dönüş almadım henüz, buradan sorayım. Sizin için iyi mi böyle? Ve bu arada bunun dışında çok güzel dönüşler alıyorum ve günden güne büyümeye başladık. Bu beni çok mutlu ediyor, çok teşekkür ederim eşlik ettiğiniz için. Sonraki bölümde görüşmek üzere :)

  25. 32

    Kendini cezalandırmaktan vazgeçmenin vakti gelmedi mi?

    Vakti çoktan geldi ve geçip gidiyor aslında. Bir durup buna bakmamız lazım. Özgürleşmek için önce kendi kendimizi cezalandırmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Kimse bir şey yapmıyorken bile biz kendi kendimize saldırdıkça nasıl daha iyi ya da daha özgür bir hayat yaşayabiliriz ki? Bu bölümde bunları konuşuyoruz. Ben de an itibariyle kendimi cezalandırmayı bırakmayı seçiyorum ve adım adım kendi hayatımın yollarında yürümeyi öğrenmeye başlıyorum, diyebilirim sanırım. Ama baştan söyleyeyim, sancılı bir süreç. Çünkü kendini yeniden yaratmak için kendi kendinin doğum sancısını göze alabilmek gerekiyor. Ama inanın o sancıya değiyor. Bu arada sözünü ettiğim kitap, Alice Miller - Öfkeden Cesarete Sonraki bölümde görüşmek dileğiyle :)

  26. 31

    Bazen ihtiyacınız olan şey terapi değildir

    Bu bölüme "hızlandırılmış insanlık ve düşünce tarihi özet" bile diyebiliriz sanki... Bayağı detaylı bir bölüm oldu bu arada ama aklım hala anlatamadıklarımda. Neyse, talep gelirse ileride biraz daha üzerine gideriz bu konunun. Yani söz sizde :) Önceki bölümde kaldığımız yerden devam ediyoruz ve modern yaşam pratiklerinin, hızlıca değişen hayatın ve yaşadığımız mevcut kültürün bizi neden hasta ettiğini konuşuyoruz. Not: Hekim değilim, o yüzden son iki bölümde anlattıklarım tavsiye içermez. Farkındalık ve bilinç kazanmak adına paylaşıyorum bunları. Ve, herhangi bir tedavi durumunda başvuracağınız kaynak öncelikle hekimleriniz olmalı (ve tabii ek araştırmalar da yapabilirsiniz, benim gibi) Kaynakça: Dr. Ayşegül Çoruhlu, Her Yönüyle Bağışıklık Dr. David Perlmutter & Kristin Loberg, Tahıl Beyin Sinan Canan, İnsanın Fabrika Ayarları Nicole Le Pera, Kendini İyileştirme İşi Nasıl Başarılır? Ernest Becker, Ölümü İnkar Zygmunt Bauman, Ölümlülük, Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri Yuval Noah Harari, Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens Nigel Warburton, Felsefenin Kısa Tarihi Dizi önerisi: Upload (bölümde bahsettiğim dizi)

  27. 30

    Dobarlan Bırakma Kendini ama Neden Böyle Oldu?

    Bu bölümde, önceki hafta konuştuğumuz gibi "modern yaşam ve hastalıklar" ilişkisine bir giriş yapacağız. Fakat, bu konu acayip kapsamlı olduğu için tek bölüme sığmayacağını farkettim. O nedenle giriş niteliğinde kendi hikayem üzerinden otoimmun hastalıklar, alerjiler, kırılganlık, zayıflık gibi insan olmamızın kendisinden kaynaklanan yani bedenli varlığımızdan kaynaklanan ve gerçekliğimiz olan konuları açıklıyorum. Yani 28 yıldır, ama özellikle son 6 yıldır ne olup bittiğini konuşuyoruz. Bu biraz, beni tanıyın minvalinde de bir şeylere çıkıyor ama bu ikincil kazanç diyebiliriz. Önceliğimiz hikayem üzerinden meseleyi anlamak. Dopamin eksikliği, kortizon yüksekliği, kendine saldıran bağışıklık sistemi... önümüzdeki hafta da kapsamlı olarak öncelikle kendi uzmanlık alanım olan felsefe ve sosyal bilimler üzerinden, sonra da biyoloji ve tıp literatüründeki karşılıklarıyla meseleyi inceleyeceğiz. Bu hafta kaynak önermiyorum, kaynak bu bölümde daha çok benim lol Ama haftaya bir sürü kaynakla geliyorum, beklemede kalın :D

  28. 29

    Sahiplenen Erkek Bakışına Bir İsyan Denemesi

    Başlık hakkında çok düşündüm ve sonunda bu başlıkta karar kıldım. Çünkü birden farklı örnek üzerinden, aslında işlediğim tema genel olarak "kadınların korunmaya muhtaç varlıklar olması" söylemini şekillendiren yaklaşımlara karşı bir eleştiri oluşturmak ve bunun konuşulması gerektiğiydi. Özellikle bunu konuşma konusunda beni neyin/nelerin tetiklediğini zaten detaylıca açıkladım bölümde; hem karşılaştığım teorik örnekler üzerinden hem de kişisel hikayemle örtüşen ve beni rahatsız eden söylemler üzerinden. Özetle de bu bölümde kadınların korunmaya ihtiyacı olup olmaması meselesini tartışıyoruz doğal olarak. İki ayrı uç örnek üzerinden farklı perspektifler sunmaya çalıştım açıkçası ve asla bir "yargı" belirtmek ya da dayatmak gibi bir niyet yok bölümde. Yani elbette şahsi görüşlerim çerçevesinde "bu açıdan da bakılması lazım" mesajını işlemeye çalıştım ama "ben böyle düşünüyorum ve kesin olarak doğrusu budur" demekten ziyade, gelin bunu tartışalım ve bu konularda farkındalık kazanalım istedim. Özellikle bu konu hakkında dönüşlerinizi merak ediyorum çünkü epey hassas bir konu ve yankı odalarında kendi sesimle kalmış olmak istemem. Bu arada, bölümde de belirttim ama Feminizme Giriş 101 serisi adı altında doğrudan feminizmi anlatan bölümleri de bitiriyorum bu bölümle beraber. Ama tabii zaten önceki bölümlerde de yaptığım gibi yeri geldiğinde feminizm/toplumsal cinsiyet üzerinden eleştirilerimi yapmaya devam edeceğim. Çünkü feminizm benim için bir yaşam tarzı, öznesi olduğum bedenin yaşam mücadelesi ve dünya görüşü. Bu arada bir dizi ve bir film örneği üzerinden işledim genel olarak bölümü. Bu yüzden marka kapsamında değerlendirilir mi bilmiyorum ama bu uyarıyı yapmam gerekiyor sanırım içerik üretici olarak. İkisi de #reklam sayılmaz, inceleme ve eleştiri içerir. Keyifli dinlemeler diliyorum :)

  29. 28

    "Erkeklere Makul Bir Mücadele Borcumuz Yok!"

    8 Mart'ın en beğendiğim pankartlarından birinde yazıyordu: Erkeklere makul bir mücadele borcumuz yok. Evet, aynen öyle. Feminist mücadeleyi "nasıl" sürdürmemiz gerektiğiyle ilgili söylem alanını erkeklere bırakacaksak bu mücadeleyi sürdürmenin de anlamı kalmaz. Sesimize ve sözümüze, bedenlerimize, varoluşumuzun kendisinden gelen haklarımıza sahip çıkarak, olduğumuz gibi olarak, sürdürmeliyiz bu mücadeleyi. Bu bölüm, "güçlü kadın olucam derken pehlivan oldum" diyen tüm kadınlara gelsin. Özel olarak kaynak belirtmiyorum, ama önceki bölümlerde (Feminizme Giriş 101 kapsamında) belirttiğim kaynaklar burası için de geçerli. Otoimmun hastalıklar ve modern yaşamın bizi hasta etmesi üzerine söylemlerimin de elbette dayanak noktaları var. Ama 2018'den beri oradan buradan araştırıp derinleştiğim ve daha çok da terapi sürecim ve kendi beden pratiklerimle bilgi sahibi olduğum bir konu bu. O yüzden, sözünü verdiğim gibi bizzat bu konudan bahsettiğim bölümde, bolca kaynak sunacağım size. Keyifli dinlemeler. Sonraki bölümde görüşmek üzere :)

  30. 27

    Hiçbir yerde bulamayacağınız dişil enerji yükseltme tavsiyeleri

    Baştan söyleyeyim. Bu bir anti-dişil enerji söylemidir ve aynı zamanda kadınları errrrkekleştirmeyi de onaylamaz. Feminizme Giriş 101 serimizin ikinci bölümünde dişil-eril enerji dikotomisi üzerinden toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretilmesini ve bu roller aracılığıyla hem emeklerimizin hem bedenlerimizin bütün olarak da insanca yaşama haklarımızın sömürülmesi konusunu ele aldık. Bir önceki bölümde eklediğim kaynakçalar elbette bu bölüm için de geçerli. Ek olarak kesinlikle Judith Butler okumanızı öneririm ya da Sara Ahmed (Mutluluk Vaadi, Duyguların Kültürel Politikası) müthiş çalışmaları var. Sonraki bölümde görüşmek üzere :)

  31. 26

    Erkekler Kapatılsın mı? (Feminizm versus Feminazi)

    *versus "-e karşı" anlamına gelmektedir. Bu hafta, sonunda, size uzun zamandır sözünü verdiğim konuya nihayet giriş yaptık, fakat yalnız giriş yaptık diyebilirim. Çünkü tek solukta anlatılacak, anlaşılacak bir konu değil ne yazık ki feminizm. O yüzden muhtemelen birkaç bölümden oluşacak bir seri gibi düşünebiliriz bunu. Bir de tabii doğrudan öznesi olduğum ve çok öfkeli olduğum bir konu için başlayınca bitiremeyeceğim bir konu bu malum. Neyse, feminizmin feminazi yani erkek düşmanlığı olmadığı düşüncesi üzerinden temel bir tartışma kurgulamaya çalıştığım bir bölüm oldu özetle. Çünkü, feminizmin erkek düşmanlığı ya da erkek nefreti olduğu söylemi feminist mücadeleyi değersizleştiren ve ataerkil sistemin yetiştirdiği erkekler tarafından antifeminist söylemleri yeniden üreterek de uğradığımız haksızlık ve tahakkümleri sonu gelmez bir döngü haline getiren bir bakış açısı. Bu açıdan ben nefret söyleminin yerine postmodern, çağdaş bir barışçıl arkaplanda, hiyerarşilere yer olmayan bir feminizm söyleminden bahsediyorum. İvedilikle feminizmi yanlış anlayan kadınlara ve özellikle de erkeklere dinlettiriniz efenim, diyorum. Kaynakça: Zygmunt Bauman, Modernlik ve Müphemlik Deborah Cameron, Meraklısına Feminizm Susan J. Hekman, Toplumsal Cinsiyet ve Bilgi Charlotte Perkins Gilman, Kadınlar Ülkesi Simone de Beauvoir, İkinci Cinsiyet Michel Foucault, Özne ve İktidar (ve gücünüz ve enerjiniz yeterse tüm Foucault metinlerini okusanız keşke, Cinselliğin Tarihi, Deliliğin Tarihi konuları çok kıymetli biyopolitika kapsamında) Judith Butler, Bela Bedenler Harriet Lerner, Öfke Dansı

  32. 25

    Nasılsa bir gün giyerim

    Bu bölümün konusu "giyecek hiçbir şeyim yok" hezeyanlarıyla çatışan dolapta birikmiş bir sürü kıyafetten ilham alarak, kendimize yük ettiğimiz eşyalar üzerine gelişiyor. Bu, hem zamanda kendimizle kurduğumuz ilişkiyi hem benlik denen şeyin olmazsa olmazı olan özgünlük meselesini açığa çıkaran ve bir benlikten çok persona olarak yaşamamıza neden olan bazı durumları içeriyor. Tabii, toplumsal,kültürel ve felsefi çerçevede konuşuyoruz bunu. Çevrenizde istifçi tanıdıklarınız varsa ya da o kişi sizseniz esefle dinleyiniz, dinlettiriniz demek istiyorum. Bu bölümü hazırlarken büyük ölçüde Erich Fromm, Sahip Olmak ya da Olmak kitabından yol aldığımı söyleyebilirim. Ama bu kitabı okuyalı çok olmuştu. Sadece, sanırım, içselleştirip sindirmem zaman almış ve yeni yeni demlenmiş konu benim için. Çünkü teorik bilginin yine pratiğe kavuştuğu noktalardaki farkındalıkla hareket ettim. Keyifli dinlemeler :)

  33. 24

    23 - Biraz da love yani Sevme Sanatı

    Hazır 14 Şubat haftasına girmişken takvime uygun olsun, dedim. Ve aşk ve sevgi hakkında konuşalım istedim birazcık. Ama, tabii benim anlattığım haliyle konu 14 Şubat'tan çok, yani kapitalizmin modası olarak Sevgililer Günü ve tüketim alışkanlıklarını beslemekten çok, tabii ki işin felsefesine eğilmek bağlamında bir sevgi kavrayışından bahsediyoruz bu hafta. Bu vesileyle, hiçbirimizin gerçekten sevmeyi bilmediğini ama bunun öğrenilebilen bir şey olduğundan söz edip, nasıl öğrenebileceğimiz hakkında beyin fırtınası yapalım istedim. Bu arada, kabul ediyorum bence de çok uzun bir kayıt oldu ama emin olun bu kısaltmış halim 🥲 Çünkü, sevgi-sevmek, üzerine saatlerce konuşulacak derinlik ve değere sahip bir konu. Daha anlatırdım da dedim, bir yerde durayım. Belki sonra bu minvalde bir part 2 gelir?? Bu arada, bahsettiğim temel kaynaklar: Zygmunt Bauman, Akışkan Aşk Erich Fromm, Sevme Sanatı

  34. 23

    22 - Zaman ve Karşılaşmalar

    Geçmişin kalıntıları ve geleceğin belirsizliğinin, tekinsizliğinin kaygıları.. Bu bölümün başlığı bu olmalı gibi geliyor, ama çok uzun. O yüzden "Zaman ve Karşılaşmalar" koydum adını. Dinleyince anlayacaksınız, beklenmedik bir anda çıkıp gelen varoluşsal krizin patlak vermesi, zamandaki izlerimiz, geçmişin hayaletleri ve gelecekteki benliğimin kim ya da ne olacağı hakkında derin sorgulamalar ve kendimle hesaplaşmalar içeriyor bu bölüm. Ve cidden "bak bu yoktu, bu içimden geldi" tadında bir kayıt oldu. Çünkü, hiç planlamadan, daha fazla içimde tutamadığım ve varoluşsak benlik krizlerimden taşan bir konuşma her yanıyla. Ama tabii karamsar bir atmosfer değil, krizler daha iyiye imkan veren yeni yollar sunar bize. Olanı kabul edip olan'la şimdi'de ne yapacağımıza bakmak ve hayata katılmaya devam etmek lazım. Keyifli dinlemeler diliyorum :)

  35. 22

    #21: Affetmek İyileştirmez

    Ölüm, yas, acı, öfke, kırılganlık ve nihayetinde neşeye bağlanan ama en temel başlığı da affetmenin her zaman iyileştirici olmayışı üzerine bir bölüm oldu. Ve sanırım, ölüm ve yas hakkında, özel olarak baba ve kırılganlık konusunda en açık ve kırılganlığımı ifade ettiğim bölüm. Özellikle toplumsal öğretiler bize, büyüklerimize saygı duymayı ve her ne yapmış olursa olsunlar onları affetmeyi, saygıda kusur etmemeyi, haklarında kötü söz söylemeyi bırakın, tek bir kötü düşünceye bile sahip olmamayı aşılıyor. Ama bu insan olmanın gerçekliğine aykırı ve günden güne de bizi hasta ediyor (mental ve fiziksel olarak.) Bu yüzden, hazır olduğunuzda affetmek özgürleştirici bir şey olsa da gerçek ihtiyacınız bu değilse affetmek zorunda değilsiniz. Ben, bunu farkettiğimde hayatımda bambaşka bir pencere açılmıştı. Bu bölüm en çok bundan söz ettim. Umarım sizde bir karşılığı, izdüşümü olur ve aynı ferahlama size de yansır. Kaynakça: Timur Harzadin - Yeniden Bağlanmak Alice Miller - Beden Asla Yalan Söylemez

  36. 21

    #20: Bir dramaqueen'in paralel evrendeki toksik pozitif haliyle yüzleşmesi

    Arkadaşlar kafam çok karışık. Dinleyince anlayacaksınız zaten... Acı bağımlısı olmak diye başladığım sohbete, Nietzsche dahil oluyor ve linç kültürü üzerinden bir toplum-kültür eleştirisi yaparken bir yandan acı bağımlılığının yüzeyde bıraktığımız toksik pozitif insana dönüşünü konuşuyoruz bu bölümde. Ben de anlatırken çok dağıldım. Ama insan olmak, insanı anlamak tam da böyle bir şey maalesef. Dağılmadan toplanmıyor. Keyifli dinlemeler diliyorum.

  37. 20

    #19: Epimetheus'un Istırabı - Pişmanlıklar Toplumu (Gündem Özel)

    Her bölüm neredeyse varoluşsal seçim çerçevesinde ahlaki olana ve seçmek eyleminin kendisine değiniyoruz. Bu hafta, gündemde olan bitenlerin de etkisiyle şekillenen bir bölüm hazırladım. Mitolojik anlatılar ve iktidar mücadeleleri ekseninde, adaletin tesis edilebilmesi için asıl ihtiyacımız olanın ne olduğunun vurgusuyla kendimize gelmemiz için naçizane bir hikaye anlatıcılığı ve hatırlatma da diyebiliriz bu bölüm için. Bu arada, Pandora'nın Kutusu'nu dediğim gibi, ileride kadın teması ile daha derinlikli inceleyeceğim. Burada da sözünü vermiş olayım. Dönüşlerinizi bekliyorum. Görüşmek üzere!

  38. 19

    #18: Kendini Sabote Eden Parçanı (da) Kucakla: Korkuyla Yüzleşmek

    Kıvrana kıvrana hazırladığım bir bölüm oldu. Ve, bu kaçıncı aldığım kayıttı bilemiyorum. En sonunda dedim ki, "korkunun gözlerinin içine bakıp yapacaksın bunu." Çünkü, bildiğiniz gibi, bu haftanın konusu başarı korkusuydu. Uzun bir zamandır gündemimde olan ama konuşmaya hazır hissetmediğim, henüz sindiremediğim için sürekli ertelediğim bir konuydu. Son zamanlarda kaçacak yerim kalmayıp, artık bu konu hakkında konuşmak zorunda olmak gibi bir ihtiyaç hissetmeye başlayınca, kalktım hazırladım bölümü. Ve, normalde önümde daha güvende hissedebileceğim bir konfor alanım olan, metinlerim yazı taslaklarım olurdu. Bu sefer, kendime bir Challenge başlatmak ve bunun üzerine gitmek için, her kelimenin olağan akışında, serbest çağrışımla şekillenmesini ve gerçek bir sohbet olmasını istemek gibi bir ihtiyaç hissettim. O yüzden, düzeltmeler yapmış olsam da sıfıra yakın müdahaleyle gelişti bu bölüm. Ve, size nasıl yansıyacağını çok merak ediyorum ama ne yalan söyleyeyim; bana inanılmaz iyi geldi böyle konuşmak. Ama, tüm kafa karışıklığımın taştığı bir salataya da dönmüş olabilir tabii. Umarım, sizin tarafınızdan da takip etmesi zor bir bölüm olmamıştır ve keyifle, kendinizle özdeşleştirdiğiniz parçalara dokunarak dinlersiniz. (Bana çok iyi geldi, ama olmamışsa olmamış deyin lütfen, ben de kendimi değerlendireyim, özellikle bu konuda bunu yapmamız çok önemli) :D Keyifli dinlemeler!

  39. 18

    17 - Ben Çok Başarılı Olurum da Motivasyonum Yok

    2024'ün ilk gününden herkese merhabalar! Neşeyle kahkahalar attığımız, her aldığımız kararı sorunsuz gerçekleştirdiğimiz harika bir yıl olsun hepimiz için, demek istiyorum. Ama pek gerçekçi değil, hayatın içinde öngörülemeyen sorunlara da yer var ne yazık ki. Önceki hafta kendine özgü kararlarımızı nasıl belirleyebileceğimizden söz etmiştik. Ama bu bölüm, tam da bu aldığımız yeni özgün kararlarımızı nasıl gerçekleştirebileceğimiz üzerine konuştuk. Malum, motivasyon biraz sorunlu bir mesele hepimiz için. Özellikle Türkiye gibi politik gündemi her saniye çalkantılı geçen bir coğrafyada yaşıyorsak... Umarım, hoşunuza gider ve size fayda sağlar bu bölümde anlattıklarım. Beğendiyseniz hesabı takip etmeyi ve sevdiklerinizle de paylaşmayı unutmayın. Sonraki bölüm görüşmek üzere. Hoşçakalın :)

  40. 17

    16 - Yeni Yıl: Nasıl Özgün Kararlar Alabiliriz?

    Hola! 2024'e sayılı günler kala, her yıl sonu geldiğinde olduğu gibi yeni radikal kararlar almakla ilgili bir sohbete girişiyoruz bu bölümde. Ama, benim dikkat çektiğim noktalar, ağırlıklı olarak her yeni yılda yeni radikal kararlar almak zorunda olmayışımız üzerine olacak. Ve tabii ki herkesin aldığı kararların aynılığına ve bunun bizi kişiliksizleştirmesine yönelik bir göndermeyle birlikte, kendi özgün kararlarımızı nasıl alabiliriz'i tartışmaya açacağım biraz. Konu özgünlük ve kendine özgü kararlar olunca kaçınılmaz olan "kendini tanımak" meselesine hızlı bir giriş yapıp kendimizi nasıl değerlendirmeliyiz? sorusuyla, bazı püf noktalardan ve naçizane tavsiyelerden bahsettim. Tabii her bölümde olduğu gibi, kendi hikayemden örneklerle meseleyi biraz somutlaştırmaya çalıştım. Umarım dinlerken keyif alır ve kendinizde örtüştürdüğünüz yanlar bulursunuz. Keyifli dinlemeler! Yorumlarınızı ve dönüşlerinizi mutlaka bekliyorum. Şimdiden güzelliklerle dolu bir sene olmasını diliyorum hepimiz için (ne kadar mümkünse tabii :D ) Hoşçakalın :)

  41. 16

    15 - Çok Gülersek Çok Ağlar Mıyız?

    Dilek ve şikayet kutusuna gelen konu taleplerinden biriydi bu ve bu hafta bu vesileyle mutluluk korkusu meselesini konuştuk. Yani her şey yolundayken, gülüp eğleniyorken, ay çok güldük kesin başımıza bir iş gelecek, şeklinde düşünerek kendi mutluluğumuzu sabote etmemiz meselesi. Mutluluk korkusu deyince kulağa bile saçma geliyor, dümdüz enayilik gibi görünüyor ama benim de beklemediğim kadar derinleşmiş sorunlara çıktı bunun ucu. Ama, çözüm var elbette. Dinleyiniz ve hayatın keyfini çıkarmaya devam ediniz efenimm

  42. 15

    14 - Susma Haykır Tembellik Hakkı Vardır

    Başlığa "Beyaz Yaka Özel" yazmamak için kendimi zor tuttum. Bu bölümde, hepimize dayatılan üretkenlik baskısını, nedenlerini, sonuçlarını, alternatif düşünme yollarını konuştuk. Ama en çok, bu ve bunun gibi sorunları çözebilmenin tek yolunun bu tüketimci kültüre karşı politik haklarımızı kullanmamız ve dayanışma kültürünü inşa etmemiz gerektiğini konuştuk. Ben, biraz kendi içimi döktüm de diyebilirim. Özellikle sosyal medyada çok fazla maruz kalıyorum buna ve bir şeylerin bilincinde olsam da istemsizce suçluluk ve yetersizlik hissettiriyor bu durum ne yazık ki. Kaynak olarak, Paul LaFargue-Tembellik Hakkı ve Zygmunt Bauman-Akışkan Modernite'den söz etmiştim. Onları ekleyeyim. Çok extra hazırlık yapmadan kaydettiğim bir bölüm oldu çünkü yüksek lisans tezim için epey vakit bu konulara çalışmış ve milyon tane kaynak tüketmiştim, komple hepsini vermeyeyim şimdi ama Bauman çok iyi bir referans noktası, diyebilirim. Dönüşlerinizi bekliyorum, özellikle de en çok bu konuda yorumlarınıza açım. Sonraki bölümde görüşürüz, hoşçakalın.

  43. 14

    13 - Hayatı Kaçırıyor Olabilir miyiz?

    Beklediğimden çok çok uzun oldu bu bölüm ve düşünün daha söylemek istediklerimin neredeyse yarısını söyleyemediğim için içimde kalan çok şey oldu, çünkü bu öyle bir konu ki dallanıp budaklanıp bir sürü başka sorunun kapısını çalıyor. Ama, elimden geldiğince kısa ve açık olabilecek şekilde aktarmaya çalıştım konuyu. Biliyorsunuz, bu konuyu konuşmak hakkında size verdiğim sözü uzun zamandır tutamamıştım, ama nihayet o gün bugün! Hayatı kaçırıyor olma hissi hakkında politik, etik, psikolojik açılardan yaşadığımız sorunları ve nedenleri, olası çözümleri değerlendirdik. Kah güldük kah içimiz cızladı her bölümde olduğu gibi, ama umudu kaybetmek yok. Halledebiliriz! Kaynaklar: Svend Brinkmann - Olan Biteni Kaçırma Keyfi (Aşırılık Çağında Kendine Hakim Olmak) Adam Philips - Kaçırdıklarımız: Yaşanmamış Hayata Övgü Erich Fromm - Sahip Olmak ya da Olmak Zygmunt Bauman - Tüketim Toplumu , Modernlik ve Müphemlik, Postmodernliğin Hoşnutsuzlukları

  44. 13

    12 - Zor Zamanlarda Hayatta Kalma Kılavuzu

    Büyük kararlar, büyük riskler, cesaretli adımlar, kendin olmak ve zor zamanlardan sağ çıkmak temalı bir bölümle karşınızdayım, YİNE. Belki birçok insan için bu dönemde, bu ekonomide aptallık, enayilik olarak görülecek bir şeydi ama benim için anlamlı ve kendimce değerli bir hayatın peşinden gitmekti. İşten ayrıldım ve bu bölümde bunun nedenleriyle birlikte, böylesi kararların (kendi hikayemdeki haliyle) nasıl verildiği ya da bundan sonrasındaki duruşumuzun da yani büyük ve riskli kararlar sonrası, zor zamanlarda motivasyonumuzu nasıl koruyabileceğimizle ilgili şeylerden söz ettim. Bahsi geçen kaynakları şöyle sıralayabilirim: Erich Fromm, Sahip Olmak ya da Olmak Clarissa Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar Nietzsche (neredeyse tüm eserleri, alt metinde görünüyor) Albert Camus, Veba Paul Ricouer, Başkası Olarak Kendisi Zygmunt Bauman (tezimi bu kişi çerçevesinde yazdım ve bütün eserleri hemen hemen Nietzsche gibi alt metinde duruyor, ama ağırlıklı olarak Postmodern Etik - Modernlik ve Müphemlik kaynakları gösterilebilir) Yüksek lisans tezimi kaynakça göstermem mantıklı mı bilmiyorum ama tez okumak okumalık kitap okumak gibi bir şey değil, format gereği :D ama burada anlattığım neredeyse her şeyi daha derli toplu şekilde görebilirsiniz onun içinde. Ulusal tez merkezine girip adım ve soyadımla aratınca erişebilirsiniz. Ve, Adamlar grubu - Hepinize El Salladım şarkısı.. (zor zamanlar olur, nasıl çıkarsan içinden omurgan öyle şekillenir) * Ortalarda alıntısını doğrudan okuduğum Huzursuz Beyin hesabını da anmazsam olmaz. Haftalık bültenleri ve instagram blog yazılarıyla ufkunuzu genişleteceğine eminim. Benim öyle anlarda karşıma çıkıp günümü güzelleştiriyor ki, bakış açısı şahane. Yorumlarınızı ve eleştirilerinizi bekliyorum tabii yine. Bana sosyal medya üzerinden ulaşabilirsiniz. instagram: @bukeety

  45. 12

    11 - Serseri Serbest Stilim: Carpediem!

    Sizce siz "Control freak" kategorisinde misiniz yoksa "carpediem abi ya sal gitsin!" tarafında mısınız? Ben eski kontrol manyaklarından sayıyorum kendimi. Yani kontrol manyağının kontrolden çıkışları üzerine yavaş yavaş carpediem felsefesini öğrenmeye başlaması hikayesi, gibi bir şey diyebilirim. Bu bölümün konusu, kontrolcülüğümüzün nedenleri ve bunun üstesinden gelmenin gereklilikleri üzerine şekillendi. Keyifli dinlemeler :) Bana sosyal medya hesabım üzerinden ulaşıp, dönüş yapabilir; fikir, yorum ve eleştirilerinizi iletebilirsiniz. instagram: @bukeety

  46. 11

    10 - Kendini Sevmek Sandığınız Kadar Kolay Değil

    Kendini sevmek çok ezbere kullandığımız bir kalıp haline geldi ama ne yazık ki bizim kendimizi sevmek sandığımız şey, tam olarak kendimizi sevmek değil. Mitolojik bir hikayeden bağlantılandırarak bu bölüm, kendilik-benlik, sevmek ve kendine rağmen kendini sevmek hakkında konuşuyoruz. Bu arada podcast bölümleri arasında aralık uzadı bir süredir haklısınız, elimden geleni yapıyorum hem kendimi sevmek hem içerik üretmek konusunda :) heyecanla bekleyip "yeni bölümler nerede?" sorularıyla beni sıkıştırdığınız için teşekkür ederim. Keyifli dinlemeler :) instagram: @bukeety Kaynakça: Nietzsche - Böyle Söyledi Zerdüşt Michel Foucault - Kendini Biçimlendirme Teknikleri Wilhelm Schmid - Kendiyle Dost Olmak Azra Erhat - Mitoloji Sözlüğü Erich Fromm - Sevme Sanatı kullandığım temel kaynaklar bunlar, ilgilisine tavsiye edilir

  47. 10

    9 - Her zaman iyi olmak zorunda değiliz

    Aslında bu hem bir zorunluluk değil hem de insanın potansiyelleri açısından baktığımızda mümkün de değil. Her zaman iyi insan olamayacağımız gibi her zaman iyi hissetmek zorunda da değiliz. Ayrıca, iyi nedir ki? Daha tanımını yapamıyoruz, nasıl iyi olalım? Bu hafta yine bilim ve felsefe üzerinden, iyi olma zorlantısı konusunu konuşuyoruz. Neden iyi olmak zorunda hissettiğimizi ve bunun yapımıza ne kadar aykırı olduğundan bahsettik. Elbette kötü olalım'ı savunmak değil niyetim, ama iyisiyle kötüsüyle kendimiz olmakla ilgili bir fikrimiz olsun istedim. İnsan salt iyi ya da salt kötü değildir çünkü. Detaylar için play tuşuna doğru alalım sizi.

  48. 9

    8 - Topladım dağılan kalbimin her köşesini

    Gerçekten tam da "sardı korkular, gelecek yıllar... ve topladım dağılan kalbimin heeerrr köşesini" tadında geçen birkaç hafta sonrası, dağılırken dağıtmak tadında bir bölüm oldu. Bu yüzden, başlık konusunda çok kararsızdım, ama en uygunu böyle sanırım. Bu hafta, ağırlıklı olarak entropi ve evren yasasını, bizim bilinçli bilinçsizliğimizin nasıl anlamadığını ve buna karşı gösterdiğimiz direnç mekanizmalarını konuşacağız. Bir süredir yoktum, çünkü dağıttıklarımı toplamam gerekiyordu, biraz biraz toparlandım geldim. Birlikte daha fazlasını yapalım istedim, biraz hikayemden biraz da bilim ve felsefe üzerinden olanı sev-meyi anlattım. Kaynakça: Uzuuun senelerdir okuduğum, ama burada doğrudan kullanmadığım birçok kaynak üzerinden konuştum aslında, ama en azından entropi, evren yasası, fizik ve zaman gibi ağır bilimsel meseleleri anlamak için son zamanlarda sardığım bir YouTube kanalını önereceğim kaynakça olarak. Hem keyifli hem verimli geçecektir. Flu TV - Olmaz Öyle Saçma Bilim serisi, Erkan Özcan ile kuantum, momentum, zaman, enerji bölümlerine özel olarak bakabilirsiniz. Bana sosyal medya hesabım ya da doğrudan mail adresim üzerinden ulaşıp, dönüş yapabilir; fikir, yorum ve eleştirilerinizi iletebilirsiniz. instagram: @bukeety mail : [email protected]

  49. 8

    7 - Herkesin herkesleştiği yerde sen kimsin?

    Herkese merhaba, 7. bölüme hoşgeldiniz! Bu hafta kurumlar ve tüketimci sistem tarafından nasıl tek tipleştirildiğimizi, DNA'mıza kadar özgün varlıklar olmamıza rağmen nasıl aynılaştığımızı ve buna karşı nasıl bir tavır takınabileceğimizi konuşuyoruz. Kaynaklar: Michel Foucault-Özne ve İktidar Zygmunt Bauman-Modernlik ve Müphemlik, Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları, Postmodern Etik, Etiğin Tüketiciler Dünyasında Hala Şansı var mı? İletişim: instagram: @bukeety mail: [email protected]

  50. 7

    3- Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir

    3. Bölüm: Pişmanlığını sev, onu koru! Tabii pişmanlığını koru derken, pişman olabilme yetisinden söz ediyorum. Bu bölümde, pişman olabilmek ve hata yapabilmenin aslında insan doğasından gelen erdemli bir yanını olduğunu, hatta bizi hayata hazırlayan müthiş bir yeti olduğunu felsefi arka planıyla anlattım. Kaynakça: Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya Aristoteles, Nikomakhos’a Etik Satre, Varoluşçuluk Bauman, Postmodern Etik Podcast içeriklerimi beğendiyseniz hesabımı takip edebilir ve yeni bölümleri kaçırmamak için bildirimleri açabilir, hatta faydalanmasını istediğiniz sevdiklerinizle de paylaşabilirsiniz. Öneri, eleştiri ve sorularınız için bana ulaşabileceğiniz iletişim kanalları, instagram: @bukeety [email protected]

Type above to search every episode's transcript for a word or phrase. Matches are scoped to this podcast.

Searching…

We're indexing this podcast's transcripts for the first time — this can take a minute or two. We'll show results as soon as they're ready.

No matches for "" in this podcast's transcripts.

Showing of matches

No topics indexed yet for this podcast.

Loading reviews...

ABOUT THIS SHOW

📍Şu anda parolası sevgi, sloganı "karşıyım her şeye karşıyım var mı" olan bir felsefecinin podcast hesabındasınız. Yolunuz buraya çıktıysa muhtemelen siz de kendisi gibi meseleleri mesele eden, kendisiyle ve dünyayla derdi olan birisisiniz. Burada değişip dönüşecek, düştüysek kalkacak, ama genel itibariyle başkaldırarak varolmaya çalışacağız. Başıma bişey gelmeyecekse diye diye çekinerek içimize gömdüğümüz ne varsa yüksek sesle ilan edeceğiz. Aramıza hoşgeldiniz, hazırsanız başlıyoruz. Not: Varoluşsal sancılarınızdan müessesemiz sorumlu değildir.

HOSTED BY

Buket Yağcı

CATEGORIES

Frequently Asked Questions

How many episodes does Başıma Bi'şey Gelmeyecekse have?

Başıma Bi'şey Gelmeyecekse currently has 50 episodes available on PodParley. New episodes are automatically indexed when they're published to the podcast feed.

What is Başıma Bi'şey Gelmeyecekse about?

📍Şu anda parolası sevgi, sloganı "karşıyım her şeye karşıyım var mı" olan bir felsefecinin podcast hesabındasınız. Yolunuz buraya çıktıysa muhtemelen siz de kendisi gibi meseleleri mesele eden, kendisiyle ve dünyayla derdi olan birisisiniz. Burada değişip dönüşecek, düştüysek kalkacak, ama genel...

How often does Başıma Bi'şey Gelmeyecekse release new episodes?

Başıma Bi'şey Gelmeyecekse has 50 episodes. Check the episode list to see recent publication dates and frequency.

Where can I listen to Başıma Bi'şey Gelmeyecekse?

You can listen to Başıma Bi'şey Gelmeyecekse on PodParley by clicking any episode. We provide an embedded audio player for direct listening, and you can also subscribe via your preferred podcast app using the RSS feed.

Who hosts Başıma Bi'şey Gelmeyecekse?

Başıma Bi'şey Gelmeyecekse is created and hosted by Buket Yağcı.
URL copied to clipboard!