EPISODE · Mar 23, 2026 · 58 MIN
(129) 31. Söz/6, Sh 250 | Sual? Semâvâtta birinin gezmesine, meleklerle görüşmesine nasıl inanayım?
from Sözler Mecmuası · host Av. Ali Kurt
Yine hatıra gelir ki, sen kalbinden dersin: “Ben semâvâtı inkâr ediyorum. Melâikelere inanmıyorum. Semâvâtta birinin gezmesine, melâikelerle görüşmesine nasıl inanayım?” Evet, senin gibi aklı gözüne inmiş ve gözüne perde çekilmiş adamlara söz anlatmak ve bir şey göstermek, elbette müşkildir. Fakat hak o kadar parlaktır ki, körler de görebildiği için biz de deriz ki: Fezâ-yı ulvî, bil’ittifâk esîr ile doludur. Ziyâ, elektrik, harâret gibi sâir seyyâlât-ı latîfe, o fezâyı dolduran bir maddenin vücûduna delâlet eder. Meyveler ağacını, çiçekler çimenlerini, sünbüller tarlalarını, balıklar denizini bilbedâhe gösterdikleri gibi; şu yıldızlar dahi bizzarûre menşe’lerini, tarlasını, denizini, çimengâhının vücûdunu, aklın gözüne sokuyorlar.Sayfa 251Madem âlem-i ulvîde muhtelif teşkîlat var. Muhtelif vaz‘iyetlerde muhtelif ahkâmlar görünüyor. Öyle ise, o ahkâmların menşe’leri olan semâvât muhteliftir. İnsanda cisimden başka nasıl akıl, kalb, ruh, hayâl, hâfıza gibi ma‘nevî vücûdlar da var. Elbette insan-ı ekberolan âlemde, yani şu insan meyvesinin şeceresi olan kâinâtta âlem-i cismâniyetten başka âlemler var. Hem âlem-i arzdan, tâ cennet âlemine kadar her bir âlemin birer semâsı vardır.Hem melâike için deriz ki: Seyyârât içinde mütevassıtve yıldızlar içinde küçük ve kesîf olan küre-i arz, mevcûdât içinde en kıymetdar ve nûrânî olan hayat ve şuûr, hesabsız bir sûrette onda bulunuyor. Elbette karanlıklı bir hâne hükmünde olan şu arza nisbeten, müzeyyen kasırlar, mükemmel saraylar hükmünde olan yıldızlar ve yıldızların denizleri olan gökler zîşuûr ve zîhayat ve pek kesretli ve muhtelifü’l-ecnâsolan melâike ve rûhânîlerin meskenleridir. Pek kat‘î bir sûrette İşârâtü’l-İ‘câz nâmındaki tefsîrimde ثُمَّ اسْتَوٰٓي اِلَي السَّمَٓاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ âyetinde, semâvâtın hem vücûdu, hem taaddüdü isbat edildiğinden ve melâike hakkında Yirmi Dokuzuncu Söz’de iki kerre iki dört eder kat‘iyetinde melâikelerin vücûdunu isbat ettiğimizden, onlara iktifâen burada kısa kesiyoruz.Elhâsıl, esîrden yapılmış elektrik, ziyâ, harâret, câzibe gibi seyyâlât-ı latîfenin medârı olmuş; ve hadîste اَلسَّمَٓاءُ مَوْجٌ مَكْفُوفٌ işaretiyle, seyyârât ve nücûmun harekâtına müsâid olmuş; ve Samanyolu denilen مَجَرَّةُ السَّمَٓاءِ dan, tâ en yakın seyyâreye kadar muhtelif vaz‘iyet ve teşekkülde yedi tabaka, her bir tabaka âlem-i arzdan, tâ âlem-i berzaha, âlem-i misâle, tâ âlem-i âhirete kadar birer âlemin damı hükmünde birer semânın bulunması, hikmeten, aklen iktizâ eder.Hem hatıra gelir ki, ey mülhid! Sen dersin: “Bin müşkilât ile tayyâre vâsıtasıyla bir iki kilometre yukarıya çıkılabilir. Nasıl bir insan, cismiyle binler sene mesâfeyi birkaç dakika zarfında kat‘ eder, gider, gelir?” Biz de deriz: Arz gibi ağır bir cisim, fenninizce, hareket-i seneviyesiyle bir dakikada takrîben yüz seksen sekiz saat mesâfeyi keser. Takrîben yirmi beş bin senelik mesâfeyi, bir senede kat‘ ediyor. Acaba şu muntazam harekâtı ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir Kadîr-i Zülcelâl, bir insanı Arş’ına getiremez mi? Şemsin câzibesi denilen bir kānûn-u Rabbânî ile, Mevlevî gibi etrafında pek ağır olan cism-i arzı gezdiren bir hikmet, câzibe-i rahmet-i Rahmân ile ve incizâb-ı muhabbet-i şems-i ezelile bir cism-i insanı berk gibi arş-ı Rahmâna çıkaramaz mı?Sayfa 252Yine hatıra gelir ki, diyorsun: “Haydi çıkabilir, ne için çıkmış? Ne lüzûmu var? Veliler gibi ruh ve kalbi ile gitse yeter?” Biz de deriz ki: Madem Sâni‘-i Zülcelâl, mülk ve melekûtündeki âyât-ı acîbesini göstermek; ve şu âlemin tezgâh ve menba‘larını temâşâ ettirmek; ve a‘mâl-i beşeriyenin netâic-i uhreviyesini irâe etmek istemiş, elbette âlem-i mubassarâtın anahtarı hükmünde olan gözünü ve mesmûât âlemindeki âyâtı temâşâ eden kulağını, Arş’a kadar beraber alması lâzım geldiği gibi; ruhunun hadsiz vezâife medâr olan âlât ve cihâzâtının makinesi hükmünde olan cism-i mübârekini dahi, tâ Arş'a kadar beraber alması, muktezâ-yı akıl ve hikmettir. Nasıl ki cennette hikmet-i İlâhiye, cismi ruha arkadaş...
Embed this episode
Ready to play
(129) 31. Söz/6, Sh 250 | Sual? Semâvâtta birinin gezmesine, meleklerle görüşmesine nasıl inanayım?
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.