(122) 30. Söz/14,Sh235 | Zerre | İkinci Nokta | Her zerrede Vâcibü’l-Vücûd’a iki şâhid-i sâdık vardır  episode artwork

EPISODE · Feb 9, 2026 · 58 MIN

(122) 30. Söz/14,Sh235 | Zerre | İkinci Nokta | Her zerrede Vâcibü’l-Vücûd’a iki şâhid-i sâdık vardır

from Sözler Mecmuası · host Av. Ali Kurt

İkinci Nokta: Her bir zerrede Vâcibü’l-Vücûd’un vücûduna ve vahdetine iki şâhid-i sâdık vardır. Evet, zerre acz ve cümûduyla beraber, şuûrkârâne büyük vazîfeleri yapmakla, büyük yükleri kaldırmakla Vâcibü’l-Vücûd’un vücûduna kat‘î şehâdet ettiği gibi; harekâtında nizâmât-ı umûmiyeye tevfîk-i hareket edip, her girdiği yerde ona mahsûs nizâmâtı mürâât etmekle, her yerde kendi vatanı gibi yerleşmesiyle, Vâcibü’l-Vücûd’un vahdetine ve mülk ve melekûtün mâliki olan zâtın ehadiyetine şehâdet eder. Yani zerre kimin ise, gezdiği bütün yerler de onundur. Demek zerre, çünkü âcizdir, yükü nihâyetsiz ağırdır ve vazîfeleri nihâyetsiz çoktur, bir Kadîr-i Mutlak’ın ismiyle, emriyle kāim ve müteharrik olduğunu bildirir. Hem kâinâtın nizâmât-ı külliyesini bilir bir tarzda tevfîk-i hareketetmesi ve her yere mâni‘siz girmesi, tek bir Alîm-i Mutlak’ın kudretiyle, hikmetiyle işlediğini gösterir.Evet, nasıl ki bir nefer, takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında ve hâkezâ, her bir dâirede birer nisbeti ve o nisbete göre birer vazîfesi olduğunu; ve o nisbetleri, o vazîfeleri bilmekle tevfîk-i hareketetmek, ancak nizâmât-ı askeriye tahtında ta‘lîm ve ta‘lîmât görmekle, bütün o dâirelere kumanda eden bir tek kumandan-ı a‘zamın emrine ve kanununa tebeiyetle oluyor.Sayfa 236Öyle de, her bir zerre, birbiri içindeki mürekkebâtta birer münâsib vaz‘iyeti, ayrı ayrı maslahatlı birer nisbeti, ayrı ayrı muntazam birer vazîfesi, ayrı ayrı hikmetli neticeleri bulunduğundan; elbette o zerreyi o mürekkebâtta bütün nisbet ve vazîfelerini muhâfaza edip netice ve hikmetleri bozmayacak bir tarzda yerleştirmek, bütün kâinât kabza-i tasarrufunda olan bir zâta mahsûstur. Meselâ, Tevfîk’in göz bebeğinde yerleşen zerre, gözün a‘sâb-ı muharrike ve hassâse ve şerâyîn ve evride gibi damarlara karşı münâsib vaz‘iyet alması; ve yüzde ve sonra başda ve gövdede, daha sonra heyet-i mecmûa-i insaniyede her birisine karşı birer nisbeti, birer vazîfesi, birer fâidesi kemâl-i hikmetle bulunması gösteriyor ki, bütün o cismin bütün a‘zâsını îcâd eden bir zât, o zerreyi o yerde yerleştirebilir. Ve bilhassa rızık için gelen zerreler, rızık kafilesinde seyr ü sefer eden o zerreler, o kadar hayretfezâ bir intizâm ve hikmetle seyir ve seyahat ederler; ve öyle tavırlardan, tabakalardan intizâmperverânegeçip gelirler ve öyle şuûrkârâne ayak atıp hiç şaşırmayarak gele gele, tâ beden-i zîhayatta dört süzgeçle süzülüp, rızka muhtaç a‘zâ ve hüceyrâtın imdâdına yetişmek için kandaki küreyvât-ı hamrâya yüklenip, bir kānûn-u keremle imdâda yetişirler. Ondan bilbedâhe anlaşılır ki, şu zerreleri binler muhtelif menzillerden geçiren, sevk eden, elbette ve elbette bir Rezzâk-ı Kerîm, bir Hallâk-ı Rahîm’dir ki, kudretine nisbeten zerreler, yıldızlar omuz omuza müsâvîdirler.Hem her bir zerre, öyle bir nakş-ı san‘atta işler ki, ya bütün zerrâtla münâsebetdâr, her birisine ve umumuna hem hâkim ve hem her birisine ve umumuna mahkûm bir vaz‘iyette bulunmakla, o hayretfezâ san‘atlı nakşı ve hikmetnümâ nakışlı san‘atı bilir ve îcâd eder. Bu ise, binler def‘a muhâldir. Veya bir Sâni‘-i Hakîm’in kānûn-u kader ve kalem-i kudretinden çıkan harekete me’mur birer noktadır. Nasıl ki, meselâ Ayasofya kubbesindeki taşlar, eğer mi‘marının emrine ve san‘atına tâbi‘ olmazlarsa, her bir taşı Mi‘mar Sinan gibi dülgerlik san‘atında bir mahâreti ve sâir taşlara hem mahkûm, hem hâkim olmak, yani “Geliniz, düşmemek, sukūt etmemek için başbaşa vereceğiz” diye, bir hüküm sâhibi olması lâzımdır. Öyle de, binler def‘a Ayasofya kubbesinden daha san‘atlı, daha hayretli ve hikmetli olan masnûâttaki zerreler, kâinât ustasının emrine tâbi‘ olmazlarsa, her birine Sâni‘-i Kâinât’ın evsâfı kadar evsâf-ı kemâl verilmesi lâzım gelir. Feyâ Sübhânallâh! Gâvurlar, bir Vâcibü’l-Vücûd’u kabul etmediklerinden, zerrât adedince bâtıl âliheleri kabul etmeye mezheblerine göre muzdar kalıyorlar. İşte, şu cihette kâfir, ne kadar feylesof, âlim de olsa, nihâyet derecede bir cehl-i azîm içindedir. Bir echel-i mutlaktır....

Episode metadata supplied by the publisher feed · Published Feb 9, 2026

Embed this episode

NOW PLAYING

(122) 30. Söz/14,Sh235 | Zerre | İkinci Nokta | Her zerrede Vâcibü’l-Vücûd’a iki şâhid-i sâdık vardır

0:00 58:41

No transcript for this episode yet

We transcribe on demand. Request one and we'll notify you when it's ready — usually under 10 minutes.

No similar episodes found.

Frequently Asked Questions

How long is this episode of Sözler Mecmuası?

This episode is 58 minutes long.

When was this Sözler Mecmuası episode published?

This episode was published on February 9, 2026.

Can I download this Sözler Mecmuası episode?

Yes. Use the download control on the episode player to save the publisher-provided media file.
URL copied to clipboard!