EPISODE · Jan 13, 2026 · 58 MIN
(118) 30. Söz/10, Sh 230 | Zerre | Tahavvülât-ı zerrât kalem-i kudretin ihtizâzât ve cevelânıdır
from Sözler Mecmuası · host Av. Ali Kurt
Otuzuncu Söz’ün İkinci Maksadı Tahavvülât-ı zerrâta dâir.Şu âyetin hazinesinden bir zerreye işaret edecektir.بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِوَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَاْت۪ينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلٰي وَرَبّ۪ي لَتَاْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُعَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَلَٓا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرُ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍŞu âyetin pek büyük hazinesinden bir miskālzerre mikdarında, yani zerre sandukçasında olan cevheri gösterir. Ve zerrenin hareket ve vazîfesinden bir nebze bahseder. Şu maksad, bir “Mukaddime” ile “Üç Nokta” dan ibârettir.Mukaddime: Tahavvülât-ı zerrât, Nakkāş-ı Ezelî’nin kalem-i kudreti, kitâb-ı kâinâtta yazdığı âyât-ı tekvîniyenin hengâmındaki ihtizâzâtı ve cevelânıdır. Yoksa Maddiyyûn ve Tabîiyyûnların tevehhüm ettikleri gibi, tesâdüf oyuncağı ve karışık, ma‘nâsız bir hareket değildir. Çünkü bütün mevcûdât gibi zerreler ve her bir zerre, mebde’-i hareketinde “Bismillâh” der. Çünkü nihâyetsiz, kuvvetinden fazla yükleri kaldırır. Ve buğday tanesi kadar bir çekirdeğin koca bir çam ağacı gibi bir yükü omzuna alması gibi. Hem vazîfesinin hitâmında “Elhamdülillâh” der. Çünkü bütün ukūlü hayrette bırakan hikmetli bir cemâl-i san‘at, fâideli bir hüsn-ü nakış göstererek, Sâni‘-i Zülcelâl’in medâyihine bir kasîde-i medhiyegibi bir eser gösterir. Meselâ, nar ve mısıra dikkat et.Evet, tahavvülât-ı zerrât; (Hâşiye) âlem-i gaybdan olan her şeyin geçmiş aslında ve gelecek neslindeki intizâmâta medâr; ve ilim ve emr-i İlâhînin bir ünvanı olan “İmâm-ı Mübîn” in düstûrları ve imlâsı tahtında; ve zaman-ı hâzır ve âlem-i şehâdetten teşkîl ve îcâd-ı eşyâda tasarrufa medâr; ve kudret ve irâde-i İlâhiyenin bir ünvanı olan “Kitâb-ı Mübîn” den istinsâh ile; ve seyyâl zamanın hakîkati ve sahîfe-i misâliyesi olan “Levh-i Mahv ü İsbat” ta kelimât-ı kudreti yazmak ve çizmekten gelen harekâttır ve ma‘nîdâr ihtizâzâttır.Hâşiye: İkinci Maksad’ın tahavvülât-ı zerrâtın ta‘rîfine dâir olan uzun cümlenin hâşiyesidir. Kur’ân-ı Hakîm’de “İmâm-ı Mübîn” ve “Kitâb-ı Mübîn” mükerrer yerlerde zikredilmiştir. Ehl-i tefsîr, “İkisi birdir” bir kısmı “Ayrı ayrıdır” demişler. Hakîkatlerine dâir beyânâtları muhteliftir. Hulâsa, “İlm-i İlâhî’nin ünvanlarıdır” demişler. Fakat Kur’ân’ın feyzî ile şöyle kanâatim gelmiş ki, İmâm-ı Mübîn, ilim ve emr-i İlâhînin bir nev‘ine bir ünvandır ki, âlem-i şehâdetten ziyâde, âlem-i gayba bakıyor.230. Sayfadaki Hâşiyenin maba’dı: Yani zaman-ı hâlden ziyâde, mâzî ve müstakbele nazar eder. Yani her şeyin vücûd-u zâhirîsinden ziyâde, aslına, nesline, köklerine ve tohumlarına bakar. Kader-i İlâhî’nin bir defteridir. Şu defterin vücûdu, Yirmi Altıncı Söz’de, hem Onuncu Söz’ün hâşiyesinde isbat edilmiştir. Evet, şu İmâm-ı Mübîn bir nevi‘ ilim ve emr-i İlâhînin bir ünvanıdır. Yani eşyânın mebâdîleri ve kökleri ve asılları, kemâl-i intizâm ile eşyânın vücûdlarını gayet san‘atkârâne intâc etmesi cihetiyle, elbette desâtîr-i ilm-i İlâhînin bir defteri ile tanzîm edildiğini gösteriyorlar. Ve eşyânın neticeleri, nesilleri, tohumları ileride gelecek mevcûdâtın programlarını, fihristelerini tazammun ettiklerinden, elbette evâmir-i İlâhiyenin bir küçük mecmûası olduğunu bildiriyorlar. Meselâ, bir çekirdek, bütün ağacın teşkîlatını tanzîm edecek olan programları ve fihristeleri ve o fihriste ve programları ta‘yîn eden evâmir-i tekvîniyenin küçücük bir mücessemi hükmündedir, denilebilir.
Embed this episode
Ready to play
(118) 30. Söz/10, Sh 230 | Zerre | Tahavvülât-ı zerrât kalem-i kudretin ihtizâzât ve cevelânıdır
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.