Amerika Defteri

PODCAST · arts

Amerika Defteri

kayıt altına almaya gayret ederken bir yandan da kendimizi, insanı, yaşamı, çevremizi, karmaşayı anlama ve bu dünyada bize verilen süre boyunca en iyi şekilde tutunma çabası… Küçül denemeler, notlar, hikayeler, röportajlar, konuşmalar, dinlemeler ve daha nicesi… Yol nereye götürürse…Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/amerika-defteri--6284017/support.

  1. 3

    “Tüm Göçlere Mersiye” Şiiri

    Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/amerika-defteri--6284017/support.

  2. 2

    Sığınak

    SIĞINAK Körfezden gelen ve kasırgada devrilmiş çitlerimin üzerinde kısa bir süre nefeslenen bu yorgun kuş attı bu yazının başlığını: Sığınak… Houston’dan bu yaz Beryl Kasırgası geçti. Sadece yarım gün içinde ve en düşük kategorideki bu kasırga nedeniyle ağaçlar kökünden devrildi, çitler yıkıldı, bazı evlerin de çatıları uçtu ve elektrik direkleri ayakta kalamadı. Üç gün elektriğimiz yoktu. Temmuz başında Houston’da Texas’ın meşhur nemli sıcağında tamamen ahşaptan yapılma binalarda değil iş yapabilmek, nefes alabilmek bile mümkün değil. Sağolsun bir yakın dostumuzun evine elektrikler gelince onun evi sığınak oldu bizlere. Bir arkadaşım paylaşmış; yedi kişilik mekanlara sıkıştırılan otuz kişinin klimasız ve sıcak bir ortamda sığınacakları bir ortam olmadan gün eritmeye çalışmaları ne kadar zor. Onları hatırlamamız için geldi bu kasırga ve bize dua ortamı oluşturdu. Onları unutmayalım ve hep hatırlayalım dostlarımızı. Sığınak çok önemli ve değeri ihtiyaç duyulunca fark ediliyor. Ülkesinde nefes alamayan bir mülteciye sormalı sığınağın anlamını; yahut evinde kocasından şiddet görüp gidecek bir baba ocağı kalmamış mazlum bir anneye… Kim bilir belki de şiddetli bir deprem, sel, fırtına sonrası yuvası yıkılmış ve yapacak hiçbir şeyi kalmamış mağdura. Sığınak asla sığ değildir; kimi zaman daracık da olsa sığınana saraylardan, dünyalardan daha geniş bir huzur ortamı sunar. Ferahtır, huzurludur, sükunet verir ve dinlenir yorgun ruhlar /bedenler onda. Bir mazlum çıkar yola nefes bile alma imkanı kalmamış ülkesinden. Çocukları, eşi ve kendisine yuva aramaktadır. Kimi zaman bir muktedirin sonsuz iktidar hırsı, kimi zaman mankurt misal düşünceye ve kimliğe gem vurmaya çalışan bir ideoloji, kimi zaman yolsuzluğun pençesinde bir kuru ekmek bile götürülemeyen evin çöküşü ve en kötüsü de anlamsız silahların ateşlenmeye başlaması ile binbir parçaya bölünmüş bir ülkenin iç savaşı… İşte o mazlum arar bir sığınak hem kendisi hem de ailesi için. Bulduğunda huzur dolu bir ülke kendisini kabul eden; eşyasız bir oda bile cennet oluverir ona ve ailesine. Yurt edinir yeni diyarı ve unutmaz kendisine uzatılan bu eli. Bazen suçlanır sığınak bulan. Neden terk ettim vîrane olmuş yuvanı diye. İthamlara maruz kalır. Ama bilinmez ki, sığınağını bulan unutmaz eski diyarını hiçbir zaman. Hayalinde her zaman yaşatır vîrane diyarını ve umutludur gelecekte tekrar mamur yapmak için. Dostlar, sığınak çok önemli, değerli ve gerekli. Benim fırtınada devrilmiş çitlerimi sığınak yapan deniz kuşunu unutmayacağım hiçbir zaman. Biz de öyle değil miyiz insanoğlu olarak. Aramıyor muyuz her daim tehlikelerden korunacağımız bir sığınak? Ne olur saygı göstersek birbirimize. Deniz kuşu ister miydi kırık çitin üzerini çevredeki tehlikelerden emin olmadan sığınak edinmeyi? Fırtınayı unutmamalı ve sığınak bulanları saygıyla karşılayıp muhtaç olan her bir ihtiyaç sahibinin sığınak bulması için dua etmeliyiz.Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/amerika-defteri--6284017/support.

  3. 1

    Eski Radyo

    Yıllar yıllar öncesinde Antalya’da Çandır Yaylası’nda zirveye çok yakın Kavuşuk Tepesi’nde elma bahçesi vardı. Bahçenin üst sol köşesinde iki odalı mütevazi bağ evi, evin önünde her daim oturup muhabbet etmeyi çok sevdiğimiz kayalık ve onun yanında da meşe ağacına sırtını yaslamış Murat dedemizin tefekkür köşkü. Köşkte bağdaş kurup iki elini önde kavuşturmuş ve göğsüne doğru düşen kafası geçmişin tatlı anılarına dalmış ihtiyat dedem… Bu elma bahçesinde her bir köşenin kendince ayrı bir işlevi vardı: Köşkte meşe ağacının gölgesinde sessizlik ve tefekkür hakimken bağ evinin önündeki kayalıklar kahkahaların ve tatlı muhabbetlerin sıcaklığına ev sahipliği yapardı gelen misafirlere hızlıca uzatılan kömürde demlenmiş siyah çaylarla. Peki evin içine girince… İşte orada bambaşka bir dünyanın kapısı açılırdı ruhunuza. Karşıda hem uyumak hem de gelenlerle dertleşmek için kullanılan somya, sol köşede küçük mutfak ve hemen yanında da uzun dalgadan kimi zaman dertli türkülerin kimi zaman da neşeli havaların çaldığı Radyo 1 gediklisi yatayına uzun eski hatıralık eskitme ahşap radyo. Her saat başı çan sesinden ilham almış gibi üç defa dıt dıt dıt sesi ve ardından Ankara haber stüdyosundan sıralanmaya başlayan haberler... Her saat başı aynı ama hiç bıkılmadan dinlenilen havadislerle dünyayı anlama çabası. Kimi zaman düşen bir uçakla Pakistan liderinin ölümüne duyulan hüzün, kimi zaman kalpten giden Özal’a yapılan eleştirilere perde gerip hayırla yâd etmek, benzine elektriğe yağa yapılan zamlara efkârlanıp Birinci marka filtresiz cigarayla dumanlanıp efkâr sisine gömülmek. Sonra ansızın biten haberlerin ardından o havadisleri bir kez bile dinlemediği belli olan spikerin neşeyle esprilerle tanıttığı uzun havaların, türkülerin peşine takılıp gitmek. Bir elde cigara ve tütüp yükselen duman, öbür elde ince belli bardaktaki çayın buğusunun cigara dumanını takibi… Elektrik yok, günde bir kez geçen yayla dolmuşundan inen bir dostun havadisleri dışında civar köylüler dışında kimseyle sosyalleşme imkansız. Çok şükür ki eski radyo ve biter korkusuyla stoklanan koca pilleri var: Bir zamanların sosyal medyası; elbette tek taraflı iletişimle, önce hoparlörden kulağa oradan da kulaktan kulağa... Nereden aklına geldi bunlar diye sorabilirsiniz bana! Birkaç gün önce Beryl Kasırgası uğradı Houston‘da semtimize: Sugar Land’a. Şimdilerde telefonlarımız, bilgisayarlarımız, sınırsız internetlerimiz, istediğimiz an dünyadaki istediğimiz insana ulaşabilme ve bilgi edinebilme şansımız… Her şeye sahibiz gibi. O sabah Beryl Kasırgası sabah namazı vaktiyle ansızın girdi hayatımıza: Sert rüzgarlar, bardaktan boşanırcasına dökülen sonu gelmeyen yağmur ve devrilen çitler, yıkılan ağaçlar, sökülen çatılar… Elektrik, internet, telefon hattı… her şey kesildi ve dünya ile iletişimi bırakın yan evdeki dostlarımızla konuşamadık bile. Kapana kısılmıştık çok sevdiğimiz ama şimdi bizi korkutan evlerimizde. Ne yapsak dedik ve oğlum Yusuf buldu eski radyoya benzeyen taklit eskitmeyi. Taktı pillerini ve yakaladı NPR radyo dalgasını. Dinledik haberleri, anlamaya çalıştık bütün Houston’da olan biteni. “Sabır” diyordu radyoda konuşan ses: “Elbirliğiyle aşacağız dertlerimizi!” İşte o an dedemin eski radyosu geldi aklıma: Çandır Yaylası’nda elma bahçesindeki bağ evinin en değerli parçası. Dünya ile sizi birbirine bağlayan en değerliniz… İnsan böyle işte… ânı yaşıyorum, geleceğe yürüyorum derken çağrışımlar gelip duruyor geçmişten ve çarpıp duruyor ânınıza! Kim bilir belki de ânı oluşturan her şey anı dünyasından bıkmaksızın her an koşturup gelmekte olan hatıralarımızdır. Siz ne dersiniz?Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/amerika-defteri--6284017/support.

Type above to search every episode's transcript for a word or phrase. Matches are scoped to this podcast.

Searching…

No matches for "" in this podcast's transcripts.

Showing of matches

No topics indexed yet for this podcast.

Loading reviews...

ABOUT THIS SHOW

kayıt altına almaya gayret ederken bir yandan da kendimizi, insanı, yaşamı, çevremizi, karmaşayı anlama ve bu dünyada bize verilen süre boyunca en iyi şekilde tutunma çabası… Küçül denemeler, notlar, hikayeler, röportajlar, konuşmalar, dinlemeler ve daha nicesi… Yol nereye götürürse…Become a supporter of this podcast: https://www.spreaker.com/podcast/amerika-defteri--6284017/support.

HOSTED BY

Murat Yilmaz

CATEGORIES

URL copied to clipboard!