EPISODE · Feb 24, 2026 · 56 MIN
(125) 31. Söz/2, Sh 243 | 1. Esas | Mi‘râc’ın sırr-ı lüzûmu | Bâtını velâyet, zâhiri risâlettir
from Sözler Mecmuası · host Av. Ali Kurt
Birinci Esas: Mi‘râc’ın sırr-ı lüzûmu. Meselâ, deniliyor ki: “Cenâb-ı Hakk اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَر۪يدِ dir. Her şeye, her şeyden daha yakındır. Cisimden, mekândan münezzehtir. Her veli, kalbi içinde onunla görüşebilir. Neden dolayı velâyet-i Ahmediye(asm) Mi‘râc gibi uzun bir seyahatin neticesinden sonra, her velinin kendi kalbinde muvaffak olduğu münâcâta muvaffak oluyor?Elcevab: Şu sırr-ı gāmızı “İki Temsîl” ile fehme takrîb ediyoruz. On İkinci Söz’ün sırr-ı i‘câz-ı Kur’ân ve sırr-ı Mi‘râc hakkında olan şu iki temsîli dinle.Birinci Temsîl: Bir sultanın iki çeşit mükâlemesi, sohbeti, görüşmesi vardır. İki tarzda hitâbı, iltifâtı vardır. Birisi, âmî bir raiyetiyle, cüz’î bir iş için, hususî bir hâcete dâir, hâs bir telefonla sohbet etmektir. Diğeri, saltanat-ı uzmâünvanıyla ve hilâfet-i kübrânâmıyla ve hâkimiyet-i âmmehaysiyetiyle ve evâmirini etrafa neşir ve teşhîr maksadıyla, o işlerle alâkadâr bir elçisiyle veya o evâmir ile münâsebetdâr büyük bir me’muru ile konuşmaktır. Sohbet etmektir. Ve haşmetini izhâr eden ulvî bir fermanla bir mükâlemedir. İşte وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰي şu temsîl gibi, şu kâinât Hâlik’ının ve Mâlikü’l-Mülk ve’l-Melekût’ün ve Hâkim-i Ezel ve Ebed’in iki tarzda mükâlemesi, sohbeti, iltifâtı vardır. Birisi cüz’î ve hâs. Diğeri küllî ve âmm. İşte Mi‘râc, velâyet-i Ahmediyenin (asm) bütün velâyâtın fevkınde bir külliyet, bir ulviyet sûretinde bir tezâhürüdür ki, bütün kâinâtın Rabb’i ismiyle, bütün mevcûdâtın Hâlik’ı ünvanıyla Cenâb-ı Hakk’ın sohbetine ve münâcâtına müşerrefiyettir.İkinci Temsîl: Bir adam, elindeki bir aynayı güneşe karşı tutar. O ayna kendi mikdarınca bir ışık ve yedi rengi hâvî bir ziyâyı, bir aksi şemsten alır. Onun nisbetinde güneşle münâsebetdâr olur, sohbet eder. Ve o ışıklı aynayı karanlıklı hânesine veya dam altındaki küçük, hususî bağına tevcîh etse, güneşin kıymeti nisbetinde değil, belki o aynanın kābiliyeti mikdarınca istifâde edebilir. Diğeri ise, aynayı bırakır. Doğrudan doğruya güneşe karşı çıkar. Haşmetini görür. Azametini anlar. Sonra pek yüksek bir dağa çıkar. Güneşin pek geniş şa‘şaa-i saltanatını görür ve bizzât perdesiz onunla görüşür. Sonra döner, hânesinden veya bağının damından geniş pencereler açar. Gökteki güneşe karşı yollar yapar. Hakîkî güneşin dâimî ziyâsıyla sohbet eder, konuşur. Ve böylece minnetdârâne bir sohbet edebilir ve diyebilir: “Ey yeryüzünü ışığıyla yaldızlayan ve zeminin vechini ve bütün çiçeklerin yüzlerini güldüren, dünya güzeli, gök nâzdârı olan nâzenîn güneş! Onlar gibi benim hâneciğimi, bahçeciğimi ısındırdın ve ışıklandırdın.Sayfa 244Bütün dünyayı ışıklandırdığın ve yeryüzünü ısındırdığın gibi.” Halbuki evvelki ayna sâhibi böyle diyemez. O ayna kaydı altında güneşin aksi ise, âsârı mahdûddur, o kayda göredir.İşte şems-i Ezel ve Ebed Sultanı olan Zât-ı Ehad ve Samed’in tecellîsi, mâhiyet-i insaniyeye hadsiz merâtibi tazammun eden iki suretle tezâhür eder.Birincisi: Âyîne-i kalbe uzanan bir nisbet-i Rabbâniye ile bir tezâhürdür ki, herkes isti‘dâdına ve tayy-ı merâtibde seyr ü sülûküne ve esmâ ve sıfâtın tecelliyâtına nisbeten cüz’î ve küllî o Şems-i Ezelî’nin nûruna ve sohbetine ve münâcâtına mazhariyeti var. Gālib-i esmâ ve sıfâtın zılâlinde giden velâyetlerin derecâtı bu kısımdan ileri gelir.İkincisi: İnsanın câmiiyeti ve şecere-ikâinâtın en münevver meyvesi olduğundan, bütün kâinâtta cilveleri tezâhür eden esmâ-yı hüsnâyı birden âyîne-i rûhunda gösterebilmesi cihetiyle, Cenâb-ı Hakk tecellî-i zâtıyla ve esmâ-yı hüsnânın a‘zamî mertebede nev‘-i insanın ma‘nen en a‘zam bir ferdine tecellî-i a‘zam tezâhür eder ki, bu tezâhür ve tecellî, Mi‘râc-ı Ahmedî (asm) sırrıdır ki, onun velâyeti, risâletine mebde’ olur. Velâyet ki, zılden geçer, ikinci temsîlin birinci adamına benzer. Risâlette zıll yoktur, doğrudan doğruya Zât-ı Zülcelâl’in ehadiyetine bakar. İkinci temsîlin ikinci adamına benzer. Mi‘râc ise, velâyet-i Ahmediyenin (asm) kerâmet-i kübrâsı, hem mertebe-i ulyâsı olduğundan, risâlet mertebesine inkılâb...
Embed this episode
Ready to play
(125) 31. Söz/2, Sh 243 | 1. Esas | Mi‘râc’ın sırr-ı lüzûmu | Bâtını velâyet, zâhiri risâlettir
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.