PODCAST · education
Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam
by Tarkan Bulan - Öğrenmeyi Öğrenmek
Öğrenmeyi öğrenmek, tam öğrenme kavramının temeli ve eleştirel düşüncenin sonucudur. Bilgiye nasıl erişileceği, nasıl işlenip uygulamayla uzun dönem hafızamıza işleme hedefini öğretir. Bu denli önemli olan 'öğrenmeyi öğrenme' kavramının amacı insan olmaktır. R-Kompleksinin dominant olduğu toplumun, kolektif hafızasını şekillendiren konformizm, bilişsel çarpıtma, yanılsama, akıl tutulması ve de inkarcılıkla bireyin yoksunluk çektiği özgüven/özdeğersizliği kolektif kimlikle tamamlar. Bilgi ve Bilgelik ile bu yozlaşmanın önüne geçebiliriz. Buradaki kitapları satın alıp ayrıca okumalısınız.
-
378
Korsan Tercüme Bildiğinizin Öncesi John Bargh
“Farkına Varmadan: Bilinçaltı Nedenlerimiz Yaptıklarımızı Yapmamıza Neden Oluyor” Hayatımız boyunca birçok kararın ve davranışın kontrolünün kendi elinizde olduğunu sanabilirsiniz. Peki ya zihinlerimizi şekillendiren, an be an hayatımıza yön veren güçlerin büyük bir kısmının bilinçaltında, farkında olmadığımız derinliklerde olduğunu söylesek? John A. Bargh’ın çığır açıcı kitabı “Farkına Varmadan”, insan davranışlarının ardındaki görünmez nedenleri titiz bilimsel çalışmalar, güncel psikoloji bulguları ve herkesin anlayabileceği canlı örneklerle açıklıyor.Yale Üniversitesi’nde profesör olan ve dünyanın önde gelen sosyal psikologlarından biri kabul edilen Bargh, bu kitabında zihinlerimizin “DJ kabini”ne davet ediyor bizi. Her şeyin yüzeyde olduğu kadar basit olmadığını; her birimizin bilinçaltının, çocukluğumuzdan bugüne gözden kaçırdığımız çoğu kararı, tutumu, ön yargıyı ve alışkanlığı sessizce yönlendirdiğini gösteriyor.Bargh, kitabında çok çeşitli konulara değiniyor: Bilinçli ve bilinçsiz düşünce süreçlerimizin nasıl işlediği, bazen kendimize bile açıklayamadığımız davranışlarımızın perde arkası, sosyal ilişkilerde ve toplumsal yaşamda bilinçaltının nasıl rol oynadığı, önyargıların ve sezgilerin bilinçaltındaki kökleri… Ayrıca, gündelik yaşantımızdan iş hayatımıza, duygusal tepkilerimizden alışveriş tercihlerimize kadar hayatın her alanında “farkına varmadan” verdiğimiz tepkileri örneklerle analiz ediyor.Kitabın önemli bir iddiası, insanın kendi zihni üzerinde düşündüğünden çok daha az kontrole sahip olduğu ve aslında çoğu zaman otomatik pilotta, farkında olmadan hareket ettiğidir. Kimlerle dostluk kuracağımızdan, yabancılara nasıl tepki vereceğimize, aşık olurken ya da bir konuda karar alırken nelere dikkat ettiğimize kadar pek çok “kişisel” sandığımız kararda bilinçaltımızın ağırlığını anlatıyor. Ve bütün bunları, günümüzde yapılan bilimsel deneyler ve gerçek vakalarla destekliyor.Bargh, sadece sorunun kökenini göstermekle yetinmiyor; bilinçaltı mekanizmalarımızı lehimize kullanabilmenin yollarını da sunuyor. Bilinçli hedeflerimize ulaşırken bilinçsiz süreçlerimizi nasıl yönetebiliriz? Olumsuz alışkanlıklarımızı değiştirmek, sosyal ilişkilerimizi ve öz güvenimizi geliştirmek için bilinçaltı sunulan olanaklar nelerdir? Kitap, okuyucaya kendisini gözlemleme, alışkanlıklarının ve kararlarının arka planını anlama ve dönüştürme fırsatı sunuyor.“Farkına Varmadan”, psikanalizden evrimsel biyolojiye, nöropsikolojiden davranış bilimlerine kadar uzanan çok disiplinli yaklaşımı ile alanında bir başucu eseri. Okuyucusuna hem şaşırtıcı hem özgürleştirici bir perspektif kazandırıyor: Aslında biz sandığımızdan çok daha karmaşık, çok daha gizemli varlıklarız; ama bu gizemi anlamak, hayatı ve kendimizi anlamak için ilk adım.Bir sesli kitap olarak da dinleyicisine zengin içerik, akıcı bir anlatı ve merak uyandırıcı bir deneyim sunuyor. Hayatını ve kendini anlamak isteyen, insan doğasının gizli köşe taşlarını keşfetmekten keyif alan herkes için…İsterseniz metni kısaltabilir, uzunluk veya vurgu açısından kendi sunumunuza göre uyarlayabilirim! Eklemek veya vurgulamak istediğiniz özel bir nokta var mı?
-
377
Korsan Tercüme Tanrı’nın Zihnindeki Dehşet Mark Juergensmeyer
Korsan TercümeMark Juergensmeyer'in çığır açan eseri "Tanrının Zihnindeki Terör", Soğuk Savaş sonrası dünyada dini şiddetin küresel yükselişini derinlemesine inceleyen bir çalışmadır. Yazar, terör eylemlerini gerçekleştirenlerin ve destekçilerinin zihinlerine girmeye çalışarak, bu şiddetin ardındaki motivasyonları, meşrulaştırma biçimlerini ve dünya görüşlerini anlamayı hedefler. Juergensmeyer, bu kişileri "şeytanlaştırmak" yerine, onların şiddet eylemlerini neden ve nasıl "Tanrı'nın buyruğu" olarak gördüklerini anlamaya odaklanır.Kitap, 11 Eylül saldırılarından Oklahoma City bombalamasına, Hamas'ın intihar saldırılarından Hristiyan kürtaj karşıtı militanların eylemlerine, İsrail'deki Yahudi aşırılıkçılarından (Baruch Goldstein, Yoel Lerner) Japonya'daki Aum Shinrikyo kültünün sarin gazı saldırısına ve Hindistan'daki Sih ayrılıkçılarına kadar geniş bir yelpazede vaka analizleri sunar. Yazar, bu grupların liderleri ve üyeleriyle (Mahmud Ebuhalime, Michael Bray, Abdülaziz Rantisi, Simranjit Singh Mann, Takeshi Nakamura gibi) yaptığı röportajlara dayanarak, bu "şiddet kültürlerinin" ortak noktalarını ortaya koyar: kendilerini saldırı altında hissetmeleri, eylemlerini bir "kozmik savaşın" parçası olarak görmeleri ve şiddeti sembolik bir "performans" olarak kullanarak çaresiz topluluklara güç verme arayışları.Juergensmeyer, dinin bu eylemlerde oynadığı merkezi role dikkat çeker: ahlaki gerekçeler sunması, kutsal savaş imgeleri sağlaması ve aktivistlerin kendilerini daha büyük, manevi bir senaryonun parçası olarak görmelerine olanak tanıması. Kitap, "terörizm" ve "terörist" kavramlarının sorunlu doğasına değinirken, bu eylemlerin sadece siyasi stratejinin bir parçası olmadığını, aynı zamanda derin sembolik anlamlar taşıdığını vurgular. Yazar, küreselleşme, sekülerizmin zayıflaması ve kimlik krizleri gibi çağdaş dinamiklerin, dini şiddetin yükselişinde nasıl bir zemin oluşturduğunu da analiz eder."Tanrının Zihnindeki Terör", dinin hem yıkıcı bir güç hem de potansiyel bir şifa kaynağı olabileceğine dair karmaşık bir tablo çizerken, şiddetin nasıl sonlandırılabileceğine dair farklı senaryoları da tartışmaya açar. Bu eser, dini şiddetin kökenlerini, mantığını ve psikolojisini anlamak isteyen herkes için temel bir kaynaktır ve dinin kamusal hayattaki gücünü ve terörün "Tanrı'nın zihninde" nasıl tasavvur edilebileceğini anlamak için kışkırtıcı bir bakış açısı sunar.
-
376
Korsan Tercüme Mark Juergensmeyer DİNSEL ZİHİNLERE GİRİŞ
Korsan Tercüme Dinsel Zihinlere Giriş: Dünya Görüşlerinin Sosyal Araştırması", Mark Juergensmeyer ve Mona Kanwal Sheikh editörlüğünde, çağımızın en karmaşık sorunlarından biri olan dini deneyimlerin ve dünya görüşlerinin derinlemesine anlaşılmasının zorluklarına odaklanıyor. Kitap, sosyal bilimlerin –özellikle siyaset biliminin– dine genellikle mesafeli ve yüzeysel yaklaşımını eleştirerek, Max Weber'in "verstehen" (anlamak) ilkesinden hareketle, incelenen kişilerin kendi bakış açılarını merkeze alan bir metodoloji sunuyor. Bu, Ninian Smart ve Wilfred Cantwell Smith gibi din çalışmaları öncülerinin vurguladığı, inananın perspektifini ciddiye alma gerekliliğini sosyal bilimlere taşıyor.Eser, "sosyoteoloji" ve özellikle "epistemik dünya görüşü analizi" gibi kavramlar etrafında şekillenen, dini aktörlerin zihinlerine ve dünya algılarına (gerçeklik, doğru-yanlış hakkındaki temel varsayımlarına) nasıl nüfuz edilebileceğini araştıran bir dizi makaleden oluşuyor. Yazarlar, kendi entelektüel yolculuklarını ve çoğu zaman zorlu saha deneyimlerini paylaşarak, farklı dini zihinlere girmenin metodolojik, etik ve pratik boyutlarını aydınlatıyor.Kitap iki ana bölüme ayrılıyor:Disiplinler Arasında Köprü Kurmak: Ann Taves (Mormonların altın levhaları), Richard Madsen (Budist ritüelleri ve Çin deneyimi), Ariel Glucklich (İsrail çölünde bir ruhani komün) ve Julie Ingersoll (Hıristiyan Yeniden Yapılanmacılığı ve dünya görüşü çevirisi) gibi isimler, teoloji, din bilimleri ve sosyal bilimler arasındaki sınırları aşarak dünya görüşlerini nasıl incelediklerini anlatıyor.Dini Şiddetle Karşılaşmak: Mark Juergensmeyer (Hamas, Aum Shinrikyo liderleriyle görüşmeler), Michael Jerryson (Taylandlı silahlı Budist keşişler), Mona Kanwal Sheikh (Pakistan Talibanı'nın motivasyonları), Sara Kamali (ABD'li militan İslamcılar ve beyaz etno-milliyetçilerle empati ve sınırlar) ve Margo Kitts (antik metinlerdeki ritüel şiddetinin anlaşılması), şiddet yanlısı aktörlerin zihniyetlerine girmenin zorluklarını ve bu süreçte geliştirdikleri yaklaşımları paylaşıyor."Dinsel Zihinlere Giriş", araştırmacıların kendi varsayımlarını "paranteze alarak" öznelerinin dünyasına nasıl girebileceklerini, onların gerçeklik paradigmalarını nasıl deşifre edebileceklerini ve bu içgörüleri sosyal ve tarihsel bağlamlarına nasıl yerleştirebileceklerini gösteriyor. Din, teoloji ve sosyal bilimler alanındaki öğrenciler ve akademisyenler için vazgeçilmez bir kaynak olan bu eser, dini olgulara yönelik iç ve dış yaklaşımlar arasındaki engelleri kaldırmayı hedefleyen araştırmalar için ilham verici ve pratik bir rehber niteliğinde. Dünya görüşü analizinin, özellikle terörizm ve dini şiddet çalışmalarında, çatışmaların tırmanmasını önleyecek ve daha etkili politikalar geliştirecek anlayışlar sunabileceğini savunuyor.
-
375
Zihin Sihirbazlığı NÖROSİHİR Stephen L Macknik
Zihin Sihirbazlığı NÖROSİHİR Stephen L Macknik Yeterince gelişmiş bir teknoloji, sihirden ayırt edilemez. Yeterince gelişmiş bir sihir, teknolojiden ayırt edilemez. Yeterince analiz edilmiş bir sihir bilimden ayırt edilemez! Hiç sihrin nasıl yapıldığını merak ettiniz mi? Yoktan var olan madeni paralar, görünmez bir güç tarafından hareket ettirilen iskambil desteleri, ortadan ikiye bölünen güzel kadınlar, bükülen kaşıklar, gözünüzün önünden bir anda kaybolan balıklar, filler, hatta özgürlük Anıtı... Sadece bu kadar mı? Bir mentalist nasıl olur da zihninizi okuyabilir? Odanın ortasındaki gorili neden görmezsiniz? Diyelim ki bunların hepsi mümkün, iyi ama bir insan bir mermiyi dişleriyle nasıl durdurabilir ki? Hakikaten nasıl beceriyorlar bütün bunları? Bu sorulan bir sihirbaza sormak için hiç boşuna zahmet etmeyin. Sihirbazların arasına katılmak için yapmanız gereken ilk şey, sihirbazlık yemini etmektir: "Bir sihirbaz olarak, sihirbazlık yemini olmayan kişilere herhangi bir illüzyonun sımnı açıklamayacağıma ve bir illüzyonu eğer sırrını muhafaza edebilecek kadar usta değilsem sihirbaz olmayanların önünde icra etmeyeceğime yemin ederim."Bu sihirbazlık camiasının ana kuralıdır. Yeminini çiğnemeyi göze alan bir sihirbaz, sihirbazlık camiası tarafından dışlanmayı da göze almış demektir. Peki öyleyse biz kimiz? Sihir üstüne kitap yazan bir çift muggle mı? Dudaklarını mühürlemiş olanlar bir yana, sihir hakkındaki neredeyse her şey ifşa edilmedi mi? Amazon Kitapta sihirle ilgili kitapları aratın, karşınıza 75.000 sonuç çıkacaktır. YouTube'a girin, bu zamana kadar yapılmış bütün sihirbazlık numaralarım görebilirsiniz, hatta bu videoların çoğu yedi yaşlarında sevimli bir çocuğun anne veya babası tarafından kameraya çekilmiş sihirbazlık gösterileridir. Craigslist'e bakın, amatör sihirbazların sayısız açıklamalarından birini tıklayın. Geriye söylenecek başka ne kaldı ki? Aslında pek çok şey söylenebilir. Bu kitap, illüzyonun nö-robilimi üzerine yazılmış ilk kitap. İsterseniz şöyle de diyebiliriz: Bu kitap, sihrin gizemli dehlizlerinde yaptığımız yolculuğumuzun başmda türetmiş olduğumuz yeni bir kavram olan nörosihir üzerine yazılmış ilk kitap. Bu zamana kadar sihrin tarihi, sihirbazlık sırlan, en yeni gösteri malzemeleri ve sihirbazlık numaralarına verilen psikolojik tepkiler hakkında çok şey yazıldı. Ancak nörobilim bunlan daha derinlemesine inceliyor. Biz burada el çabukluğuyla aldatılan zihnin örtüsünü kaldırmaya çalışıyoruz. Amacımız insan beyninin aldatmacalar karşısında neden bu kadar savunmasız olduğunu ve bu algı yanılmasının insan olmanın nasıl da büyük bir parçası olduğunu göstermek. Sürekli birbirimizi kandırıyoruz, ama beynimizin dikkatle ilgili görevlerini bu şekilde yerine getirmesi sayesinde onun sadece küçük bir kısmını kullanarak hayatta kalma şansımızı arttırıyoruz. Birçok bilim alanında olduğu gibi biz de sihirbazlık alanına tesadüfen girdik. Biz Arizona, Phonenix'teki Barrow Neurological Institute'ta (BNI) (Barrow Nöroloji Enstitüsü] çalışan nörobilimcileriz. BNI, Amerika'nın bağımsız en eski nöroloji enstitüsüdür ve yılda altı binden fazla kraniyotomi operasyonuyla Kuzey Amerika'nın en büyük nöroşiruji birimidir. Her birimizin bu enstitüde bir araştırma laboratuvan var; Stepken davranış nörofizyolojisi laboratuvarmın, Susana da görme nörobilimi laboratuvarmın yöneticisi. İkimiz de öncelikle nöron olarak adlandırılan hücrelerden meydana gelen bir makine olarak beynin, birinci şahıs deneyimi duygumuz olan farkındalığı nasıl oluşturduğuyla ilgileniyoruz.
-
374
Kolektif - Savaş ve Psikoloji Bilimi Çerçevesinden Birinci Dünya Savaşına Bir Bakış
Savaş ve Psikoloji Psikoloji Bilimi Çerçevesinden Birinci Dünya Savaşına Bir Bakış Kolektif Bu kitap, savaş ve psikoloji arasındaki ilişkiyi, Birinci Dünya Savaşına odaklanarak Psikoloji biliminin farklı kavramlaştırmaları düzeyinde ele alan metinlerden oluşmaktadır. Birinci Dünya Savaşı “Bütün Savaşları Bitirecek Bir Savaş” olarak tanımlanırken, savaşın bu düzeyde bir yıkıma ve kayıplara neden olacağı düşünülmemişti. Aynı zamanda ironik bir şekilde bu savaşın, ülkelerin politik sistemlerinin değişimine zemin hazırlayacağı, yeni silah teknolojilerinin gelişimini sağlayacağı, toplumsal cinsiyet rolleri açısından kökten değişimleri tetikleyeceği ve bu kitabın da odak noktası olan psikoloji disiplininin genişlemesine yol açacağı da öngörülebilir değildi. Birinci Dünya Savaşında yaklaşık 10 milyon askerin ve doğrudan ya da dolaylı olarak 13 milyon silahsız insanın öldüğü tahmin edilmektedir.3 Birinci Dünya Savaşında yer alan ülkeler ekonomik ve mali açıdan gerilemiş ancak Amerika Birleşik Devletleri bu savaş sonrasında dünyanın en büyük gücü ve tüm dünyanın en alacaklı ülkesi haline gelmiştir.4 Bu savaş sırasında binlerce asker, “shell shock” (savaş sonrası nevroz) adı verilen, belirli fizyolojik ve psikolojik belirtilerle tanımlanan, savaşa bağlı bir tür travmadan muzdarip olmuştur.5 İnsan, başka bütün canlı türleri gibi bir biyolojik organizmadır. Her tür canlı gibi insan da yaşama içgüdüsüyle doğar. Biyolojik bir organizma olmanın gereği olan bu ortak niteliğe rağmen, insan yaşamı ile başka her tür canlının yaşamı arasında muazzam bir fark vardır. Her hayvan türü, genetik olarak belirlenmiş bir yaşam sürer. Hayvanlarda, ne bir türün bireyleri arasında ne de birbirini izleyen kuşaklar arasında yaşam biçimi bakımından belirgin bir farklılık olmaz. İnsanın da bir genetik yapısı olmakla birlikte, o genetik yapı, insan türüne, uygun koşullarda gerçekleşecek apayrı bir potansiyel kazandırmıştır. İnsan türüne özgü bu potansiyel, insan yaşamına, hiçbir hayvan türünde olmayan bir psikolojik ve sosyal imkânlar alanı açmıştır. Bütün canlı türlerinin birbirinden farklı bir anatomik yapısı ve fizyolojik işleyiş biçimi vardır. Yaşam koşullarına adaptasyon bakımından, anatomik yapı ve fizyolojik işleyiş biçimi ne kadar önemliyse, davranışlar da o kadar önemlidir. Davranışlar, adaptasyonu sağladığına göre, onların rast-gele ortaya çıkmadığı apaçık bir gerçektir. Bu nedenle, davranışları, organizmanın ihtiyaçlarına ve dış dünyadan alınan sinyallere göre ayarlayan bir mekanizmanın varlığını kavramlaştırmak bir zorunluluktur. îşte davranışları duruma göre ayarlayan bu kurallı mekanizmayı, “zihin” adını vererek kavramlaştırıyorum. Bu objektif zihin kavramına göre, her canlı türünün, görece basit ya da karmaşık bir zihni vardır. İnsana en yakın karmaşıklıktaki hayvan türünün zihni ile insan zihni arasında kapatılamaz bir uçurum vardır. Her bir canlı türü, kendi algı dünyasında, çevresinin farkında olmak anlamında, çevresinin bilincindedir. Öyle olmasa, adaptasyonu sağlayacak biçimde çevre koşullarına ve kendi ihtiyaçlarına uygun davranışı üretemezdi.
-
373
Yaşam Koçum Aristo Antik Çağ Filozoflarından Kişisel Gelişim Dersleri Jules Evans
Yaşam Koçum Aristo Antik Çağ Filozoflarından Kişisel Gelişim Dersleri Jules Evans “Akşam olduğunda eve dönüp çalışma odama giriyorum. Eşikte çamur ve tere bulanmış iş kıyafetlerimi çıkarıp sırtıma saraylık esvaplarımı geçiriyor, antik çağın salonlarına, büyüklerinin karşısına böyle çıkıyor ve onlar tarafından da hoş karşılanıyorum. Sadece bana ait olan, adeta onu yemek için doğduğum yemeği de orada tadıyorum. Cesaretimi toplayıp onlara eylemlerinin ardındaki dürtüleri soruyorum. Yüce gönüllülükle cevaplıyorlar beni. Sonra, dört saat boyunca dünyayı unutuyor, eziyetleri hatırlamıyor, yoksulluktan korkmaz, ölüm karşısında titremez oluyorum...”1 Niccolo Machiavelli ATİNA OKULU’NA HOŞGELDİNİZ Papa II. Julius, evini güzelleştirmeye pek meraklıydı. St. Peter bazilikasının kubbesini bezeme işini Bramante’ye, Şistine Şapeli’nin tavanını resimlendirmeyi de Mikelanj’a vermekle yetinmemiş, Hazretleri, Vatikan Sarayı’ndaki özel kütüphanesinin duvarlarına bir dizi fresk yapması için Urbino’dan, adı çokça bilinmeyen Raphael diye, yirmi yedi yaşında birini tutmuştu. Freskler Julius kitaplığındaki başlıca konuları işleyecekti: Teoloji, hukuk, şiir ve felsefe. Bunlardan sonuncusu Atina Okulu olarak anılacak, günümüzde özellikle beğeni toplayacaktı. Bu freskte Raphael, antik çağdan, başta Yunan olmak üzere, Roma, Pers ve Ortadoğu’dan, baş başa verip hararetli bir sohbete dalan bir grup feylesof resmetmişti. Uzmanlar resimde yer alan filozofların kimliklerinden emin olamıyor. Tartışanların ortasındakile-rin ellerinde kendi kitaplarını tutan Platon ve Aristo olduğunu kesinlikle söyleyebiliyorlar. Ön planda, solda denklemler yazan düşünürün Pisagor olduğundan da oldukça eminler. Bir başına oturan gamlı feylesof Heraklitos olmalı. Mermer basamaklara yayılmış karanlık figür herhalde Kinik Dijoyen. Sokrates arka sırada, güzel bir gence sorularını soruyor. Uzakta sağ taraftan gülümseyen çelenkli de Epikuros olabilir. Açıklıkla ifade edilmiş radikal fikirleriyle bu gayet farklı düşünürlerden oluşan grubun Katolik dogmasının çok ötesinde olduğu besbelli. Epikuros bir materyalistti, Platon ile Pisagor ise reenkamasyona inanıyordu. Heraklitos’un inancı, ateşten yapılma kozmik bir zekâ olmuştu. Ama işte burada, Vatikan Sarayı’nın duvarlarından taşarak bir araya gelmişlerdi. Atina Okulu gözde resimlerimden biridir. Düzen ile anarşi, şahsiyetlerin belirgin kendine özgülüğü ile fikirlerinin temelindeki birlik arasındaki dengeyi çok severim; resmin merkezinde, yenleri uçuşan parlak renkli esvapları içinde Platon ile Aristo’nun biri göğü, diğeri yeri işaret ederek giriştiği tartışmayı. Yerin bir tapınak mı, pazaryeri mi, yoksa gündelik yaşamın ilahi hayatla iç içe sürdürüldüğü ideal bir kentte bir revak altı mı olduğunun belirsiz bırakıldığı düzenleme de çok hoşuma gider. Bu söyleşiye katılmanın nasıl olacağını merak ederim. Atina Okulu’nda eğitim görmek, bu büyük öğretmenleri dinlemek ve “cesaretini toplayıp onlarla konuşmak” nasıl olurdu? Bizim zamanımız için neler söylerlerdi?
-
372
Korsan Tercüme Nasıl keşif ve gözetleme yapılır Henry Prunckun
Korsan Tercüme Nasıl keşif ve gözetleme yapılır Henry Prunckun Bölüm 1 Giriş Bölüm 2 Keşif Nedir? Bölüm 3 Keşif Teorisi Bölüm 4 Keşif Kullanımları Bölüm 5 Gözetim Bölüm 6 Gözetleme Ekipmanı ve Keşif Eğitimi Bölüm 7 Keşif Görevi Bölüm 8 Düşman Keşifini Yenmek Bölüm 9 Etik Üzerine Bazı Düşünceler Bölüm 10 Önerilen Okumalar Birinci Bölüm Giriş İnsanlar her gün, sıradan olandan en ayrıntılısına kadar, onlarca plan yaparlar. Bazı planlar heyecan verici, bazılarıysa sıradan olaylardır. Ama bir zaman gelir, herkesin bir planı olur, bu plan bir tehlike ya da risk içerir, ister sosyal ya da politik istikrarsızlık yaşayan bir ülkeye denizaşırı bir gezi olsun, ister kişisel bir tehlike içeren eve daha yakın bir girişim. Belki de, bir grup umutsuz vakadan kaçan bir genç oğlanı kurtarmak ya da alkolik, şiddet yanlısı kocasından bir yetişkin kız kardeşi kurtarmak. En kayda değer işlerden biri de film endüstrisi için oyuncu avcılığı. Bu izciler, sinema yapımlarının çekimi için uygun yerler ararlar. Askeri, kolluk kuvvetleri, güvenlik veya istihbarat rolündeyseniz, planlama, gözetim için bir nokta, bir gözlem noktası (veya karakol) oluşturmayı gerektirebilir, böylece iddia edilen bir sigorta sahtekarlığı ile ilgili bilgileri toplayabilirsiniz (özel dedektifseniz) veya yönlendirebilmek için eğer ordudaysanız, bir emir (kolluk kuvvetleri) veya herhangi bir sayıda saldırı operasyonu yürüten memurlar. Koşulların görsel gözlemi sınırladığı yerlerde, bir karakol dinleme karakolu olarak kabul edilebilir. Koruma, keşiflerin düzenli olarak kullanıldığı başka bir alandır. Bu meslek, yakın kişisel koruma veya yönetici koruması olarak da bilinir, bunlar koruma için kullanılan popüler terimlerdir.1 Bu terimler 1970’lerde ABD Gizli Servisi’nin elçilikleri ve yabancı devlet adamlarını korumak için Yönetici Koruma Servisi (EPS) adında yeni bir birim oluşturmasıyla ortaya çıktı. Korumanın müşterisi evinden uzaklaştığında, yol boyunca sürprizlerle karşılaşmamak için bir çeşit keşif yapılması gerekir. Bu mesleğin temel faaliyetlerinden biri, bir hedefe gidiş ve dönüş rotalarını planlamak, yol boyunca olası pusu noktalarını belirlemek ve işler ters giderse kaçış rotalarını saptamaktır. Tüm bu planlama senaryolarındaki ortak unsur, herhangi bir eylemde bulunmadan önce bilgiye duyulan ihtiyaçtır. Bilgi eksikse etkili bir şekilde plan yapamayacağınızı söylemek güvenlidir. Görevinizi yerine getirmeyi planladığınız fiziksel çevre veya o alanı işgal eden insanlar hakkında bilgi edinmek için, bu verileri keşif olarak bilinen süreç aracılığıyla elde etmeniz gerekir. Keşif terimi, dost kuvvetler tarafından kontrol edilen alanların ötesindeki bölgeleri gözetlemeyi ifade eder. Bunun amacı, bilgileri analiz etmek ve sonra bulguları karar vericilere yaymaktır. Keşif sözcüğü Fransızca’dan geliyor, ama diğer birçok yabancı sözcük ve deyim gibi İngilizcemize de girmiş.2 Askeri birliklerle güçlü bir ilişkisi vardır, ancak son zamanlarda başka çevrelerde de kullanılmaya başlanmıştır ve bunu fark etsinler ya da etmesinler, hayatın çeşitli alanlarında planlama için insanlar tarafından düzenli olarak kullanılmaktadır. Örneğin, 2012 Ağustos’unda, Avustralya Savunma Kuvvetleri’nin bir keşif ekibinin, Bismarck Denizi’ndeki Port Moresby’nin 800 kilometre (yaklaşık 500 mil) kuzeyindeki küçük bir ada olan Manus Adası’na indiği olayı ele alalım. Papua Yeni Gine ulusuna ait olan Manus Adası, insan kaçakçılığı yapan teknelerle Avustralya’ya yasadışı yollardan gelenleri tutmak ve işlemek için bir gözaltı merkezi olarak araştırılıyordu. Avustralya hükümeti, eski ve çürüyen bir gözaltı merkezini onarmak için ne yapılması gerektiğini öğrenmek istiyordu.
-
371
Korsan Tercüme Düşünürün Yanılgılara Karşı Kılavuzu RICHARD PAUL ve LINDA ELDER
Korsan Tercüme Düşünürün Yanılgılara Karşı Kılavuzu RICHARD PAUL ve LINDA ELDER Zihinsel Hileler ve Manipülasyon Sanatı İnsan zihnini anlamak için, kendini kandırmayı anla. Anon “Yanılgı” sözcüğü, Latince iki sözcükten türemiştir: fallax (“aldatıcı”) ve fallere (“aldatmak”). Bu, insan yaşamında önemli bir kavramdır, çünkü insan düşüncesinin çoğu, başkalarını aldatırken kendini de aldatır. İnsan zihninin gerçeğe doğal bir kılavuzu yoktur, doğal olarak gerçeği sevmez. İnsan zihninin sevdiği şey kendisidir, ona hizmet eden, onu pohpohlayan, ona istediğini veren ve onu “tehdit eden” her şeyi yok eden şeydir. Yanılgıların incelenmesi en az iki farklı şekilde yapılabilir. Geleneksel olarak yaklaşılabilir: bu durumda, sağlam olmayan argümanların sağlammış gibi gösterilebileceği yollar tanımlanır, açıklanır ve örneklenir. Ya da derinlemesine yaklaşılabilir: bu durumda, yanılgıların inşası, insan çıkarlarının ve mantıksız arzuların peşine düşmekle ilişkilendirilir. İlk yaklaşımı kullanarak, öğrenciler safsataların isimlerini ve tanımlarını ezberleyerek çok az şey kazanırlar. Kısa süre sonra bunları unuturlar. Zihinleri büyük ölçüde dokunulmamış ve bu nedenle de etkilenmemiş olarak kalır. Öte yandan, ikinci yaklaşım, zihnin -her zihnin- amaçlarına ulaşmak için nasıl sağlam olmayan argümanlar ve entelektüel “hileler” kullandığını ömür boyu sürecek bir kavrayışla edinmeyi mümkün kılar. İnsan kararlarına ve insan davranışlarına yakından baktığımızda, insan yaşamında önemli olanın kimin haklı olduğu değil, kimin kazandığı olduğunu kolayca görebiliriz. Zenginlik, mülk ve silah biçiminde güce sahip olanlar, hangi gerçeklerin dünyaya duyurulacağına, hangilerinin alaya alınıp susturulacağına ya da bastırılacağına karar verenlerdir. Dünyanın kitle iletişim araçları, sürekli olarak gerçeği “döndürmeye” kurban eden sonu gelmez bir mesaj bolluğu üretiyor. Olayların yüzeyinin altına indiğimizde, “iletişim” ve “manipülasyon” sözcüklerinin sanal eşanlamlılara dönüştüğü bir dünya buluyoruz. Öğrencilerin, kendilerini medya piranhalarının cirit attığı bir dünyada entelektüel kurban olmaktan ya da en az onun kadar kötü bir şekilde, eğitimdeki küçük bir piranha olarak sürüye katılmaktan koruyacak ufuk açıcı içgörülere ve entelektüel araçlara ihtiyacı var. “Yanlışlar” çalışmasının nihai amacı, entelektüel dürüstlüğe dayanan içgörüler ve araçlar olmalıdır. Bu kılavuzda amacımız buydu.
-
370
Korsan Tercüme Karşı İstihbarat Teorisi ve Uygulaması Hank Prunckun
Korsan Tercüme Karşı İstihbarat Teorisi ve Uygulaması Hank Prunckun İngiliz filozof ve bilim adamı Francis Bacon’a atfedilen bir söz vardır: “Yeni çareler uygulamayan, yeni kötülükler beklemelidir; çünkü zaman en büyük yenilikçidir. İstihbarat görevlileri ve analistler, gizli bilgilerin güvenliği ve bu bilgilerin temelini oluşturan gizli operasyonlar söz konusu olduğunda “yeni kötülüklerden” kaçınmak istiyorlarsa, yeni çareler bulmaları gerekir. Bunu yapmak için, karşı istihbarat teorisi ve pratiği konularını ele alan bir kitaba ihtiyaç vardır. Bu kitap, bir süredir mevcut olan konu literatüründeki boşluğu doldurmaya yönelik bir adımdır. Örneğin, güvenlik, soruşturma, istihbarat ve araştırma alanlarında uygulayıcı olarak geçirdiğim önceki yirmi sekiz yıl boyunca, karşı istihbarat konusunda, bu zanaatın teorisi ve pratiği gibi basit ve açık terimlerle tartışan metinlerin azlığını fark ettim. Bu, konuyla ilgili sadece birkaç metin olduğu anlamına gelmiyor, tam tersine, çok sayıda metin var. Ancak bu kitapların çoğu, hayal kırıklığı yaratacak kadar az pratik açıklama ve teorik temel içerme eğilimindedir. Bu yüzden, bu metinlerin çoğu karşı istihbaratı basitçe “güvenlik” olarak görüyor, ki öyle değil. Bu nedenle, kütüphane raflarında karşı istihbarat başlığını içeren pek çok metin olmasına rağmen, bana göre bunlar dar kapsamlıdır ve karşı istihbaratı oturması gereken bağlama yerleştirmezler. Yeni bir karşı istihbarat elemanı ya da bu konuyu öğreten bir eğitmen için bu metinler yetersiz kalıyor. Karşı istihbarat alanında bu tür bir tavsiyenin eksik olduğunu fark etmem, önce bir devlet araştırmacısı, daha sonra da bir istihbarat analisti ve stratejik araştırmacı olarak edindiğim deneyimlerle gerçekleşti. Daha sonra, 11 Eylül Komisyonu’nun ABD’deki terörist saldırılara ilişkin ifşaatları ve dünya çapındaki radikal İslami terörizm fenomenine ilişkin diğer soruşturmalar, hem kamu hem de özel sektördeki kurumların gizli bilgileri korumasının önemini vurguladı. Bunu yapmamanın sonuçları ilk bölümde tartışılmıştır. Bu kitap, bu nedenle, “yeni çarelere” ihtiyaç duyan profesyonellere ve öğrencilere hayati, saçma sapan olmayan yardım sağlamak için yazılmıştır. Şu anda ikinci baskısı yapılan bu kitap, okuyucuya karşı istihbaratla ilgili temel bilgilerin ötesinde, bu sanatın ve bilimin temelini oluşturan kuramsal bir anlayış da sunuyor. Bu kitap güncellenmiş ve yeni bilgiler eklenmiştir. Kitabı, okuyucuyu karşıistihbaratın karşı karşıya olduğu zorlukların incelenmesinden savunma ve saldırı amaçlı karşıistihbaratın pratik yönlerine götüren 15 bölümden oluşuyor. Kitap, genelden özele doğru ilerleyen bir yaklaşım içinde bir dizi konuyu ele alıyor. Kitap, sahneyi hazırlamak için karşı istihbarat görevlilerinin temel meselelerini özetleyen bazı olayları göstererek başlıyor. Daha sonra, bir karşı istihbarat operasyonunun pratik özellikleri de dahil olmak üzere, karşı istihbaratın neleri kapsadığının temel yönlerini açıklamaya geçiyor. Bu sahne düzenlemesinin ardından kitap, okuyucuyu karşı istihbaratın teorik temellerine götürür. Kitabın ana gövdesi, karşı istihbaratın iki ana odağını, yani savunma ve saldırı amaçlı karşı istihbaratı inceler. Dördüncü bölümden on dördüncü bölüme kadar olan kısımlar, okuyucuyu teorinin (bölüm 3) gerçek dünya durumlarına uygulanması pratiği boyunca götürür. Kitap, istihbaratçılık mesleğinin etik sorunları ve muhalif casusların faaliyetlerini gizlemek için kullandıkları teknikler üzerine bir incelemeyle (bölüm 15) sona eriyor. Ayrıca, metinde tartışılan konularla ilgili örnekler veren dört ek de var. Kitabın amaçlarından biri öğrenciler ve eğitmenler için bir metin olduğundan, her bölüm bir anahtar sözcükler ve deyimler listesi ve birkaç çalışma sorusu ve öğrenme etkinliğiyle sona ermektedir.
-
369
Korsan Tercüme LANGLEY’DEN DAHA FAZLA HİKAYE CIA’den Bir Bakış Daha
Korsan Tercüme LANGLEY’DEN DAHA FAZLA HİKAYE CIA’den Bir Bakış Daha Bukitap, tartışmayı teşkilatın tüm müdürlüklerine açıyor; teşkilatın içindeki büyük organizasyon birimleri. Katkıda bulunanlar 1950’lerden 2010’lara kadar, genellikle dört müdürlük olduğu dönemde, ajansta çalışmışlardı. Bazıları birkaç on yıl süren kariyerlere sahipti, bazıları üst düzey yönetici oldu, bazıları hâlâ hizmet veriyor, bazıları müdürlüklerden birinde veya birkaçında çalıştı. Bu dönemin büyük bir kısmında müdürlükler şu şekildeydi: * İstihbarat Müdürlüğü (tüm kaynaklı analistleri barındıran; birkaç yıllığına Ulusal Dış Değerlendirme Merkezi olarak adlandırılan; şimdi Analiz Müdürlüğü olarak adlandırılan) * Bilim ve Teknoloji Müdürlüğü (bilim adamları ve mühendisleri küçük aletler, uydu toplama sistemleri sağlayan dev roketler ve aradaki her şeyi yapan) * Yönetim Müdürlüğü (bazen Destek Müdürlüğü olarak da adlandırılır; bazen büyük bir organizasyonun günlük işleyişini yürüten görev destek gruplarına bölünür) * Operasyon Müdürlüğü (bazen istihbarat toplayan, karşı istihbarat operasyonları yürüten ve gizli eylem programları yürütenleri barındıran Ulusal Gizli Servis olarak da adlandırılır) O zamanki direktör John Brennan, beşinci bir müdürlük olan Dijital İnovasyon Müdürlüğü, 2015 yılında operasyonel / analitik ortamdaki bir değişikliği yansıtmak için eklendi. Bu kitap, ajansta kariyer yapmayı düşünenlere, mevcut fırsatların dağılımı hakkında bir fikir vermek için tasarlanmıştır. Film ya da televizyon şovları izlemek ve casus-kurgu romanları okumak, insanı asla “Ben bir kütüphaneciyim. “CIA için çalışabilirim.” Yine de bu kitaptaki anılardan ikisi, ajansı hayatlarının işi haline getiren profesyonel kütüphanecilere ait. İki halkla ilişkiler görevlisi de katkılarını açıklıyor. Bazıları da rollerini bilim adamı, başkanlık brifingcisi, yönetici, eğitmen, hedef belirleyici, yenilikçi, muhasebeci, denetçi ve lojistik sihirbazı olarak tanımlıyor. Diğerleri ise, beklenmedik baskılardan bazılarını da içeren, denizaşırı ülkelerde hizmet veren hayata dair içgörüler sunuyor. Bir bölüm, bir akademik araştırmacı tarafından ajans görevlileriyle yapılan çok sayıda röportajın sonuçlarını sunuyor. Daha Fazla Hikâye, tüm bu filmlerin, televizyon programlarının ve romanların doğru olup olmadığını merak eden okuyucular için de. Bu sayfalarda, genel merkez ve yurtdışı görevlerde gerçekte neler olup bittiğine ve çok çeşitli uzmanlık alanlarının Amerikalıları nasıl daha güvenli kıldığına ve politika yapıcıların daha iyi bilgilendirilmiş kararlar almasına nasıl yardımcı olduğuna dair daha iyi bir fikir edineceksiniz. Daha Fazla Öykü, adanma sayfasındaki Anma Duvarı’nda da görüldüğü gibi, ülkelerine hizmet ederken hayatlarını feda edenlerin yaşamlarını selamlıyor. Hemen hemen her teşkilat görevlisi bu cesur subaylardan en az birini tanıyor. Bu kahramanların hepsi adlandırılamaz; ölümlerinde bile, bazılarının hükümetlerinin ve organizasyonlarının iç işleyişini anlamada hâlâ yardım sağladığı ailelerinin ve mal varlıklarının hayatlarını korumak için kimlikleri korunmalıdır. Ayrıca, teşkilat görevlileri tarafından yazılmış kitapların bir listesini de ekledim; bilimsel dergi yazıları, gazete köşe yazıları, internet sitesi yazıları vb. gibi akademik çalışmaların bir bibliyografyası yüzlerce sayfayı doldururdu. Buradaki okumalar, okuyucuları hizmet edenlerin anlattığı diğer hikâyelere yönlendirmeli. Son olarak, Daha Fazla Hikâye belki bir ya da iki kişiye “Acaba benim uzmanlık alanım ne olabilir? ” diye düşündürüp bir işe alım uzmanını aramalarına neden olabilir.
-
368
Korsan Tercüme Bir CIA Analistinin Sahte Haberleri Tespit Etme Rehberi Cindy Otis
Korsan Tercüme Bir CIA Analistinin Sahte Haberleri Tespit Etme Rehberi Cindy Otis Bir konuda çok açık olayım. Sahte haberler, gerçek haber medyası değildir. Sahte haberler, her gün size doğru bilgileri ulaştırmak için çok çalışan muhabirleri içermez. Sahte haberler, medya kuruluşlarının sizin katılmadığınız bir şeyi haber yapması değildir. Ayrıca, yanlış çıkan bir haberi bildirdikleri zaman da değil. Haber, gazeteciler tarafından toplanır ve gazeteciler insandır. Onların işi nankör ve zordur ve bazen yanlış yaparlar. Bununla sahte haber arasındaki fark, niyetleridir. Meşru medya sizi bilgilendirmeye çalışıyor. Sahte haberler sizi kandırmaya çalışıyor. Şimdi, eğer istihbarat toplamak balık avlamak gibiyse, o zaman istihbarat analisti olmak, sudan çıkardığın her şeyle bir yapbozu bir araya getirmeye çalışmak gibidir, çöp (ya da sahte haber) dahil. Analistler, aldığımız tüm bilgileri tartarak, bunların hangilerinin güvenilir ve doğru olduğunu anlamaya çalışırlar. Bu yüzden, ilk günden itibaren, bilgileri eleştirel bir gözle incelemek üzere eğitiliriz. Ulusal güvenlik söz konusu olduğunda, analistlerin hata yapma lüksü yoktur. Ayrıca, kendi fikirlerinin, siyasi görüşlerinin veya kişisel önyargılarının analizlerini etkilemesine izin veremezler. Aslında, CIA’in merkezi, büyük devlet kurumlarının çoğunun bulunduğu Washington DC’de bile değildir. Kasıtlı olarak Virginia’da, nehrin diğer tarafında, Kongre’den, Beyaz Saray’dan ve diğer siyasi yetkililerden kilometrelerce uzakta bir ormana yerleştirilmiştir. 1950’lerin sonunda binanın inşaatına başlandığında CIA’in, belirli bir sonuca ulaşmak için baskı yapan politikacıların etkisi olmadan, işini tarafsız bir şekilde yapabilmesi gerektiği fikri vardı ve bu da iki dünyayı fiziksel olarak ayrı tutmak anlamına geliyordu. Bütün bunların benimle ne ilgisi var? diye soruyor olabilirsiniz. Ulusal güvenliği korumuyorum. CIA analisti gibi çok gizli bilgilere erişiminiz olmayabilir, ama sürekli yeni bilgiler öğreniyor ve bunlar hakkında ne düşündüğünüze karar vermek zorunda kalıyorsunuz. Muhtemelen internette çok zaman geçiriyorsun, değil mi? YouTube’da videolar izliyor veya sosyal medyada aile ve arkadaşlarını takip ediyorsun. Belki halan siyasetle ilgili çok sayıda haber makalesi paylaşmayı seviyordur. Arkadaşın ise memlere çok düşkün olabilir. Belki BuzzFeed gibi internet sitelerine göz atmayı seviyorsun. Bir de okul var tabii. Sürekli olarak ödevler, makaleler ve sınavlar için internetten bir şeyler araştırman gerekiyor. Yom öğretmenleri her zaman ödevlerinizde kaynak göstermenizi söylerler, ama taranacak çok fazla şey var. Eğer durup düşünürseniz, aslında bütün gün, her gün bir bilgi yağmurunun altında durduğunuzu fark edersiniz. Durmuyor ve çok fazla. Bu kadar çok malzeme üzerinize gelirken neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmek zor olabilir. Bu kitap aracılığıyla, bir analist olarak öğrendiğim bilgi ve araçları size de vereceğim, böylece siz de sahte haberlerin kurbanı olmaktan kurtulabileceksiniz. Size gözlemleriniz hakkında eleştirel düşünmeyi, soru sormayı ve okuduklarınızı ve gördüklerinizi daha iyi analiz etmenin yollarını göstermeyi umuyorum. Çünkü gerçek şu ki: Yalan haberler ortadan kalkmıyor ve aslında daha da kötüleşecek. Bununla savaşma da üzerimize düşeni yaptığımızdan emin olmak hepimizin görevi. Bu eğitimin sonunda sahte haberleri bir CIA analisti gibi ayırt edebileceksin. Sonraki durak: McLean, Virginia! Evrensel yalancılık zamanlarında, doğruyu söylemek devrimci bir eylem olacaktır. —GEORGE ORWELL (Belki) *
-
367
Korsan Tercüme Kişilik Karanlık Üçlüsü Günlük Yaşamda Narsisizm, Makyavelizm ve Psikopati
Korsan Tercüme Kişilik Karanlık Üçlüsü Günlük Yaşamda Narsisizm, Makyavelizm ve Psikopati Minna Lyons Karanlık Üçlü kişilik özellikleri, yani Makyavelizm, narsisizm ve psikopati, bireylerin hem ilişkilerinde hem de iş hayatlarında önemli etkilere sahip olabilir1. Bu özellikler, manipülasyon, duygusuzluk ve bencillik gibi ortak bir çekirdeği paylaşır ve sosyal normların göz ardı edilmesiyle karakterize edilir * *Makyavelizm*: Kişisel çıkar sağlamak için duruma uyum sağlayan esnek stratejilerin kullanılmasıdır. Makyavelist bireyler, kişisel kazanç elde etmek için fırsat kollayan ve politik manevralarda yetenekli kişilerdir. * *Psikopati*: Dürtüsellik, pervasız risk alma ve diğer insanlara karşı çok sığ empati ile karakterizedir. Psikopatiye sahip bireyler, davranışlarında yüksek Makyavelist bireylere göre daha az esnek ve daha fırsatçı olabilirler. * *Narsisizm*: Kendini beğenmişlik, büyüklük duygusu ve şişirilmiş bir öz değerlendirme ile karakterizedir. Narsist bireyler, diğer insanlara kıyasla üstün yeteneklere sahip olduklarına inanırlar, ancak bu inançlar nadiren gerçekliğe dayanır. İlişkilerdeki Etkileri: ●Güvenilmezlik ve Umursamazlık: Karanlık Üçlü özelliklerinde yüksek olan bireyler, romantik ilişkilerde güvenilmez ve umursamaz partnerler olabilirler1. ●Manipülasyon: Bu bireyler, kişisel kazanç elde etmek için yetenekli politik manevralar yapabilirler. ●Duygu Eksikliği: Başkalarının duygularını hissedememe, duygusal empatiden yoksun olma gibi durumlar, ilişkilerde sorunlara yol açabilir. ●Sömürücü Davranışlar: Başkalarını manipüle etme ve sömürme eğiliminde olabilirler. Bu, özellikle kısa süreli ilişkilerde daha belirgin olabilir. ●Sadakatsizlik: Özellikle psikopatik özellikleri yüksek olan bireylerde sadakatsizlik daha yaygın olabilir. ●Zorlayıcı Stratejiler: Karanlık Üçlü'de yüksek olan bireyler, eşlerini zorlama ve cinsel taciz gibi davranışlarda bulunabilirler. ●Arkadaşlık İlişkileri: Arkadaşlık ilişkilerinde de sorunlara neden olabilir. Bu bireyler, arkadaşlıklarını kendi amaçları için araç olarak kullanabilirler. Arkadaşlık seçiminde benzerlik arayışından ziyade, onlara fayda sağlayabilecek sosyal partnerlere ilgi duyabilirler. İş Hayatındaki Etkileri: ●Kariyer Seçimi: Paranoya ve güce olan ilgi, bu kişilerin işletme ve hukuk gibi alanlara yönelmesine neden olabilir. ●İş Görüşmeleri: Bu bireyler, iş görüşmelerinde kendilerini abartma ve yalan söyleme eğiliminde olabilirler. Özellikle narsistler, kendilerini övme taktiklerini daha çok kullanabilirler. ●Liderlik: Narsist liderler, kısa vadeli başarılar elde edebilirken, genel olarak takipçileri üzerinde stres ve işten ayrılma niyetini artırabilirler. ●İş Performansı: Bazı durumlarda, özellikle duygusal empati gerektirmeyen işlerde, başarılı olabilirler16. Ancak iş arkadaşları tarafından genellikle iyi bir takım oyuncusu veya lider olarak görülmezler. ●Yenilikçilik: Makyavelist bireyler, başkalarına fikirlerini kabul ettirme konusunda narsist bireylerden daha az başarılı olabilir. ●Kariyer Tatmini: Narsisizm yüksek maaşlarla ilişkilendirilirken, Makyavelizm daha yüksek iş tatmini ile ilişkilendirilebilir. Psikopati ise düşük iş tatmini, maaş ve liderlik pozisyonları ile ilişkilendirilebilir. ●İş Yerinde Sapkın Davranışlar (CWB): Bu bireyler, iş yerinde hırsızlık, zorbalık, sabotaj gibi davranışlarda bulunabilirler. Psikopati, bu tür davranışların en önemli belirleyicilerinden biridir. ●Örgütsel Vatandaşlık Davranışı (OCB): Psikopati, hem bireysel hem de örgütsel OCB'lerle negatif ilişkilidir. Makyavelcilik, kuruma yönelik OCB'leri daha yüksek sıklıkta gerçekleştirdiğini gösterir. ●Beyaz Yaka Suçları: Psikopati, muhasebe dolandırıcılığı ve içeriden bilgi ticareti gibi mali suçlara daha yatkın olmayla ilişkilidir.
-
366
Psikolojik Savas ve Atatürk Cengiz Özakıncı
Psikolojik Savas ve Atatürk Cengiz Özakıncı Tarih Üzerinden Psikolojik Savaş ve ATATÜRK DERSİ Hitler'in ve Nazi partisi ileri gelenlerinin Atatürk'ü, Türk Kurtuluş Savaşını ve Türk Devrimini kendilerine rol model olarak aldıkları ve Kemalizm'i örnek aldıkları içindir ki soykırım gibi insanlık suçları işlediklerini savunan bir "doktora tezi", İngiltere'nin en köklü, dünyaca tanınmış devlet üniversitesi olan Cambridge'de onaylanmış ve yine dünyanın en eski ve en saygın üniversitelerinden Harvard Üniversitesi'n-ce kitap olarak çoğaltılıp yayılmıştır. Cengiz Özakıncı, "Atatürk Dersi” kitabında, "Nazi Algısında Yeni Türkiye 1919-1945" başlıklı bu doktora tezini irdeliyor; ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk'ü Hitler'in ve Mussolini'nin yol göstericisi, rol modeli olarak tanımlayıp, Kemalizm'i Nazizm ve Faşizmin ilk örneği, kaynağı olarak gösteren bu tezde, bilimsel etik ilkeler çiğnenerek böylesi gerçeğe aykırı bir sonuca varıldığını gösteriyor. Cambridge Üniversitesi onaylı doktora tezinde, konu Atatürk ve Yeni Türkiye'nin Nazilerce nasıl algılandığını ortaya koymak ve bunun için Hitler ve Nazi partisi ileri gelenlerinin söz, yazı ve demeçleriyle Nazi basınına ve resmi açıklamalara başvurmak olarak belirlendiği halde, Harvard Üniversitesi'nce "Nazi İmgeleminde Atatürk" başlığıyla kitap olarak yayımlanan bu tezde, bu belirlenime her zaman uyulmadığını belirten Cengiz Özakıncı, teze aykırı düşen kaynak ve belgelerin ya yok sayıldığını ya da çarpıtılarak aktarıldığını gösteriyor. Nazi partisi ileri gelenlerinden Göbbels'in günlükleri, Ernst Röhm'ün anıları ve Hitler'in konuşma ve yazılarından kimi bölümlerin çaptılarak aktarıldığını saptayan Cengiz Özakıncı, bunlardan başka, Nazi partisi programı; Nazi partisi liderlerinden Alfred Rosenberg'in günlüğü; Hitler zulmünden kaçan Yahudi bilim insanlarına Atatürk Türkiyesi'nin kucak açmasıyla ilgili belgeler; ve Hitler yönetiminin Türkiye'den bu Yahudi bilim insanlarını kovmasını istediği fakat Nazilerin bu talebinin Türkiye tarafından reddedildiğini gösteren Nazi belgesi (Her-bert Scurla Raporu) gibi, Nazilerin Atatürk'ü ve Atatürk Türkiyesini örnek almadığını, Nazizmin Kemalizm'e zıt bir ideoloji olduğunu kanıtlayan Nazi belgelerinin, tezde yok sayıldığını ve değerlendirme dışı bırakıldığını göstermektedir. Cengiz Özakıncı "Atatürk Dersi" kitabında, Cambridge Üniversitesi onaylı doktora tezinde çarpıtılan alıntıların doğrusunu aktarıp, tezde yok sayılan Nazi belgelerini de yayınlayarak, Nazilerin işledikleri insanlık suçlarında rol modellerinin Atatürk olduğu tezini çürütmektedir. "Atatürk Dersi" kitabında yer alan; Albert Einstein'ın Türkiye Cumhuriyeti'ne, Nazi zulmünden kaçan Yahudi bilim insanlarının Türkiye'ye kabul edilmesini rica eden mektubu; Venizelos'un Atatürk'ü Nobel Barış Ödülü'ne aday gösteren mektubu; Milletler Cemiyeti'nin Atatürk Türkiyesini üyeliğe davet mektubu ve Türkiye'nin oy birliğiyle üyeliğe kabul edildiği oturumda, üye devlet temsilcilerinin konuşmalarını içeren tutanak; UNESCO'nun Atatürk'ü ölümünün 25. yılında uluslararası çapta anma etkinliği; UNESCO'nun Atatürk'ü doğumunun 100. yılında uluslararası etkinliklerle anma kararının tutanağı, vb. çok önemli belgeler de yer alıyor ki, bu belgeler, Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni soykırım, etnik temizlik uygulamaları üzerinde yükselmiş bir devlet olarak tanımlayan ve Nazilerce işlenen Yahudi Soykırımı gibi insanlık suçlarının ilk örneği, kaynağı olarak gösteren tezin hem gerçeğe ve hem de bilimsel etiğe aykırı biçimde üretilmiş, Atatürk'e ve Atatürk Türkiyesine karşı bir propaganda çalışması olduğunu ortaya koymaktadır. Atatürk’ü, Türk Kurtuluş Savaşını ve Türk Devrimini “Hitler'in, Mussolini'nin, Nazizmin ve Faşizmin ilk örneği, rol modeli, kaynağı" olarak gösteren bu "doktora tezi"ni belgelerle çürüterek bir "Atatürk Dersi" veren Cengiz Özakıncı'ya bu önemli ve değerli çalışması ve emekleri için çok teşekkür ederim. Prof. Dr. Mehmet Haberal
-
365
Korsan Tercüme Cinsellik Psikolojisi Meg-John Barker
Korsan Tercüme Cinsellik Psikolojisi Meg-John Barker Psikoloji, zihin ve davranışın bilimsel incelenmesi olarak tanımlanır1. Bu tanım, psikolojinin insan zihinsel süreçlerini ve davranışlarını araştıran bilimsel disiplinlerden biri olduğunu gösterir. Ancak psikoloji, sadece araştırma yapmakla kalmayıp aynı zamanda psikolojik değerlendirme yapmak ve psikolojiyi insan hayatına uygulamakla da ilgilidir. Cinsellik kavramı ise, psikoloji alanında sürekli değişen ve tartışılan bir konudur. Psikoloji, cinselliği yalnızca biyolojik veya fizyolojik bir olgu olarak görmez, aynı zamanda sosyal, kültürel ve bireysel deneyimlerle de ilişkilendirir. Bu nedenle, seks psikolojisi, cinselliği anlamak için farklı disiplinlerden gelen bilgileri bir araya getirmeyi hedefler. Psikolojinin seks kavramını tanımlama ve değiştirme şekilleri: ●Cinselliğin İkiliği: İlk seksologlar ve psikanalistler, cinselliği temel bir kimlik özelliği olarak görüyorlardı ve onu heteroseksüellik/eşcinsellik ikiliği içinde ele alıyorlardı. Ancak zamanla, psikolojide cinselliğin ikili olmadığı ve bir süreklilik olduğu fikri genel kabul görmeye başladı. ●Cinsel Yönelim: Psikoloji, cinsel yönelimi, bir kişinin aynı cinse veya karşı cinse ilgi duyma eğilimi olarak tanımlar. Ancak biseksüellik gibi diğer yönelimler de kabul görmeye başlamıştır ve cinsellik artık çoklu süreklilikler olarak anlaşılmaktadır. ●"Uygun" Seks: Psikoloji, "uygun" seksi genellikle penis-vajina ilişkisi (PIV) ve orgazm odaklı olarak ele almıştır. Ancak bu yaklaşım, diğer cinsel pratikleri ve deneyimleri dışladığı için eleştirilmiştir. Cinsel tatmini hedeflerden çok, zevke odaklama fikri ortaya atılmıştır13. Ayrıca, seksin zorunlu veya gerekli olmadığı ve cinsel arzunun bir spektrumda olduğu kabul edilmektedir ●"Normal" Seks: Psikoloji, "normal" seksi "anormal" seksten ayırmaya çalışmış ve parafililer gibi kavramlar ortaya atılmıştır. Ancak, bu ayrımların kültürel normlara dayandığı ve BDSM gibi uygulamaların her zaman "anormal" olmadığı görülmüştür. Ayrıca, mononormativite (tek eşliliğin norm olarak kabul edilmesi) ve bunun dışındaki ilişkilerin "anormal" görülmesi de eleştirilmiştir. ●Rıza: Psikoloji, rızanın önemini vurgular ve rızanın sadece "hayır" dememekle sınırlı olmadığını, aktif bir katılım ve iletişim gerektirdiğini belirtir. Ayrıca, insanların istedikleri seks ve ilişki türleri konusunda iletişim kurmasının ve açık olması gerekliliği vurgulanır. ●Cinselleştirme: Psikoloji, cinselleştirme konusunu ele alırken, bunun etkilerini ve pornografi ile seks bağımlılığı gibi konuları da inceler. Ancak, bu konulara "iyi" veya "kötü" gibi ikili bir yaklaşımla değil, eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmak önemlidir. Pornografinin etkileri konusunda da, farklı araştırma türlerinin sonuçlarının tutarsız olduğu belirtilir.Psikoloji, seks ve cinsellik konularında sürekli gelişen bir alandır. Psikologlar, kendi kültürel varsayımlarını sorgulamaya ve cinselliğin karmaşıklığını anlamaya devam etmektedirler. Bu nedenle, seks hakkındaki psikolojik bilgiler de zaman içinde değişebilir ve gelişebilir. Cinsel pratiklerdeki "normallik" ve "anormallik" kavramları, psikoloji, psikiyatri ve seksoloji alanlarında uzun yıllardır tartışılan ve farklı yaklaşımlarla ele alınan karmaşık konulardır. Bu kavramların tanımlanmasında hem kültürel normlar hem de psikolojik değerlendirmeler önemli rol oynar.
-
364
İyilik ve Kötülüğün Bilimi Michael Shermer
İyilik ve Kötülüğün Bilimi Michael Shermer Ahlakın evrimsel kökenlerini, bilim ve din arasındaki ilişkiyi, mutlak ve göreceli etik kavramlarını, özgür irade tartışmasını ve insan davranışındaki iyilik ve kötülük unsurlarını ele almaktadır. Kitap, ahlakın Tanrı'ya olan bağımlılığını sorgulamakta ve bilimin ahlaki karar verme süreçlerine nasıl ışık tutabileceğini araştırmaktadır. İnsan doğasının hem işbirlikçi hem de rekabetçi yönlerini inceleyerek, tarihsel ve kültürel faktörlerin ahlaki gelişim üzerindeki etkisini göstermektedir. Son olarak, özgür irade ile belirlenimcilik arasındaki paradoksu ve hukuki sorumluluk kavramını tartışmaktadır. Kitapta ahlakın evrimsel kökenleri, insanların toplumsal primatlardan ahlaki primatlara nasıl evrildikleri ve ahlaki ilkelerin temelinin ampirik kanıtlar ve mantıklı muhakeme üzerine nasıl kurulabileceği şeklinde açıklanmaktadır1. Ahlakın evrimsel kökenleri şu şekilde özetlenebilir: ●Ahlak öncesi duyarlıklar: Atalarımızda, ahlaki duyarlılıklar öncelikle biyogenetik kontrol altında gelişmiştir. ●Biyo-kültürel evrim modeli: Ahlaki duyarlıkların ve ahlaklı davranışın gelişimi, bu modele dayanarak açıklanmaktadır. Bu modelde, ahlak-öncesi duyarlıkların atalarımızda öncelikle biyogenetik kontrol altında geliştiği bir milyon yıllık süreç, ahlaki duyarlıkların yalnızca bizim türümüzde geliştiği yüz bin yıllık süreç, ahlaki davranışımızın şekillenmesinde sosyokültürel etmenlerin giderek baskınlaştığı yaklaşık 35.000 yıl önceki geçiş dönemi ve ahlaki duyarlıkların resmi etik sistemleri içerisinde dizgeleştirildiği son 10.000 yılda yaşanan değişimler incelenir. ●Sosyal grupların etkisi: Ahlakın bir diğer unsuru, sosyal gruplardır. Kediler bireycilikleriyle bilinirken, köpekler hiyerarşik sosyal hayvanlardır ve bu durum ahlak anlayışlarında farklılıklara yol açar. ●İşbirliği ve karşılıklılık: Ahlak, işbirliği ve karşılıklı özgeciliği teşvik etmek, bencilliği ve hırsı kösteklemek için gelişmiştir. Din, bu süreçte insan etkileşimleriyle ilgili kuralları dayatan bir toplumsal yapı olarak ortaya çıkmıştır. ●Ahlaki duyguların evrimi: Doğruluk, gurur, suçluluk ve utanç gibi duygular, evrimsel bir kökene sahip evrensel insani özelliklerdir. Bu duygular, ahlaki davranışların temelini oluşturur5.●Ahlaki duyarlıkların gelişimi: Küçük topluluklarda yaşayan Paleolitik atalarımızda ahlaki duyarlıklar, aldatmanın zor ve güvenilir olmanın önemli olduğu bir ortamda gelişmiştir6. Bu durum, ahlaklı olmanın ve ahlaklı görünmenin önemini artırmıştır.●Genetik ve çevresel faktörler: Ahlaki duyarlılıklar, hem genetik faktörlerden hem de çevresel etkenlerden etkilenir. ●Yiyecek paylaşımı ve değiş tokuş: Yiyecek paylaşımı ve değiş tokuş, toplum içinde doğru ve yanlış eylemleri belirleyen bir sistem yaratır. ●Bencil ve özverili davranışlar: İnsan doğası hem bencil hem de özverili güdüler içerir. Ahlak sistemi, bu güdülerin dengelenmesine yardımcı olur. ●Dedikodu ve ahlak ilişkisi: Dedikodu, ahlaki duyarlılıkların ve davranışların etik sistemleri içinde düzenlenmesinde rol oynar. Özetle, ahlakın evrimsel kökenleri, biyolojik ve kültürel faktörlerin karmaşık bir etkileşimine dayanır. Ahlaki duyarlıklar, sosyal gruplarda işbirliği ve karşılıklılığı teşvik etmek, bireylerin ve grupların hayatta kalmasını sağlamak amacıyla evrimleşmiştir. Bu süreçte din, ahlak kurallarını sistemleştiren ilk toplumsal kurum olmuştur.
-
363
İnanan Beyin inançları doğru gibi kurgulama ve pekiştirme süreci Michael Shermer
İnanan Beyin inançları doğru gibi kurgulama ve pekiştirme süreci Michael Shermer Michael Shermer'in "İnanan Beyin" adlı kitabının bölümlerinden oluşan kaynak, inançların oluşumu ve pekişmesi sürecini ele alıyor. Kitap, doğru olarak kabul ettiğimiz şeylerle gerçeklik arasındaki farkı sorguluyor ve bilimin ışığında inanç sistemlerinin nasıl işlediğini inceliyor. Sam Harris'in önsözüyle desteklenen çalışma, insanların neden birçok şeye inandığını araştırıyor ve inançların mantıksal temellere dayanmaması durumunu irdeliyor. Bilimsel düşünceyle inançlar arasındaki çatışma kitabın ana temasını oluşturmaktadır. **Bilimin Işığında: İnançlar ve Gerçeklik** Merhaba ve hoş geldiniz! Bugün, bilim çağında yaşamamıza rağmen neden hala bilimsel olarak kanıtlanmamış şeylere inandığımızı ve beynimizin bu süreçte nasıl bir rol oynadığını keşfedeceğiz. **Neden Kanıtlanmamış İnançlara Yöneliriz?** İnsanlar, anlam arayışı, belirsizliği azaltma isteği, kontrol ihtiyacı, grup aidiyeti ve duygusal tatmin gibi çeşitli psikolojik ve sosyal nedenlerle bilimsel olarak kanıtlanmamış inançlara yönelebilirler. Beynimiz, olayları anlamlandırmak ve tutarlı bir dünya görüşü oluşturmak için kalıplar ve hikayeler oluşturmaya eğilimlidir. Bu da bizi kanıtlanmamış inançlara daha açık hale getirir. **Beynimizin Rolü ve Onaylama Yanlılığı** Beynimiz, inançları oluştururken ve pekiştirirken önemli bir rol oynar. Var olan inançları destekleyen bilgileri daha kolay kabul ederken, inançlara ters düşen bilgileri filtreleme veya çarpıtma eğilimindedir. Bu sürece "onaylama yanlılığı" denir. Beyin, inançları destekleyecek kanıtları ararken, bu kanıtları abartarak yorumlayabilir ve zayıf veya çelişkili kanıtları göz ardı edebilir. **Bilimsel Düşünce ve İnanç** Bilimsel düşünce, kanıt, gözlem, deney ve mantıksal akıl yürütmeye dayanırken, inanma süreci genellikle kişisel deneyimler, duygular, kültürel normlar veya otorite figürlerinin etkisiyle şekillenir. Bilim, sürekli olarak test edilen ve geliştirilen hipotezlere dayanırken, inançlar genellikle sorgulanmadan kabul edilir ve değişime dirençlidir. **Kendi İnançlarımızı ve Önyargılarımızı Fark Etmek** Kendi inançlarımızı ve önyargılarımızı fark etmek için sürekli bir öz-yansıma ve eleştirel değerlendirme süreci gereklidir. İnançlarımızın kaynaklarını sorgulamak, zıt görüşlere açık olmak, kendi argümanlarımızı test etmek, başkalarından geri bildirim almak ve farklı dünya görüşlerini öğrenmek önemlidir. Bilişsel önyargılar hakkında bilgi sahibi olmak, onları daha kolay tespit etmemize ve yönetmemize yardımcı olur. **Sonuç** Baskı altında olduğumuz durumlarda inançlarımız daha savunmacı hale gelebilir. Bu, bilişsel esnekliği azaltabilir ve yeni bilgileri kabullenmeyi zorlaştırabilir. İnançlarımızla gerçeğe ulaşma arasında sağlıklı bir denge kurmak için, eleştirel düşünme becerilerini geliştirmemiz önemlidir. Bilimsel yöntemlere dayalı akıl yürütme süreçlerini kullanmak, gerçeğe ulaşma yolunda daha sağlam adımlar atmamıza yardımcı olabilir.
-
362
Korsan Tercüme Sosyal etki teknikleri: uyum sağlama psikolojisi Dariusz Dolinski
Korsan Tercüme Sosyal etki teknikleri: uyum sağlama psikolojisi Dariusz Dolinski Her gün başkalarının isteklerini yerine getirmemiz istenir ve biz de düzenli olarak başkalarından istekte bulunuruz, onların isteklerimize, emirlerimize ve önerilerimize uymalarını isteriz. Bu erişilebilir metin, insanların isteklerinin yerine getirilme şansını artırmak için kullandıkları farklı sosyal etki tekniklerine benzersiz bir derinlemesine genel bakış sağlar. Hem söz konusu tekniklerin her birini açıklar hem de bunların arkasındaki araştırmayı araştırır, aşağıdaki gibi soruları dikkate alır: İşe yaradıklarını nasıl bilebiliriz? Hangi koşullar altında daha çok ya da daha az etkili olurlar? Bireyler başkalarının onları etkileme girişimlerine nasıl başarıyla karşı koyabilirler? Kitap, sosyal etki tekniklerini ortak bir özelliğe göre gruplandırıyor: örneğin, ilk bölümler “sıralı” teknikleri ve kişinin muhatabının adını kullanmak gibi egoist mekanizmaları içeren teknikleri anlatıyor. Sonraki bölümlerde jest ve mimiklere dayalı teknikler ve belirli sözcüklerin kullanımına dayalı teknikler sunuluyor, “lütfen”in gerçekten sihirli bir sözcük olup olmadığı yeniden inceleniyor. Her durumda, yazar Dariusz Dolinski, bunların etkililiğini araştıran mevcut deneysel çalışmaları ve bu etkililiğin belirli koşullar altında nasıl artırıldığını ya da azaltıldığını tartışıyor. Kitap, tarihsel materyalin yanı sıra en güncel araştırmalardan da yararlanıyor ve ilgili metodolojik ve teorik tartışmaları ele alıyor. Sosyal etki ve ikna üzerine çalışan psikoloji mezunları ve lisans öğrencileri için ideal bir giriş kitabı olan Sosyal Etki Teknikleri, komşu disiplinlerdeki akademisyen ve öğrencilerin yanı sıra ilgili alanlardaki pazarlama uzmanları ve uygulayıcıların da ilgisini çekecektir.
-
361
Korsan Tercüme Koyun postuna bürünmüş George Simon
Korsan Tercüme Koyun postuna bürünmüş George Simon Hayatın birçok alanında, yasal, kurumsal, atletik, kişisel ilişkilerde, vicdansız, disiplinsiz savaşçılar ulusu haline geldik ve bu süreçte kendimize ve toplumumuza büyük zarar veriyoruz. Hayatta kalmak, gelişmek ve başarılı olmak için günlük savaşı nasıl yürütmemiz gerektiğine dair yol gösterici bir ilkeler dizisini her zamankinden daha fazla geri kazanmamız gerekiyor. Sorumlu Olmayı Öğrenmek Eğer daha ilkeli, disiplinli bir toplum haline geleceksek, çocuklarımıza daha iyi öğretmek zorunda kalacağız. Freud’un zamanında, çocukların duygusal açıdan sağlıklı olmalarına yardım etmek, çoğunlukla korkularını ve güvensizliklerini yenmelerine yardımcı olmakla ilgiliydi. Ama bugünlerde çocuklara duygusal açıdan sağlıklı olmayı öğretmek, onların saldırgan eğilimlerini uygun şekilde yönlendirmeyi ve disipline etmeyi öğrenmelerine ve sosyal açıdan sorumlu bir yaşam sürmenin yükünü üstlenmelerine yardımcı olmakla çok daha fazla ilgili. Çocuklara saldırganlıklarını yönetmeyi öğretmek asla kolay bir iş değildir ve saldırgan kişilik özelliklerine sahip çocuklar, onları maruz bırakmaya çalıştığımız uygarlaştırıcı etkilere boyun eğmeye muhtemelen direneceklerdir. Çocuklarımızın ihtiyaç duydukları öz disiplini kazanma şanslarının yüksek olmasını sağlamak için, anne ve babalarının onlara dövüşme konusunda bazı şeyleri öğretmeleri önemlidir: Birincisi, anne ve babalar çocuklarına ne zaman dövüşmenin uygun olduğunu ve ne zaman olmadığını öğretmelidir. Gerçekten meşru bir kişisel ihtiyaç, ahlaki bir değer ya da uğruna savaşmaya değer bir durum söz konusu olduğunda, bir gencin açıkça görmesini sağlamak çok çaba gerektirir. Ayrıca, kendini savunma gibi, fiziksel olarak savaşmaktan başka bir alternatifin olmadığı durumlar da vardır. Ebeveynler ayrıca çocukların, gerçekten savaşmanın hiçbir anlamı olmadığı zamanları fark etmelerine yardımcı olmalıdır. İkincisi, ebeveynlerin çocuklarına, gerçekten ihtiyaç duydukları şeyleri savaşmadan elde etmenin tüm olası yollarını öğretmeleri ve göstermeleri gerekir. Alternatiflerin faydalarını anlatmaları, alternatiflerin neler olduğunu göstermeleri ve nasıl kullanılacağını öğretmeleri gerekiyor. Adil, disiplinli, yapıcı rekabet ile yıkıcı rekabet arasındaki farkı öğretmeleri gerekiyor. Ebeveynler, çocuklarına uygun sosyal başa çıkma becerilerini öğretmeden önce, bu tür becerilerin ne olduğu ve nasıl kullanılacağı konusunda kendi farkındalıklarını artırmaları gerekebilir. Üçüncüsü, anne-babalar çocuklarının saldırganlık ve atılganlık arasındaki farkı öğrenmelerine yardımcı olmalıdır. Çocuklarını cesaretleri, atılganlıkları veya inatçılıkları için cezalandırmamaya dikkat etmelidirler. Olumlu bir disiplin sağlamak için bir ebeveynin, çocuğun iradesini kırmadan, ruhunu bükmeyi başarması gerektiği söylenir. Bu deyişin büyük bir değeri vardır. Ebeveynler, çocuklarında doğuştan gelen saldırgan eğilimlerin doğası gereği kötü olmadığını, ancak uygun disiplin olmadan, yüksek düzeyde sosyal çatışmalara ve başarısızlığa yol açabileceğini vurgulamalıdır. Bu yüzden, ebeveynlerin, uygun bir şekilde kendini dizginlerken ve başkalarının haklarına ve ihtiyaçlarına uygun bir şekilde saygı gösterirken, istediklerinin peşinden gitmenin uzun vadede daha büyük bir kişisel ve sosyal başarıya yol açtığını göstermeleri gerekir. Bu dersleri çocuklara öğretmenin önemi daha fazla vurgulanamaz. Bu ülkedeki psikiyatri hastaneleri, önemli karakter bozuklukları sergileyen gençlerle dolup taşıyor. Kabul edildiklerinde hangi psikiyatrik tanılar konmuş olursa olsun, bu gençlerin büyük çoğunluğu, tamamen disiplinsiz saldırgan davranışları nedeniyle bu hastanelere getiriliyor.
-
360
Kozmik Oda - Ismail Hakki Pekin
Kozmik Oda - Ismail Hakki Pekin KOZMİK ODA Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı İsmail Hakkı Pekin Dikkat Cemaat Çıkabilir! Fethullah Gülen Türk Ordusuna Neden Kumpas Kurdu? Türkiye’nin, 21. yüzyılın ilk çeyreğindeki görünümü için “istikrarlı kaos" tanımı kullanılırsa yanlış olmaz. Köklü siyasi değişime sahne olan bu dönem aynı zamanda iç ve dış dinamiklerin harekete geçtiği bir dönem oldu. AB ile tam üyelik müzakerelerinin başladığı bu dönemde değişen siyasal şartlar, ekonomik ve sosyal değişimi de tetikledi. 90 yıllık alışkanlıkların değiştiği bu dönemde, gündemi en fazla meşgul eden konuların başında askerî vesayet tartışmaları geldi. Sivil yönetimin askerî vesayete son vermek amacıyla başlattığı mücadelenin en önemli adımlarından birini yargı takibi teşkil etti. Ergenekon ve Balyoz adlarıyla Türk yargı tarihine geçen bu davalar, aynı zamanda bir döneme de damgasını vurdu. Açılan davalar sebebiyle yüzlerce asker, şeref ve haysiyetleriyle imtihan edildi. Ergenekon Davası, içinde bir sürü davanın olduğu torba davaya dönüştürüldü. Bu davanın içine atılan davalardan biri de İnternet Andıcı Davası oldu. Davadaki suçlama konusu, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Silahlı Terör Örgütü Yönetme ve Silahlı Terör Örgütüne üye Olma” idi. Suçlanan 22 askerden biri de Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’di. Genelkurmay İstihbarat başkanlığı yaptığı dönemde kamuoyunda “Islak İmza Davası” olarak bilinen ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yargılaması yapılan “İnternet Andıcı Davası" sebebiyle iki yıl Silivri Cezaevinde kalan İsmail Hakkı Pekin, 1972’de Harp Okulundan mezun oldu ve 2012 yılına kadar 40 yıl Türk Silahlı Kuvvetlerine hizmet etti. Özel zamanlarda, özel görevlerde bulundu. Devlet hizmeti için üstlendiği görevler sebebiyle büyük sırlara vâkıf oldu. Şu anda 64 yaşında. 1972 yılında Kara Harp Okulundan mezun olduktan sonra 1974 yılında Kıbrıs'a çıkartma yapan Hava İndirme Tugayı l’inci Paraşütçü Taburunda takım komutanı olarak görev alan ve yaralandığı için “Kıbrıs Gazisi” madalyası taşıyan Pekin, Ağustos 2012’de YAŞ kararıyla Türk Silahlı Kuvvetlerindeki 40’ıncı yılında kendini büyük bir kumpasın içinde buldu. Kendi ifadesiyle o, İznikli fakir bir balıkçının çocuğu olarak dünyaya geldi. İki göz odalı bir evde büyüdü. Milletin desteğiyle yurt içinde, yurt dışında aldığı eğitimlerle mesleğinin zirvesine ulaştı. Milletine minnet borcunu da görevini en iyi şekilde yerine getirerek ödedi. Türk Silahlı Kuvvetlerindeki en sıkıntılı zamanlarını mesleğinin zirvesine yaklaştığı günlerde yaşadı. İnternet Andıcı Davası sebebiyle 2011 yılının Eylül ayında cezaevine girdi. 2012 yılının Ağustos ayında resen emekli edildi. 5 Ağustos 2013’te 7,5 yıl hapse mahkûm oldu. Böylece, müstakbel genelkurmay başkanı olarak girdiği cezaevinden, emekli korgeneral olarak çıktı. 10 Şubat 2015 tarihinde katıldığı Vatan Partisinde siyasetle uğraşıyor. Siyasetçi ama milletvekili olmak istemiyor. Vatan Partisinde Talat Paşa Komitesi başkanlığını üstlenerek Ermeni-lerin Türklere yönelik soykırım iddialarının asılsızlığını anlatmak için görev yürütüyor. O, küçük bir çocuk olarak girdiği Silahlı Kuvvetlerden, törenle uğurlanmamanın hüznünü yaşayan emekli bir paşa. Bu nedenle yüreğindeki burukluğun bir nişanı olarak “koruma amaçlı silah taşımak bana göre değil” diyerek meslek hayatı boyunca sahip olduğu iki silahını ve üniformalarını Silahlı Kuvvetlere hibe ederek mesleğinden ayrıldı. Silahlarını olmasa bile üniformasını hibe etmesinin nedeni, birlikte görev yaptığı komutanlara duyduğu kırgınlıktı. Bu kırgınlığı sebebiyle evinde TSK’dan gazilik madalyasından başka hiçbir anı bırakmadı.
-
359
Korsan Tercüme Saçma şeylere inanmak Stephen Law
Korsan Tercüme Saçma şeylere inanmak Stephen Law ENTELEKTÜEL KARA DELİKLER Dünyanın en eğitimli ve bilimsel açıdan en bilgili toplumları arasında bile saçma inanç sistemleri yaygındır. Çok sayıda insan astrolojiye, televizyon medyumlarının inanılmaz güçlerine, kristal falına, mıknatısların iyileştirici gücüne ve Nostradamus’un kehanetlerine inanır. Birçoğu piramitlerin uzaylılar tarafından inşa edildiğini, Holokost’un hiç yaşanmadığını ya da Dünya Ticaret Merkezi’nin ABD hükümeti tarafından yıkıldığını düşünüyor. Birkaçı da dünyanın kertenkele benzeri uzaylılardan oluşan gizli bir grup tarafından yönetildiğine inanıyor. Ana akım dinlerde bile saçma şeylere inananlar var. Vaizler intihar bombacılarına yetmiş iki cennet bakiresi vaat ettiler. Diğerleri tüm evrenin sadece birkaç bin yaşında olduğunda ısrar ediyor. Zeki, üniversite eğitimi almış insanlar nasıl oluyor da bu kadar saçma sapan şeylere inanıyorlar? Özellikle de gerçek inananlar kendilerini ve başkalarını kendilerinin mantıklı, makul, diğerlerininse aldatılmış olduğuna nasıl ikna edebiliyorlar? Bu kitap, bir dizi fikri psikolojik bir sinek tuzağına dönüştürebilecek sekiz temel mekanizmayı tanımlıyor -baştan çıkarıcı bir şekilde kolay girilebilen, ancak bir kez girildikten sonra içinden çıkılması neredeyse imkansız olan bir inanç balonu. Kozmologlar kara deliklerden söz ederler, yerçekimi bakımından öylesine güçlü nesnelerdir ki, hiçbir şey, ışık bile onlardan kaçamaz. Kara deliğe çok yaklaşan dikkatsiz uzay yolcuları, kendilerini içine çekilmiş bulurlar. Bu çekime karşı koymak için gitgide daha güçlü bir motor gerekir, ta ki sonunda “olay ufku”nu geçene kadar ve kaçış imkânsız hale gelir. Benim önerim, çağdaş kültürel manzaramızın, eğer isterseniz, çok sayıda Entelektüel Kara Delikler içerdiğidir - dikkatsiz yoldan geçenlerin kendilerini benzer şekilde içine çekebilecekleri şekilde inşa edilmiş inanç sistemleri. Sağlam entelektüel ve diğer psikolojik savunmalardan yoksun olanlarımız en kolay tuzağa düşerken, hepimiz potansiyel olarak savunmasızız. Kendinizi bu mekanizmalardan bir veya daha fazlasının öne çıktığı bir inanç sistemiyle karşı karşıya bulursanız, dikkatli olun. Alarm zilleri çalmalı ve uyarı ışıkları yanıp sönmelidir. Çünkü şu anda bir Entelektüel Kara Delik'in olay ufkuna yaklaşıyor olabilirsiniz. SAHTE AKILCILIK Bir inanç kümesinin çekici olmasının onu bir Entelektüel Kara Delik yapmadığını unutmayın. Su hakkında bir dizi inanç alın, örneğin suyun 0 derecede donduğu ve 100 derecede kaynadığı gibi. İnsanlar da bu inançlara güçlü bir şekilde bağlıdırlar, ama bunun nedeni gerçekten mantıklı olmalarıdır. Bir Entelektüel Kara Delik’in kalbinde yatan inançların baştan çıkarıcı cazibesinin, tersine, makul ya da doğru olup olmamalarıyla hiçbir ilgisi yoktur. İçeride sıkışıp kalanlar için, temel inançlar oldukça makul görünebilir. Ama bu görüntü aldatıcıdır; inanç sisteminin aklın gerçeği bulma gücünü etkisiz hale getirme ve kurbanlarının yerine aldatıcı ve güvenilmez düşünce alışkanlıklarını benimseme yeteneğinin bir ürünüdür. Bu kitabın amacı, bu aldatıcı görüntünün ardındaki gerçeği ortaya çıkarmaktır.
-
358
Korsan Tercüme Zihin Kontrolü Şablon James True
Korsan Tercüme Zihin Kontrolü Şablon James True BÜYÜK UYANIŞ bedende basit bir soruyla başlar: “Bu doğru mu? ” Sormak, yeni bir algı boyutu açığa çıkaran, uykuda olan bir sonarı uyandıran bir büyü yapar. Bu boyut, gerçeğin duyumudur. Kulaklarımız sesi, gözlerimiz ışığı algıladığı gibi, sezgi de gerçeği algılar. Geri bildirim, kemikleriniz aracılığıyla bir titreşim olarak gelir. Omuzlarınızda hissedebileceğiniz bir elektrik üretir. Gerçek, bir akort çatalı gibi içimizde titreşir. Bu his, “Bu doğru mu? ” diye soracak kadar cesur olana dek uykuda kalır. Grup düşüncesinin propagandası hipnotiktir. Düşünce zincirinin bir çiti ardında bir oyun alanında tutuluyoruz. Bazılarımız bu çitin dışına atıldığımız için şanslıyız. Dışlanma bizi mağaradan dışarı, yeni bir ışığa doğru yol almaya zorladı. Bu gerçek, radyasyonuyla derimizi yakıyor. Bu yeni gerçeklik, göz çukurlarımıza, bir iğnenin ucundaki sıcak, keskin bir ustura gibi giriyor. Bu gerçek, yakıcı bir dezenfektandır. Yaralarımızı sokan bir yaban arısı gibidir. Bu gerçek herkese göre değildir. Bu kitap zihin kontrolünün planlarını gösteriyor. Her bölüm, düşüncelerinize yön vermek için kullanılan çoban değneğini ortaya çıkarıyor. Bu değnek hem dürter hem de dürter. Utanç ya da hayranlık sarsıntılarında bu dürtmeleri hissedersiniz. Değnek, yanlış yolda olduğumuza bizi ikna etmek için kullanılır. Kabul edene kadar hayatımızı perişan eder. Bir kez emirlerine uyduğumuzda, bize nazikçe yol gösterir. Azarının kesilmesiyle büyüleniriz. Bu, gözlerimiz kapalı koyun gibi kaybolmamızı sağlayan zihin kontrolünün kancasıdır. Aile, tarih, hukuk, tıp, siyaset, din, bilim ve düşünce alanlarında. Hırsızı görmek sessiz çobanı ortaya çıkarır. Tek yapmanız gereken gözlerinizi açmak ve soruyu sormak. Öyleyse devam edin. Soruyu sorun. Bu doğru mu? Zihin Kontrolü için Plan Askerler olmadan savaş oynanamaz. İkna araçları ile asker toplamak kolaydır. Bu araçlar dinden ırka, cinsiyetten birçok şekilde uygulanabilir. Yeni piyademiz bu soğuk, sisli sabahta, beynin yumuşak kıvrımları üzerinde kan dökmek için toplandı. Bu güçler, içinizde derinlerde gizlenmiş bir isyancı gücün kontrolü için savaşıyor. Bu güç pagan ve ilkel. Sezgi. Bu senin mantıktan arınmış içgüdüsün. Pazarlık yapacak bir lideri yok. Bu gücü kontrol etmenin tek yolu, çekirdeğini bunun bozuk olduğuna ikna etmek. Özgür insanlar olarak, sezgilerimizin bekçileriyiz. Birçoğu bu sorumlulukları dışsal bir çobana devretmeye ikna olur. İçlerinde karanlık bir gücün uyuduğuna inanarak güçlerini teslim ederler. Bu ordular sezgiyi aynı savaş planıyla bastırır. Utanç, duygusal olarak ırkçı etiketiyle, entelektüel olarak aptal etiketiyle ve ruhsal olarak günahkar etiketiyle uygulanabilir. Zihin kontrolü için bu plan, kurbanın zihnine yerleştirilen sadece üç inanç gerektirir. İlki, hedefin bozuk olduğu inancıdır. İkincisi, bunu düzeltemezler. Üçüncüsü, kurban vererek kurtuluşa ererler. Asker, içteki bir terk edilme anında askere alınır. Rehberlik için dıştaki bir pusulaya boyun eğer. Tüm yaşamımız boyunca bu güçler sezgimizi bastırdı, “günahkâr” ya da “ırkçı” gibi etiketlerle değersizleştirip utandırdı. İçsel doğamızın tehlikeli bir ilkel iblis olduğuna kendimizi inandırdık. Uyumlu bir toplum yaratmak için bu korkuya ihtiyacımız vardı. Kültürel evrim süreci içinde parmaklarımızı kukla iplerine bağladık. Ama bu özgürlük yoksunluğunun altında, hep acı çekeceğiz. Sezgilerimiz ortaya çıkıp davulunu özgürce çalana dek, telkin rüzgârlarına açık, köle olarak kalacağız. Akıl hapishanesinde yaşıyoruz.
-
357
Korsan Tercüme ZALİM ZİHİNLER Psikolojik Profilleme Narsisizm ve Diktatörlük Dean A. Haycock
Korsan Tercüme ZALİM ZİHİNLER Psikolojik Profilleme Narsisizm ve Diktatörlük Dean A. Haycock Hitler’in Yatak Arkadaşı Gizemli ve Gizli Bir Alan Tehlikeli Özellik Kombinasyonları Zalimi Tahmin Et “Yönetiminin Doğası Çok Kişiseldi” Mao Zedong Bir Canavar mıydı? “Kara Kutu” “Ölmesi Gereken İnsanlar Olmalı. ” “Halkım Beni Seviyor. ” —İdi Amin ve Muammer Kaddafi “Beni Öldürmeyi Planlamaya Başlamadan Çok Önce, Beni Öldürmek İçin Komplo Kurduklarını Biliyorum. ” —Saddam Hüseyin “Burada Olmaz” “Burada Olabilir mi? ” ON İKİ Sonuçlar ve Uyarılar Birçok diktatör hakkında anlamadığım bir şey var, neden yaptıkları şeyleri yapmaktan hoşlanıyorlar? ” Bir arkadaşım bu kitabı yazdığımı söyledikten sonra bana böyle yazmıştı. “Örneğin, sabah kalktığımda ne yapmak istediğimi düşünürüm: gitar çalmak, kayıkla ya da kanoyla açılmak gibi. Onlar da uyanıp ‘Belki başka bir ülkeye saldırırım, böylece onların eşyalarını alabilirim’ diye düşünürler. Arkadaşım gibi, diktatörlük hırsları olmayan birçok kişi, geçmişte milyonlarca tebaasına hükmetmiş ve milyonlarca kişiyi daha öldürmüş olan insanların davranışlarından şaşkına dönmüştü. Çoğumuz, sadece “gitar çalmak” ya da “tekneyle açılmak” isteyenleri tehdit eden yaşayan diktatörler ve diktatör adayları karşısında aynı derecede şaşkınlığa uğruyoruz. Bu kitabın amacı, tiranların psikolojisinin katkısını, bu tür insanların yükselişini açıklayan faktörler listesine gayri resmi olarak yerleştirmektir. Burada ele alınan tiranların hepsi son 100 yıl içinde yaşamıştır. Hepsi erkek, bu yüzden onlara değinirken “o” zamirini sıkça kullanmamın nedeni bu. (İngiltere ve İrlanda Kraliçesi I. Mary’nin, Protestan düşmanlarının ona taktığı “Kanlı Mary” lakabının, Madagaskar Kraliçesi I. Ranavalona’nın ve diğerlerinin hatırlattığı gibi, tarih boyunca tüm zorbalar ve diktatörler erkek değildi. ) Merriam-Webster sözlüğüne göre diktatör, “tam otokratik kontrole sahip olan, sınırsız hükümet gücüne sahip olan kişi”dir. Bir diktatörün iyi niyetli olması mümkün olsa da, genellikle mutlak güce sahip olan yöneticiler, mutlak baskıcı bir şekilde yönetirler. Singapur'u 1959'dan başlayarak yaklaşık otuz yıl yöneten Lee Kuan Yew ve Yugoslavya'yı 1944'ten başlayarak yaklaşık kırk yıl yöneten Josip Broz Tito gibi ”Yardımsever" diktatörler, genellikle bu daha az yaygın otoriter yönetici türünün örnekleri olarak gösteriliyor.
-
356
Korsan Tercüme KÜRDİSTAN’DAKİ CIA SAVAŞI SAM FADDI
Korsan Tercüme KÜRDİSTAN’DAKİ CIA SAVAŞI SAM FADDI 30 Aralık 2006da, bir zamanlar Irak'ın yöneticisi olan Saddam Hüseyin, Irak mahkemesinin emriyle asıldı. İdam edildiği özel suç, 1982de Saddam'a suikast girişimine misilleme olarak Dujail köyünde 148 Şii erkek ve çocuğun toplu olarak öldürülmesiydi. Saddam'ın hükümdarlığı boyunca yaptıklarının daha geniş bağlamında, Dujail cinayetleri kayda değer değildi. Saddam rejimi altında kaç kişinin öldürüldüğü bilinmiyor, ama tahminler yarım milyon kadar yüksek. Tek bir toplu mezarda 15.000 kişinin cesedinin bulunduğu tahmin ediliyor. Saddam döneminde hiç kimse Kürt halkı kadar yüksek bir bedel ödemedi ve onu iktidardan indirmek için mücadeleden vazgeçmeyi daha fazla reddetti. Kürtlerin kökeni tam olarak belli değildir, ama Kuzey Irak bölgesinde çok uzun süredir yaşamaktadırlar. Yunan generali Xenophon, ünlü savaş geri çekilişini, şimdiki Irak'tan Yunanistan'a doğru yaparken, bunu yapmak için Kürtleri yarmak zorunda kalmıştı. Bu yürüyüşle ilgili anlatımı, karşılaştığı savaşçıların vahşiliği konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmıyor. İran-Irak Savaşı (1980-88) sırasında Kuzey Irak dağlarındaki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP), İran'ın desteğini alarak bağımsızlık ve özgür bir Kürt ulusu kurma umuduyla İran'la ittifak kurdu. Mesut Barzani'nin altında KDP'nin liderliğinin büyük kısmını oluşturan Barzani klanı, bu ihanet için ağır bir bedel ödedi. 1983te Saddam Hüseyin'in doğrudan emriyle hareket eden Irak güçleri 8.000den fazla Barzani erkeği, çoğu çocuk, toplayıp infaz etti ve toplu mezarlara gömdü. Cesetlerin ilkine 2005e kadar ulaşılamadı. Çoğu bugüne kadar bulunamadı. Bu vahşet karşısında dünya hiçbir şey yapmadı. Daha da kötüsü gelecekti. 1988de Saddam, Enfal harekâtı olarak adlandırılan harekâtı başlattı. Irak güçleri, 1988 Şubat ve Eylül ayları arasında Kuzey Iraktaki Kürtlere karşı sürekli hava bombardımanı ve kimyasal silahların yaygın kullanımını içeren sistematik bir soykırım harekatı yürüttü. Saddam'ın kuzeni General Ali Hassan al-Majid, Kimyasal Ali komutasında 100.000 Kürt erkek, kadın ve çocuk öldürüldü. Bu, Halepçe kasabasında tek bir günde 5.000den fazla insanın sinir gazı ve hardal gazının bir bileşimiyle katledilmesini de içeriyordu. Anfal harekâtı sırasında yaygın kimyasal saldırılardan kurtulanlar yakalanıp sorguya çekildi. 15-70 yaş arası erkekler kurşuna dizilip toplu mezarlara atıldı. 1988 sonbaharında harekât sona erdiğinde, Kürt kasaba ve köylerinin yüzde 90'ı yeryüzünden silinmişti.
-
355
Bir Şüphecinin Zihin Rehberi Robert A. Burton
Bir Şüphecinin Zihin Rehberi Robert A. Burton Bir kitap, kırılgan bir düşünceyi kırmadan inceleyebileceğiniz ya da patlayacak diye korkmadan patlayıcı bir fikri keşfedebileceğiniz tek yerdir. Bir insanın zihninin hem kışkırtma hem de mahremiyet bulabileceği birkaç sığınaktan biridir. Her birimizin bir zihnin ne olduğuna dair oldukça iyi bir fikri vardır. Bu, düşüncelerimizden sorumlu olan, alnın hemen arkasında bulunan, tarif edilemez derecede belirsiz, elle tutulur ama görünmez bir şeydir. Bunun ötesinde, tüm bahisler iptal olur. Bazıları bunun sadece beyin için bir yazılım olduğunu ya da beynin yaptığı şey olduğunu söyler. Diğerleri ise sınırları olmayan bir zihnin ya da bedenin ölümünü aşan ve ondan kurtulan maddi olmayan bir özün daha kozmik bir görüşüne sahiptir. Çoğumuz için, bu ölçümü yaptığımız hem adamın ölçüsü hem de alettir. Bu yargının değeri, zihnimizin nasıl çalıştığına inandığımıza bağlıdır düşüncemizin ve davranışımızın ne kadarının altta yatan biyolojik yatkınlıklar ve istemsiz bilinçdışı beyin aktivitesi tarafından belirlendiği ve ne kadarının bilinçli kontrolümüz dahilinde olduğu. Bu kararlılığın sonuçları hem kişisel hem de küresel düzeyde çok büyük. Motivasyon atfetmekten ve kişisel sorumluluk atamaktan, Kuzey Kore ya da İran'ın nükleer saldırı tehdidini değerlendirmeye kadar, sürekli olarak kendi ve başkalarının zihinlerini okumamız isteniyor. Yine de, bir zihnin gerçekte ne olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok. 2.500 yıllık tefekkür ve temel sinirbilimde son zamanlarda yaşanan olağanüstü gelişmelere rağmen, beynin yaptıkları ile zihnin deneyimledikleri arasındaki boşluk keşfedilmemiş bir bölge olarak duruyor. Birçok bilim insanı bu boşluğun daha fazla bilimsel ilerlemeyle tamamen kapatılabileceğine inanmak istese de, yanılıyorlar. Bilim, zihnin ne olabileceğine dair gerçeklere dayalı bir temel oluşturmak için sahip olduğumuz tek yöntemdir. Ama ölçülemeyen bir şeyi nasıl yeterince araştırabilirsiniz? Beynin nasıl çalıştığını anlamak biyolojik işlevleri tanımlamak için harika, ama yine de bilinçli olarak deneyimlenen şeyin ne olduğu konusunda bizi tahmin yürütmeye zorluyor. En ayrıntılı beyin taramalarına bakmak, Chuck Close'un bir tablosundaki tek tek pikselleri incelemek size tablonun genel bir hissini vermekten daha fazla, aşk ya da umutsuzluk yaşadığımızda hissettiklerimizi yakalamaz. Zihin hakkında ne kadar az şey bildiğimizi vurgulamak için, bazı ünlü filozofların hâlâ zihnin davranışlarımızda bir rol oynayıp oynamadığını ciddi olarak tartıştıklarını bilmemiz yeterlidir.
-
354
Korsan Tercüme Mantıksal Yanılgı Michael Withey
Korsan Tercüme Mantıksal Yanılgı Michael Withey Hep tartışmayı bir satranç oyunu gibi düşünmüşümdür. Kuralları vardır, ama kuralların ötesinde, bazıları diğerlerinden daha stratejik olan sayısız hamle vardır. En kötü oyuncular, ucuz numaralara kananlar, önlenebilir hatalar yapanlar ve böylece kolayca yenilirler, bu kuralları ve taktikleri iyi anlamayanlardır. On yıllık resmi münazara deneyimimden öğrendiğim bir şey varsa, o da münazaraların farklı olmadığıdır: Kurallar ve taktikler hakkında iyi bir anlayışa sahip değilseniz, muhtemelen kötü bir performans sergileyecek ve yenileceksiniz. Bazı şeyler açıkça doğrudur, bazılarıysa açıkça yanlıştır. Çoğu insan bunları hemen fark edebilir. Neyse ki, dünyada başka her şey bu kadar net değil, özellikle de politika yapıcıların, iş dünyasının liderlerinin ve akademisyenlerin üzerinde kafa yorduğu karmaşık meseleler söz konusu olduğunda: Hükümetimiz adına ne kadar iç gözetim kabul edilebilir? Çevre pahasına ekonomik gelişme nasıl devam etmeli? Çocukların ebeveynlerine karşı ne tür bir görevi var? Kişisel olarak ve kolektif olarak hayattan ne istemeliyiz? Satrançta ustalaşmak ile tartışmalarda ustalaşmak, çok önemli bir açıdan farklılık gösterir: Herkes satranç oynamayı öğrenmek zorunda değildir, ama istisnasız herkes tartışmalarla karşılaşır. Tartışmanın kurallarını ve taktiklerini öğrenmek (bu kitabın konusu) doğru dilbilgisi öğrenmek ya da yemek pişirmek gibi temel bir yaşam becerisidir. Doğru, bunlardan hiçbirinde usta olmadan da hayatta kalabilirsiniz, ama hayatınız büyük olasılıkla ölçülebilir ölçüde tehlikeye girecektir. Tartışmalarda ustalaşmak hayatınızı nasıl daha iyi hale getirir? Öncelikle, politik, ekonomik, akademik ve kişisel öneme sahip sorulara cevap bulmanıza yardımcı olur. Temelde, bu sorular sizden, çoğu zaman spekülatif olarak, birçok farklı ve sıklıkla karşıt olan konuları ve değer önerilerini tartmanızı ister. Başka bir deyişle, açıkça tartışmaya yer bırakıyorlar, bu yüzden en iyi yanıtların, argümanları en ikna edici şekilde kavrayanlardan gelmesi şaşırtıcı değil. Belki de her şeyden önce, bir başkasının mantıksal hilesine kanmaktan kaçınmak istersiniz. Bu kitabın, gerçek hayattan örneklerle dolu uzun bir liste sunabilmesi, bir gerekçenin sizi ikna etme olasılığının ne kadar yüksek olduğunu gösterir. Akrabalarımızdan iş arkadaşlarımıza ve seçilmiş yetkililere kadar herkes, bizi yanlış olabilecek ya da kendi çıkarımıza aykırı olabilecek teoriler konusunda ikna etmekle ilgileniyor, çünkü bunu yapmak onların çıkarına. İlk başta aldatıldığınızı fark edemezseniz, bu insanları nasıl sorumlu tutabileceksiniz? Farkındalık, işte anahtar budur ve bu kitap tam da bu beceriyi öğretir. Diğer yaşam becerileri gibi, mantık suistimallerinin ne zaman yapıldığını fark etmek de sonunda ikinci doğa haline gelir - bir tartışma hakkında bir şeyler balık gibi göründüğünde bunu bilirsiniz. Ve diğer beceriler gibi, herkes de sonunda yetkin hale gelmeden önce bir eğitim kılavuzuyla başlamalıdır. Sonuçta, bu yeterlilik başkalarıyla olan ilişkilerinizi iki şekilde geliştirecektir. Birincisi, mantıksal bir ihlal meydana geldiğinde, kandırılmayacaksınız! Bunun yerine, bunu gösterebileceksiniz. Yıkıcı bir karşılık, bildiğimiz gibi, çoğu zaman bir tartışmanın sonudur. Bazen, bir safsatanın tam adını kullanırsanız, bu, geri dönüşünüze bir otorite cilası katabilir, ama gündelik konuşmaların çoğu muhtemelen daha incelikli bir yaklaşım gerektirir. Bu kitap, cevabınızı nasıl uygun bir şekilde oluşturabileceğiniz konusunda özel bir not düşüyor. İkincisi ve en önemlisi, kendi argümanlarınızı daha iyi inşa ettiğinizi göreceksiniz (ve can yakıcı bir geri dönüşün alıcı tarafında olmaktan kaçınacaksınız). Başkalarının argümanlarının zayıflıklarını fark etmek, kendi potansiyel zayıflıklarınızı da fark etmek anlamına gelir. Bu inanılmaz derecede yararlı bir şey çünkü günlük hayatınızda sürekli birilerini bir şeye ikna etmeniz beklenir: bir mülakatı yapan, bir öğretmen, bir kardeş, bir arkadaş, vb.
-
353
Turnike Hakan EROL
itaat ederek Allah için FİİLİ LİVATAYLA huşu buldular. Biat edenin sınavı.... TV Kanalında yaptıklarını sergilerken İslam ile alakalı olduğu için dindar ve inançsız ama korkakların her türlü insanlık dışı TECAVÜZ İSTİSMAR gibi insanlık suçlarını görmezden geldiğinin bir örneğidir. Adnan Oktar, Independenta tankerinde olduğu gibi yaşanan her olayı kendisine bağlıyor ve "mehdilik" indiği imasını cemaat içerisinde fazlasıyla kullanıyordu. Cemaat içinde "mehdi" olarak görülen Oktar'ın, Kuran'da geçen "Allah Resulüne ve içinizden emir sahiplerine itaat edin" mealindeki ayetleri de kendisine yorarak, bunu Kuran'ın bir emri durumuna getiriyordu. Cemaatte Oktar'a isyan, Allah'a isyan olarak yorumlanıyordu. Adnan Oktar'a hizmet etmenin, talimatlarına sorgulamadan uymanın imanın bir gereği olduğu, aksi takdirde cehennemlik olunacağı anlatılarak müritlere benimsetiliyordu. 1993-1994 yıllarında Kuran'a göre diyerek dilini eğip büküp, dışındaki kızlar ile oral ve anal seksin duruma ve kişiye göre serbest olduğu fetvasını verdi. Bu yıllardan itibaren artarak cemaatte herkes serbest olmaya başladı 1992-1993 yıllarında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Harbiye Orduevi'nin en üst katında görüştüğünü, Özal'ın kendisine, "Böyle gençlik istiyorum, bir elinde Kuran, bir elinde bilgisayar" dediğini de anlatıyordu. Yani Özal, Oktarcılar gibi gençlikle övünüyordu! Ve günümüze kadar SAYISIZ MİLLET VEKİLİ, BAKAN, BAŞBAKAN... Ne zaman insan oluruz? Allah ve Allahçıların insanlardan korktukları, DİN VE DUYGU SÖMÜRÜLERİNİN KANUNLAR KARŞISINDA TİTREDİKLERİ zaman.....
-
352
BİAT TOPLUMUNUN RUHSAL KÖKENLERİ Özerk Benlik Kul Benlik
BİAT TOPLUMUNUN RUHSAL KÖKENLERİ Özerk Benlik Kul Benlik PROF. DR. M. ORHAN ÖZTÜRK Toplumumuzda günden güne artan kadın cinayetlerinin, çocuk istismarlarının, hayvanlara karşı şiddetin, doğaya ve çevreye karşı vurdumduymaz davranışların temelinde nasıl bir ruh hali vardır? Toplumun ve devlet yönetiminin hemen her kesimini sarmış görünen değerler yozlaşmasının kökenleri nelerdir? Cumhuriyetin önemli atılımlarının ve Dil Devrimi'nin, özerk benlikli yurttaşlar yaratmadaki rolü nedir? Sorunlarımızın kaynaklarını tanımadan neyle savaşacağımızı bilebilir miyiz? 70 yıla yakın süredir ruh hekimliği yapan Prof. Dr. M. Orhan Öztürk, eşsiz bilgi birikimi ve gözlemleriyle tüm bu sorulara yetkin yanıtlar veriyor; özerk benlik, kul benlik kavramlarını, "biat toplumunun ruhsal kökenleri'ni örneklerle tanımlamaya çalışıyor. Ülkemizde kişilik gelişmesinde özerk benlik duygusunu kısıtlayan, kul benliği besleyen gelenekleri, inançları, toplumda kadının yerini, ailede ve toplumda egemen olan baskıcı, kısıtlayıcı eğitim-öğretim düzenini irdeliyor, temel sorunların çözüm yollarını imliyor.
-
351
Stratejik Vizyon Amerika ve Küresel Güç Buhranı Zbigniew Brzezinski
Stratejik Vizyon Amerika ve Küresel Güç Buhranı Zbigniew Brzezinski Bu kaynak, Zbigniew Brzezinski'nin stratejik görüşlerini temel alan, Amerika'nın küresel gücünün gerilemesi ve 2025 sonrası yeni jeopolitik dengeyi analiz eden bir kitap özetinden oluşmaktadır. Kitap, Amerika'nın gerileyen gücünü, Amerikan rüyasının sonunu, Amerika sonrası dünyada yaşanacak kaosu ve yeni bir jeopolitik dengenin oluşumunu ele almaktadır. Ayrıca, Çin ve Hindistan'ın yükselişi, Avrupa'nın yeniden yapılanması ve Amerika'nın Orta Doğu politikası gibi konuları da kapsamaktadır. Sezen Yalçın ve Abdullah Taha Orhan tarafından yazılan özet, kitabın ana hatlarını ve Brzezinski'nin analizlerini sunmaktadır. Batı’nın Gerileyişi: Brzezinski, Batı'nın küresel güçteki hegemonyasının azalmakta olduğunu belirtir. Özellikle ABD ve Avrupa'nın ekonomik ve siyasi gücündeki düşüşe dikkat çeker. "Küresel güç dağılımının Batı’dan Doğu’ya kaymasının nedenleri nelerdir ve bu yeni durum, insanlığın siyasi uyanışından nasıl etkilenmektedir?" sorusunu sorarak bu değişimi sorgular. Avrupa'nın kendi içindeki bölünmüşlüğü ve liderlik sorunları, Batı'nın küresel arenadaki etkinliğini azaltmaktadır. "Avrupa’nın 20. yüzyılın yarısında görülen kolektif intihar girişimlerine rağmen, 1990’larda kısa süreliğine Batı, her biri dönüş aşamasında olabilir gibi görünüyordu." ifadesi, bu dönemdeki karmaşıklığı özetler. "Küresel egemenlik kavramının kendisinin, geçici bir tarihsel gelişimdir" ifadesi, Batının kalıcı olmadığını vurgular. Asya’nın Yükselişi ve Küresel İktidarın Dağılması: Kitap, Çin ve Hindistan gibi Asya güçlerinin yükselişini ve küresel düzendeki etkisini vurgular. "21. yüzyılın ilk on yılında, küresel güç merkezinin Batı'dan Doğu'ya doğru kaymasıyla artan küresel siyasi uyanış ve 1990’larda dünyanın tek süper gücü olma vasfıyla ortaya çıkan Amerika’nın yurtiçinde ve uluslararası düzeyde yetersiz performansının kümülatif sonucudur." Bu yeni güç dengesi, ABD için bir meydan okuma ve aynı zamanda stratejik bir fırsat olarak görülmektedir. "Küresel iktidarın dağılımı, küresel güç dağılımı Batı'dan Doğu'ya kayması, dünyanın en kalabalık ülkesi ve küresel hedefleri olan sömürgeci Hindistan'ın dünya sahnesine çıkışıyla hızlanmıştır." Amerikan Rüyasının Sönmesi: Brzezinski, "Amerikan rüyası" kavramının zayıfladığını ve Amerika'nın iç sorunlarla mücadele ettiğini belirtir. “Amerikanın'ın, yalnızca Amerika Birleşik Devletleri, yapısal olarak sahip olduğu tüm eşsiz güçlerini kullanarak iç meselelerinin üstesinden gelmek, dünyanın hayranlığını yeniden kazanmak ve sistemik üstünlüğü yeniden canlandırmak amacıyla yola çıkan dış politikasını yeniden yönlendirmek zorundadır.” ifadesi, bu gerçeğin altını çizer. "Amerikanın'nın özün süreklilik temelini gücünü motivasyon kaynağı olan idealizm ve materyalizmi bir araya getirmesinden kaynaklanmaktadır." ifadesiyle idealizmin önemini vurgular. ABD'nin uzun süren emperyal savaşları, ekonomik ve siyasi kaynaklarını tüketmektedir. "Amerika’nın uzun süren emperyal savaşının birincil nedeni, yeni güç kazanan, uzun vadeli jeopolitik hedefi belirleyemeyen ve geleneksel olarak desteklenmeyen askeri müdahaleleri beraberinde getirmesidir." Amerika Sonrası Dünya: 2025'te Çin Egemenliği Yok Ama Kaos Var: "2025'e gelindiğinde, küresel egemenlik yerine bir dizi karmaşa yaşanacak" öngörüsüyle, ABD'nin tek başına gücünü kaybetmesinin, yeni bir egemenlik yaratmayacağını belirtir. Bu, daha çok belirsizlik ve çatışma potansiyeli içeren bir ortam anlamına gelir. "Eğer var olan bir iktidar bunalımı, belirsizlik, rakiplerin gerginliği, artırır eden bir liderin bulunmaması halinde ortaya çıkarak, liderlerin hizmet ederek veya liderlik etme davramışları sebep olabilir." Çeşitli devletler küresel rekabete girdikleri için "Küresel varlıklar" kavramı öne çıkar. "Yeni coğrafi varlıklar, jeopolitik ve ekonomik alanlarda, varlıkları koruma ve denge oluşturma konusunda önemlidir."
-
350
Korsan Tercüme Yanlış İnanç Anlayışının Paradoksu Sosyal Bilişin Gelişimi İçin Bilişsel ve Durumsal Faktörlerin Rolü Julia Wolf’
Korsan Tercüme Yanlış İnanç Anlayışının Paradoksu Sosyal Bilişin Gelişimi İçin Bilişsel ve Durumsal Faktörlerin Rolü Julia Wolf İnsanlar sosyal canlılardır. Gruplar halinde yaşar ve sürekli olarak diğer insanlarla etkileşim halinde oluruz. Bu nedenle, sosyal biliş -diğerlerini anlama ve onlarla etkileşim kurma yeteneğimiz- günlük hayatımızın temel bir parçasıdır. Bu konuyu özellikle ilginç kılan şey, diğer insanları anlama ya da onlarla etkileşim kurma biçimimizin, nesneler hakkında düşünme ve onlarla etkileşim kurma biçimimizden farklı görünmesidir. Örneğin, başkalarını yalnızca belirli fiziksel kurallara uyan hareketli nesneler olarak değil, aynı zamanda eylemlerine yön veren zihinsel durumları olan insanlar olarak da anlarız. Örneğin, arkadaşım buzdolabına doğru giderken, bunu yalnızca bazı fiziksel yasalar ve düzenlilikler açısından (bunlar altta yatan bir neden olabilir) değil, onun atıştırma arzusu açısından yorumlarım. Benzer şekilde, kendimi de zihinsel durumlar açısından düşünürüm. Örneğin, kalkıp oturma odasına gittiğimde, bunu kitabımı alma arzum ve kitabımın oturma odasında olduğu inancı açısından yorumlarım. Başkalarını böyle bir anlayışla nasıl anladığımız, bunun neleri içerdiği ve ne zaman geliştiği soruları, uzun zamandır filozofları ve psikologları meşgul eden ve disiplinlerarası çok verimli araştırmalara yol açan sorulardır. Bunun merkezinde, çocuklarda sosyal bilişin gelişimine bakan gelişim psikolojisi alanındaki çalışmalar vardır. Bunun nedeni, çocukların başkalarını anlama yetisini nasıl geliştirdiklerine bakmanın, bu etkinliğin gerçekte ne olduğu hakkında bize bir şeyler söyleyebilecek olmasıdır. Örneğin, bu konu üzerine yaptığım araştırmayı tetikleyen büyük sorulardan biri, diğer insanların zihinsel durumları açısından nasıl bir anlayışa varılabileceğinin mümkün olup olmadığı felsefi sorusuydu (bu sorunun tartışılması için bkz. Avramides, 2001). Bu anlayışın çocuklarda nasıl geliştiğine, bu gelişimi nelerin etkilediğine ve nerelerde yanlış gittiğine bakmak, bu sorunun en azından bazı bölümlerine yanıt bulmaya yardımcı olabilir. Sosyal bilişin gelişimi çok geniş bir araştırma alanıdır. Burada odak noktam bunun belirli ama önemli bir bileşeni olacak: yani çocukların başkalarına inanç atfetme ve davranışlarını bu inançlar açısından anlama becerilerinin gelişimi. Bu, günlük sosyal bilişimizin önemli bir parçası olarak kabul edilir ve literatürde genellikle zihin okuma ya da Zihin Kuramı (ZK) olarak adlandırılır. Zihin okuma becerisinin gelişimi en yaygın olarak, çocukların yanlış inanç görevini (YBD) yerine getirme bağlamında başkalarına yanlış inanç atfetme becerilerinin test edilmesiyle incelenir. Bu görev ve sosyal bilişin gelişimiyle ilgili araştırmaların neden önemli olduğu hakkında daha fazla ayrıntıya 1. Bölümde gireceğim. Şimdilik, görevin ana fikirlerini kısaca tanıtacağım. FBT, çocukların inançlarını, başka birine yanlış bir inanç atfedip atfetmediklerini ve davranışlarını bu inanç üzerine tahmin edip edemediklerini test ederek ölçer. Bu, FBT’yi geçmek için çocuğun diğer kişiye gerçeklikten farklı bir inanç atfedebilmesi ve diğer kişinin davranışının gerçeklikten değil bu inançtan kaynaklandığını anlayabilmesi gerektiği anlamına gelir. Örneğin, FBT’nin klasik versiyonunda, çocuklar bir kuklanın oyuncağını bir yere koyduğunu izlerler. Kukla daha sonra ayrılır ve o sırada oyuncak başka bir yere taşınır ya da sahneden tamamen çıkarılır. Kukla geri döner ve çocuğa kuklanın oyuncağını nerede arayacağı sorulur. Bu çalışmalardan elde edilen en önemli bulgu, 4 yaşından önce çocukların bu tür görevlerde sistematik olarak başarısız oldukları ve bu nedenle çocukların inanç anlayışlarının 4 yaşında geliştiğine dair yaygın bir görüşün ortaya çıktığıdır
-
349
Dinin Kökenleri Sigmund Freud
Dinin Kökenleri Sigmund Freud Dinin Kökenleri, Freud'un dinsel inanç konusundaki görüşlerinin ayrıntılı bir anlatısını sunmaktadır. Freud, dinin bilinçdışı ve ilkel yönlerinin altını çizerek, din ile ilkel toplumların, çocukların ve nevrotiklerin zihinsel yaşamları arasında koşutluklar kurmaktadır.Freud'un en iyi yazılmış yapıtı olarak gördüğü Totem ve Tabu totemcilik, dışevlilik ve tabunun yanı sıra batıl inanç, ruhların varlığına inanma ve büyü gibi ilkel adetlerle inançları incelemekte ve bunları nevrozun ruhçözümsel incelemesiyle çocukların gelişmesi açılarından tartışmaktadır. Tanrı Baba ve Hıristiyan Komünyonu kavramları Freud'un görüşüne göre "ilkel topluluğun ilk babası" kavramından ve bu babanın kurban sunulan bir totem haline getirilişinden türemiştir.Freud'un din üzerine son çalışması olan Musa ve Tektanrıcılık, bireysel ruhbilimin bir ulusal grupla onun dinine geniş ölçüde ve ustaca uygulanmasıdır. Tarihsel ve dinsel hakikatlerin ortaya konması ve bunların çarpıtılarak geleneğe dönüştürülmesi süreçleri anlatılmış, böylece Musa'nın ve tektanrılı dinin kutsal kitaplarındaki betimlemelerde bulunan eksiklikler ortaya çıkarılmıştır.
-
348
Cinsiyet Üzerine Sigmund Freud
Cinsiyet Üzerine Sigmund Freud Cinsiyet Üzerine; Sigmund Freud'un yazdığı, Türkçeye A. Avni Öneş tarafından çevrilen, özellikle çocuklar üzerindeki cinsel bastırımları ele alan kitabıdır. İnsanın ve hayvanın cinsel gereksinimlerini açıklamak için biyolojide bir Cinsel Dürtü nün varlığı kabul edilir; ve aynı şekilde açlığı anlatmak için bir beslenme dürtüsü varsayılır. Bununla birlikte halk dilinde cinsel gereksinim için açlığın karşılığı olan bir kelime yoktur. Bilim dili 'libido' kelimesini kullanırken, Freud bu noktada müdahale etme gereği duyar ve cinsel bastırmaların çocuklar üzerindeki evrilişini ortaya çıkaramaya çalışır. Psikanalizin büsbütün psikolojik olan, bilinçsizlikle, içe atma (bastırma) ile hastalıksal bozuklukları belli eden uyuşmazlıkla, semptomların oluşması mekanizması ile ilintili olan kısımları gittikçe daha genellikle kabul edilse ve göz önüne alınsa bile biyolojiye dokunan ve temel fikirleri bu kitapta açıklanan öğreti bölümü aksine çok sayıda karşıtların itirazına uğramaktadır, hatta bir zaman kendilerini psikanalize vermiş olan düşünürlerden çokları onu bırakmışlar, normal ve patolojik hayatta cinsel öğrenim rolünü kısacak yeni varsayımlar ileri sürmüşlerdir. Bu kitabın kimi parçalarının cinsel yaşamın her beşeri faaliyetteki önemi üzerinde direttiğimiz, cinsellik kavramını genişletmeye çalıştığımız bölümlerinin, her zaman psikanalize karşı direnmelere bahane olarak kullanıldığı olgusunu hatırlatmak gerekir.
-
347
Cihadın mahrem hikayesi Bosna'dan Afganistana Yahya Konuk
Cihadın mahrem hikayesi Bosna'dan Afganistana Yahya Konuk Arkadaşların fikriydi, yer yer istihza yer yer infial ile seslendirmişlerdi, “Bunu da yaz, asıl hikaye burada, her şeyi bu daha iyi özetliyor” demişlerdi ısrarla. Kendisi başıma bu kadar gaile açmışken bir de onun hikayesiyle mi uğraşacaktım. Ne var ki şimdi söylemem gereken yeni birkaç şeyi söyleyebilmek için Cihadın Mahrem Hikayesi’nin hikayesini seri biçimde hülasa etmem gerekiyor. Haci Ahi’nin vuruluşundan, artık benim de gemileri tamamen yakışımdan sonra yazmaya karar vermiştim, 2004 sonlarında. Yazacak, basılması için bir yayıneviyle anlaşacak, kitabın çıkmasını beklemeden basıp gidecektim, Irak Afganistan neresi olursa. Anlatacaklarımın uzun zamandır içimde yoğrulmuşluğu ve damıtılmışlığı, ayrıca gayemin berraklığı sebebiyle kitap oldukça dar bir zaman aralığında tamam oldu, bu hayra alametti, daha tashihine başlamadan yayınevi aramaya başladım. Çıktıyı bir dosya haline getirip koltuğumun altına koydum ve eşiklerinin önüne geldim. Bu kadarını beklemiyordum, böyle olacağını bilsem tek satır yazmayabilirdim. 28 Şubat’ı şöyle böyle kazasız belasız atlatmış, yorgun argın gecikmiş bahara hazırlanan İslamcı yayınevleri daha kitabın ilk kelimesini duyar duymaz bana uzun bir adliye koridorunun sonundan veya hapishane mazgalından bakar gibi oluyorlardı. Niçin kendilerinin seçildiğine dair bin çeşit komplo teorisi imalatına başlıyorlardı içlerinde, camekan gibi gözlerinden içerdeki hummalı imalatı görebiliyordun. Sonrası laf ı güzaftı, kem küm faslından sonra hele ver bir bakalım ne yazmışsın diyen bile olmadı, parmak izleri dosyada çıkmasın diye zahir, ellerini bile sürmediler. Katalogunda rafında Cihad, Hareket, Şehadet kelimeleri geçen kitaplar bulunduran, bu kelimelerden ekmek yemiş yayınevleri anlattıklarım arasında başı çekiyordu. Onlar neden sıra sıra rafta, bu gariban neden tek başına ucuz bir naylonun arasındaydı? Çünkü onların Cihad’ı teorik, farazi, fantastik bir şeydi, maziyi anlatıyordu, hatıraydı, bugün ve gelecek sadet dışı tutulmuştu, en azından yayıncı ve okuyucuları tarafından böyle bir bağlama oturtulmuştu; savcı amcalar bu tarzı hoş görüyorlardı, benimkisi tarzın dışına çıkıyor, tekinsiz vadilerde geziniyordu. Devletin savcıları affetse camianın komiserleri ebediyen affetmezdi. Önüne gelene çatmıştı çünkü. Kimse kayırılmamış, gözetilmemişti. Geçmişi anlatırmış gibi yaparken nabız hep bugün ve yarın için zonk zonk vuruyordu her sayfanın derisinin altında. Ali’si Veli’siyle tüm İslami camiaya Amerikan işgaline karşı askeri bir seferberlik çağrısında bulunuyor, bunu yapmayan ve yapmayacak olanlara karşı dilini huşunetle uzatıyordu, davet etmiyor ihtar ediyordu. Camianın köküne kibrit suyu dökmüyor, bunu yapamıyor ama belki daha kötüsünü yapıp, en dipten bir alternatifi tehditkar biçimde seslendiriyordu. Oysa Türkiye İslamcılığının Amerikan işgaline ve buna karşı Irak’ta ve Afganistan’daki Kaide ve Taliban öncülüğündeki cihada yaklaşımı en saygılı ifadeyle Bekle Gör politikasıydı. Bir sel dağlardan aşağı olanca tehlikesiyle akarken İslamcılarımız arazinin en emniyetli kısımlarına itinayla yerleşme telaşına düşmüşlerdi, üstlerine başlarına su sıçramasına bile razı değillerdi, ben sele atlamayı (mı?) öneriyordum. Benimle ikinci bir kez görüşmeleri bile önlerindeki ilk 30 yıllık kalkınma planlarına zarar verebilirdi. İlçe parti başkanları kadar içtenliksiz gülümsüyorlardı gülümseyecek olduklarında ve bitiriş cümleleri kişilikleri kadar pastörize ve standartizeydi: Hayırlısı olsun... Olsun muhterem.
-
346
Kürt Kapanı Murat Yetkin
Kürt Kapanı Murat Yetkin Yirmi yıl kadar önceydi. İmralı Adası'na getirildiğinin üçüncü günüydü. Savcı Talat Şalk “Nasıl Yakalandın?" diye sorunca, bir çırpıda ağzından dökülmüştü kelimeler: "Ben de bilmiyorum nasıl yakalandığımı." Bu yanıttan yirmi yıl kadar önce bağımsız Kürt devleti hedefiyle PKK'yı kurmuş olan Abdullah Öcalan, bu yanıttan yirmi yıl sonra hâlâ İmralı'da hapis yatıyor; on binlerce cana mal olan bir silahlı kalkışmanın sorumlusu olarak ömür boyu hapse mahkûm. Yirmi yıldır 20 metrekarede yaşıyor. Yok, düzeltelim, yirmi metrekareye geçmesi beş yıl önce, 2014'te oldu. 2014 yılı, “çözüm süreci" adı verilen, PKK [Partiya Karkerên Kurdistan-Kürdistan İşçi Partisi] ile dolaylı görüşmelerin neredeyse elle tutulacak kadar sonuca yaklaştığı bir yıldı. Suriye İç Savaşı'nın bir yan ürünü olarak 2013'te kurulup, sergilediği cehennemi şiddetle, önüne geleni yutarak ilerleyen IŞİD, Ocak 2014'te Suriye'nin Rakka şehrinden sonra haziranda Irak'ın ikinci büyük şehri Musul'u almış ve Türkiye sınırında, Suruç'un karşısındaki Ayn el Arab, ya da Kobani'yi kuşatmıştı. Hükümet, uyarılara karşı boşaltmakta gecikince IŞİD [ed-Devlet'ül Islamiyye fi 'l-'Irak ve'ş-Şam-Irak ve Şam İslam Devleti] militanları Türkiye başkonsolosluğunu basarak, Başkonsolos Öztürk Yılmaz dahil 49 kişiyi, fidye beklentisiyle rehin almıştı. İşin doğrusu, Ankara, IŞİD'in şimdiye kadarki selefi İslamcı örgütlerden, hatta El-Kaide'den bile çok farklı bir yapı olduğunu teşhis etmekte gecikmiş, bu yüzden IŞİD'e yardım ettiği eleştirilerine maruz kalmıştı. Belki diğer ülkeler de ilk başta anlayamamıştı ama bir tek Türkiye'nin Suriye ile 911 kilometre sınırı vardı; en büyük riske Türkiye maruz kalıyordu. Nitekim Türkiye tarihinin bir defada en çok kişinin öldürüldüğü terör saldırısınu 10 Ekim 2015'te Ankara Ganı önünde IŞİD yapacaktı; Ankara Katliamı'nda 103 kişi öldürüldü, en az 390 kişi yaralandı. MIT Irak'taki Sünni aşiretleri araya koyarak esirleri serbest bıraktırma yolları ararken, Kobani'yi ziyaret edip dönen HDP eşbaşkanı Demirtaş, seçileli iki ay bile olmamış Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a Kobani'de IŞİD'e karşı PYD'yi destekleme çağrısında bulunmuştu. Çağrı yanıtsız kalınca da HDP, halkı "Kobani ile dayanışma” yürüyüşlerine çağırmıştı. Diyarbakır, Batman, Şırnak, Van başta olmak üzere HDP'liler sokağa dökülmüş, 53 kişinin öldürülmesi, 360 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan 6-8 Ekim olayları böyle başlamıştı. İki yıldır ilk defa kan dökülüyordu. Ve olaylar, Öcalan'ın el yazısıyla yazdığı mektubun Sırrı Süreyya Önder tarafından (uçak korkusu nedeniyle otomobil kullanarak) Kandil'e ulaştırılmasıyla bastırılabilmişti. Bu ağır bir durumdu: Ankara bütün dünyanın dehşet içinde lanetlediği IŞİD ile mücadele için şartlar öne sürmesinin Batı âleminde yaratacağı tepkiyi hesaplayamamış, ABD'nin zorlamasına maruz kalmıştı. Aslında daha 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde Demirtaş'ın "Seni başkan yaptırmayacağız” sözlerinden çok önce, diyalog süreci o telefon görüşmesiyle dağılmaya başlamıştı. Kandil, artık ABD ile müttefik oldukları düşüncesiyle Ankara'ya yeni müzakere çerçevesi dayatmış, Ankara bunu ancak silah bırakma söz konusu olursa görüşeceğini söylemiş, ancak Öcalan'ın 21 Mart Nevruz konuşmasında beklenen silah bırakma çağrısı gelmemişti. Sonrasını biliyoruz. ABD, Türkiye'nin bütün itirazlarına karşı PKK'nın Suriye kolu PYD [Partiya Yekîtiya Demokrat-Demokratik Birlik Partisi] ve onun silahlı kolu YPG'yi [Yekîneyên Parastina Gel-Halk Savunma Birlikleri] “kara gücü", bir tür lejyoner birliği olarak ortak aldı. PKK ile ilişkisini perdelemek için ona SDG [Suriye Demokratik Güçleri] gibi paravan bir isim taktırdı. Ve bugünlerde ABD Başkanı Donald Trump'ın Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun da dediği gibi Suriye'den çıksalar bile “boğazlanmalarına izin vermeyeceklerini" beyan ediyorlar. Nereden nereye değil mi?
-
345
BÜYÜK SATRANÇ TAHTASI Zbigniew Brzezinski
BÜYÜK SATRANÇ TAHTASI Zbigniew Brzezinski Amerika’nın küresel üstünlüğü ve bunun jeostratejik gereklilikleri Süpergüç Siyaseti Avrasya yaklaşık olarak beş yüz yıl önce, kıtaların siyasi olarak etkileşimde bulunmaya başlamasıyla birlikte, dünya iktidarının merkezi olmuştur. Avrasya’da yaşayan insanlar, farklı biçimlerde, farklı zamanlarda -her ne kadar bu çoğunlukla Batı Avrupa bölgesinden de olsa- dünyanın diğer bölgelerine nüfuz etmiş ve egemen olmuş, bu süreçte bu özel konuma erişen Avrasya devletlerinden her biri, dünyanın baş iktidarı olma ayncalığının keyfini sürmüştür. Yirminci yüzyılın son on yılı, dünya meselelerinde tektonik bir değişime şahit oldu. Tarihte ilk kez, Avrupalı olmayan bir güç Avrupa iktidar ilişkilerinin başhakemi olmakla kalmadı, aynı zamanda dünyanın en büyük gücü olarak belirdi. Sovyetler Birliği’nİn başarısızlığı ve çöküşü. Batı Yarıküre’-den bir gücün, Amerika Birleşik Devletleri’nin, tek başına ve aslında gerçek anlamıyla ilk küresel güç olarak hızlı yükselişinin son hamlesiydi. Ancak, Avrasya jeopolitik önemini yitirmemiştir. Avrasya’nın batı bölgesi Avrupa, halen dünya siyasetinin ve ekonomik gücün pek çok yönden merkezi olmaya devam ederken, doğu bölgesi Asya da yakın zamanlarda ekonomik büyümenin ve yükselen siyasi nüfuzun önemli bir merkezi olmuştur. Bundan dolayı, bütün dünya ile uğraşan Amerika’nın karmaşık Avrasya iktidar ilişkileriyle nasıl baş ettiği sorusu ve özellikle baskın ve rakip bir Avrasya iktidarının ortaya çıkışını engelleyip engelleyemeyeceği noktası Amerika’nın küresel üstünlüğünü kullanma kapasitesine bağlı kalmaktadır. Bunun sonucu olarak, iktidarın çeşitli yeni boyutlarını -ticaret ve finansa ilaveten, teknoloji, iletişim ve enformasyon- geliştirmenin yanı sıra. Amerikan dış politikası jeopolitik merkezli olmayı sürdürmeli ve Avrasya’daki nüfuzunu Amerika’nın siyasi hakem olduğu kalıcı kıtasal dengeyi yaratmak için kullanmalıdır. Bu nedenle Avrasya, küresel üstünlük mücadelesinin oynandığı satranç tahtasıdır ve mücadele jeostratejiyi, yani jeopolitik çıkarların stratejik idaresini de içerir. 4O’lı yıllar kadar yakın zamanlarda her biri küresel gücü elde etmeyi ümit eden Adolf Hitler ve Joseph Stalin (o yılın kasım ayındaki gizli görüşmelerde), Amerika’nın Avrasya’dan dışlanması gerektiği konusunda açıkça anlaştılar. Her ikisi de Avrasya’nın dünyanm merkezi olduğu ve Avrasya’yı kontrol edenin dünyayı da kontrol edeceği varsayımını paylaşıyorlardı. Yarım yüzyıl sonra bu durum yeniden tanımlandı: Amerika’nın Avrasya’daki üstünlüğü etkisini ve gücünü uzun süre koruyabilir mi ve daha hangi maksatlarla kullanılabilir? Amerikan siyasetinin mutlak hedefi, uzun vadeli eğilimleri ve insanlığın temel çıkarlarını korumada tam anlamıyla katılımcı küresel ortaklığı biçimlendirmek için, müşfik ve ileri görüşlü olmalıdır. Ama aynı zamanda Avrasya’ya hükmetmeye muktedir, dolayısıyla Amerika’ya da meydan okuyabilecek Avrasyalı bir rakibin ortaya çıkmaması zorunludur. Bu nedenle kapsamlı ve bütünleşmiş Avrasya jeostratejisini oluşturmak bu kitabın amacıdır.
-
344
Korsan Tercüme Teröristlerin Psikolojisi: Profilleme ve Karşı-Eylem Raymond H. Hamden
Raymond H. Hamden tarafından yazılan "Teröristlerin Psikolojisi: Profilleme ve Karşı-Eylem" adlı kitap, terörizmin tarihçesini, farklı terörist tiplerini (etno-coğrafi politik ve dini teröristler, intikamcı teröristler ve psikopat teröristler), profilleme stratejilerini ve terörizmle mücadele tekniklerini ele alıyor. Kitap, teröristlerin psikolojik profillerini oluşturmak ve bunlara karşı müdahale yöntemleri geliştirmek için kapsamlı bir çerçeve sunuyor. Ayrıca, medya, radikalizasyon ve terörle mücadele politikaları arasındaki ilişkiyi de inceliyor. Hamden'in araştırması, terörizmin karmaşık doğasını anlamak ve etkin müdahaleler geliştirmek için çok yönlü bir yaklaşımı savunuyor. Profilleme, suç mahallindeki davranışları değerlendirerek teröristlerin kişisel yaşamları ve karakteristikleri hakkında bilgi edinmeyi hedefler. Bu bilgiler, soruşturmaları yönlendirmede önemli rol oynar. Terörist profillemesinde kullanılan başlıca yöntemler şunlardır: Bireysel Profilleme: Teröristlerin kişisel geçmişlerini analiz ederek, casusluk, sabotaj, hükümeti devirme gibi eylemlere eğilimlerini belirlemeyi amaçlar. Bu analizde sosyoekonomik ve psikopatolojik faktörler incelenir. Sosyoekonomik Profilleme: Bireyin sosyal statüsü, eğitimi, geçim kaynakları, medeni hali gibi faktörler üzerinden terörist eğilimini belirlemeye çalışır. Teröristlerin genellikle orta veya üst sınıftan ve yüksek eğitimli olduğu görülmüştür, ancak bu durum zamanla ve yere göre değişebilir. Patolojik ve Psikolojik Profilleme: Terörist eğilim ile psikopatolojik davranışlar arasında ilişki kurmayı hedefler. Geçmişte yaşanan travmalar, cinsel yoksunluk veya baskıcı ortam gibi faktörler incelenir. Bu profilleme, çeşitli kişilik kategorilerini ve davranış bozukluklarını değerlendirir. Grup Profilleme: Terörist grupların sosyal etkilerini ve motivasyonel temellerini anlamaya odaklanır. Grup içindeki sosyalizasyon ve beyin yıkama süreçleri analiz edilir. Örgütsel Profilleme: Terörist örgütlerin yapısını, işleyişini ve ideolojisini inceleyerek örgütlenme dinamiklerini anlamaya çalışır. Bu, örgütün nasıl yeni üyeler kazandığı ve ideolojiyi nasıl yaydığını anlamayı içerir. Irksal, Cinsiyet ve Yaş Profillemesi: Irk, cinsiyet ve yaş gibi faktörleri dikkate alarak profilleme yapar. Ancak bu tür profilleme yöntemleri hem ayrımcı hem de yanıltıcı olabilir. Örneğin, erkek teröristlerin sayısal çoğunluğu olsa da, kadınlar da terörist eylemlerde önemli roller üstlenir. Terörist profillemesinin sınırlamaları da bulunmaktadır: Genellemelerin Zorluğu: Teröristler, etnik, ekonomik ve sosyal kökenler açısından karmaşık bir yapıya sahiptir ve genellikle gezgin veya göçmen olabilirler. Bu nedenle, tek bir profile oturtulmaları zordur. Aşırı Basitleştirme Riski: Teröristlerin sadece psikolojik veya politik bir olgu olarak görülmesi, karmaşık motivasyonları ve etkenleri göz ardı etmeye yol açabilir. Ayrımcılık ve İnsan Hakları İhlalleri: Irk, din gibi faktörlere dayalı profilleme, insan haklarını ihlal edebilir ve toplumda ayrımcılığı artırabilir. Bu tür uygulamalar, hedef alınan grupların toplumdan dışlanmasına ve yetkililere olan güvenin azalmasına yol açabilir. Gizlilik ve Kaçma Becerisi: Teröristler, gizlenme ve kaçma konusunda uzmandır. Bu durum, profilleme çalışmalarını zorlaştırır ve teröristlerin belirlenmesini güçleştirir. Değişkenlik: Terörizm, siyasi ortama bağlı olarak değişebilir ve sosyal ve ekonomik koşullar değiştikçe teröristlerin demografik yapısı da değişebilir. Bu nedenle, profilleme çalışmalarının sürekli olarak güncellenmesi gerekir. Psikolojik Profillerin Yetersizliği: Teröristlerin psikolojik profillerini oluşturmak zordur, özellikle de gözaltında tutulan ve henüz sorgulanmamış teröristler için. Son olarak, terörist profilleme henüz mükemmel bir yöntem değildir. Deneyim ve bilimsel araştırmalarla geliştirilecek kanıta dayalı yöntemlerle profilleme stratejileri objektif olarak yönlendirilebilir.
-
343
SELEFİ İDEOLOJİ VE ŞİDDETİN MOTİVASYONLARI Mesut ÖZDİL
SELEFİ İDEOLOJİ VE ŞİDDETİN MOTİVASYONLARI Mesut ÖZDİL İslam’ın tarihte yaşamış olduğu ve günümüze miras kalan en büyük bunalımı, problemleri kendi iç bütünlüğü içinde değerlendirneme, içtimai meselelere nasstan ve fikirden hareket etmeye çalışmak olmuştur. Uygun olanı sosyal realitenin içinde aramak bu şekilde ihmal edilmiş, olgular görmezden gelinmiş hülasa akliliğin ve insani görüşün akamete uğramasını beraberinde getirmiştir. Selefe göre ideal hayat “Asr-ı Saadef’te yaşanmış, hakikat geçmişte aranmıştır. Tanrı ve Peygamberin kutsadığı ilk nesiller eliyle din tamamlanmıştır, Selef kendi asrında bütün meseleleri çözmüş, bütün beşeri ihtiyaçları temin edilmiştir. Diğer dinlerde olduğu gibi İslam’da da radikal bir zihni arkaplanın taşıyıcısı konumunda olan gruplar mevcuttur. Bu radikallik küresel ve bölgesel bir alanda teolojik, politik ve sosyolojik bir çerçevede şiddet ile anılır hale gelmiştir. İslam, radikal olma ve şiddet vasıtasıyla, Selefi hedeflerin aracı haline gelmiştir. Selefıliğin, intihar saldırıları, masumların öldürülmesi gibi şiddet olaylarını onaylayan radikal yorumunun mümkün oluşunu sağlayan koşulların sorgulanması; şiddet yoluyla “iyiliği eınretme, kötülükten ahkoyma”nın İslâmî bir söylem içerisinde nasıl uygulanacağının gösterilmesi ve Selefıliğin İslam dini içerisindeki konumunu anlamak bakımından önemlidir. Bu çalışmada dinin şiddet eyleminin neresinde yer aldığı, dini radikalizm içinde dini idealizmin yeri, eylemlerin ve fikri dünyanın Îslamî meşruiyeti sorunu, eylemlerde dini motivasyon ve meşrulaştırma problemleri ele alınmaktadır. Şiddet ve terör eylemleri ile radikalizm arasında kurulan bağın makul olmadığı görülmektedir.
-
342
Meraklısı için Ortadoğu Kitabı Bölüm 3/3 Murat Yetkin
*Meraklısı için Ortadoğu Kitabı Bölüm 3/3 Murat Yetkin* Bu kitabı okumadan ve tüm istihbarat oyunlarını, emperyalizm, kapitalizm ve çıkar savaşlarını öğrenmeden konuşanlar ZIR CAHİLDİR. Özellikle Osmanlıcılık ve Müslümanlık kimliğiyle kendilerini küçük düşürenlere öğrenmek için verilen bir fırsat. Değerlendiren öğrenir, değerlendirmeyen cemaat tarikat zır cahil ortamda kendini kandırarak sefaleti ve vatansızlığı kucaklar. "Ortadoğu geçmiş zamanla yazılamaz, şimdiki zamanda yazılmaktadır." Türkiye'nin dört Cumhurbaşkanı Filistin Cephesi'nde çarpıştı, ikisi İngilizlerin Mısır'daki esir kampında kaldı. Hepsi Kurtuluş Savaşı'nda on saflardaydı. Türkiye'nin üç Cumhurbaşkanı, zamanında Sovyetler Birliği olan Rusya'ya karşı İsrail ve Iran'la kurulan gizli istihbarat işbirliği anlaşmasında görev almıştı. Uygarlıkların ve savaşların beşiği Ortadoğu'da rüzgârların ve ittifakların ne kadar çabuk yön değiştirdiğini biliyorlardı. Nitekim Türkiye'nin NATO müttefiki ABD'nin bir başkanı, PKK liderinin yakalanıp hapsedilmesine yardımcı olurken, bir başkasının PKK'nın Suriye koluyla askeri işbirliğine gittiğine tanık olduk. Kitapta "Başka bir Suriye siyaseti mümkün müydü?" sorusuna yanıt ararken, Gazze faciasıyla dünyanın vicdanını kanatan İsrail-Filistin çatışmasını ya da Kürt milliyetçiliğini mercek altına alırken, bütün bunların bir asır önce yarım kalmış hesaplardan ayrı düşünülemeyeceğine tanık olacaksınız. Siyasal İslamcılığı uluslararası ilişkilerde kullanma fikrinin İngiliz icadı olmayıp onların başka bir müttefikimizden kopya çekip geliştirdiğine de... Düşünün ki “Ortadoğu" ifadesi bile bizlere, bölgemizin halklarına ait değil: Nerenin ortası, nereye göre doğu, değil mi? Kitapta bulacaksınız. Coğrafyamızda yüzlerce kez tekerrür eden tarih elbette geçmiş zamanla anlatılamaz, her gün haberlerde yazılmaya devam ediyor.
-
341
Meraklısı için Ortadoğu Kitabı Bölüm 2/3 Murat Yetkin
*Meraklısı için Ortadoğu Kitabı Bölüm 2/3 Murat Yetkin* Bu kitabı okumadan ve tüm istihbarat oyunlarını, emperyalizm, kapitalizm ve çıkar savaşlarını öğrenmeden konuşanlar ZIR CAHİLDİR. Özellikle Osmanlıcılık ve Müslümanlık kimliğiyle kendilerini küçük düşürenlere öğrenmek için verilen bir fırsat. Değerlendiren öğrenir, değerlendirmeyen cemaat tarikat zır cahil ortamda kendini kandırarak sefaleti ve vatansızlığı kucaklar. "Ortadoğu geçmiş zamanla yazılamaz, şimdiki zamanda yazılmaktadır." Türkiye'nin dört Cumhurbaşkanı Filistin Cephesi'nde çarpıştı, ikisi İngilizlerin Mısır'daki esir kampında kaldı. Hepsi Kurtuluş Savaşı'nda on saflardaydı. Türkiye'nin üç Cumhurbaşkanı, zamanında Sovyetler Birliği olan Rusya'ya karşı İsrail ve Iran'la kurulan gizli istihbarat işbirliği anlaşmasında görev almıştı. Uygarlıkların ve savaşların beşiği Ortadoğu'da rüzgârların ve ittifakların ne kadar çabuk yön değiştirdiğini biliyorlardı. Nitekim Türkiye'nin NATO müttefiki ABD'nin bir başkanı, PKK liderinin yakalanıp hapsedilmesine yardımcı olurken, bir başkasının PKK'nın Suriye koluyla askeri işbirliğine gittiğine tanık olduk. Kitapta "Başka bir Suriye siyaseti mümkün müydü?" sorusuna yanıt ararken, Gazze faciasıyla dünyanın vicdanını kanatan İsrail-Filistin çatışmasını ya da Kürt milliyetçiliğini mercek altına alırken, bütün bunların bir asır önce yarım kalmış hesaplardan ayrı düşünülemeyeceğine tanık olacaksınız. Siyasal İslamcılığı uluslararası ilişkilerde kullanma fikrinin İngiliz icadı olmayıp onların başka bir müttefikimizden kopya çekip geliştirdiğine de... Düşünün ki “Ortadoğu" ifadesi bile bizlere, bölgemizin halklarına ait değil: Nerenin ortası, nereye göre doğu, değil mi? Kitapta bulacaksınız. Coğrafyamızda yüzlerce kez tekerrür eden tarih elbette geçmiş zamanla anlatılamaz, her gün haberlerde yazılmaya devam ediyor.
-
340
Meraklısı için Ortadoğu Kitabı Bölüm 1/3 Murat Yetkin
Meraklısı için Ortadoğu Kitabı Bölüm 1/3 Murat Yetkin Bu kitabı okumadan ve tüm istihbarat oyunlarını, emperyalizm, kapitalizm ve çıkar savaşlarını öğrenmeden konuşanlar ZIR CAHİLDİR. Özellikle Osmanlıcılık ve Müslümanlık kimliğiyle kendilerini küçük düşürenlere öğrenmek için verilen bir fırsat. Değerlendiren öğrenir, değerlendirmeyen cemaat tarikat zır cahil ortamda kendini kandırarak sefaleti ve vatansızlığı kucaklar. "Ortadoğu geçmiş zamanla yazılamaz, şimdiki zamanda yazılmaktadır." Türkiye'nin dört Cumhurbaşkanı Filistin Cephesi'nde çarpıştı, ikisi İngilizlerin Mısır'daki esir kampında kaldı. Hepsi Kurtuluş Savaşı'nda on saflardaydı. Türkiye'nin üç Cumhurbaşkanı, zamanında Sovyetler Birliği olan Rusya'ya karşı İsrail ve Iran'la kurulan gizli istihbarat işbirliği anlaşmasında görev almıştı. Uygarlıkların ve savaşların beşiği Ortadoğu'da rüzgârların ve ittifakların ne kadar çabuk yön değiştirdiğini biliyorlardı. Nitekim Türkiye'nin NATO müttefiki ABD'nin bir başkanı, PKK liderinin yakalanıp hapsedilmesine yardımcı olurken, bir başkasının PKK'nın Suriye koluyla askeri işbirliğine gittiğine tanık olduk. Kitapta "Başka bir Suriye siyaseti mümkün müydü?" sorusuna yanıt ararken, Gazze faciasıyla dünyanın vicdanını kanatan İsrail-Filistin çatışmasını ya da Kürt milliyetçiliğini mercek altına alırken, bütün bunların bir asır önce yarım kalmış hesaplardan ayrı düşünülemeyeceğine tanık olacaksınız. Siyasal İslamcılığı uluslararası ilişkilerde kullanma fikrinin İngiliz icadı olmayıp onların başka bir müttefikimizden kopya çekip geliştirdiğine de... Düşünün ki “Ortadoğu" ifadesi bile bizlere, bölgemizin halklarına ait değil: Nerenin ortası, nereye göre doğu, değil mi? Kitapta bulacaksınız. Coğrafyamızda yüzlerce kez tekerrür eden tarih elbette geçmiş zamanla anlatılamaz, her gün haberlerde yazılmaya devam ediyor.
-
339
Peşin Hükümlüler Bölüm 4/4 Robert A. Burton
Bölüm 4/4 Peşin Hükümlüler Robert A. Burton Bir şeyi kesinlikle bildiğinizde bunu bilirsiniz, öyle değil mi? Gökyüzünün mavi olduğunu, trafik ışığının yeşile döndüğünü veya sabah kalktığınızda o günün çarşamba olduğunu "bilirsiniz''. Bunları bilirsiniz, çünkü bilirsiniz işte ... işte, nörolog Robert Burton bu kitapta, bildiğimiz şeyler hakkında düşünme biçimimize dair kavramlara meydan okuyor, bir şeyi bildiğimiz zaman sahip olduğumuz emin olma hissinin, kontrolümüzün ve bilgimizin ötesindeki kaynaklardan geldiğini ifade ediyor. Burton'a göre, emin olmak, gerçeğe dayalı bir kanıt olmaktan çok zihinsel bir duyumsamadır. Bu bilme hissi, bilginin teyidi gibi gözüktüğü için onu aklın bir ürünü gibi görmeye eğilim gösteririz . Fakat gitgide artan kanıtlar, emin olma gibi duyguların beynin ilkel alanlarından kaynaklandığını ve aktif, bilinçli düşünme ve mantık çerçevesinden bağımsız olduğunu gösterir. Bilme hissi kendiliğinden oluverir, onun oluvermesini sağlamak bizim elimizde değildir. Robert Burton, yeni ve ileri nörobilimi, deneysel verileri ve büyüleyici anekdotları bir araya toplayarak, düşüncelerimiz ile gerçekten bildiğimiz şeyler arasındaki tutarsız ve kimi zaman da mantıkla bağdaşmayan ilişkiyi keşfe çıkıyor. Peşin Hükümlüler, zihin, bilgi ve akıl hakkında bildiğiniz (ya da bildiğinizi sandığınız) şeylere meydan okuyor.
-
338
Peşin Hükümlüler Bölüm 3/4 Robert A. Burton
Bölüm 3/4 Peşin Hükümlüler Robert A. Burton Bir şeyi kesinlikle bildiğinizde bunu bilirsiniz, öyle değil mi? Gökyüzünün mavi olduğunu, trafik ışığının yeşile döndüğünü veya sabah kalktığınızda o günün çarşamba olduğunu "bilirsiniz''. Bunları bilirsiniz, çünkü bilirsiniz işte ... işte, nörolog Robert Burton bu kitapta, bildiğimiz şeyler hakkında düşünme biçimimize dair kavramlara meydan okuyor, bir şeyi bildiğimiz zaman sahip olduğumuz emin olma hissinin, kontrolümüzün ve bilgimizin ötesindeki kaynaklardan geldiğini ifade ediyor. Burton'a göre, emin olmak, gerçeğe dayalı bir kanıt olmaktan çok zihinsel bir duyumsamadır. Bu bilme hissi, bilginin teyidi gibi gözüktüğü için onu aklın bir ürünü gibi görmeye eğilim gösteririz . Fakat gitgide artan kanıtlar, emin olma gibi duyguların beynin ilkel alanlarından kaynaklandığını ve aktif, bilinçli düşünme ve mantık çerçevesinden bağımsız olduğunu gösterir. Bilme hissi kendiliğinden oluverir, onun oluvermesini sağlamak bizim elimizde değildir. Robert Burton, yeni ve ileri nörobilimi, deneysel verileri ve büyüleyici anekdotları bir araya toplayarak, düşüncelerimiz ile gerçekten bildiğimiz şeyler arasındaki tutarsız ve kimi zaman da mantıkla bağdaşmayan ilişkiyi keşfe çıkıyor. Peşin Hükümlüler, zihin, bilgi ve akıl hakkında bildiğiniz (ya da bildiğinizi sandığınız) şeylere meydan okuyor.
-
337
Peşin Hükümlüler Bölüm 2/4 Robert A. Burton
Bölüm 2/4 Peşin Hükümlüler Robert A. Burton Bir şeyi kesinlikle bildiğinizde bunu bilirsiniz, öyle değil mi? Gökyüzünün mavi olduğunu, trafik ışığının yeşile döndüğünü veya sabah kalktığınızda o günün çarşamba olduğunu "bilirsiniz''. Bunları bilirsiniz, çünkü bilirsiniz işte ... işte, nörolog Robert Burton bu kitapta, bildiğimiz şeyler hakkında düşünme biçimimize dair kavramlara meydan okuyor, bir şeyi bildiğimiz zaman sahip olduğumuz emin olma hissinin, kontrolümüzün ve bilgimizin ötesindeki kaynaklardan geldiğini ifade ediyor. Burton'a göre, emin olmak, gerçeğe dayalı bir kanıt olmaktan çok zihinsel bir duyumsamadır. Bu bilme hissi, bilginin teyidi gibi gözüktüğü için onu aklın bir ürünü gibi görmeye eğilim gösteririz . Fakat gitgide artan kanıtlar, emin olma gibi duyguların beynin ilkel alanlarından kaynaklandığını ve aktif, bilinçli düşünme ve mantık çerçevesinden bağımsız olduğunu gösterir. Bilme hissi kendiliğinden oluverir, onun oluvermesini sağlamak bizim elimizde değildir. Robert Burton, yeni ve ileri nörobilimi, deneysel verileri ve büyüleyici anekdotları bir araya toplayarak, düşüncelerimiz ile gerçekten bildiğimiz şeyler arasındaki tutarsız ve kimi zaman da mantıkla bağdaşmayan ilişkiyi keşfe çıkıyor. Peşin Hükümlüler, zihin, bilgi ve akıl hakkında bildiğiniz (ya da bildiğinizi sandığınız) şeylere meydan okuyor.
-
336
Peşin Hükümlüler Bölüm 1/4 Robert A. Burton
Bölüm 1/4 Peşin Hükümlüler Robert A. Burton Bir şeyi kesinlikle bildiğinizde bunu bilirsiniz, öyle değil mi? Gökyüzünün mavi olduğunu, trafik ışığının yeşile döndüğünü veya sabah kalktığınızda o günün çarşamba olduğunu "bilirsiniz''. Bunlarıbilirsiniz, çünkü bilirsiniz işte ... işte, nörolog Robert Burton bu kitapta, bildiğimiz şeyler hakkında düşünme biçimimize dair kavramlara meydan okuyor, bir şeyi bildiğimiz zaman sahip olduğumuz emin olma hissinin, kontrolümüzün ve bilgimizin ötesindeki kaynaklardan geldiğini ifade ediyor. Burton'a göre, emin olmak, gerçeğe dayalı bir kanıt olmaktan çok zihinsel bir duyumsamadır. Bu bilme hissi, bilginin teyidi gibi gözüktüğü için onu aklın bir ürünü gibi görmeye eğilim gösteririz . Fakat gitgide artan kanıtlar, emin olma gibi duyguların beynin ilkel alanlarından kaynaklandığını ve aktif, bilinçli düşünme ve mantıkçerçevesinden bağımsız olduğunu gösterir. Bilme hissi kendiliğinden oluverir, onun oluvermesini sağlamak bizim elimizde değildir. Robert Burton, yeni ve ileri nörobilimi, deneysel verileri ve büyüleyici anekdotları bir araya toplayarak, düşüncelerimiz ile gerçekten bildiğimiz şeyler arasındaki tutarsız ve kimi zaman da mantıkla bağdaşmayan ilişkiyi keşfe çıkıyor. Peşin Hükümlüler, zihin, bilgi ve akıl hakkında bildiğiniz (ya da bildiğinizi sandığınız) şeylere meydan okuyor.
-
335
HİZBULLAH HAKKINDAKİ GERÇEKLERİ BİLİYOR MUSUNUZ ? ALİ ES - SADIK
HİZBULLAH HAKKINDAKİ GERÇEKLERİ BİLİYOR MUSUNUZ ? ALİ ES - SADIK "Hizbullah" adlı örgütün kökenlerini, ideolojisini ve faaliyetlerini eleştirel bir bakış açısıyla inceleyen bir dokümandan alıntılardır. Özellikle Hizbullah'ın İran ile olan yakın ilişkisine, Şiilik inancının yorumlarına ve Lübnan, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Kuveyt'teki faaliyetlerine odaklanmaktadır. Doküman, Hizbullah'ın ilan ettiği hedeflerin arkasındaki gizli amaçları ortaya koymayı ve örgütün eylemlerinin İslami değerlerle bağdaşmadığını savunmayı amaçlar. Alıntılar, tarihsel olaylara, tanıklık bildirimlerine ve dini metinlere dayanarak iddialarını desteklemektedir. Genel olarak, metin Hizbullah'ı İran destekli, Şiî bir hareket olarak tanımlayarak, bu hareketin gerçek niyetlerini ve İslam dünyasına yönelik tehditlerini vurgulamaktadır. GİRİŞ Bu bölümde, yazar eserin amacını, Hizbullah'ın gerçek yüzünü ortaya koymak ve İslam ümmeti içerisinde fitneye sebep olmasını engellemek olarak açıklıyor. Yazar ayrıca İsrail'in İslam ümmeti için bir tehdit olduğunu kabul ediyor, ancak Siyonistlere karşı koymanın, Ehl-i Sünnet'e düşmanlık besleyen bir grup tarafından yapılamayacağını savunuyor. Bu bölümde, Hizbullah'ın kuruluşuna zemin hazırlayan siyasi ve dini ortam detaylı bir şekilde ele alınıyor. Hizbullah'ın, Lübnan'daki Şii topluluğunun siyasi çıkarlarını savunmak ve İslam ümmeti içerisinde tehlikeli bir rol oynamak üzere kurulduğu vurgulanıyor. Hizbullah'ın, İran'dan aldığı direktiflerle hareket eden bir parti olduğu ve İran devriminin hedeflerini Lübnan'a ve İslam dünyasına yaymayı amaçladığı belirtiliyor. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın Ehl-i Sünnet'e karşı düşmanlık besleyen bir Şii olduğu vurgulanıyor. Bu bölümde, Hizbullah'ın bağlı olduğu On İki İmam Şiasının inançları detaylı bir şekilde inceleniyor. İmamlar hakkında aşırılık, sahabiler ve müminlerin anneleri hakkındaki inançları, Kur'an'da tahrif olduğu inancı, velayet-i fakih inancı ve diğer Şii inançları ele alınıyor. Hizbullah'ın ilan edilmiş ve edilmemiş hedefleri ele alınıyor. İlan edilmiş hedeflerin Filistin davasını savunmak ve İsrail'e karşı koymak olduğu belirtiliyor. Ancak asıl hedeflerin, Lübnan'da Şii yayılmacılığı, İran'ın çıkarlarını korumak ve bölgede Şiiliği hakim kılmak olduğu vurgulanıyor. Bu bölümde, Hizbullah'ın dünya genelindeki kollarından ve faaliyetlerinden bahsediliyor. Suudi Hizbullahı, Irak Hizbullahı, Yemen Hizbullahı ve diğer kolların, İran'ın bölgesel yayılmacılık politikalarını desteklemek üzere kurulduğu vurgulanıyor. Humeyni'nin hayatı, fikirleri ve inançları detaylı bir şekilde ele alınıyor. Humeyni'nin sapık inançlara sahip olduğu, Allah'a ve İslam'a aykırı görüşler savunduğu iddia ediliyor. Yazar, Humeyni'nin vahdet-i vücut fikrini benimsediğini, Allah'ın kaderine itiraz ettiğini ve Ehl-i Sünnet'e düşmanlık beslediğini örneklerle açıklıyor. Hizbullah'ın İran'dan aldığı siyasi, mali ve askeri desteklere değiniliyor. Hizbullah'ın, İran'ın bölgedeki çıkarlarını korumak için kullanılan bir araç olduğu vurgulanıyor. Hizbullah'ın Irak savaşındaki rolü ve İran'la işbirliği yaptığı iddiaları ele alınıyor. Hizbullah'ın, Irak'taki Şiilerin Sünnilere karşı yürüttüğü mezhep savaşına destek verdiği ve Sünni direnişini bastırmaya çalıştığı vurgulanıyor. Hizbullah'ın konuşmalarında ve eylemlerinde takiyye yaptığı iddiaları inceleniyor. Şii inancına göre takiyyenin caiz olduğu ve Hizbullah'ın gerçek niyetlerini gizlemek için bu yönteme başvurduğu savunuluyor. Hizbullah'ın gerçekte Allah yolunda cihad etmediği, eylemlerinin siyasi ve mezhepsel çıkarlara dayandığı iddia ediliyor. Hizbullah'ın Filistin davasını samimi bir şekilde savunmadığı ve İsrail'le gizli anlaşmalar yaptığı öne sürülüyor.
-
334
Korsan Tercüme Savaşın Sonu: İnsanlık Şiddetini Aşabilir mi? John Hogan
Korsan Tercüme Savaşın Sonu: İnsanlık Şiddetini Aşabilir mi? John Hogan I. Barışa Doğru Irak'ın Hayaleti: Yazar, savaşın kalıcı izlerini hem Irak'ta hem de kendi kasabasında deneyimleyerek barış umudunun kırılganlığını vurguluyor. Anketlerim: Yazar, savaşın sona ereceğine dair yaygın inançsızlığı ortaya koyan gayri resmi anketlerinin sonuçlarını paylaşıyor ve bu karamsarlığın özellikle gençler arasında yaygın olduğunu gözlemliyor. Savaşın Evrimi: Savaşın karmaşık ve çok yönlü doğasını kabul eden yazar, biyolojik, kültürel ve politik faktörler arasındaki etkileşimi ele alıyor. Yanlış Bile Değil: Yazar, bu kitapta şempanze saldırılarından devlet destekli soykırıma kadar her türlü ölümcül grup şiddetini kapsayan geniş bir savaş tanımı kullandığını belirtiyor. Savaşın İyileşmesine Karşı Kanseri İyileştirmek: Yazar, kanseri iyileştirme çabalarını savaşla karşılaştırarak, ilerlemenin her zaman mümkün olduğunu ve çabalarımızın boşa gitmediğini savunuyor. İyimser Kalmak: Yazar, New York şehrinin çeşitliliği ve barışçıl birlikte yaşama örneğini kullanarak, farklılıklara rağmen uyum içinde yaşamanın mümkün olduğunu gösteriyor. Bilim: Çözüm mü, Sorun mu?: Yazar, bilimin savaşın sona ermesi yolunda hem bir engel hem de bir araç olarak ikili rolünü ele alıyor. II. Savaş İçin Biyolojik Bir Temel Var mı? Şiddetli Şempanzeler: Yazar, insanların en yakın akrabaları olan şempanzelerin sergilediği ölümcül grup şiddeti kanıtlarını inceliyor, bu bulguların insan savaşının biyolojik temellere sahip olduğu fikrini desteklemek için nasıl kullanıldığını araştırıyor. Barışçıl Bonobolar: Yazar, şempanzelerin yakın akrabaları olan ancak şiddetten uzak duran ve bunun yerine çatışmaları çözmek için seks kullanan bonoboların barışçıl doğasını inceliyor. Şiddetli Yanomamö: Yazar, antropolog Napoleon Chagnon'un Yanomamö ile ilgili çalışmalarına odaklanarak, kabile savaşının ve şiddetinin erkekler arasında üreme başarısını nasıl artırabileceğini araştırıyor. Yanomamö Tipik miydi?: Yazar, Yanomamö'nün şiddet seviyelerinin devlet öncesi toplumlar arasında ne kadar tipik olduğunu ele alarak, arkeolojik kanıtları ve diğer kabile toplumlarının etnografik çalışmalarını inceliyor. Savaş Sevgisi: Yazar, bazı erkeklerin savaştan neden zevk aldığını araştırarak, savaşın getirdiği tehlike, dostluk ve yoğun duyguların çekiciliğini ele alıyor. Çoğu Asker Aslında Öldürmek Hakkında Ne Hissediyor: Yazar, savaş gazileri üzerine yapılan araştırmaları inceleyerek, askerlerin çoğunun öldürmeyi travmatik bulduğunu ve savaşa katılmaya isteksiz olduklarını ortaya koyuyor. Psikopatlar ve Kötü Elmalar: Yazar, psikopatinin ve diğer kişilik bozukluklarının savaş ve şiddette oynadığı rolü araştırıyor ve bu koşulların kalıtsal olup olmadığı ve savaşçı davranışları ne ölçüde açıklayabileceği sorularını ele alıyor. Savaş Geni? Yazar, karmaşık davranışlar için genetik temeller aramanın zorluklarını ele alıyor ve savaşçı davranışlar için belirli bir genin var olduğuna dair iddialara şüpheyle yaklaşıyor. Peki Ya Beyin Çipleri, Güçlendirilmiş Kadınlar veya Diğer Biyo-Çözümler?: Yazar, saldırganlığı azaltmayı veya ortadan kaldırmayı amaçlayan bir dizi biyolojik müdahaleyi değerlendiriyor, beyin implantlarından seçici üremeye ve ilaçlara kadar değişen yaklaşımların etik ve pratik sonuçlarını ele alıyor. III. Savaştan Vazgeçmek Kıtlık, Açgözlülük ve Korku: Yazar, kaynak kıtlığının ve rekabetin savaşta oynadığı rolü araştırıyor ve bu faktörlerin her zaman çatışmaya yol açmadığını savunuyor, korku ve algının önemini vurguluyor. Savaşın Kısıtlanması Teorisi: Yazar, antropolog Robert Carneiro'nun savaşın devlet öncesi toplumlarda nasıl ortaya çıktığına dair teorisini ele alarak, nüfus artışı, kaynak kıtlığı ve sınırlı tarım arazisinin rolünü inceliyor. Sanayi Devrimi'nin Artıları ve Eksileri: Yazar, Sanayi Devrimi'nin insan yaşam standartları üzerindeki etkilerini ve bu ekonomik dönüşümün savaşı nasıl etkilediğini inceliyor.
-
333
Korsan Tercüme Ortadoğu'daki Dini Azınlıkların Geleceği John Eibner
Korsaan Tercüme Ortadoğu'daki Dini Azınlıkların Geleceği John Eibner 1 Dini Temizliğin Anatomisi: Osmanlı İmparatorluğu'nda Gayrimüslimler (1914-1918): (Boston, 22 Ekim 2014) Taner Akçam'ın 2 Artık Zimmiler Yok: Ortadoğu'da Hıristiyanların Travması: (Bern, 7 Mart 2012) Daniel Borular 3 Suriye, "Arap Baharı" ve Hıristiyanların ve Diğer Dini Azınlıkların Geleceği: (Zürih, 12 Haziran 2012) Habib Malik 4 Mısır'da İslamcı Çoğunlukçu Demokrasi: Dini Azınlıklar için anlamı: (Zürih, 28 Kasım 2012) Mariz Tadros 5 "Arap Baharı" ve Sonrası: Müslüman-Hıristiyan İlişkilerine Etkileri: (Zürih, 30 Mayıs 2013) Mikail Nazır-Ali 6 Ortadoğu'da Soykırımın Önlenmesi: Türkiye Deneyiminin Süregelen Önemi ve Birleşmiş Milletler içindeki Önyargı Sorunu (Zürih, 2 Mayıs 2013) Hannibal Travis 7 Şeriat Devletindeki ”Arap Baharı" ve Dini Azınlıklar Üzerine Açıklamalar: (Zürih, 19 Kasım 2013) Bassam Tibi 8 Arap Ayaklanmalarının Azim Üzerindeki Etkisi: Bugün Ortadoğu'da Gayrimüslimler: (Cenevre, 20 Mart 2014) Bat Ye'or 9 İD Halifeliği ve Batı'nın Suriye ve Irak'taki Savaşları: Ortadoğu'da Dini Çoğulculuğa Bir Meydan Okuma: (Zürih, 8 Ekim 2014) Patrick Cockburn 10 Ortadoğu'da Dini Çoğulculuk: Uluslararası Topluma Bir Meydan Okuma: (Boston, 25 Mart 2015) Amine Gemayel 11 Ermeni Soykırımının Yüzüncü Yılında Türkiye'nin Dini Azınlıklara Yönelik Politikasını Yeniden Gözden Geçirmek: (Zürih, 1 Nisan 2015) Cengiz Aktar 12 Suudi Arabistan'ın Ortadoğu'daki Bölgesel Müdahaleleri: Yerel Toplumlar için Sonuçlar: (Zürih, 27 Ekim 2015) Madawi El-Raşid 13 Dini Çoğulculuk Suriye ve Ötesindeki Mezhep Savaşından Kurtulabilir mi?: (Zürih, 14 Mart 2016) Fabrice Balanche 14 Ortadoğu'da IŞİD, Hıristiyanlar ve Ulusal Kimlik: (Boston, 7 Nisan 2016) Joshua Landis 15 Bugünün Orta Doğusundaki Hıristiyanlara Yapılan Zulüm: (Zürih, 4 Mayıs 2016) Daniel Williams 16 Devrim Sonrası Mısır'da Sosyal Çoğulculuğun Zorlukları: (Zürih, 14 Haziran 2016) Mariz Tadros 17 Saddam Hüseyin, Irak Özgürlüğü Operasyonu ve İslam Devleti: Dini Çoğulculuk Saldırıdan Kurtulabilir mi? (Zürih, 25 Ekim 2016) William Warda 18 Lübnanlı Hıristiyanlar: Kaosun Ortasında Hayatta Kalmak: (Boston, 9 Kasım 2016) Marius Deeb 19 Çağdaş Suriye'de Sosyal Çoğulculuk, Dini Temizlik ve "Melez Savaş": (Pembroke, Oxford, 22 Kasım 2016) John Eibner 20 Kutsal Topraklarındai Hıristiyan-Göçü, Parçalanma ve İdeolojik Nekrofili: (Zürih, 22 Mayıs 2017) Franck Salameh
-
332
Korsan Tercüme Çocuklar ve Terörizm John Horgan ve Mia Bloom
Korsan Tercüme Çocuklar ve Terörizm: Çocuk Askerler ve Terörist Gruplarda Kullanılan Çocuklar John Horgan ve Mia Bloom Bölüm 1: Giriş Bu bölüm, çocuk askerler ve terörist gruplar tarafından kullanılan çocuklar arasındaki benzerlik ve farklılıkları genel hatlarıyla ele almaktadır. Çocuk askerliğinin uluslararası hukuktaki mevcut tanımı tartışılır ve terörizm bağlamında çocukların karşılaştığı eşsiz zorluklar vurgulanır. Bu bölüm, çocuk askerleri, zorla ve gönüllü olarak terörist gruplara dahil olan çocuklarla karşılaştırmaktadır. İşe alım süreçleri, ebeveynlerin rolü, eğitimin sapkınlığı, uyuşturucu kullanımı ve toplum desteği gibi konular detaylı olarak incelenir. Bu bölüm, çocukların terörist gruplara nasıl sosyalleştirildiğini anlamak için çok aşamalı bir model sunmaktadır. Baştan çıkarma, okullaşma, seçim, boyun eğdirme, uzmanlaşma ve görevlendirme olmak üzere altı aşama detaylı olarak ele alınır. Bu bölüm ayrıca, İD'in çocukları nasıl yetiştirdiği ve eğittiği konusunda derinlemesine bir analiz sunmaktadır. Bu bölüm, çocukların terörist şiddete nasıl karıştığını araştırır. Zorlamadan ikna ve topluluk baskısına kadar çeşitli katılım yolları incelenir. Bu bölüm ayrıca, teröristlerin ve çocuk istismarcılarının, gençleri hedef almak için kullandıkları benzer taktikleri vurgulayarak, terörist işe alım ile çocuk istismarı arasındaki paralellikleri araştırmaktadır. Bu bölüm, terörist örgütlerin toplumlarında şehitlik kültürlerini nasıl inşa ettiklerini ve bu kültürlerin gençleri nasıl etkilediğini araştırmaktadır. Şöhret, onur ve dini inançlar gibi faktörlerin çocukların terörizme katılımında nasıl rol oynadığı tartışılır. Bu bölüm, çocukların terörist gruplara alınmasının ardındaki ekonomik faktörleri ele almaktadır. Yoksulluk, eğitim eksikliği ve ekonomik fırsatların olmaması gibi faktörlerin çocukları işe alıma karşı nasıl savunmasız hale getirdiği incelenir. Bu bölüm, çocukların terörist gruplarda nasıl işlev gördüğünü ve farklı rollere nasıl atandıklarını analiz eder. Bölüm ayrıca, çocukların terörist faaliyetler yoluyla nasıl öğrendiklerini ve bu öğrenmenin katılımlarını nasıl şekillendirdiğini araştırır. Bu bölüm, çocukların terörizmden kaynaklanan travmanın psikolojik etkilerini ele almaktadır. TSSB, depresyon ve anksiyete gibi sorunlar tartışılır ve çocukların şiddet içeren deneyimlerle nasıl başa çıktıkları incelenir. Bu bölüm, eski çocuk askerler ve terörist gruplarla ilişkili çocuklar için rehabilitasyon ve yeniden entegrasyon programlarını ele almaktadır. Bu programların karşı karşıya kaldığı zorluklar, başarı hikayeleri ve gelecekteki araştırmalar ve politika geliştirme için tavsiyeler sunulmaktadır. Bu bölüm, kitabın ana bulgularını özetlemekte ve çocukların terörizme katılımının önlenmesi ve bu gruplarla ilişkili çocukların rehabilitasyonu için önerilerde bulunmaktadır. Kitap, gelecekteki araştırmalar için alanları belirleyerek ve çocukların terörizmden korunması ve refahının teşvik edilmesinin önemini vurgulayarak sona ermektedir. Bölüm 2: Çocuk Askerlere Karşı Terörist Gruplardaki Çocuklar Bölüm 3: Çocukların Terörizme Sosyalleşmesi Bölüm 4: Katılım Yolları Bölüm 5: Bir Şehitlik Kültürünün İnşası Bölüm 6: İşe Alımın Ekonomisi Bölüm 7: Çocukların Terörizme Katılımını Anlamak Bölüm 8: Çocukların Terörist Şiddete Maruz Kalma ve Katılımının Etkileri Bölüm 9: Rehabilitasyon ve Yeniden Entegrasyon Bölüm 10: Sonuç
-
331
Korsan Tercüme Terörizm Psikolojisi John Horgan
Korsan Tercüme Terörizm Psikolojisi John Horgan Terörizm olgusuna ve çalışmanın amacına genel bir bakış sunar. Batı perspektifinden terörist grupların anlaşılmasının zorluklarına değinir. Medya ve Terörizm: Terörizmin medyada kapsamlı bir şekilde yer almasının ve bunun konunun algılanışını nasıl etkilediğinin analizi. Terörizmin tarihsel evrimi ve medyanın rolü. Tanım Tartışmaları: Terörizmin tanımlanmasının zorluklarını ve akademik ve siyasi çevrelerdeki farklı bakış açılarını ele alır. Ortak tanımlardaki eksikliklerin ve terörizm kavramının öznel kullanımının analizi. Terörizmin İçsel Özellikleri: Terörist şiddetin siyasi hedeflere ulaşmak için bir araç olarak kullanımı. Teröristler ve kurbanları arasındaki ilişki. Terörist şiddeti diğer şiddet türlerinden ayıran özellikler. Savaş ve Terörizm: Terörizmin savaştan ayırt edilmesi, iki olgunun benzerlikleri ve farklılıkları. Asimetrik savaş ve terörizm ilişkisi. Terörizm Tanımlarının Çok Katmanlılığı: Terörizmin tanımlanmasında akademik, hükümet ve kamusal söylem alanlarının etkisi. Teröristlerin bakış açısı ve terörizm kavramını reddetmeleri. Yöntemlere Odaklanma: Terörizmin tanımlanmasında kullanılan yöntemlere odaklanmanın önemi ve etiketleme sorunundan kaçınma. Terörizmi savaş suçlarının barış zamanı eşdeğeri olarak tanımlama. *Terörizmi Anlamak* Tanım Sorununun Ötesinde: Terörizmin anlaşılmasında tanım sorununun ötesine geçme ihtiyacı. Olayların dramatik yönüne odaklanmanın ötesine geçme çağrısı.Bilgi ve Anlayış: Terörizm hakkındaki bilgi bolluğu ile gerçek anlayış eksikliği arasındaki paradoks. Teröristlerin bilgiyi manipüle etmesi ve gerçeklikle kurguyu birbirinden ayırmanın zorluğu.Terörist İletişimini Dinlemek: Terörist iletişimini dinlemenin ve analiz etmenin önemi. Motivasyonları ve amaçlarını anlamak için terörist söylemini inceleme. Araştırma Zorlukları: Terörist örgütler ve bireylerle araştırma yapmanın zorlukları. Gizlilik, güvenlik endişeleri ve erişim engelleri. Teröristlerle Görüşmeler: Teröristlerle görüşme yapmanın etik ve metodolojik hususları. Görüşmelere erişim sağlama yöntemleri ve dikkat edilmesi gerekenler. Psikolojik Açıklamalar: Terörizmi açıklamak için kullanılan psikolojik teorilere eleştirel bir bakış. Teröristlerin psikolojik olarak anormal olduğu varsayımının sorgulanması. Psikopati ve Terörizm: Psikopatinin terörist davranışla olası bağlantısı. Psikopatik özelliklerin analizi ve terörizmle olan ilişkisi. Hayal Kırıklığı-Saldırganlık Hipotezi: Hayal kırıklığı-saldırganlık hipotezinin terörizme uygulanmasının sınırlamaları. Alternatif açıklamalara duyulan ihtiyaç. Narsisizm ve Terörizm: Narsisizmin ve narsisizm-saldırganlık teorisinin terörist davranışları anlamada rolünün analizi. Sonuçlar ve Terörle Mücadeleye Yönelik Öneriler Terörist Profili Efsanesi: "Terörist profil" fikrinin reddi ve bireysel özelliklere odaklanmanın sınırlamaları. Terörizmin karmaşıklığı ve çok faktörlü doğası. Şiddetin Araçsal Değeri: Terörist gruplar için şiddetin araçsal değeri. Şiddetin rasyonel bir araç olarak kullanımı ve bağlamsal faktörlerin rolü. Terörle Mücadele Politikaları: Terörle mücadele politikalarının etkinliğine eleştirel bir bakış. Yanlış varsayımların ve ters tepkilerin analizi. Önleme ve Müdahale: Terörist gruplara katılımı önlemek ve müdahale etmek için öneriler. Sosyal programlar, eğitim ve topluluk katılımı. Araştırma ve Politika Entegrasyonu: Terörizm araştırmaları ile politika oluşturma arasında daha güçlü bir bağlantı kurma ihtiyacı. Kanıta dayalı politikalar ve işbirlikçi yaklaşımlar. Son Düşünceler: Terörizmi anlama ve ele alma konusunda sürekli bir çaba çağrısı. Psikolojik araştırmaların, etkili terörle mücadele stratejilerinin geliştirilmesindeki rolü.
-
330
Korsan Tercüme 3/3 Angela Merkel: ÖZGÜRLÜK - Bir Yaşamın Hatıraları
Bölüm 3 Korsan Tercüme 3/3 Angela Merkel: ÖZGÜRLÜK - Bir Yaşamın Hatıraları Doğu Almanya'da Bir Çocukluk (1954-1973) Ailesi ve erken çocukluğu, babasının bir papaz olarak atanması nedeniyle Hamburg'dan Doğu Almanya'ya taşınmaları ve yeni yaşamlarına uyum sağlamaları anlatılıyor. Doğu Almanya'nın ateist devleti ve bir papaz ailesi olmanın zorluklarına değiniliyor. Annesinin öğretmenlik yapmasına izin verilmemesi ve ailenin günlük yaşamına etkisi anlatılıyor. Merkel'in çocukluğunun çoğunu geçirdiği kırsal alan olan Templin'deki Waldhof malikanesindeki hayatını anlatıyor. Doğa ile iç içe bir yaşam sürme deneyimleri, bahçıvan Bay Lachmann ile olan arkadaşlığı ve basit kırsal yaşamın keyifleri vurgulanıyor. Duvarın İnşası ve Ailesinin Bölünmesi (1961) Berlin Duvarı'nın inşasının aile üzerindeki etkisine ve Batı Almanya'daki akrabalarıyla olan bağlarının kopmasına odaklanılıyor. Duvarın iki Almanya arasında yarattığı derin ayrım ve ailelerin yaşadığı zorluklar anlatılıyor. Sınırda yaşanan bir anekdot ve Batı Almanya'ya yapılan son seyahatin anıları paylaşılıyor. Eğitim ve Doğu Almanya Toplumuna Uyum Templin'deki okul yıllarına, Doğu Alman eğitim sistemine ve komünist ideolojiyle yüzleşmesine değiniliyor. Sınıf arkadaşıyla "Pfarrer" (papaz) kelimesini nasıl değiştirecekleri konusundaki diyalog, sistemin baskısını gösteriyor. Öncü Örgütü ve Özgür Alman Gençliği (FDJ) üyeliğine, bir papazın kızı olarak karşılaştığı zorluklara ve ideolojik çatışmalara odaklanılıyor. Babasının sol görüşlü bir papaz olması ve bu durumun Merkel'in üzerinde yarattığı etki anlatılıyor. Okulda yaşadığı akademik başarılar, spordaki zorluklar ve bunlarla başa çıkma şekilleri anlatılıyor. Üç metrelik tahtadan atlama deneyimi, korkularıyla nasıl mücadele ettiğini gösteriyor. Rus Dili ve Doğu Almanya'daki Gençlik Yaşamı Rus diline olan ilgisi ve bu alandaki başarılarına, Rusça Olimpiyatlarına katılımı ve Moskova'ya yaptığı geziye değiniliyor. Öğrencilik yıllarında yaptığı yaz işleri ve Doğu Alman ekonomisinin işleyişine dair gözlemlerini paylaşıyor. Yaban mersini toplama deneyimi, sistemin çelişkilerini ortaya koyuyor. Batı Almanya'daki kuzenlerinin yaşamlarıyla kendi yaşamını karşılaştırması ve iki Almanya arasındaki farklılıklar vurgulanıyor. İdeolojik Çatışmalar ve Muhalefet Okulda kültürel bir programda yaptığı cesur bir çıkışın sonuçlarına ve sistemin katılığına değiniliyor. Öğretmenlerin sessizliği ve arkadaşlarının tepkileri, sistemin baskısını gösteriyor. Leipzig Üniversitesi'ndeki fizik eğitimine, Marksizm–Leninizm derslerine karşı tavrına ve sisteme uyum sağlama konusundaki isteksizliğine odaklanılıyor. Marksizm–Leninizm dersinden atılma anısı, sistemle olan çatışmasını vurgulanıyor. Doğu Almanya'daki toplumsal yaşam, Stasi'nin gözetimi ve sürekli birinin izlediği hissi anlatılıyor. Bilim İnsanından Politikacıya Geçiş (1973-1990) Bilimsel Kariyer ve Kişisel Gelişim Doğu Almanya Bilimler Akademisi'ndeki bilimsel kariyerine, yaptığı araştırmalara ve karşılaştığı zorluklara değiniliyor. Daire yenileme sürecinde devlet bürokrasisiyle yaşadığı deneyim, sistemin işleyişine dair bir örnek sunuyor. İlk evliliğinin sona ermesi ve yeni bir başlangıç yapma kararı anlatılıyor. Berlin'de yeni bir daire bulma arayışları, Doğu Almanya'da konut bulmanın zorluklarını ve sistemin vatandaşlar üzerindeki kontrolünü vurgulanıyor. Bilimler Akademisi'ndeki çalışmalarına, iş arkadaşlarıyla olan ilişkilerine ve Doğu Almanya dışında seyahat etme olanaklarına değiniliyor. Kırsal Kesime Dönüş ve Toplumsal Değişimin İlk İşaretleri Doğu Almanya'da özel mülkiyet edinmenin zorluklarını ve eski bir çiftlik evi satın alma deneyimlerini anlatılıyor. Berlin Duvarı'nın yıkılmasından önce Doğu Almanya'daki toplumsal değişimin işaretlerine ve Batı Almanya'ya ilk seyahat iznini alma deneyimine odaklanılıyor. Batı Almanya'ya yaptığı seyahat, iki Almanya arasındaki yaşam standartlarındaki farklılıkları ve Merkel'in kendi ülkesine dair bakış açısını değiştiriyor.
-
329
Korsan Tercüme 2/3 Angela Merkel: ÖZGÜRLÜK - Bir Yaşamın Hatıraları
Bölüm 2 Korsan Tercüme 2/3 Angela Merkel: ÖZGÜRLÜK - Bir Yaşamın Hatıraları Doğu Almanya'da Bir Çocukluk (1954-1973) A. Aile Hayatı ve Kökenleri Ailesi ve erken çocukluğu, babasının bir papaz olarak atanması nedeniyle Hamburg'dan Doğu Almanya'ya taşınmaları ve yeni yaşamlarına uyum sağlamaları anlatılıyor. Doğu Almanya'nın ateist devleti ve bir papaz ailesi olmanın zorluklarına değiniliyor. Annesinin öğretmenlik yapmasına izin verilmemesi ve ailenin günlük yaşamına etkisi anlatılıyor. Merkel'in çocukluğunun çoğunu geçirdiği kırsal alan olan Templin'deki Waldhof malikanesindeki hayatını anlatıyor. Doğa ile iç içe bir yaşam sürme deneyimleri, bahçıvan Bay Lachmann ile olan arkadaşlığı ve basit kırsal yaşamın keyifleri vurgulanıyor. B. Duvarın İnşası ve Ailesinin Bölünmesi (1961) Berlin Duvarı'nın inşasının aile üzerindeki etkisine ve Batı Almanya'daki akrabalarıyla olan bağlarının kopmasına odaklanılıyor. Duvarın iki Almanya arasında yarattığı derin ayrım ve ailelerin yaşadığı zorluklar anlatılıyor. Sınırda yaşanan bir anekdot ve Batı Almanya'ya yapılan son seyahatin anıları paylaşılıyor. Eğitim ve Doğu Almanya Toplumuna Uyum Templin'deki okul yıllarına, Doğu Alman eğitim sistemine ve komünist ideolojiyle yüzleşmesine değiniliyor. Sınıf arkadaşıyla "Pfarrer" (papaz) kelimesini nasıl değiştirecekleri konusundaki diyalog, sistemin baskısını gösteriyor. Öncü Örgütü ve Özgür Alman Gençliği (FDJ) üyeliğine, bir papazın kızı olarak karşılaştığı zorluklara ve ideolojik çatışmalara odaklanılıyor. Babasının sol görüşlü bir papaz olması ve bu durumun Merkel'in üzerinde yarattığı etki anlatılıyor. Okulda yaşadığı akademik başarılar, spordaki zorluklar ve bunlarla başa çıkma şekilleri anlatılıyor. Üç metrelik tahtadan atlama deneyimi, korkularıyla nasıl mücadele ettiğini gösteriyor. Rus Dili ve Doğu Almanya'daki Gençlik Yaşamı Rus diline olan ilgisi ve bu alandaki başarılarına, Rusça Olimpiyatlarına katılımı ve Moskova'ya yaptığı geziye değiniliyor. Öğrencilik yıllarında yaptığı yaz işleri ve Doğu Alman ekonomisinin işleyişine dair gözlemlerini paylaşıyor. Yaban mersini toplama deneyimi, sistemin çelişkilerini ortaya koyuyor. Batı Almanya'daki kuzenlerinin yaşamlarıyla kendi yaşamını karşılaştırması ve iki Almanya arasındaki farklılıklar vurgulanıyor. İdeolojik Çatışmalar ve Muhalefet Okulda kültürel bir programda yaptığı cesur bir çıkışın sonuçlarına ve sistemin katılığına değiniliyor. Öğretmenlerin sessizliği ve arkadaşlarının tepkileri, sistemin baskısını gösteriyor. Leipzig Üniversitesi'ndeki fizik eğitimine, Marksizm–Leninizm derslerine karşı tavrına ve sisteme uyum sağlama konusundaki isteksizliğine odaklanılıyor. Marksizm–Leninizm dersinden atılma anısı, sistemle olan çatışmasını vurgulanıyor. Doğu Almanya'daki toplumsal yaşam, Stasi'nin gözetimi ve sürekli birinin izlediği hissi anlatılıyor. Bilim İnsanından Politikacıya Geçiş (1973-1990) Bilimsel Kariyer ve Kişisel Gelişim Doğu Almanya Bilimler Akademisi'ndeki bilimsel kariyerine, yaptığı araştırmalara ve karşılaştığı zorluklara değiniliyor. Daire yenileme sürecinde devlet bürokrasisiyle yaşadığı deneyim, sistemin işleyişine dair bir örnek sunuyor. İlk evliliğinin sona ermesi ve yeni bir başlangıç yapma kararı anlatılıyor. Berlin'de yeni bir daire bulma arayışları, Doğu Almanya'da konut bulmanın zorluklarını ve sistemin vatandaşlar üzerindeki kontrolünü vurgulanıyor. Düşünceler ve Yansımalar Siyasi kariyeri boyunca edindiği deneyimler, karşılaştığı zorluklar, aldığı kararlar ve bunların ardındaki düşünce sürecini anlatıyor. Almanya ve dünyanın karşı karşıya olduğu temel sorunlar, geleceğe dair öngörüleri ve tavsiyeleri paylaşılıyor. Liderlik anlayışı, karar alma süreçleri, başarıları ve başarısızlıkları hakkındaki düşüncelerini açıklıyor.
No matches for "" in this podcast's transcripts.
No topics indexed yet for this podcast.
Loading reviews...
ABOUT THIS SHOW
Öğrenmeyi öğrenmek, tam öğrenme kavramının temeli ve eleştirel düşüncenin sonucudur. Bilgiye nasıl erişileceği, nasıl işlenip uygulamayla uzun dönem hafızamıza işleme hedefini öğretir. Bu denli önemli olan 'öğrenmeyi öğrenme' kavramının amacı insan olmaktır. R-Kompleksinin dominant olduğu toplumun, kolektif hafızasını şekillendiren konformizm, bilişsel çarpıtma, yanılsama, akıl tutulması ve de inkarcılıkla bireyin yoksunluk çektiği özgüven/özdeğersizliği kolektif kimlikle tamamlar. Bilgi ve Bilgelik ile bu yozlaşmanın önüne geçebiliriz. Buradaki kitapları satın alıp ayrıca okumalısınız.
HOSTED BY
Tarkan Bulan - Öğrenmeyi Öğrenmek
CATEGORIES
Loading similar podcasts...