EPISODE · Dec 13, 2024 · 50 MIN
(47) 23. Söz/3, Sh 106 | 3.Nokta | Evet, hakîkî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir
from Sözler Mecmuası · host Av. Ali Kurt
Üçüncü Nokta: Îmân hem nûrdur, hem kuvvettir. Evet, hakîkî îmânı elde eden adam, kâinâta meydan okuyabilir. Ve îmânın kuvvetine göre, hâdisâtın tazyîkātından kurtulabilir. تَوَكَّلْتُ عَلَي اللّٰهِ der, sefîne-i hayatta kemâl-i emniyetle, hâdisâtın dağlarvârî dalgaları içinde seyerân eder. Bütün ağırlıklarını Kadîr-i Mutlak’ın yed-i kudretine emânet eder, rahatla dünyadan geçer. Berzahta istirahat eder. Sonra saadet-i ebediyeye girmek için cennete uçabilir. Eğer tevekkül etmezse, dünyanın ağırlıkları uçmasına değil, belki esfel-i sâfilîne çeker. Demek, îmân tevhîdi, tevhîd teslîmi, teslîm tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktizâ eder. Fakat yanlış anlama. Tevekkül, esbâbı bütün bütün reddetmek değildir. Belki esbâbı, dest-i kudretin perdesi bilip riâyet ederek; esbâba teşebbüs ise, bir nevi‘ duâ-yı fi‘lî telakkî ederek; müsebbebâtı yalnız Cenâb-ı Hakk’dan istemek ve neticeleri ondan bilmek ve ona minnetdâr olmaktan ibârettir. Tevekkül eden ve etmeyenin misâlleri, şu hikâyeye benzer: Vaktiyle iki adam hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefîneye bir bilet alıp girdiler. Birisi, girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup nezâret eder. Diğeri hem ahmak, hem mağrur olduğundan, yükünü yere bırakmıyor. Ona denildi: “Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et.” O dedi: “Yok, ben bırakmayacağım. Belki zâyi‘ olur. Ben kuvvetliyim. Malımı belimde ve başımda muhâfaza edeceğim.” Yine ona denildi: “Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefîne-i sultâniye daha kuvvetlidir. Daha ziyâde iyi muhâfaza eder. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın, gittikçe ağırlaşan şu yüklere tâkat getiremeyecek. Kaptan dahi eğer seni bu halde görse, ya ‘Dîvânedir’ diye seni tard edecek. Ya ‘Hâindir, gemimizi ittihâm ediyor. Bizimle istihzâ ediyor. Hapsedilsin’ diye emredecektir. Hem herkese maskara olursun. SAYFA 107 Çünkü ehl-i dikkat nazarında zaafı gösteren tekebbürün ile, aczi gösteren gururun ile, riyâyı ve zilleti gösteren tasannuun ile kendini halka mudhike yaptın. Herkes sana gülüyor” denildikten sonra, o bîçârenin aklı başına geldi. Yükünü yere koydu. Üstünde oturdu. “Oh! Allah senden râzı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum” dedi. İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinâtın dilenciliğinden ve her hâdisenin karşısında titremekten ve hodfurûşluktan ve maskaralıktan ve şekāvet-i uhreviyeden ve tazyîkāt-ı dünyeviye hapsinden kurtulasın. Dördüncü Nokta: Îmân, insanı insan eder; belki insanı sultan eder. Öyle ise insanın vazîfe-i asliyesi, îmân ve duâdır. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder. Şu mes’elenin binler delillerinden, yalnız hayvan ve insanın dünyaya gelmelerindeki farkları, o mes’eleye vâzıh bir delildir ve bir burhân-ı kātı‘dır. Evet, insaniyet îmân ile insaniyet olduğunu, insan ile hayvanın dünyaya gelişindeki farkları gösterir. Çünkü hayvan dünyaya geldiği vakit, âdetâ başka bir âlemde tekemmül etmiş gibi, isti‘dâdına göre mükemmel olarak gelir. Yani gönderilir. Ya iki saatte, ya iki günde veya iki ayda, bütün şerâit-i hayatiyesini ve kâinâtla olan münâsebetini ve kavânîn-i hayatiyesini öğrenir. Meleke sâhibi olur. İnsanın yirmi senede kazandığı iktidâr-ı hayatiyeyi ve meleke-i ameliyeyi, yirmi günde serçe ve arı gibi bir hayvan tahsîl eder. Yani ona ilhâm olunur. Demek, hayvanın vazîfe-i asliyesi, taallümle tekemmül etmek değildir. Ve ma‘rifet kesb etmekle terakkî etmek değildir. Ve aczini göstermekle meded istemek, duâ etmek değildir. Belki vazîfesi isti‘dâdına göre taammüldür, amel etmektir. Ubûdiyet-i fiiliyedir.
Embed this episode
NOW PLAYING
(47) 23. Söz/3, Sh 106 | 3.Nokta | Evet, hakîkî imanı elde eden adam, kâinata meydan okuyabilir
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.