PODCAST · society
Sır Kâtibi
by Düşünce Ufkumuz-Tarih-Edebiyat
Hayatın hızı içinde durup nefes alacak bir liman arayanlara...Sırkâtibi, tarihin tozlu raflarından maneviyatın derinliklerine, satır aralarında kalmış kitaplardan genel kültürün ilginç duraklarına uzanan haftalık bir düşünce yolculuğu. Biz burada bilginin gürültüsünde kaybolmak yerine, hakikatin ve samimiyetin izini sürüyoruz.Ne çok eski ne çok yeni; tam da bugünün insanına, bize dair hikâyelerle her hafta buradayız. Eğer senin de zihnin sorularla doluysa ve keşfetmenin o taze heyecanını özlediysen; soframıza hoş geldin.Burası Sırkâtibi. Keşfedecek çok şey, gidilecek derin yollar var.İletişim: [email protected]
-
9
Prangadaki Hürriyet: Niyâzî-i Mısrî ve Derdin İlacı | B09
"Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş..." Bu sözün sahibi, 17. yüzyılın en büyük başkaldıranı, en çok yananı ve en hür mahkûmu: Niyâzî-i Mısrî. Bir insanın Malatya’da başlayan hikâyesi, nasıl olur da Mısır’ın ilim kürsülerinden geçip bir adanın rutubetli zindanında kemale erer? Bu bölümde; sarayların korkulu rüyası, dervişlerin gönül sultanı Mısrî’nin hayatını, eserlerini ve o eğilmeyen dik duruşunu en ince ayrıntılarıyla konuşuyoruz. Kendi içsel hicretine hazır mısın?
-
8
Vatikan’ın İstanbul Sırrı: Papa XIII. Leo Neden Davet Edildi? | TARİH | B08
Tarih kitaplarının tozlu sayfalarında, Haçlı Seferleri'nin ve Viyana kuşatmalarının ötesinde saklı kalmış, ezber bozan bir davet yankılanıyor. Sultan II. Abdülhamid, Katolik dünyasının ruhani liderini neden İstanbul’a, "Yeni Roma"ya davet etti?Sırkâtibi’nin bu bölümünde, diplomasi tarihinin en sofistike köprülerinden birine, Osmanlı ve Vatikan arasındaki o "sessiz ama etkili" münasebetlere konuk oluyoruz. 87 kilometrelik devasa Vatikan arşivlerinden Cem Sultan’ın Roma’daki hüzünlü sürgününe; Papa onuruna İstanbul’da toplanan bağışlardan, Fransa’nın "Katolik hamiliği" maskesinin nasıl düşürüldüğüne kadar pek çok gizemi aralıyoruz.Eğer o gün o davet kabul edilseydi, bugün nasıl bir dünyada uyanırdık? Gücün, stratejinin ve maneviyatın dinî kimliklerin ötesinde kurduğu o kadim dili beraber keşfedelim.Çünkü hakikat, bazen en büyük düşmanlıkların içindeki o ince nezakette gizlidir.Sırrın bende emanet, vicdanla kal.
-
7
Osmanlı’nın Gizli Ağı: Alanın Vereni Görmediği Sokaklar
Sadaka Taşları: İhtiyacın Mahremiyeti ve Osmanlı’nın Görünmez DayanışmasıZamanın unuttuğu sokak aralarında, sessiz birer tanık gibi yükselen o taşlar... Ne veren elin kibrine şahit oldular, ne de alan elin mahcubiyetine.Sırkâtibi’nin 7. bölümünde, Osmanlı medeniyetinin insana verdiği değerin en zarif imzalarından biri olan 'Sadaka Taşları'nı inceliyoruz. Sadece mermerden birer sütun değil; toplumsal güvenin, tokgözlülüğün ve 'sağ elin verdiğini sol elin görmediği' o eşsiz ahlakın hikayesini konuşuyoruz.Sadaka taşları neden mahallenin en 'görünür ama gizli' yerlerine dikilirdi?İhtiyaç sahipleri neden taşın içindeki paranın tamamını değil de sadece bir akçesini alırdı?Günümüzün 'askıda' gelenekleri bu kadim kültürden bize ne miras bıraktı?Geçmişin vicdan duraklarına yapacağımız bu mistik yolculuğa davetlisiniz. Keyifli dinlemeler.
-
6
1919'un Puslu Sabahı: İngiliz İstihbaratını Susturan O Cümle Neydi?
Vakit, sırrı aşikâr etme vaktidir...Bugün Sırkâtibi’nin tozlu evrak çantasından, 1951 yılında Büyük Doğu mecmuasında yankılanan, ama kökleri 1919’un işgal altındaki İstanbul’una uzanan "mahrem" bir dosya çıkıyor.Resmi tarihin satır aralarında kaybolmuş, Nişantaşı’nın loş konaklarından işgal mümessilliklerinin soğuk koridorlarına uzanan bir strateji dehasına tanıklık etmeye hazır mısın? Henüz 24 yaşındaki bir yüzbaşının cebinde taşıdığı o kâğıt parçası, nasıl bir milletin haysiyet beyanına dönüştü?Cevat Paşa’nın "Zat-ı Şahane ile görüşmek lüzumsuz ve tehlikelidir" uyarısındaki o ince sızı ve büyük sır neydi?Bu bölümde; bir "kovboy cesaretiyle" müstevlinin kapısına dayanan vatanperverleri, İngiliz subayının yüzündeki o düşünceli ifadeyi ve Anadolu’nun sessiz çığlığını bizzat elden teslim edenlerin hikâyesini konuşuyoruz.Konu Başlıkları:Büyük Doğu’nun 49. Sayısı: Görünmeyen İnkılâp.Ferik Cemal Paşa’nın 111 Numaralı Beyannamesi.İşgal İstanbul’unda iki dünya: Dalkavuklar ve Vatanperverler.Nişantaşı’nda bir strateji: Neden Padişah ile görüşülmedi?Seni, zamanın ruhuna dokunmaya ve bugünün "hür" nefesinin dün hangi "dar" koridorlardan geçtiğini temaşa etmeye davet ediyorum.Sırrın bende emanet, vicdanla kal.
-
5
Gönül Borcu: Diş Kirası ve Unutulan Zarafet
Biz ne ara bu kadar ince ruhlu bir milletten, bu kadar koşturmacalı bir hayata evrildik?Sırkâtibi’nin bu bölümünde, tarihin tozlu raflarından süzülüp gelen, zarafetin ve cömertliğin en yüksek mertebesi olan ‘Diş Kirası’ geleneğini konuşuyoruz. Birinin evine misafir olup karnınızı doyururken, kapıdan çıkarken ev sahibinden hediye almanın o ince felsefesine yolculuk yapıyoruz.Mahmud Paşa’nın altın nohutlu pilavlarından, Yusuf Kamil Paşa’nın saraylara taş çıkaran zarafetine kadar; iyilik yaparken gönül kırmamanın, aksine teşekkür etmenin o kadim sırrını birlikte aralıyoruz.Sahi, en son ne zaman birine iyilik yaparken onun size kazandırdığı sevap için teşekkür ettiniz?Sırrın bende emanet, vicdanla kal.
-
4
Kendi Mezarına 63 Yaşında Giren Pîr
Hepimiz daha geniş evlerin, daha ferah şehirlerin, daha büyük ekranların peşindeyiz. Ama garip bir şekilde, alanımız genişledikçe ruhumuz daralıyor.Sırkâtibi’nin bu bölümünde, bugün bizim sığamadığımız koca dünyadan, 63 yaşında vazgeçen bir adamın izini sürüyoruz. Hoca Ahmet Yesevi...Neden tam zirvedeyken her şeyi elinin tersiyle itti? O daracık, ışık sızmayan hücrede nasıl bir aydınlık buldu ki yüzyıllar sonra bile sesi hala kalbimizde yankılanıyor?Bugün vitrinlerin parıltısında kaybettiğimiz o 'saf fıtratı' aramaya gidiyoruz. Kendi kuyumuza dürüstçe bakmaya cesaretin var mı?
-
3
Kandil İsinden Kelâmın Sultanlığına: Bir Bâkî Hikâyesi
"Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal... Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş."On altıncı yüzyılın İstanbul’unda, cami kandillerini temizleyen bir çocuğun ellerindeki is, nasıl oldu da cihan sultanlarının diz çöktüğü bir şiir deryasına dönüştü? Bugün Sırkâtibi’nde; rütbelerin, makamların ve hırsların ötesine geçip, zamanın eskitemediği o tek şeye, "hoş bir sadâya" odaklanıyoruz.Kanuni Sultan Süleyman’ın dert ortağı, kelimelerin efendisi Mahmud Abdülbâkî’nin izini sürerken aslında kendi hayatımıza bakıyoruz: Bunca telaşın, koşturmanın ve biriktirdiğimiz onca eşyanın arasında; biz bu dünyaya hangi sesi bırakacağız?Gel, sarayların ihtişamından ziyade gönüllerin inceliğine hitap eden bu sultanın hikâyesinde, kendi içimizdeki o sönmeyen kandili arayalım.Sırrın bende emanet, vicdanla kal.
-
2
Dijital Ekranların Kör Merhameti
Bugün, kitapların tozlu sayfalarından değil, doğrudan ruhumuzun kanayan yaralarından yükselen bir çığlığa kulak veriyoruz. Bir peluş oyuncağa sarılan maymun için sızlayan vicdanlar, enkaz altındaki Filistinli çocuk karşısında neden susuyor? Merhametimiz ne ara bu kadar seçici, algımız ne kadar kör oldu? 'Dijital Ekranların Kör Merhameti'nde, modern dünyanın ışıltılı gürültüsü içinde kaybettiğimiz insanlık onurunu ve vicdanın asıl yıkımını konuşuyoruz.
-
1
Sonsuzluk Müjdesi: Bir Devrin Kapanışı, Bir Nurun Doğuşu
Sırkâtibi’nin ilk yolculuğuna hoş geldiniz.Dünya, tarihin en karanlık ve en karmaşık dönemlerinden birini yaşıyordu. İnsanlığın artık bir çıkış yolu kalmadığı o noktada; çöle bir nur indi ve sadece zamanı değil, eşyanın hakikatini de değiştirdi.Bu bölümde; Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in kaleminden, dünü, bugünü ve yarını aynı karede birleştiren o eşsiz eser; "Çöle İnen Nur" üzerinden bir okuma yapıyoruz. Ama sadece bir siyer anlatısı değil; bugünün insanı olarak o nurun bizim modern hayatımıza, fikir sancılarımıza ve arayışlarımıza tuttuğu aynayı konuşuyoruz.Bir devir nasıl kapandı, "O"nun gelişiyle her şey nasıl yeniden başladı?Üstad'ın ifadesiyle "O", modern dünyanın karmaşasında bize nasıl bir istikamet çiziyor?Gürültünün içinde kaybolan ruhumuz, o büyük müjdeyle nasıl bir itminana kavuşur?Kendi iç dünyasına dönmek, meseleleri kökünden kavramak ve hakikatin o sarsıcı sesini yeniden duymak isteyen herkesi bu sohbete bekliyoruz.Burası Sırkâtibi. Keşfedilecek çok şey, gidilecek derin yollar var.
We're indexing this podcast's transcripts for the first time — this can take a minute or two. We'll show results as soon as they're ready.
No matches for "" in this podcast's transcripts.
No topics indexed yet for this podcast.
Loading reviews...
ABOUT THIS SHOW
Hayatın hızı içinde durup nefes alacak bir liman arayanlara...Sırkâtibi, tarihin tozlu raflarından maneviyatın derinliklerine, satır aralarında kalmış kitaplardan genel kültürün ilginç duraklarına uzanan haftalık bir düşünce yolculuğu. Biz burada bilginin gürültüsünde kaybolmak yerine, hakikatin ve samimiyetin izini sürüyoruz.Ne çok eski ne çok yeni; tam da bugünün insanına, bize dair hikâyelerle her hafta buradayız. Eğer senin de zihnin sorularla doluysa ve keşfetmenin o taze heyecanını özlediysen; soframıza hoş geldin.Burası Sırkâtibi. Keşfedecek çok şey, gidilecek derin yollar var.İletişim: [email protected]
HOSTED BY
Düşünce Ufkumuz-Tarih-Edebiyat
Loading similar podcasts...