EPISODE · Jan 1, 2025 · 49 MIN
(66) 24. Söz/13, Sh 130 | 2.Dal/12 | Reşha'nın hakikate ulaşmasına hiçbir berzah engel olamaz
from Sözler Mecmuası · host Av. Ali Kurt
İşte Reşha-misâl, üçüncü arkadaşınız ki, hem fakirdir, hem renksizdir. Güneşin harâretiyle çabuk tebahhur eder. Enâniyeti bırakır, buhara biner, havaya çıkar. İçindeki madde-i kesîfe nâr-ı aşkile ateş alır. Ziyâ ile nûra döner. O ziyânın cilvelerinden gelen bir şuâa yapışır, yanaşır. Ey Reşha-misâl! Madem doğrudan doğruya güneşe aynadârlık ediyorsun. Sen hangi mertebede bulunursan bulun, ayn-ı şemse karşı aynelyakîn bir tarzda, sâfî bakılacak bir delik, bir pencere bulursun. Hem o şemsin âsâr-ı acîbesini ona vermekte müşkilât çekmeyeceksin. Ona lâyık haşmetli evsâfını tereddüdsüz verebilirsin. Saltanat-ı zâtiyesinin dehşetli âsârını ona vermekte, hiçbir şey senin elinden tutup ondan vazgeçiremez. Seni ne berzahların darlığı, ne kābiliyetlerin kaydı, ne aynaların küçüklüğü seni şaşırtmaz. Hilâf-ı hakîkate sevk etmez. Çünkü sen sâfî, hâlis, doğrudan doğruya ona baktığın için anlamışsın ki, mazharlarda görünen ve aynalarda müşâhede olunan, güneş değil, belki bir nevi‘ cilveleridir, bir çeşit renkli akisleridir. Çendân o akisler onun ünvanlarıdır. Fakat bütün âsâr-ı haşmetini gösteremiyorlar. İşte şu hakîkatle karışık temsîlde, böyle başka başka üç tarîk ile kemâle gidilir. Ve o kemâlâtın mezâyâsında ve mertebe-i şuhûdun tafsîlâtında başka başkadırlar. Fakat neticede ve hakka iz‘ân ve hakîkati tasdîkte ittifâk ederler. İşte nasıl bir gece adamı ki, hiç güneşi görmemiş. Yalnız ay’ı, aynasında, bir gölgesini görüyor. Güneşe mahsûs haşmetli ziyâyı, dehşetli câzibeyi, aklına sığıştıramıyor, belki görenlere teslîm olup taklîd ediyor. Öyle de, Verâset-i Ahmediye (asm) ile Kadîr ve Muhyî gibi isimlerin mertebe-i uzmâsına yetişmeyen, haşr-i a‘zamı ve kıyâmet-i kübrâyı taklîdî olarak kabul eder. “Aklî bir mes’ele değildir” der. Çünkü hakîkat-i haşir ve kıyâmet, İsm-i A‘zam’ın ve bazı esmânın derece-i a‘zamının mazharıdır. Kimin nazarı oraya çıkmazsa, taklîde mecbûrdur. Kimin fikri oraya girse, haşir ve kıyâmeti, gece gündüz, kış ve bahar derecesinde kolay görür. İtmi’nân-ı kalb ile kabul eder. İşte şu sırdandır ki, haşir ve kıyâmeti en a‘zam mertebede, en ekmel tafsîlâtla Kur’ân zikrediyor. Ve İsm-i A‘zam’ın mazharı olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm ders veriyor. Ve eski peygamberler ise, hikmet-i irşâdın iktizâsıyla, bir derece basit ve ibtidâî bir halde olan ümmetlerine, haşri en a‘zam bir derecede, en geniş bir tafsîlâtla ders vermemişler. Hem şu sırdandır ki, bir kısım ehl-i velâyet, bazı erkân-ı îmâniyeyi mertebe-i uzmâsında görmemişler veya gösterememişler. Hem şu sırdandır ki, ma‘rifetullâhta derecât-ı ârifîn çok tefâvüt ediyor. Daha bunlar gibi çok esrâr, şu hakîkatten inkişâf eder. Şimdi şu temsîl, hem bir derece hakîkati ihsâs ettiğinden, hem hakîkat çok geniş ve çok derin olduğundan, biz dahi temsîl ile iktifâ ediyoruz. Haddimizin ve tâkatimizin fevkınde olan esrâra girişmeyeceğiz.
Embed this episode
NOW PLAYING
(66) 24. Söz/13, Sh 130 | 2.Dal/12 | Reşha'nın hakikate ulaşmasına hiçbir berzah engel olamaz
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.