EPISODE · Dec 30, 2024 · 11H 39M
Cihadın mahrem hikayesi Bosna'dan Afganistana Yahya Konuk
from Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam · host Tarkan Bulan - Öğrenmeyi Öğrenmek
Cihadın mahrem hikayesi Bosna'dan Afganistana Yahya Konuk Arkadaşların fikriydi, yer yer istihza yer yer infial ile seslendirmişlerdi, “Bunu da yaz, asıl hikaye burada, her şeyi bu daha iyi özetliyor” demişlerdi ısrarla. Kendisi başıma bu kadar gaile açmışken bir de onun hikayesiyle mi uğraşacaktım. Ne var ki şimdi söylemem gereken yeni birkaç şeyi söyleyebilmek için Cihadın Mahrem Hikayesi’nin hikayesini seri biçimde hülasa etmem gerekiyor. Haci Ahi’nin vuruluşundan, artık benim de gemileri tamamen yakışımdan sonra yazmaya karar vermiştim, 2004 sonlarında. Yazacak, basılması için bir yayıneviyle anlaşacak, kitabın çıkmasını beklemeden basıp gidecektim, Irak Afganistan neresi olursa. Anlatacaklarımın uzun zamandır içimde yoğrulmuşluğu ve damıtılmışlığı, ayrıca gayemin berraklığı sebebiyle kitap oldukça dar bir zaman aralığında tamam oldu, bu hayra alametti, daha tashihine başlamadan yayınevi aramaya başladım. Çıktıyı bir dosya haline getirip koltuğumun altına koydum ve eşiklerinin önüne geldim. Bu kadarını beklemiyordum, böyle olacağını bilsem tek satır yazmayabilirdim. 28 Şubat’ı şöyle böyle kazasız belasız atlatmış, yorgun argın gecikmiş bahara hazırlanan İslamcı yayınevleri daha kitabın ilk kelimesini duyar duymaz bana uzun bir adliye koridorunun sonundan veya hapishane mazgalından bakar gibi oluyorlardı. Niçin kendilerinin seçildiğine dair bin çeşit komplo teorisi imalatına başlıyorlardı içlerinde, camekan gibi gözlerinden içerdeki hummalı imalatı görebiliyordun. Sonrası laf ı güzaftı, kem küm faslından sonra hele ver bir bakalım ne yazmışsın diyen bile olmadı, parmak izleri dosyada çıkmasın diye zahir, ellerini bile sürmediler. Katalogunda rafında Cihad, Hareket, Şehadet kelimeleri geçen kitaplar bulunduran, bu kelimelerden ekmek yemiş yayınevleri anlattıklarım arasında başı çekiyordu. Onlar neden sıra sıra rafta, bu gariban neden tek başına ucuz bir naylonun arasındaydı? Çünkü onların Cihad’ı teorik, farazi, fantastik bir şeydi, maziyi anlatıyordu, hatıraydı, bugün ve gelecek sadet dışı tutulmuştu, en azından yayıncı ve okuyucuları tarafından böyle bir bağlama oturtulmuştu; savcı amcalar bu tarzı hoş görüyorlardı, benimkisi tarzın dışına çıkıyor, tekinsiz vadilerde geziniyordu. Devletin savcıları affetse camianın komiserleri ebediyen affetmezdi. Önüne gelene çatmıştı çünkü. Kimse kayırılmamış, gözetilmemişti. Geçmişi anlatırmış gibi yaparken nabız hep bugün ve yarın için zonk zonk vuruyordu her sayfanın derisinin altında. Ali’si Veli’siyle tüm İslami camiaya Amerikan işgaline karşı askeri bir seferberlik çağrısında bulunuyor, bunu yapmayan ve yapmayacak olanlara karşı dilini huşunetle uzatıyordu, davet etmiyor ihtar ediyordu. Camianın köküne kibrit suyu dökmüyor, bunu yapamıyor ama belki daha kötüsünü yapıp, en dipten bir alternatifi tehditkar biçimde seslendiriyordu. Oysa Türkiye İslamcılığının Amerikan işgaline ve buna karşı Irak’ta ve Afganistan’daki Kaide ve Taliban öncülüğündeki cihada yaklaşımı en saygılı ifadeyle Bekle Gör politikasıydı. Bir sel dağlardan aşağı olanca tehlikesiyle akarken İslamcılarımız arazinin en emniyetli kısımlarına itinayla yerleşme telaşına düşmüşlerdi, üstlerine başlarına su sıçramasına bile razı değillerdi, ben sele atlamayı (mı?) öneriyordum. Benimle ikinci bir kez görüşmeleri bile önlerindeki ilk 30 yıllık kalkınma planlarına zarar verebilirdi. İlçe parti başkanları kadar içtenliksiz gülümsüyorlardı gülümseyecek olduklarında ve bitiriş cümleleri kişilikleri kadar pastörize ve standartizeydi: Hayırlısı olsun... Olsun muhterem.
Embed this episode
NOW PLAYING
Cihadın mahrem hikayesi Bosna'dan Afganistana Yahya Konuk
No transcript for this episode yet
Similar Episodes
No similar episodes found.