PODCAST · health
Boş Sandalye
by Didem Çengel
Her insanın içinde bir yere sığdıramadığı, söylenmemiş sözler, bastırılmış duygular ve duyulmayı bekleyen bir iç ses vardır.Gestalt terapide Boş Sandalye; yarım kalmış yaşantılarla ve içimizdeki farklı parçalarla şimdi ve burada karşılaşmaya alan açar. O sandalyeye bazen hayatımızda olan biri oturur, bazen artık olmayan biri... Bazen çocukluğumuz, bazen öfkemiz...Amaç geçmişi değiştirmek değil; içimizde yarım kalanı fark etmek ve duygumuzla bugün farklı bir ilişki kurabilmektir.Ben Klinik Psikolog Didem Çengel. Bu podcast, içindeki o parçaya Boş Sandalye’de yer açmak isteyen herkes için.
-
2
Tren Yolundaki Uğur Böcekleri
Eğer yağmur yağmışsa bembeyaz çoraplarım simsiyah olana kadar çamura bularım eğlence işte. Eğlenirdim kendi kendime bile ne telefon var ne bişey can sıkıntısından ne oyunlar üretirdik biz. Bir peçeteden bile oyun kurardık. Eğer birden çok kişiysek bize bir taş, bir top bir ip yeterdi. Bazen hiç bişey olmazdı oynayacak o zamanda rollere girerdik. Karşı komşunun taklidini yapardık. Ama öyle dalga geçmek için değil onun gibi konuşur onun gibi yürürdük başka bir arkadaşımız annemiz olurdu birimizin annesi gibi annelik yapardı başka biri baba başkası bakkal amca bir başkası da midyeci amca. Farklı rollere girer rol esnekliği kazanırmışız meğer. Hem o kişinin kendi algımızdaki sahneyi canlandırır hem de öteki karşısında farklı tepkiler vermeyi öğrenirmişiz. Neredeyse psikodrama sahnesi kurarmışız. Çocukluğumu özlüyorum, zillere basıp kaçmayı, sokakta saatlerce beş taş, yerden yüksek, saklanbaç, bali bali oynamayı, mahalledeki herkesin herkesi tanımasını, akşam ezanıyla birlikte eve girdikten sonra anne biraz daha biraz diyip yeniden sokağa dönüp bisiklete binmeyi ve güvenle sokaklarda olabilmeyi…
-
1
Kayıp, yas ve geride kalanlar üzerine
Bazı İnsanlar Gittikten Sonra Bile İçimizde Bir Şeyi TutarFener Yolu’nda, istasyondan minibüs yoluna doğru uzanan, ağaçların gökyüzünde birbirine eğildiği bir sokak vardır. Yazın sıcağını hafifleten, yürürken insanı biraz yavaşlatan o sokakta Neşe Abla’nın evi ve muayenehanesi bulunurdu. Kendisi diş hekimiydi; benim içinse bir zamanlar kırılan bir parçayı yeniden tutan insandı.Ön dişim ilk kez lisede, arkadaşımla şakalaşırken kırılmıştı. Ergenlik çağındaydım; insanın kim olduğunu, nasıl göründüğünü ve başkalarının gözünde nasıl bir yere sahip olduğunu fazlasıyla düşündüğü yıllar… Yıllar sonra üniversitedeyken, eklenen parça bu kez erik yerken yeniden kırıldı. Aynaya baktığımda mesele yalnızca bir diş değildi sanki. Kendimi eksik, çirkin ve başkalarının karşısına çıkamayacak kadar kırılmış hissediyordum. İnsan bazen derdinin yalnızca kırılan bir diş olduğunu sanıyor; oysa kırık, içindeki başka yerlere de dokunuyor.Bir arkadaşım beni Neşe Abla’ya götürdü. Beni korktuğum diş hekimi koltuğuna oturttu ve dişimin içine küçücük bir vida yerleştireceğini söyledi. Ben “Dişim duvar mı, içine çivi mi çakacaksınız?” diye telaşlanırken o sakin sakin işini yaptı. Bir taraftan da o güzel sokaktan, komşularından ve İstanbul’dan söz etti. Bir süre sonra aynaya baktım: Dişim geri gelmişti. Yine kendime benziyordum. Dışarıdan görünmeyen küçücük bir destek, kırılmış parçayı yerinde tutuyordu.Yıllar geçti. Üniversiteden mezun oldum, o sokaktan defalarca geçtim. Sonra bir gün Neşe Abla’nın öldüğünü duydum. İnsan bir eşyasını, bir dişini ya da sevdiği bir defteri kaybettiğinde üzülüyor elbette. Fakat galiba en çok ilişkilerimizi kaybetmekten korkuyoruz. Arkadaşlarımızı, anne babalarımızı, partnerlerimizi, hayallerimizi, olur sandığımız ihtimalleri ve bazen de o insanların yanında olduğumuz hâlimizi…Kaybı çoğu zaman ölümle yan yana düşünüyoruz. Oysa yaşam boyunca küçük büyük pek çok kayıp yaşıyoruz: biten bir arkadaşlık, sona eren bir ilişki, taşındığımız ev, ayrıldığımız şehir, değişen bedenimiz, gerçekleşmeyen bir hayal… İnsan bazen hiç sahip olamadığı bir hayatın da yasını tutuyor.Yas düz ve düzenli bir yol değil. Önce inkâr edip sonra öfkelenerek, pazarlık yapıp en sonunda kabul ettiğimiz beş düzgün duraktan oluşmuyor. Bir sabah kabul etmiş gibi uyanıp öğleden sonra yeniden öfkelenebiliyoruz. Bir koku, bir şarkı ya da bir sokak aylar önceki acıyı yeniden karşımıza çıkarabiliyor. Kabul etmek unutmak ya da artık hiç üzülmemek değil. Belki yalnızca, “Bu oldu ve bundan sonraki hayatım bu yaşanmışlığı da taşıyacak,” diyebilmek.Acı başlangıçta bütün odayı kaplıyor. İnsana oturacak, hatta nefes alacak yer bırakmıyor. Zamanla acı her zaman küçülmüyor belki; fakat hayatın odası büyüyor. Odaya yeni insanlar, yeni sokaklar, şarkılar ve kahkahalar giriyor. Acı bazen yine ayağa kalkıp “Ben hâlâ buradayım,” diyor. Biz de ona “Biliyorum,” demeyi öğreniyoruz.Bunu tek başımıza yapmıyoruz. Bir arkadaşın “Ben buradayım,” demesi, önümüze bırakılan bir bardak çay, bir hayvanın başını dizimize koyması, bir terapistin acele etmeden dinlemesi, yıllar önce duyduğumuz tek bir cümle… Bunlar kaybı ortadan kaldırmıyor, gideni geri getirmiyor. Ama kırılan yerin tamamen dağılmasını engelliyor. Tıpkı Neşe Abla’nın dişimin içine yerleştirdiği, dışarıdan görünmeyen o küçücük vida gibi.Belki iyileşmek hiç kırılmamış olmak değildir. Kırılmış hâlimizle yeniden gülmeyi, bağlanmayı ve bir şeyler planlamayı öğrenmektir. Mesele, kırıldığımızda içimize neyin yerleştiğidir: “Sen yetersizsin,” diyen bir ses mi; yoksa “Yalnız değilsin, kırıldın ama bitmedin,” diyen bir ses mi?Şimdi o sokaktan geçtiğimde Neşe Abla’ya şunu söylemek isterdim: “Evet, burası gerçekten çok güzel bir sokak. Biraz ağaçlarından, biraz eski binalarından ama biraz da senin bir zamanlar burada oluşundan.”Sonra dişimi gösterip gülerdim:“Hâlâ burada. Yaptığın şey hâlâ beni tutuyor.”
We're indexing this podcast's transcripts for the first time — this can take a minute or two. We'll show results as soon as they're ready.
No matches for "" in this podcast's transcripts.
No topics indexed yet for this podcast.
Loading reviews...
ABOUT THIS SHOW
Her insanın içinde bir yere sığdıramadığı, söylenmemiş sözler, bastırılmış duygular ve duyulmayı bekleyen bir iç ses vardır.Gestalt terapide Boş Sandalye; yarım kalmış yaşantılarla ve içimizdeki farklı parçalarla şimdi ve burada karşılaşmaya alan açar. O sandalyeye bazen hayatımızda olan biri oturur, bazen artık olmayan biri... Bazen çocukluğumuz, bazen öfkemiz...Amaç geçmişi değiştirmek değil; içimizde yarım kalanı fark etmek ve duygumuzla bugün farklı bir ilişki kurabilmektir.Ben Klinik Psikolog Didem Çengel. Bu podcast, içindeki o parçaya Boş Sandalye’de yer açmak isteyen herkes için.
HOSTED BY
Didem Çengel
Loading similar podcasts...