EPISODE · Jan 4, 2026 · 56 MIN
(115) 30. Söz/7, Sh 224 | Ene | Diyânete itâat etmeyip yolunu şaşıran felsefe dizginini ene'ye verir
from Sözler Mecmuası · host Av. Ali Kurt
İşte diyânete itâat etmeyen felsefenin böyle yolu şaşırdığı içindir ki, ene kendi dizginini eline almış. Dalâletin her bir nev‘ine koşmuş. İşte şu vecihteki enenin başı üstünde, bir şecere-i zakkūm neşv ü nemâ bulup, âlem-i insaniyetin yarısından fazlasını kaplamış. İşte o şecerenin kuvve-i şeheviye-i behîmiye dalında beşerin enzârına verdiği meyveler ise, esnâmlar ve âlihelerdir. Çünkü felsefenin esasında kuvvet müstahsendir. Hatta اَلْحُكْمُ لِلْغَالِبِ bir düstûrudur. “Galebe edende bir kuvvet var. Kuvvette hak (Hâşiye-1) vardır” der. Zulmü ma‘nen alkışlamış, zâlimleri teşcî‘ etmiştir. Ve cebbârları, ulûhiyet da‘vâsına sevk etmiştir. Hem masnû‘daki güzelliği ve nakıştaki hüsnü, masnûa ve nakşa mal edip, Sâni‘ ve Nakkāş’ın mücerred ve mukaddes cemâlinin cilvesine nisbet etmeyerek, “Ne güzel yapılmış!” yerine, “Ne güzeldir!” der. Perestişe lâyık bir sanem hükmüne getirir. Hem herkese satılan müzahraf, hodfurûş, gösterici, riyâkâr bir hüsnü istihsân ettiği için, riyâkârları alkışlamış, sanem-misâlleri kendi âbidlerine âbide (Hâşiye-2) yapmıştır. O şecerenin kuvve-i gadabiye dalında, bîçâre beşerin başında küçükHâşiye-1: Düstûr-u nübüvvet “Kuvvet haktadır, hak kuvvette değildir” der. Zulmü keser. Adâleti te’mîn eder.Hâşiye-2: Yani o sanem-misâller, perestişkârlarının hevesâtlarına hoş görünmek ve teveccühlerini kazanmak için riyâkârâne gösteriş ile, ibâdet gibi bir vaz‘iyet gösteriyorlar.Sayfa 225büyük Nemrûdlar, Firavunlar, Şeddâdlar meyvelerini yetiştirmiş. Kuvve-i akliye dalında, âlem-i insaniyetin dimağına Dehriyyûn, Maddiyyûn, Tabîiyyûn gibi meyveleri vermiş, beşerin beynini bin parça etmiştir.Şimdi şu hakîkati tenvîr için, felsefe mesleğinin esâsât-ı fâsidesinden neş’et eden neticeleriyle, silsile-i nübüvvetin esâsât-ı sâdıkasından tevellüd eden neticelerinin binler muvâzenesinden, numûne olarak “üç dört” misâl zikrediyoruz.Meselâ, nübüvvetin hayat-ı şahsiyedeki düstûrî neticelerinden تَخَلَّقُوا بِاَخْلَاقِ اللّٰهِ kaidesiyle, “Ahlâk-ı İlâhiye ile muttasıf olup, Cenâb-ı Hakk’a mütezellilâne teveccüh edip, acz, fakr, kusurunuzu bilip, dergâhına abd olunuz” düstûru nerede? Felsefenin teşebbüh-ü bilvâcib insaniyetin gayet-i kemâlidir, kaidesiyle, “Vâcibü’l-Vücûd’a benzemeye çalışınız” hodfurûşâne düstûru nerede? Evet, nihâyetsiz acz, zaaf, fakr, ihtiyaç ile yoğurulmuş olan mâhiyet-i insaniye nerede? Nihâyetsiz Kadîr, Kavî, Ganî ve Müstağnî olan Vâcibü’l-Vücûd’un mâhiyeti nerede? İkinci Misâl: Nübüvvetin hayat-ı ictimâiyedeki düstûrî neticelerinden; ve şems ve kamerden tut, tâ nebâtât hayvanâtın imdâdına ve hayvanât insanın imdâdına, hatta zerrât-ı taâmiye hüceyrât-ı bedenin imdâdına ve muâvenetine koşturulan düstûr-u teâvün, kānûn-u kerem, nâmûs-u ikrâm nerede? Felsefenin hayat-ı ictimâiyedeki düstûrlarından ve yalnız bir kısım zâlim ve canavar insanların ve vahşi hayvanların fıtratlarını sû’-i isti‘mâllerinden neş’et eden düstûr-u cidâl nerede? Evet, düstûr-u cidâli o kadar esaslı ve küllî kabul etmişler ki, “Hayat bir cidâldir” diye eblehâne hükmetmişler.Üçüncü Misâl: Nübüvvetin tevhîd-i İlâhî hakkındaki netâic-i âliyesinden ve düstûr-u gāliyesinden اَلْوَاحِدُ لَا يَصْدُرُ اِلَّا عَنِ الْوَاحِدِ yani, “Her birliği bulunan, yalnız birden sudûr edecektir. Madem her şeyde ve bütün eşyâda bir birlik var. Demek bir tek zâtın îcâdıdır” diye olan tevhîdkârâne düstûru nerede? Eski felsefenin bir düstûr-u i‘tikādîsinden olan اَلْوَاحِدُ لَا يَصْدُرُ عَنْهُ اِلَّا الْوَاحِدُ “Birden bir sudûr eder, yani bir zâttan, bizzât bir tek sudûr edebilir. Sâir şeyler, vâsıtalar vâsıtasıyla ondan sudûr eder” diye Ganiyy-i Alel’ıtlâk ve Kadîr-i Mutlak’ı âciz vesâite muhtaç göstererek; bütün esbâba ve vesâite, rubûbiyette bir nevi‘ şirket verip, Hâlik-ı Zülcelâl’e, ‘akl-ı evvel’ nâmında bir mahlûku verip, âdetâ sâir mülkünü esbâba ve vesâite taksîm ederek bir şirk-i azîme yol açan, şirk-âlûd ve dalâlet-pîşe o felsefenin düstûru nerede? Hukemânın yüksek kısmı olan İşrâkıyyûn böyle halt etseler, Maddiyyûn, Tabîiyyûn ...
Embed this episode
NOW PLAYING
(115) 30. Söz/7, Sh 224 | Ene | Diyânete itâat etmeyip yolunu şaşıran felsefe dizginini ene'ye verir
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.